Dünya Ülkeleri > Mag Mell - Bar
Scarlet Masquerade
Maskeli Kişi:
(İncili kadın)
Pembe soğuk tonlu porselen bir korsenin kaşmirden yapılma iplerini son bir kez daha sıktım. Bulunduğumuz kapalı toplumun içinde giymek için oldukça cesur bir tercihti. Maskelerin yüzleri gece gibi örtüleyeceğinden emindim. Herkesin anlamlı bir şeyler giymeyi deneyeceği bir yerde farklı bir görüş olarak zıt bir ucu temsil etmek daha cazip gelmişti. Korsenin üstüne şal benzeri bir şey takıştıracak, arı şeklinde bir broşu iliştirecek, başka hiçbir şey giymeyecek, yalnızca; transparanlığı kapatacak düzeyde çok katlı beyaz bir tül etek geçirecektim altıma. Boşvermişlik gibi duruyordu ama ayıplanmak kimin umurundaydı? Parıldayan yüzümü gösteremeyeceğim hiçbir yer için vaktimi harcayamazdım. Planlarım daha farklıydı. Aynanın karşısına geldiğimde elimdeki mataradan dolu dolu yudumlar alıverdim. Her zaman içmeye gidilecek yerden önce başlamak en güzelidir. Ekşiyen bir suratla “Iyyk. Çok çirkin tadı. İçenler nasıl içiyor bunu, ne midesizler var ya.” diye söylendim kendi kendime ironikliği görmezden gelerek. Dudağımın kenarından akan sıvıyı baş parmağımla sildikten sonra makyaj masamın üzerinde duran maskeye uzandım. Her milimetresi inciyle kaplanmış olan beyazlık hoşuma gitmişti. Fiyakalı duruyordum. Burnuma tam oturduğunda ince iplerini başımın arkasında bağladığımda hazırdım çoktan. Güneşten çalınma bir sarılıkta olan saçlarıma da göz süzdüğümde özgüvenli bir gülümse takındım yüzüme. Bu baloda yapmam gereken çok şey vardı. Önce bir arkadaşımı bulmalıydım.
Kasıtlı bir geç kalma ile balonun yapılacağı tavernanın arka sokağına cisimlenmiştim. Bedava içki için herkes oradan oraya koşuşturuyor, kokoş kadınların kadınların kahkahaları sokağı dolduruyordu. Açtım bacakları biraz daha hız kazanabilmek için. O sırada etrafı da gözetliyordum. Görünüşü dikkat çeken birçok tip var gibiydi. Bu kadar zor olmasını beklemediğimden ve gördüğüm üzere fazla bir hazırlık yapılmış olduğundan gözleri dört açmak lazımdı. Kapıya vardığımda genç görevliye yöneldim. İsmimi soruyordu. Ne diye kayıt yaptırmıştık ki? Adımın sorulmaması lazımdı ama anlaşılan bu kısım atlanmıştı. “Hiçbir şey.” dedim. Tabi, adam anlamadı ve boş gözlerle bakındı bana. “Tatlım ne var illa afilli bir şey mi bulmam lazımdı? Uğraştırma beni.” Sokak ağzına geçmem saniye sürmemişti. İyice kayan ağzımı toparlamaya uğraşmadan kolumla ittirdim hafifçe adamı. Saçımı da savurdum şöyle bir içeri geçerken. Eteğimin tüllerinin katmanını tutturamamış olmak canımı sıkmıştı. Fazla kat atmışım. Çok lazım gibi. Ne zahmetli işti bu da yahu. Önce ağzımda kalan leş gibi tadı silmek için bara ilerleyip bir içki kaptım kendime. Falcıyı da hemen gözüme kestirmiştim gidip biraz laf kalabalığı yapmak için ama buraya eğlenmeye gelmemiştim. İçkimden ilk yudumumu alır almaz hazırlayan barmene çevirdim kafamı. Canlı gözlerinden yola çıkarak “Yakışıklı olduğun kadar kokteyl hazırlamada başarılı olsaymışsın seni kaçırmazmışım. Yazık oldu.” dedim bıkmışlıkla. Anlaşılan bugün içecekten yana şansım yoktu. O matarayı evde bırakmayacaktım. Ayık ama bayık kafamı toparlayıp etrafa bakındım. Ne kasmışlardı. Tanrı desen var, tüm takımyıldızını üstüne toplayan var, arbalet ile dolaşan rahibe de var. Kaçıklar toplantısına döndürmüşler burayı. Söylenmemek için odağımı değiştirdim çabucak.
Biraz daha etrafa bakındıktan sonra görmem gereken ışıltıyı görmüş, ona doğru ilerlemiştim büyük bir dikkatle. Köşe başına geldiğimde iz süren bir kaplan gibi mesafemi ayarladım ve dilimi biraz törpüleyerek -yabancı değil ama işte ne olur ne olmaz diye- selamlaştım bulduğumla. “Kargalar ile melekler birbirine girmiş bu gece. Tüy mü yoluyoruz yoksa sadece izliyor muyuz uçuşunu? Umarım yoluyoruzdur. Daha sıkıcı bir gece olamazdı çünkü.” diyerek sivri dişli adamın görünüşünü incelemeye başladım. Giydiği şeye çok fazla dikkat etmemiştim başta ama şimdi gözüme çarpıyordu. “Dişler yakışmış”. Fazla uzatmadan koluna girdim adamın. Planladığımız gibi ilerleyecektik. Bir yağ gibi sıyrıldık masa aralarından. Şen şakrak halimi takınarak hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordum. Ortama ayak uyduruyordum, bazı tipler görünüşüme uzun uzun baktıklarında burun kıvırıp geçiyordum. Bir rahatsız ben mi varım sanki burada? Elini attığın manyak çıkar muhtemelen. Ben bir nebze olsun daha iyiyim. Her neyse… Yakın bir yere konuşlanınca hemen kulak kabarttık ve önemli bir şey yakalayıp yakalayamayacağımıza dair beklemeye koyulduk. Şans meleği falan bir şeyler dönüyordu. İçim şişmişti. Ortamın kalabalıklaşması ve gözüme çatan detaylar ile kıpırdandım oturduğum yerde. Yanımdakine dönüp büyük bir ciddiyetle “Hemen geliyorum. İzninle. Bana ihtiyacın olursa buralarda olacağım.” der demez masadan kalkmıştım.
Her şey bir güne toplanmıştı. Masadan kalkarken aralardan dolaşan garsonlardan birinin tepsisinden bir içki kaptım. İçmeyecektim. Kalabalığa karışırken fazla dikkat çekmeye başlayan miniğin geçişini kolaylaştırmak için ayak altında olanlardan birinin üstüne içkimi pat diye döktüm bir keyifle bir yaygara koparmak için. “Aay. Elimden kaydı birdenbire. Nasıl olur böyle bir şey? İnanamıyorum. Lütfen, kusura bakmayın. Çok mu içtim ne yaptım? Peçete gibi bir şeyler bulayım ben size.” Kibar kibar konuşuyordum başta tabi. Laf kalabalığı olmaya başlayınca ve ses tonları yükselmeye başlayınca cazgırlığımı konuşturmaya karar verdim kaçıp gidene göz kırparken. “Ne demek istiyorsun sen be? O koca yağlı vücudunu taşıyamayan sen tutup bana laf mı söylüyorsun? Çekil şuradan.” dedim ve sert bir omuz attım. İncecik vücudumla kıvrılıp aralarından sıyrıldım. Olmam gereken yere dönerken arkamdan gelen seslere kulağımı kapatmıştım. Bir işin ortasındayken bu kalabalık ile uğraşmak istemiyordum. Yanımdaki de yanmasın. Bir çırpıda her şeyi halletmeye çalışıyordum bir terslik olmamasını umut ederek.
Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8
Cwénhild Muirghéal:
[justify]Evrak çantası titreyerek içinde bulunduğu çekmeceden güç bela çıkarken çekmeceye sürtündüğü yerlerden çıkan duman korkutucuydu. Ucuz atlattım diye düşündü kadın. Çanta havada bir ok gibi uçup kadının ellerine geldiğinde beraberinde getirdiği yanık kokusu pek keyifsizdi. Eğer elleri bu tuzağa umarsızca girip yansaydı, ellerinin narin görünüp güzel kokması için emek harcayan hizmetçilerin emeklerine büyük yazık olurdu. Çantayı eline aldığında bir anlığına duraksadı. Odanın her metrekaresine ilmek ilmek tuzak işleyen bu adamlar çantayı es geçmiş olabilirler miydi? Bu konu hakkında oturup düşünecek zamanı pek varmış gibi hissetmiyordu. Temkinli ve garip gözlüklü adamın yahut ona çalışan bir adamın buraya gelme ihtimali yüksekti. Zira az önce de düşündüğü gibi bir çok tuzağı buraya düşünmeden koyan birisi, o tuzakları atlatabilecek kadar becerikli birine karşın bir alarm bir uyarı mekanizmasını da akıl edebilirdi. Risk budur. Gözlerini kapatıp elini deri çantanın içine soktuğunda alnından akan boncuk boncuk terleri hissedebiliyordu. Gerginlik ve korku yavaş yavaş bütün kaslarına sokulurken çantanın hiç bir tepki vermeyişi tüm korkusunu temizledi ve kadın derin bir nefes vererek rahatladı. İçi rahatlayınca tekrar odağını topladı ve çantadaki belgeleri incelemeye koyuldu. Bir çok parşömen, not ve iki defter buldu. Bir çok çizim, bir çok yazı. Maalesef okuduğu hiç bir şeyi anlamıyordu ancak çizimler bir takım çıkarımlar yapmasını mümkün kılıyordu. Yedi kişi, yedi hizip, bir de önemli kişi. Carmilla? diye düşündü. Latince öğrenmediği için kendisine kızdı kadın. Bir merak parçası zihninin içine bomba gibi düştü ve büyümeye başladı. Lakin devam edemedi. Zira duyduğu bir ses bütün dikkatini bambaşka bir yöne çevirdi.
“Terbiyesiz herif bir de asa mı çekiyorsun?! Amanın kurtarın!”
Bir serzenişten çok bir uyarı gibiydi tonlaması. Öyle olmasa bile buradan gitmesi gerektiğini düşünüyordu zaten. Aradığı şeyi bulmuştu, burada daha fazla kalıp yakalanma ve belgelerin yanlış ellere geçme riskini alamazdı. Notları, parşömenleri ve defterleri hızlıca çantaya geri tıktı. Çantayı da sol kolunun altına sıkıştırıp iyice sağlama aldı ve odaya geri döndü. Asasını kaldırdı ve büyülü sözleri söyledi. Ceviz ağacı komodine, yatağa ve halıya ulaşan alevler bir anda parladı. Alevler parlayınca kadının yeşil gözleri de parladı. Duman görüş açısını hızlıca kapattı. Bir iki öksürük boğazını temizlemesi için yeterli oldu. Koşar adımlarla odadan dışarı çıktı ve kapıyı arkasından kapattı. Bu odada sadece bu belgelerin olduğunu düşünmüyordu. Adamın üzerinde bile bir dünya parşömen vardı, kim bilir çekmecelerde, dolaplarda ve keşfedemediği bambaşka yerlerde neler gizliyordu. Bu odanın yok edilmesi elzemdi. Aşağıda bir dünya büyücü bulunuyordu otelin duvarlarının yangına karşı tılsımlanmamış olması durumunda o kadar büyücü bu yangını kısa sürede söndürebilirdi. Evrak çantasını aldıktan sonra ne yapacağı ona daha önceden söylenmişti. Onu buraya getiren araba, arka çıkışta bekleyecek, gece elbiseli kadını, partnerini ve çantayı alıp buradan gidecekti. Adımlarını hızlandırarak yangın yerinden uzaklaştı. Asasıyla yüzünde biriken isi sildi. Merdivenlere yaklaştığında, düz, girintisiz beyaz maskeli bir adamı ve mucidi gördü. Adam mucidi düşürmüş, karnına da bir tekmeyi yapıştırmıştı. Ayrıca az önce söylediği sözler sayesinde Cwénhild olaya müdahale edebileceği ve bir taşla iki kuş vurabileceği bir fırsatı gördü ve bunun üzerine oynadı.
Büyük bir adımla merdivenlerin başında belirdikten sonra asasını çekti ve büyülü sözleri haykırdı. "Petrificus Totalus!" Eğer başarılı bir şekilde mucidi etkisiz hale getirebilirse -ki yerde yatan savunmasız bir adamdı bu- maskesini çıkaracak ve seherbaz kimlik kartını havaya kaldırıp lafa girecekti. "Durum kontrol altında, kendisi aranan bir suçlu." daha sonra adamın maskesini çıkartıp herifi arka kapıya kadar taşıyacak çantayı ve mucidi teslim edecekti.
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 8, total 8
Maskeli Kişi:
(gümüş işlemeli siyah maske, üç çift siyah beyaz kanat)
Genç adam, gösterişli kapının biraz ilerisinde, bekleyişinin on üçüncü dakikasında sıkıntıyla nefesini verdi. Yüzündeki maskeyi şöyle bir düzeltti ve bekleyişin kaldığı yerden devam etti. On beşinci dakikada sonunda genç kızı kendisine doğru gelirken gördüğünde 'nihayet' diye geçirdi içinden.
Kız, görünüşüne oldukça özen göstermişe benziyordu, muhtemelen bu yüzden geç kalmıştı. Üzerinde altın işlemeleri olan siyah mat elbisesi üzerine tam oturmuştu ve kız tarafından zarafetle taşınıyordu. Siyah - altın rengi uyumunun mükemmel birer örneği olan aksesuarları ve ayakkabıları elbiseyi tam tamamlamış, hatta daha da göz alışı görünmesine yol açmıştı. Tüm bu görünüme uyan siyah ve altın renkli zarif maskesi, siyah kanatları ve siyah bir toka ile gevşek ama şık bir topuz yapılmış altın rengi saçları ile oldukça göz alıcıydı.
Geç kaldığım için üzgünüm, hazırlanmam biraz uzun sürdü de.. Arkadaşının özrünü dinlerken toz pembe diye düşündü genç adam. Kızın sesi her zamanki mutlu rengindeydi.
Sorun değil. dedi elindeki cep saatini cebine koyarken. Güzel görünüyorsun. Kızın gülümsemesi aldığı iltifatla beraber daha da büyümüştü. Mutlulukla parıldayan bir yüz ifadesiyle Teşekkürler! dedi. Sen de gayet şıksın. Hafifçe tebessüm etti çocuk, teşekkür eder gibi kafasını salladı. Aslında görünüşü o kadar da şık veya değişik değildi. Siyah beyaz, oldukça normal bir takım giymişti. Gümüş detaylı maskesi ve üç çift siyah beyaz kanadı olmasa oldukça normal göründüğü söylenebilirdi.
İkili, sonunda kapının ardındaki eğlenceye katılmak için ilerledi. Eh, genç adama soracak olsanız buna eğlence değil işkence derdi, ama buradaydı işte. Ailesinin ve şu an yanında olan arkadaşının sürekli ısrarları sonucu buraya gelmeyi kabul etmişti. Kapıdan içeriye girene kadar vazgeçip evine, kitaplarıyla dolu huzurlu ortamına, dönme şansı vardı ama artık çok geçti, her ne kadar henüz dışarıda olsa da yanındaki kızın içeriye girmekten vazgeçmesine izin vermeyeceğini biliyordu.
Kapının önüne geldiklerinde görevliye ters bir bakış attı, sanki bir böceğe bakıyormuş gibi. Ardından derin bir nefes aldı, yanındaki kızı göstererek Azazel. dedi soğuk bir sesle. Daha sonra elini yavaşça kendine doğrulttu ve aynı soğuk tonla tekrar konuştu. Lucifer. Görevli, gencin bakışlarından rahatsız olmuş bir şekilde listeyi inceleyip geçebileceklerini söylediğinde bakışlarını çekti genç, kıza kolunu uzattı. Normalde böyle bir şey yapmazdı ama kızın bu balodan memnun olmasını istiyordu, bu yüzden biraz daha 'kavalye' gibi davranması gerektiğini düşünmüştü. Kız mutlulukla koluna girdiğinde hafifçe tebessüm ettiyse de bu tebessüm birkaç saniye sürdü.
Salona girdiklerinde duyduğu karmaşık seslerle birlikte gelen renk dalgası biraz rahatsız edici gelmişti, ama katlanılmayacak bir şey değildi genç için. Oturacak bir yer bulduktan sonra (ki 3 çift kanatla oturmak pek de kolay olmamıştı) renkleri görmezden gelerek soğuk bakışlarıyla etraftakileri incelemeye ve içinden yargılamaya başladı. Bebek gibi görünen bir şarlatan? Acınası. Karga kılığına girmiş bir kadın? Gülünç. Bir iskeletle beraber oturan bir gelin? Oldukça tuhaf, biraz da delilik. Beyaz maskesi dışında normal görünen birisi? Diğerlerine göre kabul edilebilir. Oldukça eski giyinişli, leş gibi sigara kokan birisi? Yoldan geçen rastgele bir evsizi baloya almışlar gibi. Bir rahibe? Din denilen büyük yalana inananlar ve bunu yayanlarla dalga geçmek için güzel bir seçim.
Daldığı düşüncelerden sarışın kızın sesiyle sıyrıldı. Sence de çok eğlenceli değil mi? Herkes çok hoş görünüyor! Sesindeki alaycı tonu engelleyemeyerek Evet diye yanıtladı kızı. Oldukça eğlenceli.
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 3, total 3
Locomotor:
Beyaz, düz maskeli adamın velvele girişimi oldukça başarılı olmuş gözüküyor. Asalar maalesef ki kırılmıyor fakat belden çıkıp yerde sekerek yuvarlanmaya başlıyor ki o ana kadar dikkati bu manzarada olmayan insanlar yerde yuvarlanan asayı görünce söz konusu ithama hemen ikna oluyorlar. "Vay pislik, asa mı çekiyor ha?" gibi birçok eleştiri ortama yönelirken önce meraklı ve burnunu her işe sokmayı seven insanlar müdahil olmaya çalışıyor olaya.
Bu olaylar yaşanırken kahverengi çantayla üst kattan inen kızıl saçlı cadı, yalnızca eleştirmekten çok daha fazlasını yapıyor ve adamı hemencecik yere serip paket olarak götürmeye başlıyor. Kalabalık içerisinde, yakalanan adamı, seherbazı ve çantayı hasetle süzen bazı gözler mevcut dikkatli gözler için. Nitekim asıl olaylar daha gürültülü: Her ne kadar kendi hedefleri alıkonulmuş olsa da seherbazı yuhalayan ve seherbaza tepki verenler oluyor. "Hey, lanet olası seherbazlar partiyi basmış! Bakanlık bir eğlenmemize izin vermeyecek mi? Lanet olası kadın!" Bir telaş da başlıyor ortamda: "Hay, bu partiyi de basacaklar! Lanet olası 10 kişi kanunu yüzünden balo yapamaz olduk, aşağılık muggle'lar bile bizden daha iyi partiliyorlar be!" Son tepkiler iyice yayılıyor ve kızıl saçlı seherbaz, yuhalamalar eşliğinde uğurlanıyor. Arka tarafta teslimat yapılırken adamın kendisinin de işe dahil edilmiş olması malum iki kişiyi biraz germiş olsa da takas gerçekleşiyor sorunsuzca.
Bu sırada üst kattaki yangın, henüz aşağıda etkilerini göstermiş değil lakin çok fazla da zaman kaldığı söylenemez. Şarkı devam ediyor mu meçhul. Davetliler arasında toplaşma yasağı kanunundan korkup ortamı cisimlenerek terk edenler mevcut fakat genel kalabalığın olsa olsa onda biridir diyebiliriz. Balo modu haliyle biraz olumsuz etkileniyor. Kimisiyse eğlencesine geri dönmenin derdinde. Balonun kalan ruh hali, davetlilerin ve organizatörlerin elinde. Tabii tahminen mutlak kaosa en fazla 10 dakika kalmıştır...
Maskeli Kişi:
[justify](Vampir)
Artık kaç yaşına geldim. Bu tarz maskeli balolar, partiler, konserler için biraz geçti... Üstelik fazla düşünmeden resmi cübbemin üstüne geçirdiğim pelerin ve büyüyle uzattığım köpek dişlerim ile oluşturduğum vampir kostümüm, balodaki neredeyse 5 kişi ile pişti olduğu için mutsuz olmuştum. Siyah maskem yüzümün yarısını bile kapatmıyordu. Saçlarımla, burnumla, sakallarımla oldukça kolaydı tanınmam. Yine de ortama ayak uydurmuş sigara – bira kombosu yapıyordum bir köşede. Çevrede gençlerin koşuşmaları, sohbetler, tanıdıklar derken birileri ile konuşma isteği oluştu içimde. Yalnız zamanları severdim sevmesine ama herkes böylesine eğlenirken benim gruptan uzak olmam içimde bir rahatsızlık, bir şeyleri kaçırıyor hissi oluşturmuştu göğsümde. Kalkıp bana selam veren bakanlık çalışanlarının yanına gitmemek için zor tutuyordum kendimi. Buraya değer verdiğim bir oluşumun isteğiyle gelmiştim ve görev bilincim biraz daha fazla bastığı için yerimde bir sağa bir sola dönerek bilmem kaçıncı sigaramı bitirmiştim. O sırada inci bir maske ile yanıma gelen hanımefendi aradığım kişi olduğunu belli edercesine kargalar ve melekler hakkında bir yorumda bulundu. Elimdeki sigarayı masamın üstünde duran tablaya acele ile söndürüp hanımın elini tutup dudaklarıma götürdüm eğilerek. “İzliyoruz.” dedim gülümseyerek. Kadının koluma girmesine izin vererek sonunda salonun içinde gezebilmenin verdiği memnuniyetle adımlamaya başladım. Gülümsediğimde dişlerimin gözükmesi ile aldığım yorumla “Ne demesiniz.” dedim dalga geçercesine. “Esmer vampir, üstelik sıfır yaratıcılık. Sizin kostüm nedir böyle? Bir ressamın tablosundan çıkmış gibisiniz.” dedim en kibar tavırlarımla. Ben baloyu, çevredeki insanların eğlencesini beğenmiştim ancak yanımdaki hanımefendi biraz fazla katıydı bu duruma. Çoğunlukla çevreye iğneleyici ifadelerle bakıyor, dudağının kıvrılmasından memnun olmadığını hissettiriyordu. İstemsiz oluşan onu memnun etmeliyim düşüncesi ile boş boş konuşuyordum ben de.
Peşinde olduğumuz kişinin yakınlarına gelip konuşulanları dinlemek baya eğlenceliydi. Hayatımda oldum olası dedikoduyu sevmişimdir. Yine ve yine, yanımdaki hanım rahatsız olmuş, üfleyip püflemişti. Hatta sonra da beni orada bırakıp “hemen geleceğini” söyleyerek uzaklaşmıştı. Üzgün bir sesle nefes alıp verdim. Evet, yalnızlık. Hayatım boyunca kaçtığım ama sürekli beni bulan olgu. Yapacak bir şey yok, görevi tek başıma yapacağım. Eh artık yaşlandım, çok da eğlenceli değilimdir. Hanımefendiyi suçlamıyorum. Örgütten tanıştığı biriyle vakit geçirmek istememiş olabilir. İç cebimden çıkardığım sigarayı sarmak için kara kuzgun rumuzlu kadının yakınlarındaki bir masayı seçtim ve dediklerini dinleyerek sigaramı sardıktan sonra yalnızlığıma yaktım. Bir sonrakini de beni yalnız bırakan kadınlara yakıldı. Bir sonraki de istediklerimi yapmadan ilerlediğim mesleğim için... Tam dördüncüsünü de yakıyordum ki salonun ötesinden gelen sese döndüm tüm balodaki kişiler gibi. Bağrışmalar yine iki üç kişinin sorunuyken bir anda üst kattan inen kişiyi gördüğümde olduğum yerde dikeldim. Cwénhild? Harika gözüküyordu bu kostüm ile. İçimde yine bir şeyler alevlenirken kadının ciddi sözleri geldi kulağıma. Orada birini mi tutukluyordu gerçekten?
Arkamdaki kuzguna kafamı hafiften çevirip bakış attım. Sonra da Cwenhild’e baktım. Yerimden ayrılmamalıydım. Endişeli bir ifade ile oturduğum yerden olayı izlemek zorundaydım. Kuzgunun sorun çıkaracağını düşünürken, artık öyle bir olay olmayacaktı belli ki. Böyle bir ortamda risk alamazdı. Yine de emin olmam gerekiyordu. Cwén’in bir sorunu olursa yardım edebilmek adına elimi asama götürdüm sadece. Baloya gideceğini neden bana söylemedi ki? Cwén insanların yuhalamaları ile ortamdan uzaklaşırken bakanlığa gelen laflar ile birlikte tekrar bir kuzguna baktım. Evet, örgüt iyiydi ama bakanlık benim ilk sıramdaydı. İstemsiz bir şekilde ayağa kalkıp yeni sardığım sigarayı iç cebime attım. Salonun ortasına geçip boğazımı temizledim. "Saygı değer cadılar ve büyücüler. Bakanlık'ın partiyi basması gibi bir düşünceniz olmasın. Biz de sizin gibi eğlenmek için burada bulunuyoruz. Karşıt değiliz, birlikteyiz. Yaşananlar için seherbaz hanım adına özürlerimi sunuyorum." dedikten sonra sahnedeki hanım kızımıza dönüp "Lütfen." dedim. "Şarkınıza devam edin."
Tekrar eski yerime dönüp oturamazdım. Kuzgun benim bakanlıktan olduğumu bildiği için kaçacaktı. Bu yüzden ondan uzak bir yere geçip oturdum. Sonra cebime koyduğum sigarayı ağzıma koyup derin bir nefes çektim. Cwénhild adına ilk özür dileyişim değildi bu. İncili hanımefendi için biraz dezavantaj oluşturmuştum ancak dediğim gibi. Bakanlık ilk sıramda geliyordu. [/justify]
Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 1, total 1
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git