Dünya Ülkeleri > Aziz Michael Kilisesi

Mahşer Gecesi - 1. Sezon Finali

<< < (7/8) > >>

Nicholas Ezra Urswick:
Gözlerimin önünden yavaşlatılmış bir sahne geçiyor gibiydi. Normalde her şey çok hızlıdır, farkında olmadan geçip gider çevremdekiler. Ama şu anda, odaklıydım. Normalde olmadığı kadar. Sanki biliyordum neler olacağını. Karşımdaki kadına gönderdiğim yeşil ışığı gözlerimle takip ediyordum. Ama daha ona ulaşamadan ortada büyüm ile buluşmuş, bana uçan demir parçasını gözlerim ile seçmiş ve takip ettiğim rotayı değiştirmiştim. Bana geliyordu, tam olarak yüzüme doğru. Kaçmak için bir şansım dahi yoktu, ani bir kararla başımı sola çevirmem ile boynumda hissettiğim acının tüm vücudumdaki fonksiyonu durdurması bir oldu. Kan akışını yön değiştirdiğini hissediyordum. Artık vücudum için değil kilisenin taş duvarları için akıyordu kanım. Kafam yere çarptığında ve bütün vücudum yere serildiğinde bu şiddetin etkisiyle boynumdaki hançer de hareket etmiş, dudaklarım arasından bir acı serzenişi çıkarmamı sağlamıştı ama bunun etkisi sadece daha fazla acıydı. Ses çıkaramıyordum ve ağzım kanla doluyor gibiydi. Gözüme sıçrayan kandan bunu algılayabiliyordum o an. Sonuna mı geldim peki gerçekten? Katherine gözümün önüne geldi. Çok akıllı bir kız. Şu an burada olsa bana hangi büyü ile yardım etmesi gerektiğini o kadar iyi bilirdi ki... Daha 11 yaşında olmasına rağmen beni koruyabilirdi. Böyle demek istemiyorum ama favorimdi o. Bensiz umarım daha mutlu olurlardı. Cynthia ile büyürlerse korkunç olacaklardı ilerde. Beyinleri yıkanırdı. Keşke biraz daha şey öğretebilseydim. Eğlenmeyi bilmeleri gerekiyordu çocuklarımın. Seth neden beni buraya çağırdın abi? Kızamıyorum da şerefsize, beni kaç kere kurtarmıştır şimdiye kadar... Yoldaşım. Lanet olsun. Gözümden bir damla yaş süzüldü. Artık acıyı hissedemiyor gibiydim.

Kimseden yardım beklememem gerekiyordu. Böyle bitemez. Hogwarts'a geri döneceğime ve çocuklara onları eve getireceğime söz verdim. Eloise kim bilir yine neler çizmişti. Görmem lazımdı. Daha Frederic'in büyümesine şahit olacağım ben. Benim bir kopyam yapacağım onu... Ölemem ben. Gözlerim kapandı bu sırada. Açmak istesem de boynumdaki acıdan düşüncelerime söz geçirememeye başlamıştım. Ağzımı aralayıp büyü tekrar etmek istedim ama boğazımı dolduran kanla beraber boğulmaktan kurtulamıyordum. Zorla yerden destek alarak kalkmaya çalıştım. Son bir güç ile doğrulup sola dönecektim ve boğulmadan büyümü gerçekleştirecektim. Doğruldum büyük bir acıyla, gözlerim kapalı bir şekilde asamı buldum sağ elimin çevresinde. Ardından içimden "Vulnera Sanentur"u tekrar etmeye başladım gözüm kapalı bir şekilde ancak bu çok uzun sürmeyecekti. Acıyla kendimi tekrar yere attım. Gözlerimi son kez açabildiğimde birinin adımlarını seçebilmiştim ama görüşüm o kadar bulanıktı ki bir şey ifade etmiyordu bu bana. Kalan son enerjim ile St. Mungo'ya cisimlenmeye çalışırken gözlerim tamamen kapanmış ve bilincim kaybolmuştu.

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9

Raiden Minamoto:
[justify]Attığı büyüler teker teker çocuklara isabet ederken Raiden çocukların düşerken bir yerlerini vurmamalarını umdu sadece. O sırada Cornelia’nın attığı büyüden habersizdi. Yerde oluşan delik sonrasında Zain’le birlikte kilisenin girişi olan kısımda kalan kadın seherbazın Seth’e olanları bildirdiğini görebiliyordu. Yerde açılan delik yerine Cornalia ve Nicholas’ın girdikleri odaya yönelecekti aslında Raiden. Ama delikten aşağı baktığında gördükleri ona önceliğinin bir şekilde oraya inmek olması gerektiğini düşündürttü. 
 
Cornelia ve Nicholas birbirlerine destek olabilirlerdi. Ki o bunun hakkında düşünürken Cornelia’nın sesini duymuştu. Bir şey olduğu kesindi ama az önce küllerinden yeniden doğan bu kadın Nicholas’a da gereken yardımda bulunabilirdi diye düşünüyordu. Kendini bu fikre inandırdıktan sonra daha dikkatlice baktı aşağıya. Önündeki bu yerin bir mahzen olduğu belliydi. Kapkaranlık bu alanda baygın duran bir adamı seçebiliyordu. Üzerinde oturduğu sandalye üzerinde bulunduğu ortam kadar kara cübbelere sarılmış duruyordu.
 
Adama yardım etmekle alakalı hiçbir şey geçmiyordu o noktada aklından. Ne olduğunu veya bu adamın kim olduğunu bilmiyordu en sonunda. Belki de bir ayin sonunda yorgun düşmüş bir cadı avcısıydı, hiçbir şey bilmiyordu. Tam bu noktada da içini kemiren merak duygusu ortaya çıkıyordu. Burada ne olmuştu, kırılan heykel neden kırılmıştı, hafifçe seçebildiği bu büst kimin büstüydü. Aşağı inerse bunun bir kısmına cevap alabileceğini düşünüyordu.
 
En sonunda merakına tam manasıyla yenik düşen Raiden asasını kavramasıyla aşağıdaki zemine doğrulttu ve uzun zamandır kullanmadığı bu büyünün sözünü söyledi. “Spongify!” Zeminin istediği gibi yumuşayıp yumuşamadığını buradan seçemiyordu. Fakat bu atlamasına engel değildi. Aşağı atlamadan önce arkasında bıraktığı Zion’a kendisini takip etmemesini söylemişti. Eğer ölümüne gidiyorsa bu ani kararları yüzünden birinin daha yanında ölmesini istemiyordu. Atlarken eğer büyüyü doğru düzgün yapamadıysa inişini yumuşatabilmek için de elinden geleni yapmıştı.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 5, total 5[/justify]

Meredith Vivienne Boleyn:
[justify]Genç Seherbaz, boş gözlerle bakıyordu okuduğu mektuba. Hiçbir şey anlamamıştı, sanki gerçek tüm çıplaklığıyla gözlerinin önündeydi fakat o bir türlü göremiyordu. Nicholas kimdi? Mahşerin 4 Avcısı’ndan kastedilen neydi? Arka planda gerçekten ne dönüyordu? Bütün bu Cadı Avcılarının onları hazırlıklı bir şekilde beklediğine bakılırsa zaten geleceklerini biliyorlardı. Ama nasıl? İçlerinde hainler olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yoktu fakat yine de mantığına oturtamıyordu bazı şeyleri.

Bay Carter, ona her şeyin iyi olacağını söylediğinde burukça gülümsedi. Gerçekten inanmak istediği bir sözdü bu. Yorulmuştu. Adam dışarı yöneldiğinde Meredith ona durmasını söylemek istemiş olsa da çok geçti. Tek başına fırlamak halen oldukça tehlikeliydi, ve genç Seherbaz bir takım arkadaşını daha kaybetmek istemiyordu. Mektubu geri katladı ve cebine koydu. Ardından adamın arkasından dışarı çıktı temkinli adımlarla.

Dışarıda çok fazla kanlı beden vardı, korkunçtu, Meredith midesinin kalktığını hissetti. Asasına sımsıkı sarıldı, Bay Carter’sa yerdeki kızıl-beyaz saçlı bir Cadı Avcısına saldırıyordu. Her ne kadar onu yalnız bırakmak istemiyor olsa da adamın devam etmesini söyleyen bakışlarının üzerine salon boyunca ilerledi saklana saklana. Şimdiye kadar yaptığı kalkanlar sayesinde hasar almamıştı fakat bundan sonrasında bir başınaydı, Tanrı onu korusun.

Kilisenin öteki ucunda artık her ne yaşandıysa en az kendi taraflarındaki kadar dehşete düşürücüydü. Yerdeki koca delik, kan izleri, hareketsiz yatan bedenler… Ne tarafa gideceğine karar vermesini sağlayan aşağı atlarken gördüğü bir siluetti. Kim olduğunu bilmiyordu, belki kaçan bir cadı avcısıydı belki de görevdeki bakanlık çalışanlarının bir diğeriydi. Artık her neyle karşılaşacaksa gözünü karartmıştı. Atladı. “Arresto Momentum!”
[/justify]

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 3, total 3

Redferne Amaranthe Roseborough:
İblis bu kâfirin dilini kara gücüyle donatmıştı belli ki... Kaidesinden kayıp vücudunu yerde bulan Redferne diğer aciz kullar gibi talihine küfürde bulunmak yerine tanrısından kuvvet diledi. Yılmayacaktı. Cemaati ve Avcıları gibi son ana dek elinden gelen daha fazlasını gayret etme yolundan sapmayacak, şaşmayacaktı. Elebaşı Seth Carter uzaklardan görünmüştü ama! Ah, ne büyük müjde! Barışla söze alınmış yalanlar dökülmüştü ağzından. Peder Redferne bu günah dilli kâfirin yalanlarına kanmayacak yara izleri taşıyordu hem yüreğinde, hem de şanlı çatışmalarında siper ettiği sinesinde. Barışın tatlı rüzgarlarıyla saçı dalgalanmadan önce Pagan kâfirlerinin dediği gibi, ilk önce leş kargaları düşman etiyle karınlarını doyurmalılardı! Zorlukla da olsa ayağa geri kalktı Peder, bu şanlı kurbanı tanrının cehennemine yollayabilme şansı kendisine bahşedildiği bilincinin verdiği güçle. Eğer kâfir kendisini böyle yalan sözlerle kandırıp savunmasız anını kollayacağına güvendiyse bile buna izin veremezdi kıdemli Avcı. O kendisine doğru gelmezse, kendisi ona varacaktı cezasını vermeye. Adam yavaş adımlarla geri dönemeyeceği sınırı aştığında ise iki eliyle tuttuğu Victoria'yı öperek kutsamış ve hitabına başlamıştı:
"Şeytan'ın taklidini yapanların kaderinde, onun saflarına cehennemde katılmakla yargılanmak vardır Seth Carter!"
Derken bir şarıltı; müritlerin bunca zaman büyücülerin altındaki sınırlarına gelmesini bekledikleri, büyücülerin ise şu ana dek dikkat etmeyi ihmal ettikleri üst kat balkonlarından aşağı akmıştı havayla temas ettikleri anda ateş alarak. Avcılar arasında "Bizans Yağı" adıyla bilinen ve kiminin düşmanının başına bile gelmemesini dileceği bir ceza yöntemiydi kilisenin kutsallığı bozulmuş taş zemininde yayılan. Yapıştığı et, kumaş, kemik, taş ne varsa varlığı yanıp kül olana kadar yakardı bu belanın sıvı hâlini alan tuzak.
"Biz, tek gerçek tanrının dünyevî temsilcileriyiz. Biz, kâfirler ile mücadeleden kaçmayız. 'Eğer Rabb'imiz İsa'yı sevmeyen varsa, bırakalım da lanetlenenlerden olsunlar Mesih'in gelişinde.' Amin!" sözleriyle atıldı, ikisinin de boylarını aşan ateşten bir çember içinde kapana kısılmış olan şu anki baş düşmanı Seth Carter'ın üzerine, Redferne Amaranthe Roseborough. Nefsine yenilip şeytanla işbirliği karşılığında edindiği asasından çıkan ışığa yakalanmadan altından eğilerek geçmeyi planlayarak... Victoria aç ve susamıştı!

Fedakârlık olmadan, savaş nedir ki?

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

Kont Sati Von Richmond:
Cornelia, büyüsü işe yaramayınca Nicholas'ı kaptığı gibi St. Mungo'ya cisimlenmişti. Nicholas tam cisimlenmeden evvel asasıyla yaptığı büyü sayesinde gırtlağındaki kesiği kapatmaya çalışsa da pek başarılı olamamıştı. Gırtlağı birazcık kapanmaya yüz tutsa da kanlar akmaya devam ediyordu. Duman oldu her ikisi de. Havaya karıştılar. Metreler, kilometreler aştılar. Bir hayat meselesiydi onlar için bu. Memat ise ne zaman geleceği belli olmayan bir ev sahibi.

St. Mungo'nun bahçesindeki çimenlere iniverdiler tozu dumana katıp. İkisi de sırt üstü yere yığıldılar indikleri gibi. Bulutsuz gökyüzü... Yıldızlar. Kayıp giden zamanın emareleri. Nicholas'tan yayılan bir kan gölü sararken ikilinin etrafını, onları kaplayan ve kuşatan, kimi gölgeler seçtiler karanlıkta yanlarına yaklaşan. Şifacılar... Cornelia gecenin bu saatinde bir şekilde şifacıların ortasına cisimlenebilmeyi başarmıştı. Talih miydi, yoksa kader mi? Tamponlar konuldu, asalar çekildi. Yarası gitgide iyileşirken Nicholas'ın bilinci kaybolmuştu. Yaşayacaktı. Ancak uzun bir süre (site zamanıyla bir ay) konuşamayacak, sesli iletişim kuramayacaktı. Olsundu. Hayat buna rağmen güzeldi.

Raiden asasını doğrulttuğu zemine yaptığı büyü sayesinde inişini kolaylaştırmıştı karanlık mahzene. Etrafta sandalyedeki adam dışında kimsecikler yoktu. Adamın yüzünü görebileceği kadar yakınlaştığında dehşetle bu kişinin Egnast Twinkle olduğunu fark edecekti. Başseherbaz... Bir gözünün olması gereken yerde kocaman ve dehşet verici bir delikle hem de... Kan sızan bir delik. Yerde ayağının ucunda yuvarlanan bir cisim gördü. Dikkatle baktığında bunun yuvasından çıkarılmış bir göz olduğunu fark edecekti. Peki, bu gördüğü gözü ne yapacaktı?

[spoiler][/spoiler]

Meredith, tören salonundan koşarak geçerken dökülen kızgın yağları fark etmiş asasıyla onlardan kaçınmaya çalışsa da ayağına ulaşan kimi yağ kalıntıları pabucuna değerek ayaklarının kızarmasına sebebiyet vermişti. Hareketleri zorlaşmaya başlamış şekilde güçlükle deliğe doğru ilerlemiş ve Arresto Momentum vasıtasıyla aşağıya atlamıştı. Zaman yavaşlar gibi oldu sonra bir anda hızlandı. Yere sert bir şekilde kondu. Ayakları o kadar acımıştı ki yerde çömelip acı içinde kıvranmaya başladı. Eğer kalkıp etrafına bir göz atabilirse yanına indiği mermer kürsü dikkatini çekecekti ilk. Sonra da başseherbaz. Kan kaybediyordu. Bir gözünün olması gereken yerde deliği fark edebilmişti dehşet içerisinde. Durumu kötü gözüküyordu. Ayrıca bir parmağı da kesilmişti. İşaret parmağı... Kan damlaları zemini ıslatıyordu.

Seth tören salonunda ilerleyip büyüsünü sallarken bir tuzak daha tetiklenmişti. Nihai tuzak... Balkonlardan dökülen kızgın Bizans yağı önce Seth Carter'ın tepesine ve sonrasında ise zemini yakarak gürültüyle şarıl şarıl dökülmüştü şimdi. Başından aşağı kızgın yağ dökülen adam çığlıklar atarak yere yığılmak üzereyken yapmış olduğu Descendo Cadı Avcısının pantolonunu vurmuş ve tüm bel altı kıyafetini yere indirmişti. Belden aşağısı anadan doğma üryan şekilde, namahremin gözükmesine aldırış dahi etmeden, pantolonu ile paçalı donundan kurtulmaya çalışan Rahip Roseborough ayaklarına takılan kıyafetler ve makus talihsizliği ile beraber öne doğru, kızgın yağlarla yanmakta olan Seth Carter'ın üzerine kapaklanıvermişti. Kılıcı Seth Carter'ın göğsünde derin, yanıcı bir kesik bırakırken Rahip de kendisini kızgın yağların içerisinde kavrulurken bulmuştu. Her ikisi de yanıyor ve kavruluyorlardı yerde. Güçlükle sürünebiliyor ayağa kalkma kuvvetini bile kendilerinde bulamıyorlardı.

Not:

1- Son GM Metni 00:30'da girilecektir.

2- Cornelia ve Nicholas dilerse St. Mungo'da RP'lerine devam edebilirler. Nicholas site zamanıyla bir ay boyunca rplerinde konuşamaz, diyalog kuramaz...

3- Seth Carter ve Rahip Roseborough büyü yapmaktan ve saldırabilmekten yoksun bir şekilde yerde kıvranmaktalardır. Çok ufak faaliyetler (sürünmek, konuşmak, yardım çağırmak) gibi hareketleri yapmaları mümkün olsa da öncelikleri ne yazık ki kızgın yağın etkisinden kurtulmak, yanan etlerini söndürmek ve hayatta kalmak olacaktır.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git