İngiltere Büyücedünyası > Diagon Yolu
Need for Speed: Diagon Yolu
Diana Destinee:
[justify]
Son yılın başlamasına çok az bir zaman kalmıştı. Hogwarts'a dair eksiklikler tamamlanıyordu. İkinci elcideki fahiş fiyatlar tüm öğrenci ve ailelerin canını sıkmaya başlamıştı; birçok kişi kitapları kendi aralarında değiş - tokuş ediyordu. Ben de elimde pek de dikkatimi çekmeyip kütüphanemde bulunduramayacağım kitaplarımı ihtiyacı olan öğrencilere veriyor, yenileri ile yerlerini doldurduğumda da listemden bir maddeyi daha silmiş oluyordum. Fakat ikinci el bir kitap almak yerine temiz basılmış bir kitap almak muhafaza etmemi fazlasıyla kolaylaştırıyordu.
Elime gelen zarftaki ihtiyaç listesine göz gezdirdiğimde pek çok yedinci sınıf kitabına ihtiyacım olduğunu gördüm. Tüm bunların yanında yeni bir bakır kazan almam gerekiyordu. Neyse ki süpürgemin bakımını yapılması için yaklaşık on gün öncesinde Diagon Yolu'na bırakmıştım. En azından, okullar açılıyor şimdi her şey daha ucuz, furyasından paçamı kıl payı kurtardığımı düşünüyordum.
Eksiklerimi boş bir parşömene sıralarken bu alışverişi tek başıma yapmayacağımın farkına vararak bir düzen oluşturuyordum. İki gün öncesinde Samuel anlatacağı çok şeyin olduğu bir baykuş postasını evime göndermişti. Ayrıca tatlı bir nezakette bulunup kitap indiriminden faydalanabilmemiz için kitapçıya bir postayla ricada dahi bulunmuştu. Bazen neden onunla çok daha öncesinde tanışıp samimiyet kurmadığıma anlam veremiyor, bazen de bunu kendi inat ve önyargımdan kaynaklı bir engele yoruyordum.
Kişisel ihtiyaçlarım için kimseyi peşimde sürüklememek adına oluşturduğum listeme son bir kez baktım. Üç kez kontrol ettim ve katlayarak bir hafta sonrasının gelişini saymaya koyuldum. Son alışverişimi tek başıma yapacağım, benim için pek ala stresli ve yorucu geçen yaz dönemini Samuel'e anlatacağım ve onunla görüşeceğim için fazlasıyla sabırsızdım.
O o O o O
Uçuç tozunu üzerimden silkelerken saçımı düzelttim. Üzerimde siyah, kirli görüntüye sebebiyet veren tozların olmasını istemezdim. Bazen sanki bir kuş tüyü üzerinde cisimlenmişim gibi istediğim yere gidebiliyordum fakat bazen de bir kazan başımın tepesinde patlamışçasına bir görüntüye sahip olabiliyordum. Şu an kuş tüyü kadar rahat geldiğimi söyleyemesem de konforlu ve her zamanki gibi görünüyordum: düzenli ve sade.
Boynuma asılı saati çekiştirip saate baktım. 10.00 yalnızca on dakika kalmıştı. Samuel'in mektupta bana söylediği yere doğru giderken en son gönderdiği fotoğraf aklıma geldi. Bakanlıktan getirdiği ördeği ile kucaklaşan halleri o kadar hoştu ki, gülümsemeden edemedim. Ben tam da bu gülümsemeyi yüzümden silip ayaklarıma bakarken onu gördüm. Karşıma dikilmiş, benden önce buraya gelmişti. Aniden gelen adrenaline ve yazın verdiği mesafeye iç çekerek "Samuel!" diyerek atladım boynuna. "Çok özledim seni." Parmaklarımın ucuna basıp başımı omuzuna yaslayarak sıkıca sarıldım. İpince sarılmaların insanı değildim ben. "Bana anlatacak çok şeyin var." dediğim sırada bir kadınla göz göze geldim: Samuel'in annesi, Bayan Boleyn. Hayalet görmüş gibi geri çekildim. Dilim damağıma yapışmış, dudaklarım aniden gerilmişti. Utandım. Yaptığım hareket patavatsız veyahut pervasızca mı sayılırdı, emin olamıyordum. Elimi kadına doğru uzatarak kendimi tanıttım ve sessizce Samuel'in yanına geçerek annesinin peşinden yürürken kulağına fısıldadım: "Annenin geleceğini neden söylemedin?"
Çoğu ihtiyacımızı karşılayıp bir kafeye, limonlu çörek yemek için oturduğumuzda Meredith'i gördüm. Esasında niyetim nasıl olduğunu sormaktı fakat zamanın akışını tamamı ile değiştirecek bir haberi, bir haberci baykuşu gibi cadıdan aldığımda hiçbir şey söyleyemeden Samuel'in kolunu tutup çekiştirmeye başladım. Neyse ki annesi o sırada yanımızda değildi. "Kalk çabuk." dedim cebimdeki asayı kontrol ederken. "Kalk kalk kalk. Seni hiç unutamayacağın bir yere götüreceğim." diye ısrar ederken pencerenin dışındaki artan kalabalığa ve gürültüye bakmaya çalışıyordum. Samuel halen bakanlıktaki anılarından bahsetmeye çalışıyor, bunların yarım kalacağını geveliyordu. Bıkkınlıkla büyük bir nefesi dışarıya verdiğimde kolunu bırakıp dirseklerimi masaya dayayarak yüzünü yüz hizama getirmeye çalıştım. "Bütün bir yıl ortak salonda bakanlık anılarını dinlemeye hazırım. Ve benim de sana anlatacağım çok fazla şey var. Ama Samu, kalk artık!" diye serzenişte bulunurken süpürgesini eline tutuşturdum. Onu kapıdan hızlıca çekerken kalabalık yarışın yolunu tutmuştum.
[/justify]
Kati ve Dakik Kahin D. Çatlak:
Bu çılgın yarışın eşlikçisi ne bir oyun yöneticisi ne de bir kahin: bir çatlak! Yarışınız boyunca sizi aşağıdan takip etmeye çalışan Quidditch hayranı ancak asla oyuncusu olamamış yaşlı ama bir o kadar çevik Douglas'ın direktifleri doğrultusunda hareket edebilirsiniz. Oyun kuralları italik verilmiş cümlelerde olurken zar atıp hamle etmeniz gereken engel altı çizili bir halde verilecek. Yarış boyunca kurallarda değişiklik ve ekleme hakkını tamamen saklı, gizli tutarım. Voldemort'un burnunu sakladığı gibi saklarım.
Ancak unutmayın! Yolunuz sapabilir, kurallar çiğnenebilir ve her şey beklenmedik bir şekilde alt üst olabilir! Douglas'ın ara ara verdiği akla uyup uymamaksa tamamen size kalmış. Süpürgesi iyi olan kazansın ;)
Not: Yarışa gm metninden sonra da katılabilirsiniz; isterseniz ortasından hile yapıp dahil olduğunuzu yazın isterseniz de dürüst bir şekilde en başından başladığınızı onlar çoktan ilerlemiş olmasına rağmen. Ya da kendinize aşırı güvendiğinizi ve onlara avantaj verip geriden bilerek başladığınızı! Bahaneniz hiç fark etmez, yarış hangi noktada olursa olsun start çizgisinden başlamak kaydıyla istediğiniz zaman katılabilirsiniz. Sonuçta ilk başlamış olmak asla ve asla ilk bitirmenin garantisi değil.
Kaliteli Quidditch Malzemeleri Dükkanı önünde oturuyordum. Tıpkı yılın diğer ayları, ayın diğer haftaları, haftaların ise diğer günleri gibi, dosdlarım. Engin ve eşsiz bilgilerimle buraya gelen yumurcaklara süpürgelerin ve daha da önemlisi Quidditch'in ucsuz bucaksız dünyasını tanıtmak, onlara benim gibi bir üstattan birkaç parça deneyim aktarmak istiyordum. Peki ben kim miydim? Dünyaca ünlü, üst üste 66 yıl boyunca Mükemmel Arayıcı Ödülünün tek sahibi, dünya üzerindeki tüm Quidditch takımlarının uğruna savaşlar verdiği ben! Olacaktım saygıdeğer dosdlarım! Olacaktım! Annemler fırsat vermedi. Quidditch'te para yok dediler. Oku Sihir Bakanı ol dediler. Ben oğlum topçu olmuş dedirtmem dediler. Sen uçmayı bilmiyorsun dediler. Evin tüm pencerelerini kırdın dediler. Oysa ki ne takımlardan teklif gelmişti dosdlarım. Hele Hogwarts'ta var ya... Tek benim adım yankılanırdı sahalarda. Kaptan olacaktım da işte, hakkımı yediler... Kızlar sırf burnu yüzünün doğru yerinde diye o suratsız Henry'yi seviyordu. Kimse anlamadı değerimi...
Neyse dosdlarım; yine böyleyken günlerden, bir baktım birkaç zıpır Hogwarts öğrencisi heyecanla konuşuyorlar. Yarış diyorlar, kurallar diyorlar. Kulak kabarttım tabii. "Çatı hizası geçmek yok," dediler. Aman Merlin be bu çocuklar çok ürkek, havada takla atıp yere pike bile yapabilmeleri lazım."Gringots'a kadar gidip dönülecek," duydum bir başkasından da. Ben olsam Knockturn'ü bile tur atıp gelirdim bunlar bitirene kadar diye yandan köftehor denilebilecek bir gülüş attım dosdlarım. "Yaralanmalar, süpürgeden düşmeler olabilir tabii," dedi öteki. Olur hele, olmaz mı ya, sonucuna katlanan her şeyi yapsın tabii, değil mi dosdlarım? Hele ben olacaktım ki... Hepsi ağzı açık izlerdi... Genç olsam var ya dosdlarım.. Dalmış bir halde yapacağım artistik manevraları düşlerken bir baktım havalanmış bile çocuklar. Aman! Beni unuttunuz ya! Hayatta kaçıramam bu yarışı, bekleyin evlatlarım.
Ama tam da koşarken soluk soluğa, karşılaştıkları ilk köşeyi gördüm. Dümdüz giden yol keskin bir şekilde sola ve sağa ayrılıyordu. Sola giren araya dönmek hareket açısından en kolayıydı ancak saparlarsa apayrı bir yere giderlerdi ve yolları uzayabilirdi. Sağa dönüş ise en direkt yoldu ancak dönüş çok keskindi. Kısa mesafe ve hızlı kalkışın verdiği dezavantaj da cabası. İlk kalkışı kimin yaptığınınsa hiç önemi yok, yarış resmen bu köşeyi başarıyla dönenle başlıyor. Bu köşeden de onları ancak başarılı bir manevra kurtarır gibi duruyor. Hay Merlin!
Yarış boyunca haritanız bu olacak, dükkan isimleri döneme uygun olmasa da güzergah tarifini bunun üzerinden yapacağım. Sizler de aynı şekilde 'yoldan çıkmak' isterseniz haritayı baz alabilirsiniz.
[spoiler]
[/spoiler]
Diana Destinee:
[justify]
Etrafta yarışın kazananı üzerinden iddialar dönerken yanımdaki Samu'ya şakayla karışık omuz attım. "Beni geçebiliyorsan geç. Geçemiyorsan, arkamı kolla." dedim kıkırdayarak. Kendime gereksiz güveniyordum. Aslında havada durmakta iyi sayılırdım ; yalnızca bunu bir spora dönüştürmekte, quidditchte becerikdizdim. Bu kuralsız yarış için belli belirsiz bitiş noktası da söylendiğinde ayaklarımı kalçama çekip göğsümü süpürgeye yaklaştırarak uçmaya başladım.
Atmosfere kuvvetli bir kaos hakimdi. Belli belirsiz insan silüetlerini geçmeye çalışırken parmaklarımı ahşap süpürgenin etrafına sardım. Bakımdan yeni çıkmıştı ve pürüzsüz bir yağ üzerinden kayıyor gibi hareket ediyordum. Alışabilmek ve kendimi yormamak için vücudumu gevşettim. İlerledikçe hırslanıyordum. Bunun eğlencesine bir yarış olduğunu kendime hatırlatarak ayaklarımı daha konforlu bir hale getirerek birbirine doladım. Önüme iki yol ayrımı çıkıyordu. Önümdeki bazı öğrenciler nereye sapacağının belirsizliği ile duraklıyor, bazıları ise sanki bu anın provasını yapmış gibi ezbere bir şekilde hareket ediyorlardı. Hangi yöne gideceğime karar vermek için zihnimi daha hızlı çalıştırmalıydım. Soldan gidersem yol bir hayli uzayacaktı. Sağdaki viraj da keskin görünüyordu. Kim yemiş virajı, korkanın çocuğu olmaz diyerek sağ tarafa yöneldim. Öyle kuvvetli bir dönüş gerçekleştirmeye çalışmıştım ki, aşağıdaki kalabalık süpürgeyle drift yapmaya çalıştığımı düşünürse şaşırmazdım. [/justify]
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4
rpout: inşmerlin doğru zarı atmışımdır.
Samuel Raymond Boleyn:
Annem elini narince koluma yerleştirmiş, benden güç alırcasına dikilirken ben hareket edemediğim için sıkıntıdan bir şey dememeye çalışıyordum. Yerinde duran biri değilim ki ben, beni kafese almış gibi tutuyor ya şöyle sinir oluyorum! Sabırsızlıkla ayağımı sallıyordum bu yüzden. Diana'yı bekletmemek için erkenden gelmek istedim Diagon Yolu'na ama niyeyse bir anda annem de peşime takıldı. Artık son sınıf olduğuma göre tek başıma alışverişimi gerçekleştirebilirim diyerek ikna etmiştim oysaki gelmemesi için ama Diana'yla gideceğimi öğrendikten 5 dakika sonra giyinmiş şekilde gelmişti salona. "Oğluşumu bir daha ne zaman Hogwarts alışverişine çıkarabileceğim? Son kez bebeğime yardımcı olayım izin ver..." diye diye ikna etmişti beni. Niye salmıyor anlamıyorum ki? Birkaç kere de Diana'dan gelen mektupları okuyuşunu yakaladım evde bu yaz. Veya bana ulaşamayan mektupların haberini aldım. Annem sağ olsun Diana'nın mektubunu Yulaf'ın gazetelerle dolu kutusuna atmayı benim okumamdan daha mantıklı bulmuş. Şimdiye kadar hiçbir kız arkadaşımla anlaşamadığı için şaşırmıyorum bu hareketlerine. Artık tanıyorum annemi ama sorun şu ki Diana sadece arkadaşım. Anlatamıyorum kadına!
Alt dönemlerden birkaç kızın kol kola yanımıza yaklaştığını görünce sıyrıldım sonunda annemden ve ona arkamı dönüp kollarımı esnetmeye başladım yukarıya doğru. Kızlar geçerken uzun bir bakışmanın sonunda gülümseyerek selam verdim. "Bayanlar..." Kıkırdayarak uzaklaşmalarının ardından arkamdaki dükkan camından tipimi kontrol edeyim dedim gülümseyerek. İyiyim harbi ya, omuzlarım daha da genişledi. Kilo aldım gibi de hissediyorum. Yazın boş zamanlarımda Quidditch için kondisyon çalışmıştım. Son sınıfta artık okulda yapmak istediğim ne varsa hepsini gerçekleştirmek istiyorum. Quidditch kupası da buna dahil.
Saçlarımı camdan kontrol ederken yansımadan Diana'nın koşar adım yanımıza gelişini gördüm ve dikleşerek döndüm arkamı ona doğru. Tam ona doğru bir adım atmış sarılmak için kollarımı uzatmışken o hiç beklemeden boynuma yapıştı. Hafif ayaklarının kesildiğine bile eminim bu sırada. Özlemiş beni. Gülümsedim. "Tahmin ediyorum. Sıkılmışsındır bensiz ha?" dedim özellikle sinir etmek için. Diana'yla okulun ikinci dönemi bir anda çok yakın olduk ve bilmiyorum yani Clayton ve Edward dışında yazın özlediğim sayılı kişilerdendi bu kız. Diğerleriyle de sohbet etmeyi, bir şeyler yapmayı seviyorum mutlaka ama özellikle Diana'ya daha çok anlatmak istiyordum bazı şeyleri. Annemin sesini duyduğumda Diana da bir anda beni göğsümden ittirerek aramıza mesafe koymuş ona kendini tanıtmıştı. Annemin kızı baştan aşağı süzüp "Tamam kızım. Anladım zaten. Ben de Raymond'ın annesiyim." Raymond ne anne ya? Annem yüzünü buruşturarak bana döndü ve "Oğlummm, hadi gidelim istediğin yere. Çok yoruldum ben de beklemekten. Oturayım bir yere." dedi. "Tamam ilerleyelim." dedim yolu elimle göstererek ve annem önümüzde yürümeye başladık. O sırada Diana'nın sitemine bozuldum biraz. Annemden rahatsız olmuş gibiydi. "Ben de bugün öğrendim..." dedim dudağımı büzerek. Yani doğruya doğru annemi çoğu arkadaşım sevmez, beni de darlıyor. Ama yine de insan istiyor ki biriyle de iyi anlaşsınlar. "Neyse ya ekeriz bir şekilde sen merak etme." dedim konuyu kapatarak.
Oldukça uzun bir süre gezdik. Bu sırada alacağımız çoğu şeyi almış, hem ben hem de o anlatacağımız çoğu şeyi anlatmıştık. En son bir tatlıcıda oturmuşken Bakanlık stajımda en son gördüğüm olaydan bahsediyordum ki Diana beni susturdu. "Nereye? Kahveler yarım..." derken masaya eğilip dibime kadar girince susup dinledim sadece. "Tamaam, geliyorum ya sakin. Böyle teklife hayır diyen de ne bileyim?" dedim sırıtarak. Bana yaklaşmış olmasını biraz da şakaya vurmaya çalışıyordum o an aslında.
Beni çekiştirerek dışarı çıkardığında amacını anlamıştım. Bütün okul toplanmış, hepsinin elinde de süpürge... Yarış planlıyorlar. Kuzenimi görünce karşısına geçtim. "Vaaay Boleyn Beyefendisi adasından dışarı adım atabilmiş sonunda. Şaşırtıcı." dedim gülerek. "Dikkat et de soylu paçaların çamura batmasın burada kuzen, aman ha yengem çok kızar. Bu yarış hiç sana göre değil." dedim iyice sırıtarak. Aslında aramız çok kötü de değil ha. Ama ne bileyim artık hiçbir zaman iyi olmayacakmış gibi geliyor. Son yaptığını unutamıyorum. Ayıp etti, üzerine gelip bana tek bir açıklama dahi yapmadı. Bir kusura bakma dese, özür dilese kapanacak konu belki ama attığı kazık umurunda bile değil belli ki. O yüzden artık o da benim umurumda değil. Bu sırada Slytherinli çocuklardan biri, Nathaniel, tutmuş süpürgesinin ne güzel olduğundan bahsediyor. Yanımdakilere dönüp "Sen öyle mi düşünüyorsun? Sen? Kanka yok ya burada kimse öyle bir şey dememiş." dedim dalga geçerek. Bir iddiadan bahsettiğini de duymuştum. Katılmak çok umurumda değildi. Bunlara borçlu kalmak da bir şey kazanmak da önemli değildi ama Diana hevesli duruyordu. Onunla yarışmak için katılacaktım sadece, bu yüzden ilk başta sessiz kaldım. O da bana meydan okuyordu. "Sen kendine çok güveniyorsun kızım. Hiç acımam. Bu yaz o antrenmanları boşuna yapmadım." dedim kollarımı süpürgemi tutarak kasarken. Şovcuyum ben oğlum, utanmıyorum. Hayattan böyle zevk alıyorum. Övgü seviyorum. Diana'yla gülüşürken "Hadi ya yapıyor muyu-" diye milleti harekete geçirecektim ki gözüm birine takıldı. Charlotte da buradaymış. Yüzüm düştü istemsizce ve kaşlarım çatıldı. Eadwig'e bakıyordu bir de üzerine. Derin bir nefes aldım. "Bakın ne diyeceğim, iddia iyi fikir ya. Koyalım bir şey koyalıım. Kaybeden herkes kazanana bir sırrını paylaşsın. Benim bir gizli saklım yok, sorun olmaz. Ama..." Kalabalıkta Charlotte'la göz göze geldim ve güldüm dalga geçercesine. "Herkesi bilemeyiz."
Diana'ya dikkatli olmasını söyledikten hemen sonra yarışa başlamak için koşmaya başladım, sonra ayağımı sertçe yere vurarak havalanmıştım ki ivmem daha fazla olsun. En başından öne geçmeyi hedefliyordum. Bugün Diana gelmeden önce Gringotts'a gitmiş ve bir miktar para almıştık. O yüzden bilgilerim taptazeydi. Sadece arkamdakileri şaşırtmak için son ana kadar yönümü belli etmiyordum. Sağa dönmek için yol ayrımına yaklaştığımı fark ettiğimde yavaşlamaya başlamıştım, hiçbir pencereye veya elektrik direklerine çarpmayacağımdan emin olmaya çalışarak süpürgemin ucunu sağa çevirmeye başlamıştım.
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 7, total 7
Alexis Loman Ó Dubhghaill:
İkiz kardeşiyle birlikte onun süpürgesinin bakımı için bekliyordu Alexis. Sanki çok uzun süredir bekliyormuş gibi bir tavır takınmıştı. Ayak topuklarını ritmik hareketlerle taş zemine vuruyordu. Sonunda derin bir nefes alıp başını kaldırdı. Bakışlarını bir süredir yerden kaldırmayan kendisinin aksine Francis’in sokaktan geçenlere attığı bakışları fark ettiğinde istemsizce kaşları çatılmıştı. Neden böyle dik dik bakıyordu ki insanlara, rahatsız olmazlar mıydı? Alexis kesinlikle rahatsız olurdu.
“Yapmasana şöyle”
“Ne?”
“Dik dik bakma diyorum. Ya rahatsız oluyorlarsa?” ayağını yere vurmayı kesmişti cümlesinin sonunda. Kardeşi kendisine bir cevap vermeyi planlıyor muydu emin olamasa da süpürgesinin hazır olduğunu gördükten sonra Alexis’e dönmeye fırsat bile bulamamıştı.
“Emanete bak be” eline aldığı süpürgesine gözlerinden neredeyse kalpler çıkacak gibi bakıyordu Francis. Alexis onun böyle şeyleri her zaman gereğinden fazla sevdiğini düşünüyordu. Kumral saçlı artık sıranın kendisinde olduğunu düşünüp süpürgesini bıraktı. Bu sefer öyle sessizce beklemeyeceklerinden emindi. Francis gözünün önünde yeni bakımı yapılmış süpürgesi varken normalden daha gürültülü olacaktı elbette. ‘Bebeği’ hakkında onlarca şey anlatacak, yenilenince daha bir güzel olduğunu falan söyleyip duracaktı.
Bir ıslık sesi duyduğunda düşündüklerinin daha yarısını bile duyamamıştı ikizinin ağzından. Sesin kimden geldiğini anlamak için etrafa bakınmaya başladığı sırada kardeşinin biraz ileride, okuldan başka öğrencilerin de olduğu minik topluluğa doğru ilerlediğini fark edebilmişti ancak. Tabi her zaman olduğu gibi ister istemez kendini onu arkasından bir ördek yavrusu misali takip ederken bulmuştu. Neden o yöne ilerledikleri hakkında bir fikri bile yoktu.
Kalabalığa yaklaşıp birkaç konuşmaya kulak misafiri olduktan sonra yarış fikrinin hiç de ona uygun olmadığına emindi Alexis. Bunun üzerine ikizinin heyecanlı tavırlarını da gördüğü anda bir adım geriledi yavaşça. “Sanırım ben katılmasam daha iyi olacak”
“Ne demek katılmayacağım? Alexis-“
“Süpürgem. Bakımı bitmedi. Hem bitse de hemen eskitmeme gerek yok bence” en inandırıcı bahanesini kullanmıştı Alexis ancak kardeşinin yüzündeki ifadeden anlayabiliyordu işe yaramadığını. Francis kendince bir çözüm yolu bulmuş olmalıydı, şu ifade neden yüzünde olabilirdi ki yoksa?
“Arkama atlarsın”
“Ne?” gözlerini kırpıştırdı Alexis.
“Böylece sen de yarışta olursun işte”
“Bunun çok saçma olduğunun farkındasın, değil mi? İkimizi de taşımak zorunda olan bir süpürgenin kazanmaya oynayacağını düşünmüyorsundur herhalde”
“Bebeğimin bunu başaramayacağını mı söylüyorsun bana? Hah!”
Alexis ne diyeceğini bilemeyerek başını hafifçe iki yana salladı. O sırada da çoktan süpürgelerine binmiş hatta yarışa başlamış olanları gördü. “Zaten geç de kaldık, boşver” diyerek hafifçe gülümsedi, sahte bir avutma gülümsemesi gibi bir şeydi bu herhalde.
“Yetişebiliriz. Atla arkama”
“Francis cidden kendin gidip gelebilirsin. Tek başına ölmezsin, ben de ölmem”
Her ne kadar konuşursa konuşsun çoktan süpürgesine yerleşmiş, kendisinin de binmesini bekleyen kardeşine söz geçiremezdi Alexis. Huzursuz bir nefes vererek süpürgenin arkasına oturdu. Çok da uzun sürmeyeceğini umut ediyordu sadece.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git