İngiltere Büyücedünyası > Diagon Yolu

Need for Speed: Diagon Yolu

(1/8) > >>

William N. Harker:
Arkalarındaki tabelanın üzerinde uçan ve tekrar tekrar aynı cümleyi yazan tebeşirin takırtılarını hiç umursamadan hararetli konuşmalarına devam eden üç genç bir çıkmaza girmiş gibiydi. Oğlanlardan biri diğerinin elindeki süpürgeye doğru eğilip yakından baktığı sırada tebeşir o hafta boyunca aynı cümleyi on dokuz bin sekiz yüz altmış ikinci kere tamamlamış ve daha cümle tamamlanır tamamlanmaz görsel efekt yaratmak adına çoktan silinmeye başlamış ilk kelimenin üstünden geçmek için uçuşa geçmişti: "Okula dönüş fırsatını kaçırmayın! Öğrencilere özel süpürge bakım indirimi!" 

André'nin süpürgesinin çalılarını gösteren Alfred kendinden emin bir sesle "Şuraları biraz daha budamalıydın; böylece ilk kalkışta çok daha hızlı fırlayabilirsin. Tıpkı bir arbale-" o sırada arkadaşının önceki aylarda başına gelenleri hatırlamış ve o aşağılık avcıları André'ye hatırlatmamanın daha doğru olacağını düşünerek sürdürmüştü cümlesini "Tıpkı bir bludger gibi! Mutlaka sahadaki en hızlı kişi olmaya bakmalısın."

André ise bu düşünceye katılmıyordu. Fikir karşısında şaşırmış halde "Fakat o zaman manevra kabiliyetini ciddi ölçüde kaybedersin! Evet sürat önemli ama dönmek istediğin yere dönemedikten sonra hızlı olmanın anlamı ne ki? Elimde Quaffle ile karşıdan gelen kovalayıcıya doğru daha hızlı uçarım olsa olsa."

"Ah André! Yeterince hızlı uçuyorsan o rakip kovalayıcının tek yakaladığı senin hızınla ağzına dolan tozlar olur. Haksız mıyım Will? Sen de bir şeyler söyle."

O ana kadar sohbete katılmayıp yeni bakımdan çıkmış kendi süpürgesini inceleyen William dikkatin birden kendisine yönelmesine şaşırsa da bu tartışmaya kendi inançlarını dahil etmekten geri kalmamıştı:

"Tabi ki ikiniz de haklısınız: hız ve manevra önemli ayrıntılar. Yine de bence esas önemli olan süpürgenin güvenlik aksamları. Mesela az önce kurdurduğum 'basınç-denge klipsi' sayesinde artık uçarken aklım hi-"

"Diyeceğim o ki, rakibini atlatmana gerek yok André, onu geride bırak yeter!"

Cümlesinin ortasında kafasını ondan öte yana çeviren ve cümlesini bölen Alfred'in omzunu şiddetle dürttü William.

"Hey! Hey! Bu da neydi şimdi?"

"Üzgünüm Will, süpürgeyi sadece büyükannesiyle yarışmak için kullanan birinin argümanlarını dinlemek istemiyorum."

Derisinin altını yakarak ilerleyen bir sıcak dalgasının boynundan yanaklarına ve sonra da tüm yüzüne yayıldığını hissediyordu William. Aklının derinlerinde kalmış bir mantık zerresi onu durdurmaya çalışsa da ağzından çıkmakta olan sözcükleri engelleyemiyor gibiydi. Kendisini rezil edeceğini biliyor gibiydi, ama durmak mümkün değildi sanki.

"Görelim hadi o zaman kim kiminle yarışıyormuş! Süpürgelerimiz yanımızda, kim daha iyi uçuyor görelim! André var mısın?"

André Harris:
[justify]Normalde çılgınlıklarıyla nam salmış Alfred'den bekleyeceği türden bir tepkiyi çok daha metanetli dostu William'dan görmeyi beklemiyordu ilk anda. Bu sebeple başta bir saniyeliğine tepki veremedi kumral saçlı oğlan. Teklifi idrak etmeye başladıkça yüzünü bir gülümseme sarmaya başladı ve kafasında olası senaryoları anbean daha da detaylı canlandırdıkça daha da genişledi gülümsemesi. "Şimdi, burada diyorsun yani?.." Yüzündeki muzip ifade iyice oturmaya başladığında Gryffindor'lu fişek Alfred'e de doğru konuşarak, onu da galeyana getirmek amacıyla ortaya attı ilk kuralı: "Diagon Yolu, paralel sokaklar. Binaların çatı hizasının üstüne çıkmak yok. Buraya ilk geri dönen kazanır."

İki dostunun da bu konudaki hevesini görmesiyle birlikte çevresine bakındı hızlıca. Böyle bir işe girişeceklerse başlarına bela olup kendilerine azar çekecek yetişkin bir akranın ortalıkta olmaması, en azından yarışa başlayana kadar kendilerini fark etmemesi gerekiyordu. "Sanırım bu yapacağımıza karşı bir kanun yok cidden... Aslında olmalı da ama sanırım üzümü yeyip bağını sormamak lazım şu spesifik anda..." diye mırıldandı yanındaki ikiliye. Etrafı kolaçan ederken kendileri gibi muhtemelen kampanyadan faydalanmaya gelmiş, tanıdık bir iki sima da gözüne çarpmıştı. Kaş ve göz hareketleriyle beriyi işaret ederek yanındaki dostlarına doğru mırıldandı: "Böyle bir halta girişiyorken tüm ekibi mi dahil etsek?"

Onayları aldıktan sonra bir elinde süpürgesi, usulca ve her duruma karşın çok fazla dikkat çekmemeye çalışarak insanların arasında gezmeye ve bazı selamlar vermeye, sonrasında kulaklara fısıldamaya başlamıştı. Her şey hazır olduktan sonra, dükkanın önünde meşe ağacından süpürgesi, manevra kabiliyetiyle ve üzerinde iken çeviklik hissiyle bünyesini doldurup taşıran yoldaşı Lorraine'in üzerine yerleşecek ve Diagon Yolu'nun belki de göreceği ilk "sokak yarışı"nda yerini alacaktı.


-Bu kurgu, tamamen eğlencesine öğrenci karakterlere açılmış bir okul öncesi kurgusudur. Konsepti ise doğru anladınız, Diagon Yolu'nda tüm insan kalabalığının üzerinde, sokaklara sarkan çatı ve tabelaların altında bir sokak yarışı yapacağız.

-Kurgu tamamen dalgasına olacak ancak en rekabetçi sokak yarışı deneyimi adına, birkaç kritik anı içerecek şekilde düzenli olarak GM'lenecektir. Bu sebeple yarış başladığı andan itibaren her RP'nin altına bir Öğrenci Görev/Düello Zarı atılması gerekecektir.

-Yarış başlangıcı, 20 Ağustos akşam saatlerinde gelecek ilk GM metni ile olacaktır. O vakte kadar buraya kısa kısa RP'lerle isteyen dahil olabilir. Yetişemezseniz de endişe etmeyin, ileride sonradan da dahil olabilirsiniz.

-Yarış başladıktan sonra, yalnızca o spesifik anlarda ne yaptığımızı, örneğin virajın birinde engele nasıl yaklaştığımızı, betimleyip belki minik bir iki interaksiyon araya sıkıştırıp zar atacağız. Yani aşırı kısa, anlık reaksiyonlar üzerine kurulu bir seri olarak ilerleyeceğiz. Muhtemelen her gün yazabilme imkanı bulan herkesin birer kısa RP atmasıyla birkaç RP içerisinde sonuçlanacak bir seri olacak. RP yazamayan olursa belki bir tık geri düşer o an için ama her daim sonraki RP'lerde de bunu toparlayabilir.[/justify]

Charlotte Vera Rillian:
[justify]Yeni dönem öncesi babasıyla alışverişe geldiğinde Charlotte her zaman bunalırdı. Her sene bu aylarda babasının kendi elinden düşürmediği teşekküllü bir listenin kopyasını Charl'ın eline tutuştururdu. Charl ise bunca malzemeyi ne yapacağına asla anlam veremezdi. Eğitime son derece önem veren baba Rillian ile Charlotte'un tek anlaşamadıkları konu bu idi muhtemelen. Charlotte eğitim ve öğrenime pratik yaklaşıyor, kitapları sevse de onları okumak istediği zaman okuyordu.  Dayatmalardan hoşlanmıyordu. İksirler için ise formüllerden ziyade daha çok karmaşa yaratmayı seviyordu. Kaynayan kazanın içinden ne çıkacağının sürpriz olması daha güzel olmaz mıydı? Eh, maalesef ki bunu da kimselere izah edemiyordu. Etmeye de uğraşmıyordu aslında. Sabit bir yaklaşım gibi gözükse de öyle değildi. Sadece umursamıyordu. Olduğu gibi, gelişine, anı anda yaşamayı seviyordu. Kendi düzeniyle daha başarılıydı. Öyle ki adeta bir bal kavanozundan fırlamışcasına bina birincisi olmuştu. Hala inanmamakla birlikte ailesinin beklentilerini istemeden fazlasıyla yükseltmişti. Babasının son çılgınlığı Charl'ın Quidditch takımına katılmasaydı. Bunu ilk duyduğunda aralıksız iki dakika boyunca güldüğünden babası algıları kapalı bir şekilde bu fikre sahiden sevgili kızının takıma katılma fikrine sıcak baktığını düşünmüştü. O sebeple soluğu Diagon Yolu'nun kalabalık sokaklarında almışlardı.

Ne dese ikna edemediği babasıyla alışverişe gelince haliyle ilk yaptıkları iş yeni bir süpürge almak olmuştu. En son ne zaman uçmuştu Charlotte? Hatırlamıyordu. Kötü bir uçucuydu. Süpürge üstünde durmayı öğrenmesi iki haftasını almıştı birinci sınıfta. Onun gibi özgürlüğüne ve keyfine düşkün bir öğrencinin süpürgelerle arası iyi olmalıydı belki de rüzgarın ve yüksekliğin verdiği huzurla. Ara ara denemelere kalkışmış ve bir süre sonra süpürge ile arasında ki kontrol sorununa bir çözüm geliştirememişti. Korkuyor olabilir miydi? Bunu şimdiye kadar hiç düşünmemişti. İlk teorisi korkmanın aksine yer-yön bulma yeteneğinin zayıf olmasıydı ve akabinde onu takip eden reflekslerinin ağırlığıydı. Başta ciddiye almamış olsa da üstüne düşmemek bir noktada sinirini bozmuştu. Zayıflığından kaçmak ne kadar doğruydu? Suratı ekşidi. Bunu fark eden babasının kolları Charlotte'un omzunda yerini bulmuştu. Sıvazladı bir süre. Onu neşelendirmek istiyordu. Büyümenin ne kadar sancılı olabileceğini biliyordu orta yaşlı adam."Liste dışına çıkabileceğini de biliyorsun. Neden gidip kendi istediğin dükkanlara da bakmıyorsun? Derste yediğin şekerli tüy kalemleri tüketme hızına bakarsak bu dönem için daha fazla alman gerek. Portakallısının yeniden stoklara geldiğini duydum." Yeni dönem... Mezuniyet senesi... Quidditch... Dersler... Portakal... Ne? Babası az önce iki yıl önce üretimi durdurulan portakallı tüy kalemlerin yeniden satışa sunulduğunu mu söylemişti? Charlotte'un ihtiyacı olan buydu işte. "Ciddi misin?" Suratına bakıp devam etti."Evet, ciddisin. Yani.. İnanılmaz! İki yılın sonunda yeniden geldiklerine inanamıyorum! Böyle güzel bir tadı üreticilerinde unutamayacağını biliyordum! Ee-e... Ben niye burada duruyorum ki? Gitmem gerek. Hepsini almalıyım. Hepsini!" Heyecanı sesinden belli olan porsuk koşar adımlarla adresini çok iyi bildiği dükkana doğru yol alırken babası arkasından yalnızca gülüyordu. En az iki saat kadar kızını kendi haline bırakmasının yerinde bir karar olduğu kanısına varmıştı onu böyle neşeli bir şekilde görünce.

Cümbüşün arasından süpürgesinin varlığının imdadına yetişmesiyle kurtularak dükkan önüne vardığında cama asılmış dans eden harflerin oluşturduğu yazıyla adeta yıkılmıştı. "Günlük satım erkenden bitmiştir. İlginiz için teşekkür eder ve yine bekleriz." Elini alnına yapıştırarak hayıflandı bir süre. Şanssızlık bir güne karşılık gelseydi o da Charlotte için bu gün olurdu kesinlikle. Elinde süpürgesiyle dikilirken yakınındaki öğrencilerin konuşmalarına istemsizce kulak kabarttı. Söylediklerine göre bir "sokak yarışı" vardı. Süpürgelerle. Herkese açık olan bu fikrin kimden çıktığını düşünürken André'nin de adının geçmesiyle heyecanlandı Charlotte. Kesinlikle bir porsuk bir porsuğu desteklemeliydi. Başka kimlerin olduğunu henüz bilmiyordu. Babasının yanına dönünce sıkılacağını da çok iyi bildiğinden yarışı seyredecek bir tepe bulmanın mantıklı olacağını düşünüyordu. Geldiği hızla duyduğu kadarıyla öğrendiği yarışın başlayacağı alana yöneldi hemen. Şekerli tüy kalemleri unutmuştu. Yarın yine en alakasız anda hatırlardı nasılsa.

Soluk soluğa okuldan silüetlerin yanına yaklaşmayı başarabildiğinde kesik kesik konuşuyordu: "Oh! Hey... André! Iıı.. William! Ve uuh... Gry-ffindorlu sporcu güleç çocuk! Bb-eni bekleyin. Ben de varım."

Evet, Charlotte'un karar değiştirme hızı belli ki koşuculuğuna göre daha formdaydı. Şimdi uçmayacaktı da ne zaman uçacaktı? Uçmak için seçtiği yol çok engebeli ve yanlış olsa da ayağına kadar gelen bu muazzam fırsatı tepemezdi. Korkusu olup olmadığını öğrenmek istiyordu en azından. Hem babası onun adına bu kadar hevesliyken denememeyi kendisine yediremezdi.  Biraz eğlenmenin de kimseye zararı olmazdı. Olur muydu yoksa? [/justify]

Eadwig Alger Boleyn:
[justify]
Bu gerizekalı, kalın kafalı kuzenim geçen sene arkadaşlarıma dedi ki "O kadar çağırıyoruz adaya gelmiyorsunuz ehe ehe, Eadwig'i sevmiyonuz sanırım." Ağzına uçan tekme attığımın herifi. Ben de bu sene dedim ki, adada oturuyoruz sıkılıyoruz, sürekli çıkıp çıkıp geleyim arkadaşlarla takılayım. Bu salağa da malzeme vermeyeyim. Hem annem büyüceşurada, babam da başseherbaz oldu iyice ev boş. Bir şey olursa bakmam gerekiyor. Bakıyor muyum? Bakmaz olur muyum? Zaten çocukluktan beri buna çalışıyorum ben. Tüm yapılması gereken işleri hallettim. Gereken erzağı falan listelettim. Haftasonuna kadar tüm işleri bitirdim. Şimdi de çıktım geziyorum. İşte benim istediğim hayat bu yahu. Adada malikanede oturayım. Dosya mosya yapayım. Gelir giderleri çıkarayım. Arada bir adayı gezeyım falan. Bir de Charlotte olsa yanımda çok güzel. Ne öyle kuduruk kuzenim gibi seherbaz olayım da ucube yakalarken kolumu bacağımı kaybedeyim hayalleri... Diyeceksiniz aranız hala mı kötü? E yani. Ne zaman iyi oldu ki? Bir de bizim bir gerizekalılığımız var. Birbirimizi çok kırıyoruz. Aşırı kırıyoruz ama karşımızdakine de göstermeyeceğiz ya. Sanki bir şey olmamış gibi konuşuyoruz da hala. Yani Charlotte ile aralarında bir şey olduğunu fark ettiğim gibi kendime engel olamayıp atladım üstlerine, nedeni benim arada bir böyle patlamamdan kaynaklanıyor. Sonra noldu? Ares'in olayını öğrenelim gel Samuel ormana gidelim dedik. Bakanlık sorguya falan çekti. Annem ağzıma sıçtı. Çok sorumsuz hareketler. Normalde çok yapmam böyle de, işte Charlotte olayı kafamı allak bullak etti. Mantığımı mı kaybettim ne yaptım?

Ya neyse yine kafam dumanlandı. Diagon yolunda yürüyoruz kankam Nathaniel ile. Hava da bir sıcak ki sormayın. Soğuk hava üfleyen bir ıvır zıvır aldık yürürken yanımızda uçuyor bir nebze yaşayabiliyoruz. Süpürge satılan dükkanın önünden geçerken "Okudun mu?" dedim Nate'e bakmadan. "Dünya şampiyonasında İngiltere'nin süpürgeleri yanmış mı ne olmuş. 1 kişi ölmüş. Nimbus'un piyasa değeri düştükçe düştü. Bu zamanda yatırım yapılmaz, son bir senede olmayan kalmadı." diye rastgele bir gündem sohbeti başlattım. "Alacaksan da Nimbus alma kankam. Süpürge demişken..." Kafamla bir avuç Gryffindor ve Hufflepuff öğrencileri olduğunu bildiğim çocukları gösterdim. Ellerinde süpürgeler ile bir yarış yapmaya mı hazırlanıyorlardı? André'yi tanıyordum. Baya sevdiğim bir çocuktu bunu gösteremesem de. Zaten kime gösterebiliyorum ki? "Yarış yapacaklar gibi duruyor. Bu kalabalıkta. Tch..." Nate'e baktım. "Gel tozumuzu yedilerim bunlara."

Yanlarına geldikten sonra kafamı hafiften kaldırarak yukarıdan bakıyor bir ifade ile "Dostane bir yarış yapıyorsunuz öyle mi?" dedim dalga geçercesine. "O "dostane" kelimesini kaldıralım hadi." Yürüyüp adının Alfred olduğunu bildiğim çocuğa omuz attıktan sonra süpürgesini aldım elinden. Karşı çıkınca da "Ne o? Arkadaşlarının beni yeneceğine inanmıyor musun yoksa O'Donnell?" diye sordum tehditkar bir şekilde. "Hmphh!" diye bir ses çıkararak omuz silktim. "Aslında mantıklı bir düşünce."

Ben böyle raconumu kesmişken, William'a doğru bakacağım diye kafamı bir çevirdim, arkasındaki rastgele, öylesine sandığım Hufflepuff'lı kızın yüzünü bir gördüm... Beynimden vurulmuşa döndüm. "R-rillian?" diye fısıldadım kekeleyerek. Sesim çıkmadı anasını satayım. Hemen çevirdim kafamı. Koskoca Boleyn. KOSKOCA EADWIG BOLEYN BİR KIZ GÖRDÜ DİYE KENDİNİ NEDEN KAYBEDİYOR ULAN? Olmadı ki bir şey. Kalbim atmıyor ki hızlı hızlı. Sakinim ben. Hmph! Seviyorum. O  da biliyor. Heyecanlanma lan artık. Ne zaman bitecek bu?

"Ehem... Nereden nereye yarışıyoruz söyleyin."[/justify]

Nathaniel Leo Lastrange:
Ağustos ayının sonuna yaklaşıyorlardı ve okulun açılmasına az bir vakit kalmıştı. Bugün Eadwing ile alışverişe gitmek konusunda anlaşmıştı. Birlikte Diagon Yolu'na gideceklerdi.Ailesi onunla birlikte gelmek istiyordu ancak o her zaman ki gibi Eadwig ile vakit geçirmek istiyordu. Onların sadece ödeme yapması için gerekli bütçeyi ona vermesini istedi ve durum bir şekilde onun lehine gerçekleşti.

Yemek vakti geldiğinde hızla odasından çıktı. Merdivenleri üçer beşer atlayarak indi ve büyük salona doğru koşar adımlarla gitmeye başladı. Acıkmıştı ama acele etmesine neden olan bu değildi. Acele ediyordu çünkü yemek saati demek bir nevi teneffüs demekti, yani arkadaşlarıyla rahat rahat çene çalabileceği bir vakitti. Nathaniel'ın Eadwig dışında iki yakın arkadaşı vardı. Biri muggle kökenli biri ise melez olduğu için ailesi onlarla görüşmesini istemiyordu. Ama genç büyücü onlara olan borcu oldukça değerli kılıyordu ve güven duygusunu hissettiği insanlardı. Oysaki Nathaniel ailesine bile güvenmezdi. Yaz tatilleri dışında eve gitmeyen çocuk, bütün yaz yine 'o arkadaşların ile görüşmeyeceksin' nutukları dinlemişti. Tamam, o da safkan olmasıyla gurur duyuyordu ama bu diğerleri ile arkadaş olmasına neden engel oluyordu ki? İkisi ile de görüşmek istiyordu, onlarla çene çalmak, maceralara atılmak istiyordu. Bazen safkan olduğu düşüncesi beynini kemiriyor, başka melez veya muggle arkadaş edinmemek konusunda kendisine söz veriyordu. Aslına bakılırsa bu sözü tutuyordu da. Bu iki arkadaşı dışında hiçbir safkan olmayanla görüşmüyor mecbur kalmadıkça konuşmuyordu. Ailesine benzemeye başladığını fark ettiğinde biraz olsun canı sıkılıyordu.

Çatlak Kazan’dan az evvel çıkan Nathaniel, Diagon Yolu’nun tüm yaz gördüğünden daha kalabalık sokağına baktı ve derin bir iç geçirdi.Eadwig en sonunda yanına geldiğinde sıcak havayi engelleyecek lanet sihirli şeyleri getirmişti. Ama ne fayda hava yanıp tutuşuyordu.Elbette bir hot cadı kadar değil!

Ağır adımları Arnavut kaldırımlarını ezip geçerken bir yandan da Eadwig gelecek potasında okuduğu hatta okumayıp birisinin mırıldanmasıyla duyduğu haberden bir şeyler söylüyordu."Dostum para benim için çok önemli özellikle bu sene mezun olacağımızı düşünüyorum da senin de söylediğin gibi böyle bir ticarete girmek tamamen aptallık olurdu." Nathaniel parayla alakalı çok şey düşünüyordu. Ailesi zengindi fakat yine de her koşulu düşünmek zorunda hissediyordu.Suan ise kendi süpürgesi annesinin ona sınavlarının başarısı sebebiyle hediye olarak almıştı."Çok geç kaldın bu tavsiyeyi vermek için kanka! Annem hediye olarak çoktan nimbusu seçti.Aslında onu teslim almam gerekiyor" derken gözü Quidditch malzemeleri satan yaşlı bunağın dükkanını arıyordu.

Gözleri dükkanı ararken Eadwig'in yönlendirmesiyle bir kaç öğrenciyi fark etti.Hufflepuff köylüsü öğrenciler ve okula dahi devam etmelerine her defasında şaşırdığı Gryffindor'lular...Hiç birisiyle bu zamana kadar bir sorunu olmamıştı ancak sevmiyordu,SEVEMİYORDU...Lakin aralarında sonradan fark ettiği Charlotte farklıydı.O kankasının biricik aşığı ve onun yengesiydi...Belki de değildi...Düşüncelerinin onu etkisine almasına daha fazla izin vermeden "Yarış...Hem de bizsiz yapılan bir yarış...Bir kaç köylü ile kendimi yoramam ama sen heves ettiysen içlerinden geçmek şart oldu." diyerek göz kırptı ve yanlarına gittiler.

Eadwig'den bir adım geri duran Nathaniel,bakışlarını öğrencilerden ayırmıyordu.Keşke yarışmak yerine kavga etselerdi...Birbirlerini yumruklayıp tekme atmak daha heyecanlı geliyordu.Belki de birisinin kulağını dahi ısırabilirdi...Düşünceler icerisinde gözlerinin akları ela kısmını kapatmak üzereydi ki,Eadwig'in sözleri üzerine bütün stresi geçmiş kıkırdamaya başlamıştı."Dostane olayı tamamen fütursuzca benliğimizi ele geçirmeye çalışan safsata dışında bir şey değil" Ellerini birleştirip parmaklarını kütleterek "Heyecan daha fazla heyecan gerekli bizlere ama dimi ?" Diyerek göz kırptı.Kankasının harekete geçmesiyle beraber bir adım atan Nathaniel,kavga için hazır olduğunu belli etmek için omzunda ki postacı çantasını yere attı,elleri terliyordu.Ama Eadwig bu defa gerçekten kurallara göre davranmayı kafasına koymuştu.Yarışacaklardı..."Eh peki o halde yarışacaksak gidip süpürgemi almam gerekiyor öyle değil mi?" dedi ve Eadwig'e hemen geliyorum mimik'i atıp,yaşlı bunağın dükkanına koşturdu.

Dükkana nefes nefese gelen büyücü "Lastrange...Nathaniel Lastrange adına yeni bir süpürge olacaktı." der demez yaşlı tıknaz,yerden gitme kocaman gözlüklü büyücü ortaya çıktı.Kahverengi vitrinin üzerinde zorla hediye paketini açmaya çalışan büyücünün elinden hızla süpürgeyi kapan Nathaniel "Anneme saygılarınızı iletirim sayın gözlükleri kendisinden daha güzel büyücü!" diyerek dükkandan çıkıp koşarak öğrencilerin yanına yetişir.Yarış daha henüz başlamamıştır. Yeni süpürgesini köylü Hufflepuf ve öğrenci olmaktan yoksun Gryffindor'lulara göstere göstere "Eveeet! Biliyorum çok güzel ve yeni...Tabii sadece yeni ve güzel olması önemli değil bu zamana kadar Quidditch maçlarında nasıl tozumu yutturduysam,şimdi de aynısı olacak!" diye tehditkâr bir şekilde konuşmasını yapmıştı.Ela gözleri William ve André'nin ne halt edeceğini gözlüyordu.Diğer bir tarafta ise Eadwig'in Rillian'a karşı duyguları içinden "Umarım aşk sebebine bu köylülere yenilmeyiz" diye iç geçirirken "Nereden nereye yarışacağımız dışında bu yarış sonunda ne kazanacağımız aslında daha önemli diye düşünüyorum." Elleri yine terlemeye başlamış ve adrenalin isteyen bünyesi sebebiyle kalbi daha hızlı atmaya başlamıştı."Bir iddaa koyalım,ne verebilirsiniz?"

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git