İngiltere Büyücedünyası > Hogwarts Bahçesi
Hogwarts'ta Hayatta Kalma Rehberi Kural 38: Gece 2'den sonra yat ve uyu
Aethelwulf Ares Caldecott:
[justify]Gecenin bir yarısı kaçamakları, hele ki bunlar yasaklı saatlere denk geldiyse, içerdiği risk faktöründen dolayı oldukça cazip gelmiştir Ares’e. Hogwarts bu açıdan mükemmel bir okuldu onun için, başına ne zaman ne çıkaracağını hiçbir zaman kestiremezdi sonuçta. Ve genç büyücü bir gecede, önce büyü yeteneklerini insanların önünde sergilemek egosuna ego katmış, şimdiyse sütunların ardında buldukları maden niteliğindeki Kaymakbirası fıçılarıyla bakışıyorlardı. Mirabelle’in atladığı gibi içeceklerdi elbette ancak öyle kuru kuru içmek olmazdı, gecenin bu saatinde burada toplandılarsa bir anlamı olmalıydı. Regina’nın hiç paylaşmaya niyeti olmayan tavrını göz ardı etmiş ve hevesle söze girmişti.
“Beyler, bayanlar ve bir tanecik Gaye’m. Gecemiz aksiyonlu başladı ancak bir şekilde kader hepimizi burada birleştirdiğine göre bu kaymak biralarını öylesine bulduğumuzu da düşünmüyorum.” Sarışın Slytherin’in tehditkâr bir biçimde tuttuğu şişesini kaptı çabucak ve boş bir yere yerleşti. “Sizleri ‘Doğruluk mu Cesaret mi’ oynamaya davet ediyorum.” Şişeyi çevirdi ve gece kuşlarının da kendisine katılmasını bekledi bir neşeyle.[/justify]
Soran: 1d6 : 1, total 1
Sorulan: 1d6 : 2, total 2
Aethelwulf Ares Caldecott:
[justify]Cam şişe dönmüş ve dağınık kumral saçlı arkadaşının hizasında durmuştu. Genç büyücü memnuniyetle gülümserken karşısındakinin şaşkın bakışları durumu daha da iyi hale getiriyordu. O kadar çok sorabileceği soru vardı ki, ihtimalleri elerken bekleyenlerin bakışlarının gittikçe sabırsızlaştığını fark etmişti. “Pekala,” dedi. “Bu ortamda bulunan herkesin, ben de dahil olmak üzere, sevmediğin bir özelliğini nedeniyle birlikte söylemeni istiyorum. Eğer yapamazsan Eurus’la el ele tutuşup Profesör Cynthia’nın önünden geçmeniz gerekir.”[/justify]
André Harris:
Şişe çevirmece teklifine karşı heyecanlanmamış değildi kıvırcık saçlı dostunun. Nitekim, kendisi bu oyunu oynama konusunda bir hayli beceriksizdi. Üstelik yakalanırsa başları belaya da girebilirdi. Öyle bir durumda kaymak biraları başlarına patlamazdı, değil mi? Tereddütle konuştu mırıldanmadan hallice bir sesle: "Sanki yakalanırsak sıkıntı olur mu ki, emin miyiz bu konuda?" Sesi belki de mırıltıdan bile fazla kısıktı, özellikle genel heyecanın yanında. Eh, belki de iyi bir fikir olabilirdi. Kaç kere böyle geceleri olabilirdi bu şatoda? Bir süre sonra kendisi de destekledi bu öneriyi.
Yalnızca iki dakika içerisinde, ilk şişenin kendisine bakması sonucu pişman olmuştu. "Ares yapma bunu..." diye geçirmiş olsa da içinden artık çok geçti. "Başka bir soru alabilir miyim ya, ehehe?" diyerek bir hayli cılız bir girişimde bulunmuş olsa da sonuç kaçınılmazdı. "Arkadaşlar çok özür dilerim ama kendisine bunu teklif etmeyi denersen Profesör Urswick mi daha korkutucu bir tepki verir Eurus mu hayal dahi edemiyorum. Çok özür dileyerek..." diye ortamı yumuşatmayı denedi. Sahiden, ne diyecekti ki?.. Üstelik insanlara karşı kırıcı olmadan...
"Ares, öncelikle sanırım en çok bu soruyu sormuş olmandan nefret ediyorum. Yeterince açıklayıcı olmuştur umarım..." diyerek kaçamak bir cevap verdi lakin muhtemelen yumuşak olamamasının en az sorun yaratacağı kişiye kaçamak cevap verebilmiş olmak neye yarayacaktı? "Gaye, seni doğru düzgün tanımıyorum bile ama gecenin köründe bu sorunun bana soruluyor olmasının bir sorumlusu da sensin bir kere! Sonra... Regina! Sen de sanırım sekiz aydır bana karanlık sanatlar çalıştıracaktın..." Görece kolay olanlar çıkmıştı aradan ama şimdi kendisine bakan iki Ravenclaw çok daha sıkıntılı olacaktı... Önce dudaklarını büktü, buruk bir ifade kapladı yüzünü içinde bulunduğu durumu düşününce. Sonraysa söze girdi: "Noah... Bazen fazla inatçı oluyorsun cidden ya, inat ettin mi cidden yanlış anlama ama ben pes edene kadar tartışıyoruz hani..." Ve en zorlusuna gelmişti sıra. Balodaki o günden sonra garip bir şekilde oldukça sık karşılaştığı, aralarındaki mesafenin azaldığını düşündüğü ama samimiyetini de tam kestiremediği, lakin kendisinin yakın gördüğü kıza döndü diyeceklerinden çekinerek: "Mirabelle, sen de... Ee... Sinirlendin mi çok fazla yumruk atıyorsun, bazen tersine gitmekten korkmuyor değilim..."
Son cümlesinin ardından ortamdaki herkesle göz temasından kaçınarak, kızarmış yanaklarıyla tepki almaktan çekinerek şişeye uzandı: "Neyse, şey, ben çeviriyorum..."
This dice roll has been tampered with!
Soran 1d6 : 3, total 3
Sorulan 1d6 : 2, total 2
(edit: 3, Gaye'e denk geliyor. 2 ise benim. 3'e öteleniyor. 3 ama zaten soran, 4'e öteleniyor. Yani Gaye, Mirabelle'e soruyor.)
Gaye Indie Lacroix:
Gaye, havalı gördüğü kızın koluna yapışmaya devam ediyordu. Ares’in diğerlerinden ayrı adını geçirmesi ne kadar hoşuna gitse de yeterli değildi. Belki sabah tatlı alırsa ama affedebilirdi. Şişe dönüp avlamak için plan yaptığı Andre’ye gelince bıyık altından güldü ‘Hadi abi güzel bir şey sor da az eğlenelim’. Abisi ise onu hiç de şaşırtmayarak en problematik sorulardan birini sormuştu.
Zavallı Andre’nin paniklemesini içten içe kahkaha atarak izledi, ta ki laf ona gelene kadar. ‘Ne benim yüzümden mi. Beni takip eden o hıh!’ yanaklarını şişirerek Mira’nın koluna yaslandı. Miraya sıra geldiğinde ise kız kalkıp rahatını bozmasın diye daha da sıkı yapıştı. Andre dis atmayı bitirip şişeyi çevirdi en sonunda. Şişe fışş diye dönerken tam da Gaye ve Miraya denk gelmesin mi.
‘Aha başladı eğlence ihuhuhuu’ diye içten içe sırıtıp kıza masumca gülümsedi. Yavaşça kolunu bırakıp ona daha da yaklaştı ve kollarını boynuna dolayarak dizine oturdu. Artık yüzleri arasında sadece bir santim vardı, kızın saçını yavaşça sağ eline alıp parmağına dolamaya başladı “Eeee söyle bakalım. Bu haftayı benimle geçirmek ister misin? Ah bunu istemezsen şimdi bize kimsenin bilmediği bir sırrını da söyleyebilirsin. Yani doğrusu ben birinciyi tercih ederdim. Peki söyle bakalım cevabın nedir hm?”
Mirabelle Starlight:
Koluna yapışan minnak kızın saçını severken oyunu izlemeye koyuldu Mirabelle. Sonra André kaçamak cevaplarını verdi... Verdi... Ve en son Mira'nın bir özelliğini söyledi.
"Oyy anasının kuzusu, ben sana hiç yumruk attım mı?" dedi, durdu, düşündü... "Yani, arka arkaya birden fazla yumruk attım mı?" diye düzeltti. Çünkü Mirabelle biliyordu ki şu altı yıl içerisinde okulda en az bir kez yumruk atmadığı insan sayısı bir elin parmaklarını zor geçerdi belki de. "Harbi, ben sana bugün hiç yumruk atmadım... Hak etmene rağmen! Atayım mı, ha? Atayım mı?" diyerek az tırsmasını sağladı çocuğun. Elbette yapmayacaktı ama korkutmaktan zarar gelmezdi. "Ehehe, şaka." dedi sonra, kolundaki velede rağmen André'nin yanaklarını mıncırırken.
Sonra şişenin bir ucu kendisine, bir ucu şeker kıza döndü. Bu kızdan en fazla ne kadar zarar gelebilirdi ki canım? Sakince sorusunu beklerken kucağına çıkan bir adet küçük insan sayesinde şaşırmadığını söyleyemezdi. Saçla oynamalar falan, bu velette bir şeyler vardı ama hayırlısı.
"Pff... Karşında dünyanın en mükemmel insanı varken cidden bunları mı istedin benden? Şekerim, Fransız öpücüğü istesen bile verebilirdim... Neyse ikisini de yapmaktan zarar gelmez. Al haftam senin olsun. Sırrımı da vereceğim ama! Sırdan ziyade şey, maksat yükü üstümden gitsin çünkü sikeyim sapık gibi hissettiriyor. Öhöhöm! André geldiğinden beri bir ihtimal gittiği her yere, ve her yer derken ciddi ciddi her yere evet, peşinden gidiyor olma ihtimalim olabilir. Bu yüzden André'nin olduğu her yerde mucizevi şekilde ortaya çıkıyor olma ihtimalim olabilir. Bu konu hakkında yorum yapana on beş tane yumruk atıyormuşum öyle diyorlar, haydi çeviriyorum!"
Soran: 1d6 : 4, total 4
Sorulan: 1d6 : 2, total 2
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git