İngiltere Büyücedünyası > Diagon Yolu

Need for Speed: Diagon Yolu

<< < (7/8) > >>

William N. Harker:
'İleri' demişti William kendi kendine henüz sadece bir saniye önce, 'dümdüz ileri!'... Ne var ki olaylar beklediği gibi gitmemişti. Büyüsünde sorun olmadığına emindi, yumuşatma çabası işe yaramıştı, bundan şüphesi yoktu. Peki o zaman neden böyle olmuştu? Neden önüne çıkan quaffle'ı fırlatıp yoluna devam eden bir bludger gibi süngerleşmiş tabelayı itip geçememişti de zar zor tutunduğu süpürgesiyle gittiğinin tersi yönde tepetaklak hayatı sorguluyordu? Çarptığı ilk engeli hissetmemişti bile; yarım dakika önce hayatını adadığı bu strateji ile birlikte çöken inancını toplamaya çalışıyordu. Gereken ilhamı da çarptığı ikinci engelden aldı. Kendisine yönelen öfkeli nida ihtiyacı olan şeydi. Kendi kendine 'Hayır, eksik olan da tam bu: yeterince hayvan gibi şey yapmıyorum; Alfred olsa daha hayvan gibi şi yapardı!' dedi ve silkinip süpürgesini tekrar kontrol altına aldı. Avcunun içindeki ahşaptan hoş olmayan çatırtılar duymuştu ama şimdi bunu düşünmenin zamanı değildi. Süpürgesinin üzerine iyice yatıp öne doğru fırladı; zaman hayvan gibi şi'yapma zamanıydı, yetişmesi gerekiyordu!

Henüz biraz ilerlemişti ki sokağın sonunda önlerinde yükselen Gringotts'u görmesiyle önündeki bir diğer zorluğu fark etti. Gerisinde kaldığı arkadaşlarına yetişmek için hızlanıyordu ama geri dönebilmek için süratini tekrar düşürmesi gerekecekti, duvara da spogify atıp geri sekemezdi ya! 'Aslında neden olmasın?' diye düşünse de hemen bu düşünceden vazgeçti. Süpürgesinden gelen çatırtı olmasa belki denerdi ama bu durumda çok tehlikeli olurdu. 'Ne yapacağım öyleyse? Hızımı kesmeden tam tersine ani bir dönüşü nasıl yaparım k?' diye sordu kendine önündeki beyaz mermer duvarlar gitgide yaklaşırken. Tam da o sırada geldi fikir aklına, 'gerçekten de hayvan gibi şey yapacağım, Alfred iyi izle bunu.' dedi ve asasına bir kere daha davrandı.

Yavaşlamaya hiç niyeti yokmuş gibi doğrudan bankaya uçmaya devam etti William. Bir snitch'i görmeye çalışıyormuş gibi dikkatle izliyordu aradaki mesafenin azalışını. 'daha değil, daha değil, ŞİMDİ!' "Incarcerous"

Haykırırken bankanın mermer sütunlarından en üstünü ve kendi elini hedeflemişti asasıyla. Var ettiği halat sütuna dolandıktan sonra da diğer ucunu sıkıca kavrayıp hemen süpürgesine yana doğru biraz eğim vermişti. Şimdi tek yapması gereken halattaki gerginliği korumayı başarıp, aritmanside kullandıklarına benzer bir pergelin hareketiyle döndürdükten sonra doğru anda doğru yöne fırlatmaktı; çok da zor olamazdı ya!

50 Derece: Tüm kazandığı hız birden avcuna binmesin diye süpürgeyi olabildiğince sağa kırıp gerginliği sağlamaya çalışıyordu William.

110 Derece: Ne kadar hazırlıklı olsa da ulaştığı hızın ağırlığını hisseden kolu kasılmaya başlamıştı. Kendisini tam dönüş anına hazırlaması gerektiğini bu saniye anlamıştı William. Bütün gücünü kollarında topladı ve süpürgeyi de gergin tutmaya çabaladı.

180 Derece: Süpürgesinden duyduğu sesler bu sefer de kolundan mı geliyordu acaba? Hayal gücüne veriyor olsa da kafasındaki şüpheleri tamamen kovamıyordu; bileğindeki acı bu kadar sızlarken kendini kolayca kandıramıyordu. Tek tesellisi acının birazdan bitecek olmasıydı, şu dönüşü bir tamamlasa....

210 Derece: Bu çılgın 'U dönüşü' tamam diye düşündü kendi kendine sadece bir saniyenin onda biri daha! Sonra kendisini bırakacaktı.

215 Derece: 'Biraz daha, birazcık daha...'

230 Derece: Ellerini gevşetmek üzereydi William, ciğerlerindeki fazla havayı biraz daha boşalttıktan sonra serbest kalabi- O da ne? Yarıştakilerden biri belirledikleri güzergahı terk etmeye mi çalışıyordu?

245 Derece: Gördüğü ama çoktan gerisinde kalmış şeyler zihnine yetişmeye çalışıyordu. O saç rengi, o ifade... Bu o Boleyn zorbası olmalıydı. Kaçmaya çalışıyor olmalıydı, Alfred'in süpürgesi ile, Fortuna ile... William buna izin veremezdi.

270 Derece: Yarışa devam etmek için tam şimdi bırakmalıydı, ama yapamazdı. Açılmayı bekleyen kavrayışı tekrar sertleşti ve kendini ikinci dönüşe hazırladı William. Bu sefer kolundaki acıyı hissetmedi.

300 derece, 360 derece, 450 derece... Evet hata yoktu, bu oydu. Bir kere daha ipi bırakmaya hazırlandı.

Tam dönüşünün 492. derecesindeydi ki avucunu serbest bıraktı William. Yarı yolda değiştirdiği planı ne kadar başarılı olacaktı bilinmez fakat yapacaklarını kolaylaştırmak için gözünde canlandırdı. Kazandığı tüm bu hız ile yönünü doğru ayarlayabilirse doğrudan Eadwig'in üzerine uçacak Fortuna'nın sapını yakaladığı gibi tutunacak ve geri dönmeye zorlayacaktı. En azından planı buydu. Önceki planlarından daha iyi gideceğini umarak ileri atıldı.

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 10, total 10

André Harris:
Arkasındaki keşmekeşten bihaber algısız oğlanın ağzı, William’ın, önünde giderken kendisi gibi ve ondan bekleyeceği gibi kendini güvene almasını beklerken asasını çıkartışını görmesiyle bir karış açık kalmıştı. Asa kullanmak… Kuralları kendisi ilan etmişti, gerçekten bunu mu unutmayı başarmıştı? Peki bu iyi bir şey miydi? B-Bir saniye, William üzerine uçu!.. Pat! Duvar! Duvara uçu!.. Dön, dön, dön! Küt!

Sağ kolu duvara yapışmış, süpürgesini de yapışıp kırılmaktan son anda kurtarmıştı. Yarışı salıp kontrol etmeli miydi ki kolunu? Sızlıyordu… Hayır, zaten yıllardır temizleyemediği -pek de temizlemeyi deneyecek cesareti bulamadığı- pısırık namını iyice dile düşürmeyecekti. Kolu uf mu olmuşmuş? Sızlıyor muymuş? St. Mungo’da mı yatmalıymış?.. Hayır; bu tip dalgaların, alayların hiçbirine gerek yoktu. Ama sızlayan kolunun süpürge hakimiyetini zayıflattığının da farkındaydı. Devam etmek demişken, “Sahiden hayvan gibi şe’yapıyorsunuz ama!”

Bu esnada hemen yanıbaşından "kılıç arkadaşı"nın kulağına ilişen, kendisine yönelik sözleri ilişmişti kulağına. “Yanlış anladınız, leydim. Yalnızca sizi önünüzdeki naçizane tehlikelerden korumaya çalışıyordum.” Halihazırda süpürge hakimiyetine katkısı kısmi olan eliyle, yüzünde alaycı bir gülümseme ile bir reveransta bulunup dönemeç için Diana’nın az da olsa bir miktar önünde kalacağı şekilde erken yavaşlamaya koyuldu.

William’ın, arkasından belirip önüne ilerleyen halat tılsımını görmesiyle ise gözleri ışıltıyla parladı. Bu fikir... “Halat, düşmemek için; tamamen uçuş güvenliği için, değil mi?” diyerek dostunun fikrine duyduğu hayranlığa dalmadan evvel laf çarpmaktan da alıkoymadı kendini. O esnada aklına gelen fikirleyse devam etti: “O iş, böyle yapılır!”

Az önceki tılsımıyla kendisine ilham olmuştu sarışın dostu. Dönüşler için bağlama tılsımı demek, bunun efektif kullanımı özellikle tıpkı az önceki tabela geçidi gibi dar alanlarda bir hayli iş yapabilirdi. Farklı, esnek bir varyantıyla ama... Zaten bir işe fazla yaramayan asa eliyle asasını çıkartıp asa hareketlerini yol boyunca düzgün yapabilmeyi umacaktı. Karşısına çıkacak her engeli, o engelden uzak taraftaki binalara yapılacak bir Carpe Retractum ile kendini o tarafa süpürge kabiliyetini aşan bir kuvvetle çekip, sağdan sola, soldan sağa; sürekli de ileriye doğru savuracaktı. Sanki bunu uzak bir gelecekte de malum birileri çok farklı bir şekilde kullanacaktı…

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 1, total 1

[spoiler][/spoiler]

Kati ve Dakik Kahin D. Çatlak:
Vay vay vay dosdlarım! Vay! Vay! Vay! Bunu kabul etmek istemezdim ama evet, dizlerim biraz ağrımış, biraz titremiş, biraz da kokuşmuş olabilir. Tabii sonuncusunun neden olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.
Peki ya yarış dediğinizi duyar gibiyim. Yarış Macar Boynuzkuyruk şiddetinde, snitch hızında ve üç büyücü turnuvası vahşetinde devam ediyor.
Bizim bıçkın delikanlılardan biri, şu sonuncu olan, sanki beş şişe ateşviskisi içmiş, üstüne de cila diye birkaç kaymak birası atmış gibi bir hallere girdi. Ama ben neden olduğunu anladım tabii görür görmez. O arasından geçtiği iksir dumanlarından biri ya da birkaçı - ki bana soracak olursanız hepsi- etkilemiş gibi duruyor delikanlıyı. Elleri ve ayakları bir pelte gibi duruyor. Baksanıza! Bayağı da severim pelteyi. Lezzetli mi acaba bu çocuk? Ehem. Ne diyorduk; pelte. Evet, pelte gibi ve süpürgeye ne yazık ki hakimiyetini kaybediyor bu pelte. Çok yüksekten diyemem, ben standartları yüksek bir beyefendiyim dosdlarım, ama yaklaşık 10 metreden kuş gibi süzülüyor yere. Kuş pek doğru olmaz gerçi, taş gibi çakılıyor diyelim biz ona. Bu acıtacak gibi.
Tam o anda duyduğum sesle kafamı öyle bir çevirmişim ki dosdlarım, boynum kırılar. Öyle sandım bir an. Bizim yarışçı kızlardan biri de tutmuş buraya geliyor. Balkabağı diyor, keseceğiz diyor. Ah be kızım dur bir iki saniye, oğlanın kafası balkabağı gibi ortadan ikiye yarılacak zaten iki saniye sonra.
Ama o da nesi? Bu çocuk ağzında altın asayla doğmadıysa ben hiçbir şey bilmiyorum. Bir büyü geldi çarptı çocuğa, bizim taş oldu size tüy, süzülüyor. Bu da yetmez gibi; bütün pazar alanının gözdesi, neden bilmiyorum ama Esmeralda'sı diyesim geldi, güzeller güzeli bir balkabağı suyu satıcısı cadının standına doğru düşünüyor. Eh en azından artık şimdi balkabağı suyu içeceğini biliyoruz. Cadının müşterileri için ayarladığı, büyüyle de inanılmaz pofidik hale getirilmiş koca bir minder yığınının üzerine iniş yaptı delikanlı. Acıtacak demiştim ama sanırım bir genç kızımızın kalbi kırılacak demek daha doğru olurmuş. Çünkü, bu delikanlı başka yarışa geçiş yapıyor gibi. Manzara buradan çok güzel gözükse de orada fırtına başlayacak gibi: Bir tarafta minderler, Esmeralda, bizim oğlan balkabağı suyu; öte tarafta hırçın bakışlı Gryffindor yürekli, çocuğun kafasını balkabağına çevirmeye hazır görünen bizim kız. Öte yandan bizim düşen oğlanın sürdüğü süpürge ise ilginç bir şekilde tam gaz uçmaya devam etti. Sahibine bağlılığı olan süpürgeler hiç duymamıştım, benim kullandıklarım hariç, ama bu alet sahibine doğru uçuşa geçti.
Ve işte geliyor dosdlarım! Gençliğim geliyor, yakışıklılığım geliyor, kalbini kırdığım tüm kızlar geliyor. İşte bütün bunların şu anki sembolü olduğuna inandığım bey geliyor. Vicky'yle olmasına rağmen o manevralar, o dinginlik, o kendinden emin tavırlar da neyin nesidir yüce Merlin! Bizim ihtiyar Vicky'yi indirmeyi başardı süpürgesinden. Ancak! Ancak dosdlarım, bu ne talihsizliktir mi diyeyim, bu ne yakışıklılığın cezasıdır mı diyeyim? Bizim delikanlının Vicky'yle fısır fısır bir şeyler konuştuğunu, bir kağıda bir şeyler yazıp eline tutuşturduğunu Hogwarts'ın en dedikoducu tayfası gördü. Size bir sır vereyim mi? Pek sır da değil ama, Vicky'lerin iksir kazanı ve malzemeleri dükkanı var. Yani bizim köftehor Vicky bayağı zengin. Az peşinden koşmadım ama bana yar olmadı nedense- öhüm, daha doğrusu ben istemedim. Neyse ne diyordum, bu dedikoducu tayfa görünüşe göre tüm okula oğlumuzun tercihlerinde yaş skalasını değiştirdiğini tüm okula yayacak. Hem birlikte uçtular hem bir kağıt verdi kadına falan. Senin sınavın sonra başlıyor oğlum, dönem açılınca iyi şanslar. Tabii şu kurtarmaya çalıştığı kız da olanları gördü ancak ne düşünür, bir Merlin bir de kızımız bilir.   
Geldik mi bizim aslan parçasına, mangal yürekliye, yarışımın ve gönlümün birincisine... Diye sayarken ben dosdlarım, acaba nazar büyüsü mü fırlattım anlamadan etmeden. Bir anda bir soğuma geldi bana bir şeyler oldu. Neden diye soracaksınız? Artık birinci değildi gönlümün birincisi dosdlarım, değildi. Fazla Gryffindor olduğunu fark ettim. Biraz da Slytherin olmak lazım bazen dosdlarım. O hamle, suyu fışkırtma çalışmaları geri tepti hem asada hem de bende. Bir rüzgar esti sağdan sola ki sormayın. Kızın ağzından daha sözler çıkar çıkmaz aldı onları eçişbücüşceye çevirdi. Bir de biraz önce havadaki gösterisinden midir bilmem ama bir dengesiz uçuyor gibi bu tur sanki. Kulağına kar suyu kaçtı derdim eğer Diagon Yolu değil de Hogsmeade'de yarışı yapıyor olsaydık. Ama kar dediğin orada olur o yüzden takladan herhalde diye düşündüm.
Yarışın geri kalanında ise ilginç hamleler görüyoruz dosdlarım. Bir zamanların gözdesi ancak şimdinin solmuş çiçeği, bıçkın delikanlı ilerledi Gringotts'a doğru. Cesur hamleler yaptı; bu çocuğun binasına ben karar veremiyorum artık. Öyle bir ilerliyor ki şimdi de Gringotts'a doğru acaba bir önceki tur hasar alan tek şey süpürgesi değil miydi diye bir anlığına düşündüm. Evet, elleri. Ellerini kast ettim dosdlarım. Karizmatik bir giriş yapıp "Daha hızlı! Öyle ölmezsin," demeyi düşünüyordum ama ben kimim ki karışıyorum bir öğrencinin sakat kalma isteğine? Quidditch'in haşin doğasını öğrenmesi gerekiyor sonuçta. Derken o da ne? Asasının ucundan bir şey fışkırttı bu velet. Hay Merlin'in sarkık donu! Topaç gibi dönmeye başladı sütun çevresinde. Sonra da salıverdi kendini biraz önce kullanıcısını terk eden süpürgenin peşine. Ama kader işte dosdlarım. Süpürge deyip geçmeyeceksin. Odun parçası kendini nasıl odakladıysa artık sapından tutan bu veleti de kaptığı gibi Kaliteli Quidditch Malzemeleri önüne doğru sürdü. Büyük ihtimalle bizimkinin süpürgesi hasar aldığı için de direnemedi tam gaz giden diğer canavara, hele de bakımları yeni yapılmış ve asıl sahibi hız konusuna bu kadar önem veriyorken.
Bizim gözlüklü arkadaş yarış boyunca aniden heyecanlandı, aniden suratı asıldı, aniden düşünceli bir hale büründü. bu çocukta bir sıkıntı var ama nedir anlayamadım dosdlarım. Diyorum tam uçacak deliler gibi, hızından tüm Diagon Yolu'ndaki dükkanların sıvası kalkacak; çat duvara çarpıyor. Şimdi de bizim bıçkın delikanlının ipi görünce bir aydınlandı suratı. Dedim aha şimdi bittiniz çocuklar, hepinizi iple sarıp bu yarışı bitirecek. Meğerse kendi halatına heves etmiş. Şunu unutmayın dosdlarım: Süpürgesini yoldaş bellemeyen kaldırım taşlarının dosdu olur! Bu çocuk da bu gidişle süpürgeyi ancak yeri süpürmek için kullanır. Şöyle birkaç manevra, birkaç takla, birkaç numara nerede? Yok, görünüşe göre benim gibi nesli tükenmiş bunların da. Neyse dosdlarım, iyi etti, güzel etti, hoş etti ama bir şeyi edemedi. Kolu! Biraz öne çatırdayan, kütürdeyen ve patırdayan kolu hiç mi hiç o kementleri çekecek halde değil. Neyse ki düşmüyor süpürgesinden, pek matah sayılmasa da uçuşu en azından gününü kurtarır ama kolu çekmeye çalıştığı ilk kement yüzünden iyice kırıldı. Nereden mi biliyorum? Kırık olsa duramazsın derler ya, duramıyor hakkaten. Uçuş hızı iyice yavaşlamış, artık sol koluyla süpürgeyi tutar halde ilerliyor zavallıcık. Yarıştan sonra öldürüp gömelim bari, süpürge kullanamayacak gibi bundan sonra. Ha asası hala elinde, büyü de yapabilir ama ne derece işe yarar bilemem.


Yüce Merlin nasıl denk getirdi bilmiyorum ancak şu anda aktif olarak yarışan 5 kişi de aynı hizada yan yana kıyasıya süpürge kullanıyor; kimisinin kolu, kimisinin süpürgesi kırık. Bence hepsi kafadan kırık, o ayrı. Böyle olmaz doslarım. Asla hiçbir yarış eşit bitemez. Bu, benim kurallarıma aykırı bir kere. Ben Dengesiz Douglas'ın izlediği yarış eşit bitti dedirtmem. Bir şey yapmalıyım, ne yapmalıyım, ne demeliyim? Aman heyecanlandım dosdlarım, uzun zamandan sonra ilk defa şike yapacağım. Elim ayağıma dolaştı. Sağa sola büyü fırlatmaya başladım bir anda heyecandan. Oyuncular da bitiş çizgisine bayağı yaklaşmıştı he. Ama dosdlarım, yine biter bu yarış. Bakalım beni geçebilecekler mi? En ünlü Quidditch üstadı, milyonlarca büyücünün gözdesi, uluların ulusu olabilecek beni! Bir; "Protego Maxima!" çıktı asamın ucundan. Yarışanların hepsini içine alan bir yarım küre oluşturdu çevremizde. Hemen içine de bir büyü daha fırlattım. Simsiyah alevler kapladı kürenin çevresini olduğu gibi. Geçmek için iksiri var ama nereye koydumdu acaba? Tabii ki bitiş noktamız da dahildi bu küreye dosdlarım, o kadar yaşlanmadım. Yoksa nasıl bitirecekler çocuklar yarışı değil mi? Attığım başka bir büyü bir sandığa çarptı galiba, tüh. Sandığın içinden bir sürü böcürt fırladı. Karanlıkta saklanıyorlardı herhalde. Ve görünüşe göre hepsi bir sürücü seçip kendisine onun karşısına fırladı en korktukları şeyler olarak. Aniden fırlayan ateş, büyüler, dumanlardan sonra böcürt olduğunu anlayabilecekler mi acaba? Ama yarışı da bitirmek zorundalar öte yandan. Yoksa hepsinin süpürgesini yakarım. Yakarım!!! Herkes o bitiş çizgisine gelecek, hangi sırayla olduğu önemli değil.



Bu turda diğer oyunculara atılan büyüleri eğer büyü gerekliliğini destek zarı+stattan gelen bonus geçmişse başarılı, geçmemişse başarısız saydım arkadaşlar. Onun dışında başka oyunculara etkisi olmayan büyüleri genelde talih ya da desteği baz alarak başarılı saydım, çok eleyici davranmadım o noktada. Uçuş becerileriniz bu tura kadar yeteneğin büyük bir oranı+talih zarı baz alınarak ve sıralamalarınız da oradan yola çıkarak oluşturuldu. Tabii bir önceki tur nerede olduğunuza göre eklemeye/çıkartmaya çalıştım. Bu tur da ise yalnızca yetenek zarlarını baz aldım. Hatam olduysa affola :/
Şimdi bu tur için yapmanız gerekenler basit: Karşınızda birer böcürt var, en korktuğunuz şey şeklinde ve bir anda önünüze fırladı. Sizlerden rpyi yazmadan önce zarınızı atmanızı rica edeceğim. Eğer zarlarınızda;
Yetenek 1d8 : 5
Destek 1d8 : 5
Talih 1d10 :6
Bu üç kategoriden ikisi yukarıdaki değerlere eşit ya da ondan büyükse; Tebrikler! Karşınızda bir böcürt olduğunu anladınız. Zarı atıp böcürtü anlayıp anlamadığınızı gördükten sonra metni editleyip rp'nizi yazabilirsiniz. Sonunda bir de rp için zar atmayı unutmayın! Yarışı duman dolu, insanların sağa sola koşturduğu alevden bir çember içinde tamamlayacaksınız. Tamamladığınız kısımda bitirebilirsiniz rp'yi. Douglas gerçekten de aşağılarda bir yerde sağa sola koşturup cisimleniyor. Eadwig ve Charlotte şu anda kendi istekleriyle pazar alanında kaldılar ancak eğer isterlerse dahil olmaya yönelik dışardan çalışma yapabilirler. Nathaniel, Fransic ve Alexis de hala yarışta ancak en arkadalar. Yazmak istedikleri takdirde bu senaryo içerisinde onlar da yazabilirler.


Diana Destinee:
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 2, total 2

[justify]
Asamı parmaklarımın arasında sallayıp yanımdakilere doğrulturken bir yandan da süpürgemi tutmaya çalışmak düz fakat yine de insan kalabalığının oluşturduğu engebede beni fazlasıyla zorluyordu. Zihnime yerleştirip işe yarayacağını düşündüğüm planın aslında beni yarı yolda bırakabilme potansiyeli taşıdığını da bu zorlanmayla beraber keşfediyordum. Asayı ilk olarak André'ye sallayacaktım zira onunla aynı hizada görünüyordum. Büyüye dair heceleri ufacık birer sesle dudaklarımdan çıkarttığımda hiçbir şeyin planlandığı gibi gitmeyeceği gerçeği çarptı suratıma. İnce tahta parçası bir hortum işlevi görmek yerine beni kenara doğru itekledi, ani bir rüzgara çarpmışım gibi geri teperek dengemi kaybetmeme neden oldu. Asamı üzerimdeki kıyafetin ceplerine sıkıştırmaya çalışırken hızımı da kaybettim, sıramı da. William yüzyıllar sonrasında bir süper kahraman dergisinde yer alacak gibi kendisini ip ile yanımıza doğru savururken halen kaybolan dengemi düzeltmekle meşguldüm. "Yeni bakımdan çıktın! Kendine gel!" diye bağırdım süpürgeme. Bir at arabasına binsem beni üzerinden atmak için bu denli bir çaba göstermezdi bile. Tekliyordum. Hakikaten süpürgenin üzerinde tekleyerek ilerlerken ne düzgünce durabiliyor ne de bununla birlikte ivmemi artırabiliyordum.

Ellerimi güzelce birbirine yaklaştırıp tahtayı sabit tutmaya çabalarken etrafımdaki kalabalığın gittikçe artığını hissedebiliyordum. Hepsinin kıyafetleri görüş açıma girdiği vakit paniğim de bir hayli artıyordu. Ben hala toparlanmak ile debelenirken en azından hala birilerinin geriden geldiğine seviniyor, böylelikle en sonunda onlara yetişmek zorunda kalmayacağıma dair kendime sunduğum avuntuların boşa çıkmasından korkuyordum. Sonuncu olmayı sevmezdim. Birinci olmak benim için mühim değildi ama sonuncu olmak çok da katlanmak istediğim bir şey değildi. Eğer ki sıradaki son kişi olursam kendimi yetersizlikle sınayabilirdim. Uçuş konusunda kendime ortalama bir biçimde güveniyor olsam bile herhangi bir meselede yırtık dondaki son kişi olmak güvenimi zedeleyebilirdi.

Dengemi kontrol altına alıp ivmeyi artırıyor olduğum fikrine kendimi kaptırdığım sırada beş kişi yan yana gidiyorduk. Tekrar keyiflenebilirdim artık. Eşitlik. Eşitlikten hoşlanıyordum. Bu an bana yarışın bir eğlence unsuru olduğunu tekrar hatırlatmıştı. Sırtımı dikleştirip omuzlarımı geriye atarken gözlerimi gökyüzüne, bilhassa çevremize çevirmemi sağlayan bir şey oldu. Aniden, sanki bir süs topunun içerisine hapsedildiğimizi gördüğüm sırada kaşlarımı çattım. Yakalanmış mıydık; bakanlık bu kargaşaya sebep olduğumuz ve düzeni alt üst ettiğimiz gerekçesiyle bizi bir arada tutmaya mı karar vermişti? Belki de Diagon Yolu'nda tabelalara zarar verdiğimiz gerekçesiyle seherbazlara şikayet ulaşmıştı ve kontrolümüzü ancak bu şekilde sağlıyor olabileceklerine karar vermişlerdi. Panik halindeydim, saniyeler içinde binlerce şey düşünebilecek duruma geliyordum. Çünkü etrafımızdaki çember aynı zamanda kocaman siyah dumanlar ve alevler ile döşeniyordu. Kontrolümü sağlayamıyordum. Mantıklı düşünemiyordum. Ateşten korkuyordum. Çok korkuyordum. "Hasssiktir!" diye küfrettiğim sırada derince bir nefesi sabitledim ciğerlerime. Bana değeceği endişesiyle kendimi biraz daha ortaladım; geride kalmama sebep olsa dahi yavaşlayarak yanyana olduğum arkadaşlarımın arkalarına geçtim. Nefes almakta zorlanıyordum çünkü korkumu kontrol edemiyordum. Alevler sanki benim etrafımda dört dönmeye başlamıştı ve ilerledikçe beni kendi içerisine çekerek saf dışı ediyordu.

Gözlerimi kapatıp başımı iki yana sallarken ciğerlerimdeki nefesi geri verdim; işte tam da bu anda bu korkumun yeterince yersiz olduğunu fark ettiğim bir anın ortasında kaldım. Daha tehlikelisi, daha büyüğü, beni yerimden edip öldürecek şeyle baş başa yer aldığımı düşündüğüm sırada büyük bir ateş çemberi yaklaştı bana. Büyük bir çığlık atarak olduğum yerde kalakaldım. Herkes benden gittikçe uzaklaşıyorken bulunduğum noktada yalnız kalıyordum. Biliyordum. Bu yalnızlık ve öleceğim düşüncesi kara bir kutu gibi beni içerisine çekerken artık düşünemez hale geldim. Biliyordum. Yeterince iyi olmadığımı biliyordum. "SUSUUUNN!!!" diye susturmaya kalktım beynimdekileri. Zihnimin perdesine irili ufaklı kahkahalar ulaşırken bir gün böyle bir çemberin içerisinde yakılarak öldürüleceğimi adım gibi biliyordum işte. Avcılar acımasızdı. Annemi yaktıkları gibi beni de bir uykumun ortasında yakacaklardı. Ağlamaya başladım. Ne şimdi süpürgeyi sağlamca tutabiliyordum ne de zihnimdeki sesleri susturabiliyordum. Sadece kaçmak istiyordum gözlerimi sıkıca kapatarak. Kaçmazsam öleceğimi düşünüyordum. Nereye kaçacaktım ki? Her yanım celladım gibi tepeme dikilmişken nereye kaçacaktım? Gözüm ona kaydı, Samuel'a. Benden çok mu uzakta görünüyordu? Fark etmez. Sadece onun yanında olmak istiyordum şu anda. Onun bir şekilde beni kurtarabileceğini, koruyabileceğini biliyordum. Hissediyordum.

Ağlamamı durdurmaya çalıştım ancak başaramadım. Çemberden uzaklaşmam, bir an önce Samu'ya ulaşmam gerekiyordu. Kendimi beceriksizce zikzaklar yaparken bulduğumda "Samuel!" diye seslendim arkasından. Herkesin gürültüsü arasında çıkan sesim bir hayli kısık kalmıştı. Başarısız olacağımı düşündüm, daha fazla sarıldım süpürgeme. Ateşten kaçmaya çalışıyordum bir şekilde; beni takip ettiğini bedenimin çeperinde ağırlaşan sıcaklıkla hissediyordum. "SAAAAMUUU!" diye bağırdım bu defa. Sesim yalnızca çaresizliğe bulanmıştı. Beni daha önce hiç bu şekilde görmediğine emindim. Kolaylıkla ağlamazdım, korkmazdım, korkuyorsam da korkumu içime sindirir üzerine giderdim. Ancak şimdi öyle olmuyordu. Yanacağıma dair bu sarmaşık beni içine çekip zehirliyordu. Bu yüzden Samuel'in yalnızca beni duyabilmiş olmasını ümit ediyordum. Yanına yetiştim, yüzüne baktım. Suratındaki ifadeyi gözümdeki bulanıklık yüzünden anlayamıyordum bile. Ellerimi süpürgeden çekip ufak bir çocuk gibi kollarımı ona doğru açarak ağlamaya başladım. Bana sarılmasını istiyordum, beni yanına almasını istiyordum. "Lütfen." dedim. İzin verirse süpürgesine binip boynuna sığınacaktım. Elimin tersiyle gözyaşlarımı silerken iç çektim. Parmaklarım titriyordu. Alt edilmekten korkuyordum. Asamı çıkarıp ikimizi da alanına alıp çevreden koruyacak şekilde bir çember yapmak istiyordum. Bu çember bizi nereye kadar kurtarırdı bilmiyordum ancak ona zarar gelmesini de istemiyordum. Ağzımı açtım fakat sesimi çıkartamadım önce. Hıçkırıklarımın arasında "Protego" diye fısıldadım sadece. Kesik kesik çıkmıştı sesim. Şanslıysam bu yeni çember koruyacaktı ikimizi de. Öbür türlüsünü düşünmek istemiyordum.
[/justify]

Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 10, total 10

*rp out: Bu rp, ayrı bir başlıkta olsaydı adı muhtelen "YANIYORUZ FUAT ABİ." olacaktı. Duygu bebek, yaktın bizi. :3

Samuel Raymond Boleyn:
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 2, total 2

Nasıl oldu bilmiyorum ama belli ki bu kalabalıkta yarışmak gerçekten de mantıklı bir fikir değildi çünkü o kadar beklemiş ve zaman kaybetmiş olmama rağmen sonunda herkese yetişmiştim. Aynı sırada uçtuğumuzu fark ettiğimde gözüme Andre'nin çarpmasıyla "Dostum, siz mi çok kötüsünüz yoksa benim hızıma yetişilmiyor mu?" diye bağırarak bir kahkaha patlatmaktan kendimi alamamıştım. Tekrar gaza gelmemi sağladı tabi, efsaneyim lan çünkü. Hem teyzeyi mutlu ettim, hem Eadwig'e fatura kitledim, hem de yarışta öne geçme şansım var. Gerçi etrafıma baktığımda Eadwig'i ve Charlotte'ı görememiştim, belki de çoktan geçip gitmişlerdi. Bunu düşünmüş olsam da bir yanım da diyordu ki bu ikilinin ne yapacağı belli olmaz. Kimsenin görmediği anlarda neler yaptıklarını bir Merlin bilir. Yine arkamızdan bir iş çevirdiklerini düşünmek çok da zor değildi. Ama bunu düşünerek sinirlenmeyeceğim. Umurumda değil artık, istediklerini yapabilirler. İster gizli, ister göz önünde. Sonuçta kuzenim bütün okulun önünde kızı öperken gizlemeyi önemsemiyordu. Charlotte'ın da bir açıklaması olmadığına göre aynen dediğim gibi, istediklerini yapabilirler bundan sonra. Buna daha fazla aklımı yormayacağım.

Kalabalıktan kaçmaya çalışarak süpürgeme sarılmış ilerliyordum. Başka bir peruk misafiri kabul etmeye hiç niyetim yoktu. Olabildiğince insanlardan uzak kalmaya çalışarak hız kazanıyordum. Bu sırada aşağıdan birkaç laf işitti kulaklarım. "Okuldakilerle yetinemedin galiba Samu, sınırlarını aşmışsın!" diye bağırıyordu arkamdan biri. Kim lan o? Dönüp bakmadan tutamadım kendimi. "Ne demek o?" diye bağırdım omzumun üstünden çocuğu görmeye çalışırken ama çoktan uzaklaşmıştım yanından. Adım mı çıkmış nolmuş! "Ulan dedikodumu yapmadan duramıyorsunuz siz de ha." diye bağırdım ortalığa.

Neyse döndüm önüme. Yarış diyorduk. Çevremizden dumanlar yükselmeye başladı. Beş süpürgeli, hepimizi çevreleyen kapkara duman, kalabalıktan çığlıklar yükseliyor. "N'oluyor ya..." diye mırıldanıyorum. Bitireceğimiz yeri de görüyor sayılırdım aslında, hiç sorgulamadan kaçmak istedim ama... Kulağımda duyduğum vızıltıyla buz kesildim. Sağ elimi süpürgemden çekip kulağımın yanında savurdum rahatsızlıkla. Ses kesilmişti, çok çok kısa bir süreliğine de olsa rahatlamıştım. Derken diğer kulağıma arı vızıltıları dolmaya başladı, bir tane değil sanki binlerce arı kulağıma girmeye çalışıyorlardı. Bu sefer diğer elimi de bıraktım ve etrafa savurmaya başladım ama birkaç taneyle bitmiyordu. Bütün çemberi doldurmuşlardı. Dumanlardan daha karanlık bir çember oluşturmuşlardı. NERDEN GELİYOR BUNLAR ABİCİİİİMMM? Sokmasını istemiyorum, hiç istemiyorum. Kıyafetlerimden içeri girdiklerini hayal ediyorum, hatta en hassas yerimden soktuğunu düşünüyorum, vücudumun kabarmasını, iğnelerini çekişlerimizi... "AAAAAAAAA SİKTİRİN GİDİN!" Vücudumda arı iğnesi kalırsa zehirlenirim. Hareket etmeyi bırak kolumu kaldıramam günlerce. İstemiyorum. Hastaneye götürmek zorunda kalacaklar. Ne yapacağım onu da bilmiyorum anasını satayım. Bu vücut iki kere aynısını kaldıramaz. "BİRİ BİR ŞEY YAPSIN! ÖLECEĞİZ OĞLUM ÖLECEĞİZ!" Kollarımla arıları savurmaya çalıştığım için süpürgenin kontrolünü de tamamen yitirmiştim. Bir sağa bir sola savruluyor, tabelalara çarpmamaya çalışarak arada kafamı eğiyordum. Şansıma arılar şimdiye kadar sokmamışlardı hiçbir yerimden, o yüzden doğru bir şey yaptığımı düşünüyordum ama böyle sonuna kadar gidemezdim. İmkansız yani, arılar değilse de süpürgem hazırlayacaktı benim sonumu. Asamı çıkardım bin bir zorlukla. Düşün düşün, nasıl kurtulmuştum bir öncekinden? Eadwig'le koşuşumuzu düşünüyorum. Çamura batmıştık ardından... Üzerime oturmuştu. Beni koruyan kuzenimdi. Ki şu an ne burada olduğu vardı ne de beni koruyacağı. Nereden geldiyse bu kadar arı da bir anda!

Diana'nın bana bağırdığını duyunca gözlerimi kapattım. O güzel yüzünü arıların soktuğu gelmişti gözlerimin önüne. "Diana, dayan..." diye bağırmaya çalıştıysam da çok güçlü çıkmamıştı sesim. Çok canı yanıyor olmalıydı. Bir çözüm bulamıyordum. Kolumla yüzümü kapatmıştım ve derimin üzerine sürtündüklerini hissediyordum. Ama hiçbiri sokmuyordu hala. Diana'dan cevap alamadığım için bağırdım bu sefer daha yüksek. "İyi misin?!" Cevap gelmeyince gözümü açtım ve arkama baktım zorlanarak. Yanıma doğru geliyordu.  İyi olduğundan emin olmam gerekiyordu. Değildi. Gözleri dolmuş, burnu kızarmış... "Ağlama..." diyebildim sadece. Korkumu yenmeye ve ona yardımcı olmaya çalışıyordum ama her şey birlikte inanılmaz zordu. Tek şansım arıların zarar vermemesiydi. Kollarını açtı ve bana uzandı Diana. Dudakları arasından çok yumuşak bir "Lütfen." çıkmıştı. İçimin yağları erimişti bu sese. Güçlü, hırçın kız yerine minik ve bana ihtiyacı olan bir çocuk duruyordu karşıma. Onu böyle görmeye dayanamıyorum. Güçlü olmam lazım. Kendi sorunumu bir kenara bırakıp yardım etmem lazım. Ben dayanabilirim.

Kollarını uzatırken onu yanıma mı almamı istiyordu? Etrafımızda bir sürü şey dönüyor. Aşağı baktım derin bir nefes alarak, dumanlardan gözükmüyordu nerede olduğumuz. Eğer yanlış bir hareket yaparsam onu düşürebilirdim. Bana uzattığı ellerinden birini tuttum ve sıktım tüm gücümle. "Yanındayım güzelim." dedim. "Sakin ol. Kurtulacağız burdan." Daha iyi olmasını istiyordum. "Yavaşça gideceğiz buradan, tamam mı? Elini bırakmayacağım. Güvendesin. Bak, arılara zarar vermedikçe sokmuyorlar. Çok sakin ilerleyeceğiz." Söylediklerimin onu yatıştırmasını istiyor olsam da kalbimin küt küt attığı 1 metre öteden duyulabilirdi. Ödüm bokuma karışmıştı. Şuradan bir kurtulalım soracağım hesabını kim yaptıysa. Ama önce, Diana'nın elini sarmaladım parmaklarımla ve önümüzdeki tek açık noktaya, bitişe doğru süpürgemi sürmeye başladım.

Elimden sadece bunun geleceğini düşünmüştüm ama Diana'nın hala ağladığını düşündükçe içim rahat etmedi. Hala zarar görebilirdi. "Bu mu lan senin koruman?" dedim kendi kendime. Elini tutmak mı aklına gelen en iyi çözüm? Eadwig gelmişti aklıma. Beni korumak için üzerime yatan kuzenim 12 yaşında bile arılardan daha az korkmuştu. Bense şu an hoşlandığım kıza bu fedakarlığı bile yapamıyorum.

Derin bir nefes aldım. "Diana." dedim. "Bana bak." Dikkkatini kendime çekmiştim. "3 dediğimde, önüme zıpla. Süpürgeyi sen kontrol edeceksin. Tamam mı? Yapabilirsin." dedim ve süpürgemde biraz geriye çekildim ona yer açarak. Koskoca teyzeyi bile taşıyabilmiştim, Dianayı haydi haydiye taşırdım. "Hazır mısın?" dedim ve ona güven veren bir bakış attıktan sonra 3'e kadar sayıp o hareketlendiğinde ben de kendime doğru çektim kızı. Önüme oturduğunda bir kolumla onu tamamen saracak ve üzerine iyice eğilerek arılardan uzak tutmaya çalışacaktım, böylece acısı azalacaktı. Hemen ardından da arılara boştaki elimle asamı uzatacak ve cansız hale gelmeleri için "Resifors!" diye bağıracaktım. Eğer işe yaradığını görürsem, bütün arı gruplarına gücüm yettiğince bu büyüyü atmaya devam edecek ve hepsini tek tek küçük boklara çevirecektim.

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 2, total 2


Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git