İngiltere Büyücedünyası > Diagon Yolu

Need for Speed: Diagon Yolu

<< < (6/8) > >>

Kati ve Dakik Kahin D. Çatlak:
İşte ben buna yarış derim dosdlarım! İşte buna yarış derim! Öncelikle şunu söyleyeyim bu çocuklar ellerindeki mürver asaya zaman zaman elden düşme muamelesi yapsalar da hiç fena gitmediler. Şimdiye kadar...
Fikir değiştirdim dosdlarım, öncelikle bu bu altın sarısı saçlara sahip civan gibi delikanlıhiç de benim gibi uçmuyor. O tabelaların altını üstüne getirebilirdi ama o ne yaptı? Reducio mu? Cidden mi? Hiç cesaret yok genç adam. Hufflepuff çıksa şaşmam! Ya da şu hesapçı Slytherin'lerden. Ama bir Gryffindor cesareti olmadığı kesin sende. İlk tabelayı atlattın, belli ki ikinci büyün de tuttu ama tutması hiç mi hiç işine yaramadı. Spongify'ladığı tabelaya bodoslama daldı. Üfff bu acıtmış olmalı çünkü büyünün etkisiyle şimdi zıplak bir hale gelen tabelaya giren süpürgesi geriye doğru uçurdu bu genci. O kadar hızlı gidiyordu ve o kadar doğrudan girdi ki tabelaya geriye uçuşu da bir o kadar kuvvetli oldu. Hemen gerisinde yer alan gözlüklüye, hatta ve hatta onun gerisinde yer alan akıllı kızcağızıma çarpıverdi. Bu çarpmanın da etkisiyle süpürgesinde bir şeyler çatırdadı, bir çarpışmaya arka kısmı tamamen gider gibi.
Bir gülüş kaçtı ki ağzımdan görmeye görün dosdlarım! Gözlüklü de hiç Gryffindorca olmayan bir taktikle sağı tutturmuş gidiyordu. Ama ne oldu? Hemen önündeki yağız delikanlı uçunca üzerine duvara uçuverdi. Birkaç kez duvarda seke seke ilerledi. Bir çat sesi geldi ama kolundan, sanırım yarıştan sonra şifacıya görünse iyi olur. Çatlamış da olabilir gerçi ama kopmadığı ya da kırılmadığı kesin. Yine de şu açıdan düşünebilir tabii, artık istemediği kadar sağa yanaşmış durumda. Kolayca tabelalara değmeden uçabilir.
Aman aman işte bu kız benim kızım. Neler yapıyor öyle! Fırtına gibi uçup acromantula gibi sokacak sanırım. Tabelalara yaklaşınca snitch hızıyla harekete geçiyordu dosdlarım. Tam süpürgeyi çekti çıkardı bacakları arasından diyecektim ki o an gerçekleşti. Evet, bildiniz! Bizim yağız delikanlının yarattığı zincirleme süpürge kazasının son kurbanı oldu. Neyse ki tam süpürgeyi altından çekmeden yedi darbeyi mangal yüreklim. Kafasına çarpan süpürgenin otları etkisiyle kafa geri süpürge ileri oldu. Ancak son hız gidiyordu ve çarpışmanın da verdiği ivmeyle süpürgesi o istemeden çıkıverdi bacaklarının arasından. Ama şansı yerinde bir kızımız. Eeee Grffindor gibi duruyor, başka türlüsü de beklenemezdi değil mi? Süpürgesi spongify'lanan tabelaya geldi, zıplaması için mükkemmel bir taban oluşturdu. Belki hedeflediğinden bir tık fazla yukarı doğru uçmuş olabilir ama en azından tüm tabelaları tekte geçti ve gözlüklüyle başa baş öne geçtiler.

Hemen arkasından mı desem, altından mı desem, neresinden diyeceğimi kestiremediğim bir  sansar takip ediyordu bu cesur kızımızı. İyice sinmiş kalabalığın üstüne, gerçekten ağız açık bırakacak bir beceriyle iz sürüyordu. Evet doğru duydunuz, iz sürüyordu; gözü hiç yarışta yokmuş da avının peşinde bir seherbazmış gibi bizim kızı izliyordu aşağılardan. Harika uçuşu ve tutan büyüsüyle engelleri hiç sorun yaşamadan aşacak gibiydi. Aman o da ne? Şu bizim ihtiyar Vicky değil mi? Peruğu bu  veletin süpürgeye takılmış gidiyor. Vicky'yi tanımazsınız siz, taktı mı takar. Ki süpürgeye hemen yapışmış, otlarından tutuşturmuş çekiştiriyor. İhtiyar Vicky dediğime bakmayın bu arada, gençliğinde trolle güreşmişliği vardı. Süpürgenin hızı iyiden iyiye düşüyor Vicky yüzünden. Bizim iz sürücünün havaya fırlattığı tabelaların da bir kısmı bu sırada kafasına geri düşüyor. Ah, çok yazık oldu. Çok talihsiz bu yavrucak ve Vicky'yi süpürgesine binmeye çalışıyor gibi duruyor. Bir sonraki turda Vicky'yle uçacak gibi. Şimdiden Merlin taksiratını affetsin.

Yine de arkadan gelen ikili kadar kötü değil durumu. Bu çocuklara yarıştan sonra hızlandırılmış bir süpürge eğitimi vermem lazım belli ki dosdlarım. Benden, ünlü Douglas'tan böyle bir dersi aldıktan sonra yapsalardı bu yarışı şu anda ikinci turlarını bitiriyor olurlardı. Aralarında bıdır bıdır bir şeyler konuşuyorlar, hatta tartışıyorlar mı onlar? "Yavrucaklarım, yapmayın, özgürce uçuuuun," diye bağırdım ancak sesim koşmamın da verdiği etkiyle sönen bir balon gibi çıkmıştı. Verilecek en Gryffindor kararı vermiş gibilerdi. Ve bu da hepinizin bileceği üzere verilecek en kötü karar anlamına geliyordu. Evet, Gryffindor olmak iyidir ancak çok da olmamak gerekir. Yoksa bu çocuklar gibi yanından geçtiğiniz her tabela tarafından tokatlanarak uçarsınız. Sanki özellikle o tabelalara çarpmak için çalışıyorlarmış gibiler. Acaba bu da yeni bir deneme olabilir mi dosdlarım? Asla eksik kalamam ben de deneyeceğim sonra. Her tabelanın tadına baktılar neyse ki ve engelleri en azından düşmeden, kırıksız atlattılar. Sonuncu sırada, ancak kırıksız.

Bu arada diğer taraftakiler unuttum sanıyorsunuz değil mi doslarım? Hah, tabii ki unuttum! Hızlıca cisimlendim öbür sokağa. Asssla kaçıramam. Gençlik aşkımın ikizi orada. Yani ikizi olduğunu tahmin ediyorum. İkizi değilse de kızıdır, kızı değilse nesidir bilmiyorum. Yoksa, kendisi mi? Az kalp kırmamıştım tabii o yıllarda, şimdi bizden geçti dosdlarım. Ama diyabetim var diye tatlı menüsüne de mi bakmayayım, değil  mi? Gözlerim hemen buldu o kalabalık arasında bizim üçlüyü. Nasıl bulmasındı? Yarattıkları kaos yüzünden dikkat çekmemeleri mümkün değildi. Bizim bu en önde giden vatandaş  öyle bir süpürge kullanıyor ki herkes dönmüş ya lanet ederek ya da tezahürat ederek bizimkini izliyor. İçim bir miktar buruk izlemedim desem yalan olur dosdlarım, ben de böyle uçardım işte. Herkesin kafası, elleri, kalbi bana dönerdi. Çekememezliğimden kafasını hedef alıp bir elma fırlattım ama biraz paslanmışım herhalde yanına bile yaklaşamadan düşüverdi. 
Benim güzellik, öhüm, yani kızcağızım  istikrarlı bir şekilde sürüyor süpürgesini bu pazar yerinde de. Güzel hamlelerle standların arasından sıyrılıyor, insanlara bahşettiği güzel gülümsemesi sayesinde ufak tefek çarpması hemencecik affediliyor. Aman nazar değdirdim galiba. Tam pazar yerinden çıkacakken neden yükseldiği belirsiz yerden yükselen koca bir sandık, olduğu gibi kattı üzerine de kızı hızla yukarı atıverdi. Sandık gerisingeri düşerken olanca hızıyla bizim kız bir miktar yalpaladı havada dengesini sağlamak için.
Peki üçüncüye  ne mi oldu dersiniz? Slytherin kesin  bu çocuk  bakın, peşin peşine söylüyorum size. Kurnazlık yapıp çıktı pazar yerinin üstüne, sanki burası büyücü mahallesi değilmiş gibi. Doğru; insanlardan, standlardan kaçındı ama öfkeyle cıyaklayan baykuşlardan, yapılan iksirlerden yükselen pis kokulu dumanlardan, büyücü çocukları için üretilmiş havaya uçup dönen abidik gubidik kaçamadı. Ve en önemlisi neyden kaçamadı biliyor musunuz dosdlarım? Biraz önceki sandıktan. Evet, sandıktan. Ama ne balkabaklı çocukmuş gibi çarptığı her şey süpürge hakimiyetine etki etti. Trol sümüğü gibi kullanmasına sebep oldu süpürgeyi ama en ufak bir yaralanma, kaza yaşamadı şanslı velet. Sandık hızla düşerken bunun süpürgesinin ucuna da çarptı köşeden. Birkaç metre aşağı düştü onun etkisiyle ama sonra yine bizim kızın arkasından yoluna devam etti.

Yarışa katılmış herkes şimdi Gringotts önüne yaklaşıyor. Tam benim ağzıma layık bir manevra noktası. Pazar yerinden gelenlerin keskin bir dönüş yapması zaruri. Tabela aşanların ise Merlin yardımcısı olsun. Ya güvenli bir U dönüşüyle her şeyi halledecekler ya da son engelde birinciliği kaptırmamak ya da kazanmak uğruna ellerindeki her şeyi ortaya koyacaklar. Yani süpürgelerini. Heheh. Ben uçsaydım tabii bu ihtimallerin hepsi konu dışı olurdu dosdlarım. İkincinin kim olacağını konuşuyor olurduk şu anda. Gerçi herkes utancından süpürge kırardı benim olduğum yerde ama olsun. Gringotts önünde para çekmeye gelmiş kalabalığı da yabana atmamak lazım bu arada. Büyücüler para çekerken zengin hissettiklerinden midir nedir daha çekilmez oluyorlar. Oysa aynı cadı 10 dakika sonra kazan pazarlığı yapacak ilerde, biliyorum. Hele şimdi tüm grup da bir araya gelmişken bu manevralar, bu insanlar bakalım ne kadar zorlaştıracak grubun işlerini.



Şu anda herkes bir araya gelecek bu aşamayla birlikte. Son engeldesiniz. Buradan Kaliteli Quidditch Malzemeleri'ne doğru olacak güzergahınız.

Sıralama aşağıdaki gibi;
1- Andre&Diana, 2- Nathaniel, 3 - William 4 - Charlotte 5-  Samuel 6- Franscis& 7- Eadwig
Nathaniel, Charlotte ve Eadwig daha uzun yoldan gelmenin dezavantajına sahiptir.

Eadwig Alger Boleyn:
[justify]Bizim ikili aşağıda pazarla-yerel halkla yüz göz olsun, ben olmam gereken yerde gökyüzünde olayım demiştim. Fikir mantıklıydı ama çok fazla düşünülmemiş durum vardı. Mesela baykuşlar? Karşımdan gelen baykuşları elim kolumla sağa sola ittirmeye başladım. Tabi zor bir şey. Çok hızlı süremiyorsun. Hayır onu da geçtim, iksirler miksirler derken havaya yaydığımız gazın haddi hesabı yok. Şuan Charlotte burada olsa kafayı yemişti. İyi ki aşağıda kalmış diye düşünmeden edemedim. Salak saçma oyuncaklar zıplıyor yukarılara. Rengarenk saçmalıklar. Ses çıkararak, osurarak geçen balonlar. Şaka gibi bir yer Diagon yolu. Bu kadar fazla saçmalığın bir arada olması midemi bulandırıyor. Bak mis gibi adada, evimde oturacak tarih kitabı falan okuyacaktım. Samuel'in gazına geldik dışarı çıktık, yanımdan Britanya Milli Marşı çalarak zamazingo geçiyor. Süpürge de, ben de kafayı yedik çevremizde olan bitenden.

Ne şanssız biriyim! Doğarken zengin ve safkan doğmuşum sonra tüm şanssızlıklar üstüme atılmış gibi.
1- Baykuşlar gelip gelip kafa atıyor.
2- Burası iğrenç kokuyor.
3- Büyülü ıvır zıvırlar dikkatimi dağıtıyor.
4- André gelip süpürgeme çarptı demin.
5- Süpürgeyi düzgün kullanamıyorum.
6- Rastgele bir sandık geldi süpürgeme vurdu.
7- Sevdiğim kıza doyasıya sarılamıyorum annem öldürür diye.
8- Kuzenim sevdiğim kızı gölde öpüyordu lan geçen sene!
9- ... EEEEHH! Ne lan bu?

Gelen baykuşa gelişine bir geçirdim! "ULAN SEN DE BİR SİKTİR GİT!"

Hoop, süpürge ile birlikte sanki türbülansa girmiş gibi düştüm. Zar zor toparladım.

Şöyle bir dönüş yapacağız. En önde Nathaniel arkasında Charlotte var. Biz biraz uzun bir yolu seçtik. Büyük ihtimalle diğerleri daha öndedir. Hmmm... Sinirlerime hakim olursam ve mantıklı düşünürsem burada kazanma şansım aşırı düşük. Üstelik, sonuncu falan olursam gelip bana garip garip sorular sorabilirler. Geçen sene Fransizka yüzünden herkes donumu görmüştü. Ondan sonra daha rezil duruma düşersem artık ağırlığım kalmaz. Hiç gelip orada geçmişte Samuel'le penis boyumuzu kıyasladığımız anılarımızı falan anlatıp milletin ağzına sakız olamam.

Nathaniel kankam. Yolun açık olsun. Bu dostun kaçar.

Çevirdim süpürgemi, tam tersi yola saptım. Bitirmeyeceğim yarışı. Eve giderim artık. Gryffindor'lu bebenin süpürgesini de çalmış olduk böylece.
[/justify]

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8

Samuel Raymond Boleyn:
Oh. Harika. Diana'ya bir şey olmamıştı. Güvende olduğunu görünce sonunda bu yarışa dahil olma zamanı diyerek bastırdım öne doğru. Hızlandım biraz, millet o sırada çarpışa çarpışa gerilere düşüyor, ben de büyümü tabelalara yollayarak yolumu açıyor ve en öne geçmeye hazırlanıyorum derken... Süpürgemi bir şey arkadan çekmeye başladı! Hooop diye yattığım yerden arkaya savruldum tabi. Süpürgem gidiyor hala gitmesine ama ben ne yönümü kontrol edebiliyorum ne de hızlanabiliyorum. Bir kadın sesi geliyor bir de. "Seni- pis hırsız! HIRSIZ VAR!" Omzumun üstünden bir çevirdim kafamı arkaya, kirpi gibi bir teyze tutmuş süpürgemin ucundan, deli gibi bağırıyor.
"Ben mi hırsızım?" dedim garipseyerek. Bütün hakaretleri işittim de, hırsızlıkla suçlanmayalı uzun zaman olmuştu.
"Melek yüzlü şeytan! Kafama tekme attı!"
NE?"YUH! Yapmadım öyle bir şey. Abla bak yarışıyoruz- bırak-sana be!" Arkadan çekiştirdikçe sözüm kesiliyor sallandığım için.
"Bilirim ben senin gibileri! YÜZÜN GÜZEL DİYE KANARIM MI SANDIN? Aklınca benimle dalga geçiyor eyyyyy ahaaliii! KOŞUN!" Yüzüm güzel cidden yaa. Ama çalmadım bir şey! Az önce tekme atmadıysam da şimdi atmak zorunda kalacağım birine çünkü baya milletin önünde uçmaya devam ediyorum, millete yoldan çekilmelerini söylemeye çalışırken de kadına laf yetiştiriyorum. "YARIŞIYORUZ YARIŞ!"
"AĞĞĞ YARDIM EDİN!" diye devam ediyor kadın.
"Ya teyze, farkındaysan KURBAN OLAN BENİM ŞU AN?"
"Hırsızsın!"
"HAYIR BAK BEN SAMUEL BOLEYN'İM! Niye çalayım fakir miyim? BOLEYNLERİ TANIYOR-" Kafama yediğim bir tabelayla denge falan kalmadı tabi. BİR BU EKSİKTİ. Yemişim yarışını daaa, Boleyn'ini deee, Diagon'unu daaaaa diye başlayacağım şimdi. Gözlerimi kapadım bir tabela daha burnuma lönk diye oturduğunda, kaderim neyse çekeceğim diyorum. Kadın da beni çekiyor arkaya derken bir baktım karı arkama atlamış. Öne itiştiriyor beni de "Kay be şöyle." diyerek. Açtım gözümü şaşkınlıkla. "ABLACIM! AMACIN NE SENİN?" diye bağırıyorum kadına ama yıldızlar dönüyor etrafta, bakamıyorum da tam yüzüne.

"Peruğumu vereceksin!" İşte o an, bir aydınlanma yaşadım. Belki güneş çok sıcak kafama geçti, belki yediğim darbelerden kafa kalmadı, belki de bu cadı bana bir büyü yaptı ama yemin ederim gözlerimin önünde bir ışık belirdi ve tam ayağımın ucuna, simsiyah peruğa yönlendirdi bakışlarımı. "HAAAA YA SEN ONU DİYORSUUUUNN!" dedim ferahlayarak. Saçının bir tutam kalmış olmasını da açıklıyordu bu. Ya iki gün sonra kadının kafasında tel kalmayacak, böyle pespembe keli gözüküyor. Acıdım biliyor musunuz? Hala millete yardım edin demeye devam eden kadını sakinleştirmeye çalışarak süpürgemi düzelttim ve biraz daha ilerledim şu yaygaradan çıkabilmek adına.

Gringotts'un önüne gelince durdum ve "İn teyze." dedim kadına. Yok, inat etti. İnmem de inmem. "Teyzecim, bak önce sen in, sonra BEN DE inicem. İkimiz aynı anda inemeyiz. Düşersin!" Etrafta da ilgiyi baya çekiyoruz gibi, yaşlı başlı kadına bağırmaya utanmıyor musun diye topluca dalacaklar şimdi. Sakin kalmaya çalışıyorum. Zorla da olsa indirdim kadını, ben de indim tek ayağımın üstüne. Peruğa basmadan ayağımı kaldırıp elimle yakaladım ve bir tık da iğrenerek kadına uzattım. Hemen alsın elimden istiyordum çünkü o pembe terli kafasına değen bu kıl yumağını daha fazla üzerimde tutamayacaktım. "Teyzecimm, bana desen başında ben verirdim zaten. Yanlışlıkla oldu. Seni ben niye üzmek isteyeyim? Asıl sen beni üzdün suçlamalarınla. Hırsız gibi mi duruyorum gerçekten? Adın neydi bu ara- Vicky! Bak benim annem de buralarda bir yerlerde zaten Vicky, bir yere gittiğim yok ki. Boleynlerdenim ben. Yok sarışın olmayabiliyor Boleynler de- Nasıl- Zarar mı görmüş?" Koymuş kafasına peruğunu ama baktım bir tutamı kopmuş apaçık kalmış kellesi. "Bir şey yok, bir şey yok. Zaten senin ihtiyacın da yok Vicky, peruksuz da... Iğğ... Neyse o zaman, bir zararın varsa masrafını yolla bizim eve tamam mı?" Bir kağıt çıkardım, kadının eline tutuşturdum Eadwig'lerin evinin adresini yazarak. Ne var ya, var paraları. Ödesinler oğlum. Yeni peruk mu istiyor ne diyor bilmiyorum artık. Boleyn'lerin adını kötüye çıkarmak istemiyorlarsa uğraşsınlar işte. Hem şimdi annem diyecek ki Diana seni karıştırdı o işlere, kızı suçlayacak bir anda. Bizim eve haber gitmesin de çakmasın bir şeyi.

Sizce hala yarışı kazanma şansım var mı? O kadar da kendime güvenmiyorum, tamam mı? Hem de şu yolu bir daha geçmekle uğraşmaya çokkk üşeniyorum ya. Diana'yla geri buluşmam gerek ama. Yukarıdan uça uça gideceğim artık, can derdine düşmüşüm burada. Bir de hırsız sanıyor olabilir hala birkaç esnaf. Yoruldum ha. Başladım gerisin geri uçmaya sıkıntıyla. Bitsin artık başka bir şey istemiyorum. Yolda da başka bir sır düşüneceğim.

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 2, total 2




Diana Destinee:
[justify]
Gözlerimi kısmış, önüme gelen tabelalardan, yön göstergelerinden orta hizada gidip korunurken hızlı bir fareyi anımsatıyor olabilirdim. Ancak ben kendimi bu engellerden korusam ne olacaktı? Her şeyin mükemmel ilerlediğini, önümdeki William ve André'ye eriştiğimi düşündüğüm esnada, bir göz açıp kapamalık zaman farkıyla kendimi William'ın süpürgesinin ucuna çarparken bulmuştum. Üstelik bunu yaşayan tek kişi ben de değildim. Sırasıyla ardı ardına ilerleyen 3 kişi olarak birbirimizin tepesine binerek resmen zincirleme kazaya kurban gitmiştik. Kendimi zorlukla toparlarken süpürgenin üzerindeki tüm gerginliğimi kaybetmiştim. Sanki süpürgemin hızını dışarıdan birisi benim frenleyişime tezatlıkla daha da artırıyordu ve ben yukarıda yaşanan bir fırtınaya inat bu odun parçasının tepesinde durmaya çalışıyordum. Panikle eski hızıma gerileyip William'ı geçmeye çalışırken büyücüye dönüp "Ya hayvan gibi şey yapıyorsunuz ya!" diye serzenişte bulundum bağırarak. Hakikaten çok dişli iç güdülerle asılıyordu herkes süpürgelerine, ben dahil. Yarışa en başında eğlencesine katılırken şimdi önlere geçmenin verdiği hırs ve bencillik ile birinci olabilmeye yarıştığımı düşünmeye başlamıştım. Havaya tam da sıçramayı düşündüğüm sırada süpürge bacaklarımın arasından fırladı ve bir çığlık attım. Biraz hazırlıksız yakalanmıştım. Parmaklarımın arasından kayıp gideceğini düşündüğüm süpürgeyi avucum içerisine resmen mühürleyerek bir çığlık daha savurdum zira bu denli yükseğe fırlamayı beklemiyordum. Ayağımın altında uçup giden tabela, trambolin misali parmaklarımı biraz daha yükseğe uçururken Samuel'in korkunç seslenişine karşılık "SAMUELLLLLLLLLL!!" diye bağırdım. Ne vardı bu kadar öfkeyle kızacak, anlamıyordum. İki eğleniyorduk şurada. Gerçi, annesinin beni aşağıdan izleme fikrini düşündüğümde başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü. Sabahki pervasız başlangıcım bir kenarda dursun, kadının şu an beni bir soytarı olarak gördüğü fikrine kendimi bir anlığına inandırdım hatta. Fakat 17 yaşında, çıtır bir Gryffindor kızıydım. Yani, bir daha bu yaşlara gelip bir tabela üzerinden atlamayacaktım. Öyle değil mi?

Engelleri aştığımda süpürgemi tekrar bacak arama alarak devam ettim. Geridekiler geride kalmıştı, André'ye nihayet yetişebilmiştim. "BİR HANIMEFENDİNİN... ÖNÜNDEN... GİTMEK... HİÇ NAZİK BİR DAVRANIŞ DEĞİL ANDRÉ!" diye seslendim dinlenerek. Bağırmıştım. Aşağıdaki kıyametten ötürü sesimi ancak duyurabilirdim. Sırıtmaya başladığımda onun da bu ifadeyi yüzüne yerleştirmesini istiyordum. Son zamanlarda kolay şeyler yaşadığı söylenemezdi ve ister istemez kafasının dağılabileceği her ortama onu da sokmak istiyordum.

Gringotts'a varmama son bir dükkan kaldığında diğer yola sapan üçlünün silüetini gördüm önce. Bize doğru yaklaşan Nathaniel, Charlotte ve Eadwig nizami bir şekilde uçuyorlardı. Bizim sakar ve sakat topluluğunu görünce muhtemelen bir savaştan çıktığımızı düşünebilirlerdi sanki. Kocaman sırıtıp tek elimi havaya kaldırarak üçüne birden "SELAAAAAAAAMMM!!!!" diye bağırdım kurbağa çikolatalardan çıkan hareketli bir kart gibi.  Yarışın bitiş noktasına vardığımda kocaman bir açıyla U dönüşü yaparak tekrardan, yarışın başladığı yere gitmek için harekete koyulduğumda yarışta bir şeylerin eksikliği çekti dikkatimi. Kişi sayımız artıyordu. Bazılarımız tek bacakla (!) bile devam ediyor olabilirdi belki. Ben dönüşümü tamamlarken Samuel'in arkasında yaşlıca bir kadın olduğunu gördüm. Hararet ile konuşuyor gibi göründüğünde bir anlığına kaşlarımı çattım anlamaya çalışarak fakat aldırış etmeden omuz silktim. André'ye çarpmamak için aldığım geniş açı, virajımı sonlandırırken Nathaniel ile göz göze geldim. Kaba görünmek istemiyordum bu kaşları çatık halimle. Minik bir ifadeyi yüzüme kondurarak "Yolculuk nasıl gidiyor?" diye sataştım kısaca. Eadwig'in arkadaşı olmasına rağmen yıldızım ona karşı daha yumuşak, daha ılımlıydı. En azından Eadwig ile sürtüştüğüm kadar sürtüşmemiştim şimdiye dek Nathaniel ile. Önüme döndüm. En başa geri dönmek için tekrardan sindim süpürgemin üzerine. Nihayet yarışa biraz daha keyif getirecek şeyi bulabilmiştim zihnimde: Su. "Aguamenti" diyerek çıkartacaktım asamı ve André'den başlayarak sihirli ağaç kütüğünü arkamdan gelenlere de doğrultacaktım. Biraz ıslanmanın kimseye zararı dokunmazdı hem, kovalarca su dökmüyorduk baştan aşağı. Onlar neye uğradıklarının şoku, farkındalığı, ıslaklığı ve keyfiyle baş ederken ben de rahatça yolumdan gitmenin tadına varacaktım. Tabii işler planladığım gibi giderse.
[/justify]

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 9, total 9

Charlotte Vera Rillian:
[justify]Charlotte insanları güler yüzle karşılık verip sorun çıkarmamasından son derece memnundu. Sorumsuz bir şekilde giriştikleri işin kimseye zarar vermemesini isterdi. Para kazanıyordu burada insanlar sonuçta. Neyse ki sorunsuz bir şekilde aralarından sıyrılmayı her seferinde başarmış; bazılarını kibarlık yapa yapa etkilemişti. Her yaştan insanlarla anlaşabilirdi Charlotte. Sevimli yüz ifadesi bu konuda kendisine çok yardımcıydı. Son engelden de rahatça kıvrıldığında iri yarı bir adamdan çıktığını düşündüğü borazan bir sesle dikkati dağılarak arkasına dönmeye yeltendi. "Hey gidi gençlik be! Az hızlan! Bu kadar narin yarışma! Bastır! Bastır!". Destek veren söylemi çok hoş iken ses tonu o kadar baskılıydı ki bir an için sesin sahibini görmek için merakına yenik düşmüştü porsuk. Gözlerini kısıp çevrede aransa da anlık bir görüş sağlayamadığından pes etmişti. Tam o sırada nnüne döndüğünde nereden çıktığını anlayamadığı bir sandıkla ciyakladı."Aaaiy!" Düşünemeyecek kadar tutulmuştu aslında. Savsaklamasına rağmen refleksleri imdaına yetişerek Charlotte'u süpürgeyi yukarı kırmaya zorlamıştı. Keskin bir yükseliş ile daha da zorlanınca kısa bir süreliğine iyice bocalamıştı. "Hay Merlin'in pötlek gözleri! Niye gaza geldim ki bu kadar ben!" Burnundan nefes alıp verdi. Aksiyon geriyordu bu kızı.

Yarışın geri kalanına daha sakin devam etmeye karar vermişti ki uçmaya devam ederken gidişatı kontrol etmek istedi. Hala mantığa ulaşabilir olmak rahatlatıcıydı onun için. Gringotts'a az kalmıştı. Bir U dönüşü yapılmalıydı. Yavaşça halledebilirdi. Ancak, bunu gerçekten istiyor muydu? Neredeydi diğerleri? Bir sağa, bir sola, bir önüne ve bir de arkasına baktı yavaşladığı süreçte. Parlak bir sarılık eksikti sanki. Öne geçmiş olsa fark ederdi değil mi? O kadar da dikkatsiz değildi. Hemen süpürgesini geriye çevirdi. Yarışı bırakıyor muydu o an için emin değildi ama kapanmamış bir meselesi vardı Charlotte'un. Yüzünün sinirden kızardığını hissedebiliyordu. Ya hırs yapıp pazar alanında bir yere takılıp düşmüştü ya da her zaman yaptığı gibi kaçıyordu. İçten içe iyice dolan Charlotte, düşüncelerinin yükü altında ezildi, birçok kez. Nefesinin batmasından sıkılmıştı artık. Sevgiyi acı veren kedi fare oyunu olarak görmek istemiyordu. Konuşmak istemişti yalnızca. Artık komik geliyordu bu durum ona. Birbirlerine iki cümle söylemekten acizler miydi? Ana Salon'da Samuel'e bir şeyleri kanıtlamaya çalışırken kendisini ne duruma düşürdüğünün farkında olmayan bir bencile miydi bunca duygu? Sindirebileceğini zannetmişti ama yanılmıştı. Tatil boyunca bir sürü şey söylemeyi düşünmüş, usulca konuşup halletmeyi istemiş, yer yer sinirden düşünemez hale gelmişti. Son olanlar hazmedilecek gibi değildi. Savaşın ortasındaydı sanki. Buna son vermek istiyordu hazır denk gelmişlerken. Okulun açılmasına bu kadar az zaman kalmışken her şeyi rayına oturtabileceğini düşünmüştü. Yanlış düşüncelere kapıldığını ise şimdi anlıyordu. O hışımla hızlandı. Biraz daha geriye doğru mesafe kat edince Eadwig görüş alanına girmişti. Tam da tahmin ettiği gibiydi! Kendi kendine söylenmeye başladı Charlotte: "Nereye gidiyorsa! Saçmalık! Bekle dedik, BEKLE! Balkabağı kesecektik daha! Karşısında sanki sinek vızıldıyor! Görürsün sen şimdi. Öyle veya böyle... Konuşacağız. KORKAK!"

Yüzüne gelen saçlarını başını sallayarak geriye attı. Daha da sinirleniyordu giderek. Asasını çıkardı hızını artırmaya çalışırken. Yetişecekti ona. Bu gün bir şekilde illa ki konuşulacaktı bazı şeyler. Hiç değilse artık kaçamayacağını gösterecekti ona. Asasını güzelce Eadwig'e hizalayıp hiddetle "Impedimenta" dediğinde büyüyü olur da başaramazsa bir başka efsun savurmayı deneyecekti. Bu negatif senaryonun gerçekleşmesi dahilinde kendine de kızgın olacağı barizken o sinirle nasıl bir büyünün zihninden çıkacağını kestiremiyordu. Şimdi savurduğu büyü işe yarasa iyi olurdu. En azından hala tatlı tatlı halledebilirdi konuşma işini, belki.[/justify]

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 7, total 7

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git