Dünya Ülkeleri > Aziz Michael Kilisesi
Mahşer Gecesi - 1. Sezon Finali
Nicholas Ezra Urswick:
Geçtiğim köşeden önüme gelene başladım fırlatmaya büyümü. Bazılarını tutturup oldukları yerde donmalarını sağlıyordum ama gözlerimi kırpıştırıp saldıranların kim olduğunu gördüğümde durdum istemsizce. Ulan çocuk bunlar! Ellerinde de hançerler, üzerime koşuyorlar! Arkaya doğru birkaç adım atmaya çalışırken "Veletlere bak sen!" diye de yanımdakilere sesleniyordum. Kafayı yemişler bunlar! Benim de bunlar yaşında çocuklarım var, hiç böyle asabi değiller. Arkaya zıplayarak hançer darbesinden kaçarken "Silahla- şaka- olmaz! Öğretmedi mi anneniz?" diye bağırarak durdurmaya çalışıyordum. Ama bunlar büyümüş de küçülmüş, bana mısın demiyorlar! Arkamdan da saldır, öldür falan diye ses geliyor. "Minicik çocukların yanında öyle mi söylenir!" diye kızmaya başladım arkama doğru ama kim bilmiyorum hiç. Hayır ben çocuğa da saldıramam ki şimdi bir şey yapacağım, başlayacak mesai: yok efendim siz evde çocuklarınıza da mı böyle davranıyorsunuz, siz bir de baba olacaksınız... Çok biliyorum ben yiyeceğim lafları. Valla bıçaklanırım da bunlara saldırmam... Derken benim yerime Cornelia yetişti kurtarıcım olarak. Kadın da az önce iki yerinden ok yedi, gelmiş beni kurtarıyor. Helal olsun, ne denir ki? O yetmedi Raiden de bunlar Sersemletmeye başladı. Uyusun bebeler. "Ekip işi dediğin budur işte." diye seslendim bunlara. Ardından da şu çocuklara kötü örnek olan, kafayı yemiş bağıran manyak sesi bulmak için ilerlemeye başladım. Onu gördüğümde çenesini kapatması için bir büyü fırlatmaya hazır asamı havada tutuyordum. Rahibe benzeri birini gördüğümde de hiç acımadan dosdoğru yolladım büyümü. "Flipendo!" Zamanım kalırsa Mimblewimble büyüsünü de atarak dilini dolayacaktım ki bağıramasın cırtlak sesiyle.
Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 6, total 6
Redferne Amaranthe Roseborough:
Verilen görev yerine getirilmişti, kendilerinden istenilen oyalamayı yeteceği süreye kadar canlı tutabilmişlerdi Cadı Avcıları şu an için. Bundan sonrası artık zevke girerdi. Yine de aşırıya kaçmanın anlamsız olacağını düşünmeye ya zaman yoktu ya da tartışmak lazım değildi. Burada kalıp dövüşmeye ve şehit düşmeye karar verenler, bugün buradan ayrılamayacaklarını da biliyorlardı. Başlarında amirleri olmasa bile ölene dek çatışmayı sürdüreceklerdi...
Peki bu kâfirler? Kaçmayı düşünmüyorlar mıydı? Zaten kazanamadıkları bu muharebeyi sonuna dek sürdürecekler miydi ölümden korkmadan? Hodri meydan denilmeliydi öyleyse, Londra'nın sahipleri onlar değillerdi ya? Son ana dek kalmaya çalışacaktı Peder Redferne de onlarla. Engizitör Gabriel'in verdiği bilgilerde kâfirler arasında nüfuslu bir subayın bu gece burada olacağını öğrenmişti Redferne ve bu gece burada bir yılanın başı kesilmeliydi en azından!
"Ey Seth Carter adıyla bilinen şeytan zürriyetli kâfir! Şayet o imandan uzak yaşattığın varlığında onurdan, şereften söz edecek kelâmın lügatinde varsa çık karşıma! Bir adam gibi yoldaşının intikamını al, yoksa kaç bir enik gibi kuyruğun bacaklarının arasında!" diye bağırdı tüm karmaşanın içinden, fırtınanın tam kalbinde durup.
Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8
Kont Sati Von Richmond:
[spoiler][youtube]https://youtu.be/_9TzXI0YjlQ[/youtube][/spoiler]
Seth gürültülü bir ciyaklama bırakmıştı salonun ortasına! Bir adamotunun çığlığını andıran bu haykırışlarla sersemlemiş olan cadı avcılarının 2 tanesinin kulaklarından kanlar akmış, acı dolu çığlıklar içinde bilinçsizce yere yığılmışlardı. 1 tanesi ise sersem bir halde oturaklara takılmış ve takla atarak baygın bir halde zeminde bulmuştu kendisini.
Meredith çabucak odanın bir köşesine sinmiş, ağlamaklı gözleriyle bulanık halde gördüğü mektubu okumaktaydı tüm gücüyle. Başını ellerinin arasına almış ve Seth'in gazabından sakınmaya çalışıyordu kendisini. Okuduğu mektup allanıp pullanmış, ancak belli ki gönderilememişti. İçinde ise şunlar yazıyordu.
“Sevgili Kardeşim Nicholas,
Umarım Massachusetts’te keyfin ve iştahın yerindedir. Gerçekten hem oraları, hem de sizleri ne kadar özlediğimi anlatamam. Beni soracak olursan, hala alışmaya çalışıyorum. Kardeşlerimiz sağ olsun, hiçbir ihtiyacımızı gidermekten katiyen imtina etmiyorlar. Gazetelerde gördüğün haberlerden ötürü sakın telaşa kapılmayasın. Bilirsin ki bu cadı sürüsü, kendi sapkın alemini bizlerin gözlerinden sakınmak için ellerinden geleni artlarına koymamakta dirayetliler. Ama tüm bunların üstesinden geleceğimiz günler yakındır.
Annemizin ve babamızın mezarlarını düzenli ziyaret etmeyi sakın unutma. Huzura kavuşamayan ruhlarını belki bu şekilde yad ederek, onların bir nebze olsun Rab’bın cennetine yakın hissetmelerini sağlayabilirsek ne mutlu bizlere.
Neredeyse iki asır boyunca adi birer suçlu gibi kovalandık. Gölgelerde, bizim gibi olmayanların arasında birer kaçak gibi yaşadık. Onlar bizi avladıkça biz kaçtık. Onlar soyumuzu kurutmaya çalıştıkça biz çoğaldık. Tanrının inayetiyle hayatta kaldık. Avdık, avcı olduk!
Neyse ki sürgün günlerimizin sona ereceği gün artık çok yakın. Mahşerin 4 Avcısı göründü. Kimi kardeşlerimiz, onların lanetimize nihayet son verecek elçiler olduğunu söylüyor. Ben de buna inanmak istiyorum. Bu yüzden sebat içerisinde bekleyiniz ve itidalinizi kaybetmeyiniz. Kurtuluşumuz yakındır.
Burada senin çok merak ettiğin Rahip Roseborough Kardeşimiz ile tanıştım. Kendisi çok cesur birisi ve iblisin yüreğine korku salacak kadar kudretli sözlerin sahibi. Bir gün onunla tanışabilmeni çok isterim.
Sevgilerle,
Biricik kardeşin.
Deodat Lawson”
Cornelia, asasıyla yerde devasa bir delik açarken Raiden ise başarılı bir sersemlet büyü serisi sayesinde deliğin açılacağı yerdeki çocukları teker teker süpürüyordu tehlikelerden. Cornelia'nın büyüsünün etkisiyle zemin yarılmış ve kilise ayaklarının altında zangır zangır titremişti. Açılan delikten aşağı baktıklarında ise korkunç bir manzara ile karşılaşacaklardı. Bir mahzendi burası. Karanlıktı. İkiye yarılıp parçalara ayrılmış bir heykelin parçaları seçilebiliyordu. Tam ortasında da bir büstü andıran mermer yapı. Duvarlarda sönmüş meşaleler. Ve bir sandalye. Üzerinde oturan kara cübbeler içerisinde bir adam. Kim olduğu seçilemiyordu. Ancak güçsüz bir biçimde öne çökmüştü ve başı öne eğik halde baygın bir hali vardı.
Nicholas potansiyel deliğin üzerinden atlayarak kısa saçlı rahibeyi tepe taklak edecek bir büyü yollamıştı. Ancak rahibe de belli ki çabuk bir kadındı. Masadan kaptığı hançerlerden birisini hızla Nicholas'a hedef aldı. Asadan yayılan ışık huzmeleri hedefini buldu. Bir demir parçası havada süzüldükten sonra kızıl bir renge boyadı duvarları. Rahibe gerisingeri takla atıp arkasındaki duvara bilinçsizce yapışıverirken, Nicholas gırtlağına saplanmış hançerin etkisiyle kanlar içerisinde yere yığılmıştı. Yutkunamıyor, nefes almaya dahi çalıştığında nefes borusuna dolan kanları hissedebiliyordu. Vücudu soğuyor, ayak parmaklarında bir uyuşukluk hissediyordu. Derhal müdahale edilmediği takdirde ruhunu teslim etmesi an meselesiydi.
Neyse ki Cornelia da tam peşindeydi ve odaya yakındı. Ancak yerdeki deliğin içinde gördükleri aklını bulandırmıştı. Aşağıda gördükleri ne olabilirdi?
Rahip Roseborough haykırışların etkisinden kurtulamamıştı diğerleri gibi. Yarı baygın, başı döner bir halde yere yığılırken düello teklifini gönderebilmişti ancak. Seth Carter için çok baştan çıkarıcı bir teklif olduğu su götürmezdi. Ancak yine de Rahip Roseborough'un ayaklanabilmesi ve tekrar mücadele içerisinde yer alabilmesi güç olacaktı. Engizitör Gabriel'in sözlerini hatırladı ve eli cebindeki altın haça gider gibi oldu. Durdurdu kendisini. Direnmeye çalıştı. Güç bela ayaklanıyordu. Mücadeleye devam edecekti.
[spoiler][/spoiler]
Not:
1- Bir dahaki GM metni saat 22:45 gibi atılacaktır.
2- Nicholas iyileşemediği takdirde ölecektir. Büyü yapabilir ancak zarlarına eksi alacaktır.
Cornelia Barthélemy:
[justify]Takım olmanın ilk defa iyi bir yanını görüyordu Cornelia. Daha önce birbirlerine uyumlanamasalar da şimdi birlikte kaliteli bir saha görevi çıkarıyorlardı. Sonunda rüzgârı arkalarına almışlar mıydı? Büyük bir muamma. Güçlü bir büyüyle yer bir daha sallandı. Zemin ayaklarının altından çekilip giderken Nicholas’ın da bir hamle yaptığı gördü Cornelia. Çok riskli hareketlerdi bunlar. Adamın tipine ve unvanına bakınca böyle şeyler yapacağını kimse tahmin edemezdi herhalde. Gitmemesini söylemek için geç kalmıştı Cornelia. Açılan deliğe doğru fırladı aniden kadın. Nicholas’ın büyüsünün tuttuğunu görmüştü ve bir daha adama bakmamıştı. Onun yerine delikten aşağı toz bulutlarının arasından baktı. Parçalar… Her yere saçılmışlardı. Kim olduğu belirsiz birisi orada öylesine duruyordu. Daha çok mecali onu terk etmiş gibiydi. Mermer parçayı inceleme çalıştı ancak karanlık buna izin vermiyordu. Raiden’a baktı. Aşağı atlamaları gerekiyordu. Lakin, bir ses cadının yeni yeni aşina olduğu bir ses bunu bölecekti. Konuşma değildi asla. Boğuk bir kusma sesiydi. “Nicholas!?” diyebildi sadece. Ondan başkası olamazdı. Gördüğü manzara mıh gibi aklına kazınacaktı Cornelia’nın suçlulukla harmanlanarak.
Raiden’a, “Gidin. Nicholas ile ben ilgilenirim. Geri dönmeye çalışacağım.” diyordu bütün soğukkanlılığıyla ancak sesi fazlasıyla yüksek çıkıyordu gerilim ve endişe kaynaklı. Dizlerinin üstüne çöküp çekinmeden gırtlağını tuttu adamın. Zamanı yoktu. Çocukları vardı bu adamın. Ona yardım edemezse bugün buradan sağ çıkmasının hiçbir anlamı olmayacaktı. Bir iyileştirme büyüsü daha. Zaman kaybetmeden asasını boğazına götürdü. “Vulnera Sanentur!” Cani gönülden kudretli bir sesle ağzından çıkan büyünün işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordu. Azrail bugün zarlarını atıyordu, düşeni alacaktı. Kolunu alıp kaldırmaya çalıştı. Hareket ettirmek bile çok tehlikeliydi bu durumda. “İyi olacaksın.” dedi güven vermeye çalışarak. Bu söylediğine kendi de inanmayı çok istiyordu. Adamı tuttuğu gibi St. Mungo’ya doğru cisimlendi. Nicholas’ın durumuna ve ekibin durumuna göre Bakanlık’tan destek alarak geri dönebilirdi ama önceliği Nicholas’ı yetiştirmekti. [/justify]
Yetenek 1d10 : 1, total 1
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8
ps:inş reklendireceğim bu akşam bir ara asdf
Seth Carter:
Bağırışlarım karşımdaki dört cadı avcısından üçü yere düştü. Güzel kızım yanımda olmuştu. Derin derin nefes alıyordum sinirimden. Peki ya asıl önemli olan kişi? Daha demin arkadaşımı iki parçaya ayırmış olan herife ne olmuştu? Odadan çıktım. Herif çaprazımda duruyordu. Diğerleri gibi bilincini kaybetmemişti ama güçten dolayı yere yığılmıştı. Bu sırada adımı söyledi. Seth Carter... Nasıl biliyordu? Şeytan ve kâfir dedi. İmandan uzak yaşattığım varlığım onurdan bahsedemezmiş. Yere yığılırken bile bu cümleleri söyleyebilmesi harikaydı gerçekten. Güçlü bir adamdı. Ya intikamını almamı, ya da kaçmamı söyledi.
İntikam almak yapılacak en yanlış seçimdi.
Ben de seçmedim.
Kaçmadım da.
Kendi seçeneğimi koydum ortaya.
Cwénhild’i seçtiğim gibi.
Ona olan aşkımın bu kadar önemli olmasının nedeni bana ait olmasıydı.
Bu seçenek de bana aitti. Belki ölecektim bu seçeneğimin sonunda. Cwénhild'in aşkıyla öldüğüm gibi. Peki pişman olmuş muydum onu sevdiğim için.
Asla.
Adamotunun yarattığı etkiden dolayı yerle bir olduğu için zamanım vardı. Meredith’e dönüp gülümsedim.
“Her şey iyi olacak.” dedim.
Ardından tekrar döndüm adama. “Ey, adını bilmediğim din adamı kimliği altına sığınan kendini bilmez! Gözlerine inen perdeleri arala. Silinip gitme başkalarının denizinde. Kendini düşün, beni düşün. Nefret etme. Kendi gözlerinle gör beni, şeytan olarak gördüğünü. Kendimi bildim bileli aşık olduğum kadını aldınız elimden, demin öldürdüğün adam en yakın arkadaşımdı. Sana saldırırsam, senden ne farkım olur söylesene? Ben size yapılan eziyetleri de biliyorum, bize yaptıklarınızı da! İkisinin de sonunu getireceğim! Sana söz veriyorum!”
Ayağa kalkmasın diye “Descendo!” dedim asamı adama doğrultarak. Ona zarar vermeyecektim. Gerekirse ölecektim ama bu adama doğruyu gösterecektim. Biz nefret edilmesi gereken kişiler değiliz. Onlardan da nefret etmemeliyiz. Şu dünyada iki taraf da yaşayabilir.
Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 2, total 2
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git