İngiltere Büyücedünyası > Hogwarts Bahçesi
Hogwarts'ta Hayatta Kalma Rehberi Kural 38: Gece 2'den sonra yat ve uyu
Anthony Noah Valois:
Gördüğü güzel bir rüyadan birden sıkıştığı için uyanmıştı. Kendi kendine söylenerek sıcacık yatağını terketmiş, yatakhaneden henüz oflayıp puflayarak çıkmıştı ki bina başkanını bir yere doğru seslenip giderken yakalamıştı.
"Hmm ne yapıyor gece gece ayakta bu?"
Onu gözden kaybetmek istemiyordu ama geride kalmak da istemiyordu bu yüzden hafifçe koşturarak takip etmeye başlamıştı onu. Ses çıkarmamak ve onu olabildiğince yakından takip edebilmek için elinden geldiğince dikkattli davranıyordu. Biraz korkmuş ve endişelenmişti.
"Off ya biri bizi yakalarsa"
Tarzında düşünceler beyninin her bir nöronunu ele geçirmiş, adeta bir parazit gibi beynini kemirmeye başlamıştı bile. Birkaç saniye sonra bu düşüncelerden kurtulmak adına yüzünü yavaşça tokatlamıştı.
"Kendine gel Noah. Negatif düşünürsen negatifi çekersin. Derin bir nefes al ve bina başkanının ne yapmaya çalıştığına odaklan."
Bütün endişelerini bir kenara bırakabilmeyi başarmış, Hafif kızarık yanakları eşliğinde Aresin peşinden kendisini bahçede, keskin bir soğuğun pençelerinde bulmuştu. Henüz bu duruma şikayet etmeye fırsat bulamadan birkaç stünun arkadaşlarına saldırdığını görmüştü. Neyseki Yatakhaneden çıkarken yanına asasını almayı ihmal etmemişti. Asasını sütunlardan birine yöneltmiş ve dudaklarından şu kelimenin dökülmesine izin vermişti.
"Diffindo"
Büyüsü çarptığı sütunu ortadan ikiye yarmıştı. Aresin koruma büyüsüyle arkadaşlarını koruduğunu farkettiği için saldırılarına daha çok yoğunlaşabilmişti. Bir süre bildiği büyüleri ortada hareket eden taş bırakmayacak şekilde savurduktan sonra tüm sütunların parçalandığını anlayıp durmuştu.
André Harris:
Acısı çok uzun sürmemişti. Zira bir veya birkaç sebepten ötürü Büyük Salon'da kahvaltı saatlerinde bulunandan daha kalabalık bir güruh olay yerine seherbazların Kanlı Balo'ya gelişinden bile hızlı intikal etmiş ve çevresindeki sütunları muhtelif metotlarla alt etmişlerdi. Hırpalanmış oğlan, kurtarıcılarına döndüğünde oldukça tanıdık simalarla karşılaşmıştı. Gözlerinde belirgin bir minnettarlıkla gözlerinin içine baktı diğerlerinin: "Ş-Şey... Teşekkür ederim..."Ama siz... bakışları üç sınıf arkadaşının üzerinde kısaca gezmiş ve devam etmişti cümlesine. "Hepiniz burada ne yapıyorsunuz?"
Sonrasında başına bir şey geldi mi diye endişeyle döndüğü küçük kızın nasıl olduğunu kontrol etmek için o tarafa yönelmişti ki ağustostaki o korkutucu balodan beri anlayamadığı bir sebepten ötürü çok fazla denk geldiği Mirabelle'in kendisine ansızın azar çekmeye başlaması tüm endişelerini, sızılarını, şaşkınlığını ve şayet varsa diğer algı ve hislerini sindirmeye yetmişti. Mental olarak cenin pozisyonuna geçmiş ağlayan oğlan, metanetini korumaya çalışarak -ama yalnızca çalışarak, beceremeyerek- titreyen bir ses tonuyla "Özür dilerim, bilinçli değildi, ama şu kız için endişelendim, özür dilerim..." gibi tepkiler vermeye koyulmuştu. Omuzlarına sarılan battaniyeyle ve azar faslının bitmesiyle soluk alış verişi düzelmeye başlamış ve çevresine belki de ilk defa dikkat etmeye başlamıştı. Bu sütunlar neden kendilerine saldırmıştı şimdi?
Yavaşça doğrulup çevresine bakınırken yürümekte oldukları rotada, karşılarında üç fıçı görmesiyle bir an duraksadı. Bu şekil, bu boyut, bu ahşap... Şaşkınlıkla mırıldandı ortamdaki diğer kişilerin de duyabileceği şekilde: "Bu fıçılar... Kaymak birası değil mi?.."
Mirabelle Starlight:
"Bu saatte ne mi yapıyorum? Gecenin köründe bok varmış gibi dışarı çıkan iki porsuğun kıçını kurtarmaya çalışıyorum! Göt, sanki kendin dışarıda değilsin, püh! Bu arada şu sütun öldü galiba. Güzel tekme atarım ama tamir için bana dönülürse bir şey görmediniz."
Sütunların işi bitince anında André'ye dönen kız, oğlanı azarlamaya başladı. Ağzı azarlıyordu ama gözleri arkadaşını süzüyor, bir yerine bir şey olmuş mu diye kontrol ediyordu.
"Senin bu saatte ne işin var dışarıda ya? Üşüteceksin, hasta olacaksın, orada burada hapşu hapşu diye dolanacaksın, sonra hastane kanadında sürüneceksin... İyi ki de düşünüp getirmişim bunu!"
Azarlarken bir yandan da çocuğu elindeki pofuduk örtüye iyice gömüyordu. Üşümeyecek hale geldiğinden emin olduktan sonra ellerini beline koyarak sinirli bakmaya çalıştı ancak ifadesinin zoraki olduğunu kör koklasa anlardı. Titrek sesiyle özür dilediğinde ilk kalp spazmını geçirmişti, e şimdi nasıl azarlayacaktı? Sonra bakışlarını yandaki cici kız gibi duran şeye çevirdi. Amanın, bebiş ağlıyordu! Bebiş ona sarıldığında ikinci kalp spazmını geçirir gibi oldu Mirabelle, sevimli şeylere bitiyordu zaten.
"Ay, azarlayacaktım ama kıyamadım. Anasının kuzusu niye ağlıyorsun? Gel bakayım, gel... Aww, geçti, geçti!" diyerek kızın saçını okşuyor, en rahatlatıcı ses tonuyla sorunun geçtiğini söylüyordu. Sonrasındaysa
"Oha! İçelim mi? Zaten yeterince suç işlemişiz, gömelim gitsin diyorum. Ama André sen içme. İçersen o fıçının ağzını kafanda kırar, sonra seni içine sokar, bahçede yuvarlarım. Ciddiyetimin farkındasın değil mi canımın ciğeri?"
Gaye Indie Lacroix:
Gaye güçlü bir çocuk değildi ve asla olmamıştı. Ama hayatında hiç bu kadar çığlık attığını hatırlamıyordu. Normalde ağlarken ya rol yapar ya da abartırdı ama bu sefer gerçekten korkudan ve soğuktan ağlıyordu. Tam da ‘Demek sonum biriyle oynarken olacaktı… Ühühü... Ama daha oynamam bitmemişti’ diye düşünürken bir kızın uçarak sütuna daldığını gördü. Ağzı açık bir şekilde kıza baktı. “Woah…havalı!” Kızın adı neydi acaba. Ondan büyük olduğu belliydi ve kesinlikle güçlüydü. Tam ona gelen başka bir stuna çığlık atacakken sonunda onu rahatlatacak bir ses duydu. Sütunlardan birine büyü atan kişi abisi gibi görüp çok sevdiği Ares’ti. Tam göz yaşları mutluluk göz yaşlarına dönecekken abisinin onu fark etmediğini anladı. Yavaşça gülümsemesi somurtmaya geri döndü ve olduğu yerde büzülüp daha da sesli bir şekilde ağlamaya başlayacaktı ki havalı kızı hatırladı ve istemeye istemeye ellerini yüzüne bastırarak hıçkırıklarını sessizleştirdi.
Hıçkırıkları önünde beliren havalı kız ile durmuştu. Tam da birinin onu fark edip teselli edeceğini sanmıştı ki kızın onu azarlamaya geldiğini fark etti. ‘AMA AYIP OLUYO YA!’ hızlıca koruma mekanizmasını kullanıp daha da sert ağlamaya başladı. Tam da her sıkıntılı durumda yaptığını yapıp kız kardeşlerinin arkasına veya Ares'e saklanacaktı ki Ares'e hala kırgın olduğunu ve kardeşlerinin artık olmadığını hatırlayarak düşünmeden önündeki kıza atıldı. Son beklediği şey kızın onu pışpışlamasıydı ‘…Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim. Mm güzel yeni bir güvenli ev buldum gibi’ diye bıyık altından sırıttı. Yaşlı gözlerini olabildiğince tekmelenmiş bir köpek gibi şekillendirerek sarıldığı kıza baktı “B-ben ç-ok korktuğğmmm. Bizi kurtardığın i-için teşekkürlerğğğğ.”. Görünen o ki bütün gün sarılıp Ares'e kırgın bakışlar atacağı kişiyi bulmuştu…
eh André ile maytap geçmek kadar eğlenceli olurdu tahminen.
:)
Regina Alexandrovna Romanovna:
[justify]Sesi ile tüm bahçeyi inleten kız ardından bahçeye iki erkek öğrencinin girmesiyle ‘Saçma bir ergen dramasına falan mı dönüşecek acaba güzel manzaram?” diye düşünmeden edemedi Regina. Ama dönüşürse bile zaten burada fazla uzun kalmayı planlamıyordu. Tahmin ettiği gibi ergen dramasına girmemişti işler. Ama dayak seansı Ravenclaw üçlüsü tarafından durdurulmuştu en sonunda. Olanları görünce başta gitmek için hareketlendi Regina. Ne de olsa sessiz bir yerde oturmak bu ‘Biz yakalanmak için ses çıkarıyoruz ehehehe~’ beşlisi ile aynı ortamda bulunmaktan tabii ki daha iyiydi.
Tabii Hufflepuff olduklarını genç cadı fark edeli çok olmamış ikiliden birinin dediklerini duyana kadar. Duyduklarının sadece bira kısmını algılamıştı, ama bu gözlerinin parlamasına yetmişti. Elindeki iki şişeyle koşarak beşlinin yanına giden Regina sahte gülümsemesini hemen yüzüne iliştirmişti. Gözlerindeki aç parlamayı saklayamıyordu, fakat bu karanlıkta bunun fark edilmeyeceğini düşünüyordu.
Elindeki boş şişeyi oldukça tehditkar bir şekilde tutarak beşliden her birinin gözlerinin içine teker teker baktı Regina. Karşı tarafa onun gelmesi ardından ilk konuşan kişi olma fırsatını vermek istemediğinden de hemen konuşmaya girdi. “Ah bira mı dedi biri? Aranızdaki küçükleri yataklarına götürmek için çıktınız büyük ihtimalle dışarı değil mi? Böyle bir şeyle ilgilenerek kendinizi yormanıza hiç gerek yok. Bununla ben ilgilenirim, siz hiç merak etmeyin.” dedi ve gitmeleri için bahçenin çıkışını gösterdi eliyle.[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git