Dünya Ülkeleri > Mag Mell - Bar
Scarlet Masquerade
Isolde Aideen O'Malley:
Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry
Ve binlerce kişi bir araya geliyor yılın bu en kanlı zamanında,
Maskelerin ardına gizlenmiş hepsinin yüzleri, sanki gerçekte hiç yapmıyorlarmış gibi
Açıkta kalan gözlerinin ardından okunabiliyor yüreklerinden geçenler yine de
Kaosa ve fani bedenlerinin dünyevi zevklere olan açlığını gizleyemiyor hiçbiri.
Ve gece yarısı çanları çaldığında sizler için açılacak kapılarımız
Kalbinizin en derinlerindeki arzuları yerine getirmek ve gecenizi ölümsüz kılmak için
Müziğin eşsiz tınısı ağır ağır sizi içine çekerken kaybolacak yaşamın beyhude telaşı
Kadife duvarlar kızıl ağlarken biliyorlar kim katili masumiyetin
Bir hande eşliğinde yaşarken kendini bilmezliktir günahların en esası
Mag Mell’de geçireceğiniz bir gece bedeldir adeta Marihuana’ya
[spoiler]
Kapıdan içeri adım atar atmaz lavanta esanslı bir tütsü kokusu karşılıyor misafirini ancak ilk defa soluyana oldukça ağır gelebilen bu kokuya alışmak hiç de zor değil, biraz zaman geçirince hafifliyor ve nahoş bir neşe katıyor insanın ruh haline. İçerisi biri sanki zaten loş bir aydınlatma sağlayan mumların ışığını özellikle kısmış gibi oldukça karanlık, dolayısıyla ilk bakışta bar haricinde barda bulunan nimetlerin farkına varılması mümkün değil. Tahta zeminden ilerleyip barmenin tavsiyesi kokteyllerden birinin tadına baktıktan sonra bambaşka bir güzelliğe bürünüyor mekân. Barın çaprazında daima birilerinin fal baktığı otantik bir köşe bulunmakta, üstelik tavernaya ilk defa gelenlerden herhangi bir ücret alınmadığı da biliniyor.
Mekân hakkındaki önemli detaylardan biri de kırmızının koyu tonlarının pek çok yerde kullanılmış olması, özellikle duvarlardaki portrelerin gözlerinin kan renginde olması buranın sahibinin vampir olup olmadığı sorusunun sorulmasına neden olmakta. Duvarlarda içinde çeşitli objeler bulunan vitrinler dayalı, bazılarının içinde neye ait olduğu anlaşılmayan bir kafatası gibi ilginç şeyler varken, bazılarının içinde pahalı olduğu her halinden belli olan mücevherler sergilenmekte. Fakat şimdiye kadar çalmaya cesaret edenin çıkmadığı da bir gerçek.
Kendi kendilerine çalmaları için büyülenmiş enstrümanlar bir köşede çalarken bazı günler ise onların kasvetli şarkılarının yerini alan okul çağındaki bir genç kızın meleksi sesini duymak mümkün. İçerideki masa sayısının bilinmediği gibi hangi masanın misafirlerin karşısına ne çıkaracağı bilinmemektedir. Bir keresinde bir müşteri oturduğu anda koltuğun patladığını iddia etmiş, hatta Merlin ve onuru üzerine defalarca yemin etmiştir. Ancak bu olay yaşandığı sırala olağanüstü derecede alkollü olduğu için kimse ona inanmamıştır.
[/spoiler]
Notlar:
1- Herkesin atacağı RP'yi aşağıdaki ek seçenekler alanında bulunan "Maske Takıp Gönder" butonuna basarak göndermesini rica ediyoruz.
2- RP'lerinizin başına oyuncular gizli olsa da tipin akılda kalması açısından önemli bir rol oynayacağından karakterinizi dışarıdan tanımlayan, (kızıl saç, mücevher, göz rengi vb.) kendine has özelliklerin ön planda çıktığı akılda kalıcı bir betimleme eklemelisiniz.
3- Herkesin RP sonunda bir zar (Düello Zarı) atması ve nedenini sorgulamaması gerekmektedir (:
Maskeli Kişi:
(Küçül de Cebe Gir Kostümlü Adam Olacak Çocuk)
Balo salonunun loş ortamına içinde bulunduğum beşikle ve elimde küçük bir biberonla girdiğimde dikkatleri üzerime çekebildiğim pek söylenemezdi. Bir metrenin yarısına birkaç arşın kalan boyumla, yüzümdeki ihtiyar keşiş maskesiyle, kahverengi uyku tulumum ve kahverengi biberonumla bir misafirin kaybolan bebeğinden farksız gibiydim. Ama kostümümün asıl numarası görünüşünde değil, pavorosta iksiri sayesinde oktavlarını bir hayli genişlettiğim ses tellerimde yatıyordu. Böylece iri bir bebekten hallice bedenimden çıkan ihtiyar sesimle görenleri, daha doğrusu duyanları şaşkına uğrattığım söylenebilirdi.
Loş ışıkta ve sürekli yer değiştirip duran, bir görünüp bir kaybolan masaların tekinsizliğinden kaçınarak toplu halde, ayakta içkilerini yudumlayan kalabalık güruhlardan birisine yanaşma gayesiyle beşiğimi yanlarına doğru sürdüm. Papatya elbiseli bir kadına ufaktan kur yaptığım birkaç güzel sözden sonra, bu güzel giyimli beyefendi ve hanımefendilerin dikkatini çekecek bir sohbete koyulmam çok da zor olmadı. "Bakanlığın hürriyetçi politikaları göz önünde bulundurmaması, toplumsal geçirgenliğin opak olduğu günümüz konjonktüründe son derece kuvvetli reaksiyonlara sebebiyet verebilir. Özellikle marjinal faydayı sağlamak adına geçirilen son vergi yasaları, bakanlığın afaki söylemleriyle basbayağı bir tezat oluşturtmakta ve çıkması muhtemel bir toplumsal krizin tezahürünü cümle aleme göstermektedir azizim!" Bir kadınla konuşmaya başladıktan kısa bir süre sonra konuyu bir şekilde ve istemsizce politikaya, hatta yerel seçimlere filan getirmem pek doğru bir yöntem değildi açıkçası.
Nihayet kuruyan dudaklarımı ıslatmak amacıyla emzirmeye başladığım biberonun kahverengi camından beni dinleyenlerin bakışlarını süzebilmem mümkündü. Sohbetimin ilgilerini çektiği aşikardı. Bu bebek görünümündeki bir ihtiyar misali ettiğim boyumdan büyük, beylik laflarım, anlaşılan bu asilzade takımı kalabalığın ilgisini çekmiş gözüküyordu.
Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 6, total 6
Maskeli Kişi:
Sevdim dedin, hiç sevmedin, sen kimleri mahvettin
Kara Melek
Sen bu hayat oyununda zalim bir yürek
Sen mutluluk masalında kara bir melek
"Davetli listesinde yazmaması normal hayatım. Gümüş turna kostümümü son anda değiştirdim. Benim kalibremde bir kostüm değildi. O salak terzinin diktiği ipek kaftan olsa giymem artık!"
"Ama pek saygıdeğer hanımefendi! Listede yazan kostümünüzle gelmeniz gerekiyordu. Biliyorsunuz ki isminizi sorma gibi bir yetkimiz..."
"Eeh! Başlatma yetkine. O pespaye kostümü giyip tavuk gibi gezecek halim yoktu ya gece boyunca! Hem, sen benim kim olduğumu bilmiyorsun anlaşılan şekerim. Bilsen, zaten sözümü ikiletmez, kırmızı halı olur serilirdin altıma!"
"Ah! Çok şakacısınız bayan... Bayan siyah... Karga?..."
"Ne kargası aptal! Kara bir melek kostümü bu. İki tane kanat gördün diye o kart kuşlara mı benzettin beni!?"
Vestiyerin başında patlayan bir adet yelpazenin tok sesiyle sırada bekleyen konukların şaşkın bakışları da, kapının önünde tartışan ikiliye dönmüştü şimdi. Böyle kaba bir hareketle dikkat çekmek istemeyen siyahlar içerisindeki kadın, yelpazesini tekrar kendine doğru çektiği esnada, küt saçlarının yüzünün her iki yanına düşen perçemlerini savuran bir hareketle başını geriye doğru atıp bambaşka bir üslupla konuşmaya devam etti.
"Bak tatlım! Şimdi o davetli listesindeki gümüş turnanın üstünü çizip, kara melek yazıyorsun ve beni içeriye alıyorsun. Bunca yolu senin ebleh sıfatını seyretmek için gelmedim." Öfkelenmekten kaynaklandığı pek belli bir tebessüm kondurmuştu dudaklarına. Bir an duraksayıp, sanki davetli sırasının arkalarından gelen bir takım fısıltılara kulak kabartmış gibi geriye doğru çevirdi başını. Ardından kendi kendine söylenerek yüzünü yine görevli adama doğru döndü sabırsızca. "Kavalye vardı da biz şey yapmadık san- Neyse...."
Kadının kendi kendine konuşur tavrından çekinen adamcağız, çaresiz bir şekilde isim değişikliğini gerçekleştirip nihayet içeri davet edebildi kara melek kod adıyla bilinen bu huysuz cadıyı. Dirseklerine ince birer iple tutturulmuş görkemli kanatlarıyla, ışıldayan tüyleri özenle taranmış bol kesim elbisesiyle ve bir gösteri sanatçısı misali attığı kuğu gibi adımlarıyla varlığını belli ediyordu girdiği salonda. Bir kuzgunun kanatlarını andırır perçemlerini sabit tutan, ince, tel bir taç vardı saçlarında. Tam ortasında ise gümüşi tonlarda, salonun loş ışıklarının bile parıldamasına mani olamadığı, hilal şeklinde bir ay sembolü. Perçemlerinin çevrelediği suratını ise birbirinden zıt iki yüzü olan bir maske örtmekteydi. Trajedi ve komedinin birleşimi; namı diğer “Thalia and Melpomene” maskesi. Yine de tüm o zarafetine karşın, belki de hafif kilolu olmasından ötürü, görevlinin söylediğinin aksine bir kargadan ziyade simsiyah bir hipogrifi andırmaktaydı. Ya da kendisine yönelmiş o haset dolu bakışların sahipleri böyle söylüyordu.
Koku alma duyularına hücum eden lavanta aromasını duyumsayıp kendinden geçerken kısa bir süreliğine, etrafa şöyle bir göz gezdirdi kara melek kostümlü olduğunu iddia eden kadın. Tüm o curcunaya ve estetik tasarımına rağmen, hafif karanlık bir atmosfere sahip olan bu salonun kendi tarzını yansıtmadığına çok çabuk kanaat getirmişçesine, huzursuzca yüzünü ekşitti. Pistte dans etmeye çalışanların basiretsiz girişimleri, onun gibi bir yeteneğin huzurunda hakaret niteliğindeydi. Kendi kendine çalan enstrümanlar, iç gıcıklayıcı bir melodinin uyumsuz, serkeş notalarıyla zehirliyordu atmosferi. Duvarlardaki tabloları süsleyen kanlı tonlar, içini hepten karartıyordu her bakmaya tenezzül ettiğinde. Sarhoşluğun esaretine kapılmak, belki bir nebze çekilebilir kılardı bu geceyi. Maskelerin ardındaki sıkıcı benlikleri keşfe çıkmadan evvel, birkaç yudum alıp kendisini yatıştırmak maksadıyla bara doğru ilerlediği esnada; kuytu bir köşede, saray soytarısı kostümüyle tarot falı bakmakta olan rengarenk giyimli bir falcı, sebepsizce gözüne takılmıştı.
Çabucak bir içki edindi kendisine. Sonra da yörüngesini falcının masasına doğru çizmiş bir gezegen misali, yavaş yavaş adımlamaya başladı ahşap zemini. Frenk üzümünden rom dolu kadehinde gezdirirken parmaklarını, usulca yaklaşmıştı çoktan bu soytarı kılıklı kahine. "Hah!" dedi kendi kendine sessizce söylenerek. "En azından dürüst bir şarlatan... Değil mi şekerim?" Falcının kartlarını yaydığı, havada süzülmekte olan oval masanın hemen yanına yanaştı. Soytarının tam karşısında, kral kostümü içerisinde olduğu besbelli bir adam oturmaktaydı. Yüzünde haşmetli bir kralın çehresini andırır bir maske, başında ise altın kaplama bir taç. Satranç figürlerini andırıyordu oturduğu yerden. Gölgeli bakışları ise pürdikkat masaya serilmiş olan kartlardaydı.
Falcının boyalı, buruşuk parmakları bir kart daha çekti desteden. Asılan adam kartı, masadaki yegane ışık kaynağı olan mumun cılız alevini titreterek eklenmişti şimdi diğer kartların arasına. Kara Melek, dudaklarına manidar bir tebessüm kondurdu. Masanın kenarında ansızın beliren bir sandalyeye iliştiği esnada, gayet işveli bir tavırla konuşmaya başladı. "Kralımın bu gece bir şans meleğine ihtiyacı var galiba..."
Kinayeli bir dokundurmayla ettiği besbelli bu sözleri, adeta destekliyor gibiydi çift yüzlü maskesi. Nitekim maskenin gülen tarafı krala, ağlayan kısmı ise soytarıya dönüktü.
Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 2, total 2
Maskeli Kişi:
(Girintisiz, düz, beyaz maskeli adam)
Bu uğursuz gece, mavimsi bir karanlığa ev sahipliği yapıyordu. Şatafatlı kapının dışarısında açan çiçekler gelen davetlileri karşılıyorlar, saatin 12'ye vurduğunu belirten çan sesi yankılanıyordu. Girişin önündeki genç adam bir sağa, bir sola bakınıyor sanki birinlerini bekliyor gibi görünüyordu. Yüzündeki beyaz maskenin altından ifadeleri belli olmasa da şüpheli hareketleri vardı. Gölgelere saklanmış, fazla çevreye gözükmek istemiyor gibiydi. Balo salonunun dış duvarına sırtını dayamış, bacağını endişe ile titretiyor, bir oturup bir kalkıyordu. Cebinden köstekli saatini çıkarıyor, omuzlarını iç çektiğini belli eden bir şekilde hareket ettirdikten sonra cebine tekrar koyuyordu. Bir süre kapının yanından davetlileri inceledi. Her gelen kostüme tek tek bakıp kendi kafasından yorumluyor, eleştiriye boğuyordu. Peki kendisi ne giymişti derseniz, sadece beyaz bir maske takmıştı. Dışarıdan bembeyaz ve girintisiz görünen bu maske, içeriden tam bir görüş verecek şekilde büyülenmişti. Bu tarz kostümler, kıyafet giyme etkinlikleri hoşuna gitse de konu kendi kıyafeti olunca hem kolaya kaçmayı, hem de bir kaç tabuyu yıkmayı eğlenceli buluyordu. "Tanrı" diye kaydetmişti kendisini listeye. İnsanların ne düşüneceğini merak ederek... Bir nevi deney yapmak istemişti. Çevresi dolu ama kendisi yalnız olan adamın eğlence anlayışı buydu işte. İnsanların damarına basmak. Tekrar iç çekti aradığını bulamayınca. Siyahtan başka renkte saçlı bir kadın bir de adam arıyordu davetliler arasında. Aradığı şekillerde saçları bulamayınca çömeldiği yerden kalkıp içeriye girmek için sıra olmuş davetiyelilerin arasına karıştı. Düzgün sıra oluşturmadıkları için de bir çoğunun önüne geçme cürretinde bulundu. Çevredeki insanlar zenginlerdi. Beyaz maskeli adam şöyle bir bakış ile anlamıştı kıyafetlerin kalitelerini. Bazılarının cebindeki ağırlık belliydi, bazılarının takıları. Bu baloda bulunmak istemişti ancak bir görev için bulunmak kendisine fazla tersti. Her zaman istediği bir durumdu bu, kolaya kaçtığı için bir türlü gerçekleştirememişti. Şuan bile yapmak isteyip istemediğinden emin değildi. Üstelik ikinci görevini de hatırladığında midesinde bir ağırlık hissetti. İkinci görevi yapmayı hiç istemiyordu. Tekrar iç çekti önündeki siyah giyimli kadının vestiyerdeki adamla kavga etmesini dinlerken. Kafası orada değil gibiydi zaten. Bambaşka düşünceler, araçlar, hisler yürütüyordu onu. İnsanların fısıltıları hayal meyal kulağına geldiğinde siyahlı kadına odaklanabildi. Balıketli, fazla gürültülü bir kadındı bu. Kavalyesinin olmamasından bahsediyordu sabırsız bir şekilde. Kara melek diye listeye yazılıp devam etti sıradan. Beyaz maskeli adam ise arkasından listeyi tutan çalışanın yanına geldi.
"Tanrı."
Sesi normalden daha kalın çıkmıştı maskenin büyüsünün etkisiyle. Çalışanın bakışları bu kelimeyi duyunca beyaz maskeyi kınadı. Hiçbir şey söylemedi Tanrı. Sadece durup adamın bakışlarının tadını çıkardı. Maskenin arkasından belki sırıtıyordu da. Muggle ortamlarında böyle bir hareket belki felaket getirirdi. Büyücedünyada işler çok da öyle yürümüyordu. Bu yüzden çalışan listeye dönüp bu kelimeyi buldu ve Tanrı'ya içeri girmesi için izin verdi. Tanrı, balo ortamına doğru ilerledi hiçbir söz etmeden. Biraz da muzipliği, maske dışında günlük kıyafetlerle gelmiş olmasıydı. Çoğunlukla giydiği kıyafetlerden tek farkı yıkanmış olmaları olabilirdi. Muggle'lar yine bu hareketi ile onu taşlayabilirlerdi. Pis kokulu varlıklar yıkanmayı günah sayıyorlardı. Tanrı'larının yıkandığını bilmeleri ne kadar üzerdi onları kim bilir?
Tavernanın iç tarafı onu pek de şaşırtmamıştı. Buraya ilk gelişi değildi, ancak son gelişi olacaktı. Katilin olay yerine tekrar gelmesi gibi bir durumu gerçekleştirmeyeceğini tembihlemişti kendisine. Duvarların bordo renkleri, ortamdaki lavanta kokusu, loş ışıklandırma ve çeşitli zengin işi ıvır zıvır. Tanrı için boş işlerdi bunlar. O daha çok insanlarla uğraşırdı. Onların aklı ile oynardı. Barın yanından geçerken içen kişilere baktı sadece. Kendisinden beklenmeyecek bir şekilde alkol olayını sevmez, kafa bulmasına neden olacak bir madde kullanmazdı. Kullananların durumundan yararlanmak ise... Ah! En sevdiği şeylerden biriydi. Dönüp tekrar girişe baktı. Aradığı saçlara sahip kimsenin halen teşrif etmediğine emin olunca çevreyi turlamaya başladı. Çeşitli soytarılıklar, büyülü ıvır zıvırlar, hiç ilgisini çekmeyen müzikler derken vestiyerdeki çalışanlarla kavga eden "kara kartal" takıldı gözüne. Bir yanında bir soytarı, bir yanında kral. Dünyevi işler diye geçirdi kendi kendine, yine de aradığı kişiler gelene kadar oyalanacak biri lazımdı Tanrı'ya. Zaten insanları kullanıp atardı çoğunlukla.
Fal bakılan yere, kendisine kara melek diyen kadının yanına doğru önlendirdi kendinden emin adımlarını. Kadının işveli cümlesine yetişebilmiş, uzaktan da olsa kral ile konuştuğunu duymuştu. Bu yüzden her zamanki tatlı dilliliği ve utanmazlığı ile kraldan önce lafa atladı. "Hanımefendi." dedikten sonra kibarca eğildi kadının önünde. Buralı değildi Tanrı. Yine de yaşadığı yılların sonunda biraz da olsa taklit edebiliyordu gelenekleri. "Tanrı varken, neden kralı tercih edesiniz ki?" diyerek uzattı elini kadına. "Akşamın ilerleyen vakitlerinde aranızdan ayrılacağım, o zamana kadar benle dans ediniz. Hem, şans meleklerinin yeri yanımdır. Öyle değil mi?"
Masanın üstündeki asılan adam kartı şu geçirilecek 10 dakikayı yansıtıyor olabilir miydi?
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 4, total 4
Ronald Archibald:
Salona adımımı atar atmaz yüzüme çarpan o ağır kokuyla küçük bir öksürük krizine kapıldım. Normalde derman duman olan saçlarımı tarayıp, yapış yapış bi şey ile havalı bir şekilde sola doğru yapıştırmıştım. Öksürük krizi esnasında yüzümden uzaklaştırırım maskemi tekrar gözlerime doğru getirdim. Mat siyah, oldukça elegant bir maskeydi. Yüzüme sabitleyebileceğim bir şey seçmemiş olmamın nedeni açıktı. Dostum ben tanınmak için yaşıyorum. Bu mekanda ki herkesin Quidditch kariyerinin başındaki Ronald Archibald’ın burada olduğunu bilmesini istiyordum. Bir gün çok ünlü olduğumda burada benimle oldukları için böbürlenerek birbirlerine anlatacakları hikayelere ihtiyaçları vardı. Kim bilir belki bir kaçı benimle takılma şerefine bile erişebilirdi. Şöyle bi etrafa göz gezdirdim maskemin ardından. Artık koku rahatsız etmezken bara doğru ilerledim. Merlin aşkına, bar tenderın benim beşte birim kadar iyi içki hazırlayabileceğini umarak yola koyuldum. Loş ışığada gözüm artık iyice alışmıştı.
Barda bana uzatılan içkiyi şöyle bir koklayıp yudumladım. Evet kesinlikle ben beş isem ki öyleyim bu da üç falan olabilirdi. Tamam tamam, dört. İçkimi yudumlarken mekana göz atmaya devam ediyordum. Buraya ilk kez geliyordum ve bu yoğun kırmızının ortasında olmak sanki tekrardan Gryffindor ortak salonunda olmak gibiydi hatta daha fazlası. Kırmızı aptal şeytan kostümünü giymediğim için kendime minnet duydum. Dekorun arasında kaybolmak isteyeceğim en son şey olurdu. Etrafta gezinen insanların tuhaf kostümlerine baktım, keşke yanımda alay edecek bir kaç tanıdık olsaydı. Gerçi muhtemelen burada kimliklerini gizleyerek gezinirlerdi. Bu düşünceyle maskemi tutuğum kolumu biraz rahatlatmak amacıyla indirdim ve içkimi yudumlamaya devam ettim. Burada herkes böyle sır gibi kimliğini saklarken, kurulan muhabbetlere ne kadar güven olurdu ki! Ama işte burada tek başıma, yüzümde maskem olmadan tüm cesaretimle var oluyordum. Muhteşem, yakışıklı ve yetenekli Ronny! Yani hangi konularda yetenekli olduğumu gösterebilirim elbette. Sadece gözüme güzel bir kostüm kestirene kadar biraz burada içkimin tadını çıkartıyorum.
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git