Dünya Ülkeleri > Aziz Michael Kilisesi

Mahşer Gecesi - 1. Sezon Finali

<< < (5/8) > >>

Redferne Amaranthe Roseborough:
"Kâfirler üzerimize Sodom ve Gomore'ye düşen lanet gibi üşüştüler!" diye bağırıyordu gençlerden biri, bir başkası ise adamın tekinde isabet bulan oklarıyla şenleniyordu ötede. Azizler Mabedi'nden gelen yangının ışıltıları vitraylı camlardaz az da olsa yansıyordu ve kilisenin neredeyse ışıksız olan ortamında bile yaşanan kapışma her anlamıyla hissediliyordu iki tarafça da. Arka girişin güven vermeyici kolaylıkla ulaşılabiliyor oluşu nedeniyle ambondan ve Michael'in Altın Haçı'ndan uzakta kalan Redferne bu durumdan hoşnut kalmamış olsa da, bu hoşnutsuzluğunun yerini en az kendi kadar kana susamış olan Victoria'nın bileyli kenarlarındaki sabırsızlık takip ediyordu. Ön kapıdan girmiş olan kâfirlerden birine sol elini süsleyen gümüş işlemeli Selene ile kanama yaratıcı kıymıklı oklarından birini göndermiş ve karşılığında bir kadın çığlığını duymuş olmanın hazzı yaşlı savaşçının yüzünü güldürmüştü bile. Kilisenin ortasındaki ayin alanında bekliyordu Redferne. Bir tanecik bile olsa kâfirlerden birinin gelip kendisiyle aşık atmasını. Bir damlacık bile olsa kanla Victoria'yı sulamayı... Fakat beceriksiz kâfirler ortadaki ayin alanına inatla ulaşamıyorlardı sanki. Belli belirsiz sevindiriyordu bu durum Peder'i, hatta neredeyse tüm bu çılgınlık ve büyülerden etkilenen avcıların kaosu içinde kahkahalara boğulacak gibiydi. Derken sonra avcıların "Bu Von Motke'yi öldüren cadı değil mi? Dikkatli olun kardeşlerim!" nidaları birçok başı kilisenin arka girişine yöneltmişti. Sonrasında ise şeytanın elinden çıkma tabiat üstü büyüleriyle arbaletleri etkilenen avcılar, süngülerini fırlatmaya başlamışlardı. Süngü taşıyordu tüm avcılar, çünkü onların hepsi tanrının bir silahıydı... Her silaha da bir süngü yakışık gelirdi. Redferne çevresindeki fedailerin bu şevklerini görerek gurur duyarken, 4 Avcı'ların bulunduğu yönden Hemşire Lucille'in "İşte melun cadı! Öldürün onu, Rab sizi kutsasın çocuklar. Öldürün!" çığlıkları kulaklarına ulaşmıştı. Redferne kâfirlere cehennemi yaşatmak için bekliyordu. Zaman, ortam, düşman; hepsi uygun olmalıydı bu kıyımın azalmadan ilerlemesi için. Biraz önce yere süngülerle birlikte serilmiş imansıza doğru uzun ama sakin adımlarla ilerlemişti Peder, ağzından çıkan ".. ve teslim ediyoruz cesedini toprağa. Küller küllere, tozlar tozlara; insan geldi topraktan, döndüğü toza ve en sonunda da geri döneceğiz yine toza. Amin." sözleriyle. Bu sırada etraftaki olayları önemsemezcesine sağa sola savuruyordu kılıcını. Soldan kavis çizerek döndü kılıç, sağdan bir yarım ay daha çizdi... Sonra da daha önce duymamış birinin midesini kaldıracak bir sesle Peder Redferne Amaranthe Roseborough'un adının Hoffman olduğunu öğrenmeye tenezzül bile etmediği kâfirin omuriliğini parçalarcasına bel kemiğini delip geçti Victoria. Adamın boğuk inlemesiyle birlikte yaşama geri dönemeyecek olduğunu garantileyen son nefesiyle birlikte, Peder geldiği yere geri döndü kahkahalarıyla. Yerine geri döndüğünde korkunç bir gürültü, peşinden gelen kan dondurucu bir çığlıkla birlikte tüm kilise titremişti. Redferne görevlerinin yarı yarıya tamamlandığını anlamıştı şimdi.

Cornelia Barthélemy:
[justify]Mucize veya değil. Bir şans daha verilmişti Cornelia’ya. Vücut ısısındaki değişiklik, görüşünün düzelmesi, kapanan yaraları ve yere düşen oklar… Canı ve kanı tekrar birdi. Ayağa kalktığında dizlerinde gücü hissetmek bambaşka bir duyguydu. Yaşamayı bu kadar sevdiğini fark ettiği ilk andı belki de. İyileştirme büyülerinde bu kadar iyi olduğunu bilmiyordu ama Felix Felicis’in gücü kimse tarafından yadsınamazdı. Etkiyi belli ki arttırmış, yaralarını tamamen yok etmişti. Üstünde ve ellerinde kalan kandan başka hiçbir şey yoktu. Raiden’ın yanına yetişmesiyle daha bir rahat hissediyordu artık kendini. Seherbazın attığı büyüyle eş zamanlı olarak devrildi düşmanları. Kendisine bir söz vermişti, kalkabilirse eğer birkaç kişiyi götürecekti. Ama bu odada onu mıhlayanlar Raiden engeline takılmışlardı. Burada oyalanıp onlara işkence etme isteğini kontrol etmeliydi. Aralarında bakıştılar bir anlık. Sonrada koşmaya başladılar.

Az önce ortamı terk ederek şova kalkışan Nicholas’ın peşinden hızla giderek arayı kapatıyordular ki bir gök gürültüsü koptu. Nicholas’ın önünü kesmişti çocuklar. Yakındılar ona ama gök gürültüsü çok şiddetliydi. Yerin sallanmasıyla olduğu yerde afalladı herkes. Saliseler içinde akış donmuş gibiydi kendi kaotikliğinde. Hiç hayra alamet değildi. Her şeyin ekstrem derece hızlı gelişmesiyle algılamak veya durup düşünecek hiçbir vakitleri olmuyordu nihayetinde. “Neler oluyor?” diye sordu Cornelia ilk. Ama ne fayda? Tahmin yürütemeyecekleri kadar kötü bir durumdaydılar. Sarsıntının etkisini bir çırpıda silip harekete geçme vakti çoktan gelmişti. Karşısında görebildiği çoluk çocuk hiç umrunda değildi. Çocukları severdi. Hep sevmişti. Lakin boş bakışlarının ürperticiliği ve saldırganlıkları ahlaki ikileme sokmuyordu Cornelia’yı. Onlar artık yalnızca içi boş kabuklardan ibarettiler. O boşluktan faydalanarak da yolu temizlemeyi tercih edecekti. O esnada çocuklardan biraz olsun gerilemiş olan Nicholas’a baktı. Aklına ilk geleni yapacak ve çocukları öldürmeden sadece onlardan kurtulacak bir şey deneyecekti. Tuzaklara ve aniden çıkabilecek olan her şeye karşı hazırlıklı olmalıydık. Raiden’ın da bir hamleye kalkıştığını gördüğü sırada çocukların altını hedef alarak asasını savurdu. “Deprimo”. Atlatabilirlerse ve daha aksilik çıkmazlarsa ya seslerin geldiği odaya sapacak ya da tören alanına doğru ilerleyecekti. Kimseden ayrılmak yoktu. Zira, uyumlu hareket edilmediğinde ne gibi sonuçlar doğurabileceğini en acı şekilde öğrenmişti. [/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10

Seth Carter:
Arbalet okları beklerken bıçaklarla karşılaşmıştım. Neyse ki Meredith bugün harika bir iş çıkarıyordu. Tek sorun zavallı Alfred'i bu şekilde görmek olmuştu. Yine de herkes buraya gelirken başlarına gelecekleri biliyordu. Birlikte sol tarafımızdaki odaya girdik. Birlikte derken... Bir eksik vardı. Odaya girdiğimde Hoffman'ın arkamızda kaldığını, gelen bıçaklardan biri yüzünden yürüyemediğini farkettim. "Hoffman!" diye bağırdım ona. Yardım etmek için bulunduğum yerden tam çıkacaktım ki saçları beyaz-kızıl, çirkin bir top sakal sahibi, daha sonra gördüğüm en itici insan olarak adlandıracağım cadı avcısı kılıcı ile yanına geldi. Hoffman'ın küfürleri arasından anlamadığım, o an anlamlandırmak istemediğim cümleler söyleyip daha ben bir şey yapamadan elindeki kılıçla çok eski dostumu ortadan ikiye ayırdı. "HAYIR!!" diye bağırdım acı içinde! Önce hayatımın aşkı Cwénhild'i almışlardı elimden. Şimdi de Hoffman'ı, en yakın arkadaşımı! Senelerdir aramızdaki şakalaşmalar böyle bir görüntünün gölgesinde kaldılar. Tüm renkler soldu sanki dünyada. Etrafın kan içinde kalması, cadı avcısının arkasını dönmesi ve sanki çok normal bir şey yapmış gibi davranması... Hoffman'ın o durumda bile dönüp bana bakması ve son nefesini vermeden önce göz göze gelmemiz. Kan dökülen dudaklarını sanki, "Sen devam et." der gibi hareket ettirmesi... Atılan çığlık kafamın içinde miydi? Başka bir yerde miydi? Alnımda atıyordu kalbim sanki. Bu insanlar ile barış yapmak istiyordum ben de. Diyordum ki savaş olmasın. Diyordum ki, sadece yargılansınlar. Onlar ise gözlerini kırpmadan öldürebiliyorlardı. Gözümü kan bürüdü. Sinirden titrediğimi fark edemedim bile. Hemen belime bağlamış olduğum mavi iksire gitti elim. Bu iksiri kızım olduğunu yeni öğrendiğim Mirabelle'den almıştım. Annesi gibi güzel, onun gibi zeki, onun gibi farklıydı. O kadar gurur duyuyordum ki. Şuan burada yapacağım en ufak dikkatsiz hareket kızımdan ayıracaktı beni. Buradan çıkıp Hoffman'ı kurbanlık gibi kesen bu adamı yumruklamak, beynini yerinden çıkarana kadar kafasını ezmek en fazla istediğim şey olsa da tuttum kendimi. Yanımda duran Meredith'e "Meredith! Kulağını kapat!" diye seslendim emir verir gibi. "HEMEN!"

Sonra da diktim iksiri kafaya. Boğazımda etkisini hissettiğim gibi başladım bağırmaya. İçimden gelen tüm nefret ile bağırdım "CANİLERRR!" diye. "KAFASIZLAR! AKILSIZLAR! YALANCILAR! HAYSİYETSİZLER!" Merak etmeyin ama! Halledeceğim! Ne siz mağdur olaraksınız ileride, ne biz.

Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 9, total 9

Raiden Minamoto:
[justify]Raiden elinden geldiğince hızlı bir şekilde hareket etmeye çalışmış ve sağdaki odadaki iki sivri şapkalının devrilmesini sağlayabilmişti. O bunu yaparken birinin etrafa dondurma büyüsünün çeşitlerinden birini atarak ilerlediğini duyabilmişti. O kadar şeyin arasında önceliğinin etraftaki tehlikeden kurtulmaya verdiğinden Cornelia’ya bakmak için kafasını daha yeni eğebilmişti ki kadının yerden doğrulduğunu görmüştü. İyi misin gibi bir soru soracaktı ama oklar yerdeydi ve kadının yaralarından eser yoktu. Kadının kendisini iyileştirmiş olduğunu anlamasıyla az önce Nicholas olduğunu tahmin ettiği kişinin ilerlediği yöne koşmuşlardı.
 
Nicholas’ın önünde üç tane çocuk görmesiyle başta ne yapacağını bilemeyen Raiden’in çocukların elinde bıçakların olduğunu görmesiyle tüyleri diken diken olmuştu. Kirli işlerine çocuk karıştırabilmiş olmaları gerçekten mide bulandırıcıydı. Böyle bir şeyi masa başında çalışırken duymak ve sahadayken olduğunu görmek arasında dağlar kadar fark vardı. Ve her ne kadar kendisini aksine inandırmaya çalışsa da çocukların gözleri fazlasıyla boş bakıyordu. Kendine gelmeliydi Raiden, şimdi bunu düşünmenin vakti değildi. Ellerindeki bıçaklarla ne yapacağı belli olmayan bu çocuklar kim bilir ne tür bir beyin yıkamasından geçmişlerdi ki bu kadar ruhsuz bir hal almışlardı. Kendisini ve yanındaki bunca kişiyi düşünmeliydi öncelik olarak. Ölüm bu kadar yakınındayken durmamalıydı. Bir çocuk katili olursa bunun için kendinden daha sonra nefret ederdi. Asasını sıkıca tutan Raiden aklına son anda gelen fikirle en iyi yaptığı büyülerden birini yapma kararı aldı. Çocuklara asasını teker teker yöneltirken alışık olduğu “Stupefy!” sözcüğünün dudaklarından birkaç defa dökülmesine izin verdi.

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 7, total 7[/justify]

Meredith Vivienne Boleyn:
[justify]“Bu Von Motke'yi öldüren cadı değil mi?”

Genç Seherbaz, kendini bıçaklardan, oklardan ve mermilerin hedefi olmamak için yandaki odaya atmıştı Seth Carter’la birlikte. Ve beraberinde bir süredir tuttuğu gözyaşlarını serbest bıraktı. Bir katil olarak anılıyordu dışarıda, onlara itiraz edemezdi de, bu sıfatı hak etmişti çünkü. Motke, onun yüzünden ölmüştü, ve ekiplerindeki diğer iki seherbaz da onun yetersizliği yüzünden can vermişti bu görevde. Seherbaz’ların yüz karasıydı, nereye gitse işleri eline yüzüne bulaştırıyordu, bu rütbeye layık bir isim değildi. Eğer bugün, buradan sağ çıkarsa istifa edecekti. Daha fazla hata yapıp insanları yüz üstü bırakmak istemiyordu, Bakanlık’ın onun gibi birine ihtiyacı yoktu.

Elleriyle gözyaşlarını silecekken duraksadı, ellerine kan bulaşmıştı, Alfred’in kanı. Bir hıçkırık koptu boğazından, Alfred daima anlayışlı ve düşünceli bir dost olmuştu onun için. Ve Meredith, onu kurtarmaya çalışmak yerine oklara hedef yapmıştı. “Ben ölmeliydim,” diye mırıldandı cılız bir sesle. “Ne Hoffman, ne Alfred, burada ölmesi gereken biri varsa o da bendim.”

Bay Carter da en az kendisi kadar sarsılmış görünüyordu ancak kızıl cadı gibi dağılmak yerine halen görev odaklıydı. Meredith, onun bu kararlı halini gördüğünde toparlanması gerektiğinin farkına vardı. Hala yolun sonuna gelmemişlerdi, ellerindeki kanı eteğine sildi, buradan sağ çıkacaklardı. İçerisi yataklar ve ranzalar haricinde boştu, genç seherbaz, Cadı Avcılarına karşı kullanabilecekleri herhangi bir silah olup olmadığını tespit etmek için odaya göz gezdirirken yatakların üzerine bırakılmış kağıt parçasını fark etti.

İçgüdüsel bir hareketle o tarafa yöneldi ve içinde yazılar olduğunu öğreneceği kâğıdı avuçlarının içine aldı. O sırada Bay Carter, kulaklarını kapamasını söylemişti kendisine. Nedenini anlamasa da itaatkâr biçimde yatağın kenarına çöktü ve başını kollarının arasına aldı. Az sonra öğrenirdi nasıl olsa.
[/justify]

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 1, total 1

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git