Dünya Ülkeleri > Mag Mell - Bar

Scarlet Masquerade

<< < (2/8) > >>

Maskeli Kişi:
Daha önce buraya gelmediği için pişman olabilirdi lakin böyle duygulara sahip biri değildi. Bu geceki kostümü ise karakteriyle büyük bir tezat oluşturuyordu. Amacı eğlenmek ya da kendini göstermek değildi. Üzerine fazla düşünmediği kostümü, siyah eski bir pantolon ve gömlekten oluşuyor, zayıf bedenini saklamak adına üzerine attığı kahverengi ceket ise etrafa ağır bir sigara kokusu yayıyordu. Bu geceki adı Oliver Twist idi.

İçinde bulunduğu kalabalık arasında, sakin bir köşe bulmaya çalışırken, büyük bir sarsıntı eşliğinde üzerine dökülen konyak ile dikkatini karşısındaki tombul adama verdi. Yanakları al al olmuş adamın partiye oldukça erken başladığı her halinden belliydi.

“Su içsen beynine bu tonikten daha yararlıdır! Sana hareket ve sağlıklı gıda lazım.”

“Hığk!”

Adamın konuşmaya mecali yoktu ve hıçkırıklarını zor bastırıyordu. Oliver, şişkonun elini yakalayarak bağırdı.

“Şu ellere bak! Bir erkeğin eli böyle mi olur? Kendinden utanmalısın!”

“Hığ… elimde değil. Hığk! Be-bö-nim ailemde hö-hörkeş şişmandır!”

Adamın üzerine kusma ihtimali git gide artıyordu ve bu saçma sohbeti daha fazla uzatma niyetinde değildi.

“Seni lanet olası obur seni, çekil önümden. Ağız kokundan sarhoş oldum resmen.”

İnsan kalabalığının içinden sıyrılarak, çok göreceği ve az görüneceği bir alan bulma arayışına devam etti. Buraya geliş sebebi belliydi ve kendine hakim olmalıydı. Önüne geleni haşlayarak dikkat çekmek işine gelmezdi. Kısa bir gözlemden sonra baloya katılan insanların, maskelerine rağmen, buraya geliş sebeplerini az buçuk kestirebiliyordu. Kimisi kendini içkinin kollarına bırakmış, kimisi sosyal çevresini genişletmek için yalakalık peşinde ve kimisi ise sinsi sinsi gölgelerden insanları gözetlemekteydi. O anki yaşadığı aydınlanma ile mekanın ortasına doğru ilerledi ve boş masadan kaptığı yarı dolu bardak ile kendini bir sohbetin içine attı. Gözlemlediği hiçbir karakter gibi olmayacaktı. Onun amacı hepsi olmaktı.

Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5

Maskeli Kişi:
(tehlikeli rahibe)

Simsiyah elbisesi ve şapkasının karanlığı yalnızca eteğinin beyaz ön kısmı ve beyaz boyun detaylarıyla kırılan kadın, iç dünyasını sarmalayan puslu bulutlardan hallice gri gözleriyle çevresini süzüyordu sakince, suratında alaycı bir gülümsemeyle. Sol koltuğunun altında bir adet incil, sağ elinde ise oldukça iyi durumda, adeta bu kostüm için yeni yapılmış gibi duran, koyu kahve bir arbalet vardı kadının. Püritanların engizisyoncuları vardıysa şayet, kostümünden daha bile siyah olan küt saçları omuzlarına gelmeden biten figür, tam olarak bu güruha mensuptu.

Bu balo için oldukça fazla hazırlık yaptığı her halinden belli olan püritan, elindeki tetikli yay sebebiyle cilalı ahşap zeminde ilerlerken birçok gözün üzerine dikildiğini hissediyordu. Büyücülük gündeminin damarına basan cüretkar kostümüyle bu, pek de şaşırtıcı olmasa gerekti. Laf, yayılıyordu...

Antisosyal birisi değildi tehlikeli rahibe ancak gözlem yapması gerekiyordu ilerleyen saatlerde. Üzerinde tonla gözün olmasını, vücut hatlarını çekici bulan her erkeğin aklına estikçe kendisini bir av olarak nitelendirmesini ve özelliksiz tiplerin hiçbir yere varmayan boş sohbetlerini çekmeyi istemiyordu. Dikkatleri üzerine çekmeyi bu kadar istemiyorduysa madem ne diye özenmişti ki kostümünün detaylarına bu denli? Belki alışkanlık, belki alaycılık...

Nitekim, balo salonunun gözlerden uzak ve atraksiyondan uzak köşelerine yönelmişti adımları. Lakin köşeler bile kapılmaya başlanmıştı. Gözüne kestirdiği yegane noktanın, muggle dünyasından oldukça tanıdık bir tip tarafından mesken edinildiğini gördüğünde o tarafa yöneldi. Belki makul bir sohbet sonrası alana ortak çıkabilirdi. Yüzündeki alaycı gülümsemeyi hiç bozmadı söze girerken, karşısındaki kostüm de satir saçarken gerek yoktu ki tavrını bozmaya. Yaklaşmasıyla bir sigara kokusu, mekandaki ağır tütsüleri bastırmaya ve burun deliklerine nüfuz etmeye başlamıştı. Alaycı gülümsemesi iyice genişlemişti bu hadise sebebiyle:

"Sinmiş, eski sigara kokusuna kadar düşünmüşsünüz... Hoş, çocuk işçiler biraz daha 'öteki' dünyanın problemi diyebiliriz. Bu baloda, böylesine büyük bir baloda bu problemleri tema edinen bir kostüm giymeniz... Cesurca olmuş..."

Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 6, total 6

Maskeli Kişi:
(beş gözlü parşömen tüccarı)

Beyaz gömlek ve siyah pantolonumun üzerine lacivert, kaliteli bir kumaştan pelerin geçirmiş, belimdeki kemere iliştirdiğim devasa parşömen rulolarını gömleğimin muhtelif konumlarından yükselecek şekilde yerleştirmiş bir şekilde balo alanına pansiyon katından inerek giriş yaptım sakince. Mekanın görevlilerinden almıştım erkenden anahtarımı. Buraya bir iş için gelmiştim ve nasıl göründüğümden nasıl adıma attığıma, nasıl konuştuğuma kadar her şeyin bir önemi vardı. İkna edici olmalıydım; daha önemlisiyse yeterince kudretli, yeterince heybetli, yeterince tehlikeli... Belimde özellikle iki asa görünürde tutuyordum ki dikkat eden kişiler bir durup düşünsün karanlık ihtimalleri... İnsanlar ufacık bir ipucundan dünyaları yaratmayı seviyor, uzun hayatımda bunu çok iyi öğrendim. Nitekim hiçbir söz, kişinin ilk izleniminden daha inandırıcı, daha gerçekçi olamazdı. Konuşmama gerek yoktu, onlara görmek istediklerini gösterecektim, ikna olacaklardı.

Sol gözümün üzerinde takılı olan mekanizmadaki üç altın çerçeveli lensten ortadakine geçtim ve kızıl renklerle bezeli şatafatlı ortamı süzmeye başladım. Muhataplarımı tanımıyordum, onlar beni bulacaklardı lakin önceden piyasayı yoklamaktan zarar gelmezdi. Garip, düz beyaz maskeli bir tip; Karanlık Orman'dan kaçıp baloya gelmiş bir kuş gibi görünen bir kadın, yüzünü gizlemeye pek çalışmamış tipler falan... Belki de söz konusu olan maskeli balo olunca, verilecek mesaj biraz zayıflıyordur... Bunu düşünecek vaktim mi vardı sanki... Meşgul bir insanım ben. Artık neyse ne... Belimdeki ve saat başı yudumlamam gereken bej matarayı kontrol ettim ortama giriş yapmadan evvel son bir defa, ardından da yine altın kaplama, cübbemin içine zincirli olan saatimi. Evet, matara doluydu ve yerindeydi. Elli yedi de dakikam vardı. Tam bir adım daha attığımdaysa tekrar durup sağ cebimdeki anahtarı kontrol ettim. İyi bari, kapının üzerinde unutmamışım. Bir saniye, elli altı dakikam mı vardı, elli yedi mi? Merdivenlerde bir adım daha atıp tekrar kontrol ettim saatimi. "Artık elli altı..." diye mırıldandım. "Belki de kendimi garantiye alıp elli beş dakikada bir içmeliyim..." Hay, çok fazla oyalandım, birileri bakıp ne yapıyor bu tip merdivenlerde durup durup diyecek... İneyim aşağı oyalanmadan; vakit, şov vakti...

Balo salonuna iner inmez bir "potansiyel iş arkadaşı"m bulmuş gibi görünüyor beni. "Ah, aziz dostum... Biliyorum yoğunsun ama işini baloya da getirmene gerek yoktu sanki, ha? Sana bir brendi ısmarlayayım, hem belki 'yoğun iş'inin detaylarını paylaşmak istersin; ilerleme kat ettiğinizi duydum..." Böyle mi oluyordu bu işler şimdi? Yalnız çok erken geldi, acaba merdivendeki endişeli hallerimi görmüş müdür? Endişelenmemeliyim... Burada saygı duyulması gereken kişi benim, evet ben... Yüzüme özgüvenli bir gülümseme takındım ve iki azı dişi muhtemelen bir tılsımla büyütülmüş, kırmızı hatlı siyah pelerininin kalbinin üzerine denk gelen kısmından tahta bir kazığın yarısı dışarı uzanan, avlanmış vampir kostümlü adamı yanıtladım: "Ah, tabii, bar tarafına geçelim. Ama fazla uzaklaşmayalım, biliyorsunuzdur, burada beni görmek isteyebilecek birçok 'aziz dost'um var, bulamama durumu olmasın..." Evet, kendimi ağırdan güzel sattım. Karşımdaki adamın gülümsemesi bir an donuklaşmış olsa da itiraz edemedi tabii, kozuma saygı duyuyor demek bu. Güzel... Bakalım gece boyunca tüm muhataplarımı bir şekilde halledebilecek miyim?..

Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 6, total 6

Maskeli Kişi:
(gece mavisi, yıldızlı elbise, kızıl saçlar, simsiyah, yıldızlı, güllü maske)

Altın varaklı bir kapıyı açan hizmetçiye başımla teşekkür ettikten sonra içeriye daldım. Gümüşi çerçevesi olan büyük bir boy aynasında kendi yansımamı ve yıpranmış kıyafetlerimi görmemle birlikte içinde bulunduğum mekana bir kez daha ne kadar ait olmadığımı hissetmem çok sürmedi. Beni odaya getiren hizmetçiler gibi giyinmiş, yüzlerinde aynı itaatkar ifadeyi taşıyan üç tane daha hizmetçi vardı odada. Bir tanesi, aynanın arkasındaki küvetteki suyun sıcaklığını kontrol ediyordu eliyle. Diğer hizmetçiler benim odaya girmemle birlikte altın varaklı kapıyı kapattılar ve kıyafetlerimi çıkarmamı söylediler. Bende öyle yaptım. Kıyafetlerimin üzerine sinmiş sigara kokusu bir tanesinin yüzünü ekşitmesine sebep oldu. İç çamaşırlarımı çıkartırken yüzümün kızarmasını saklayamadım. Küvete girdiğimde tenimi sarıp sarmalayan sıcak su ve suyun içine katılmış, ne olduğunu asla anlayamadığım ama orada olduğunu bildiğim güzel bir yağ, bütün kaslarımı gevşetti. Sırtımı yasladığım anda bir uyuşukluk tepeden tırnağa bütün bedenimi sardı. Hizmetçiler kollarımı, saçlarımı ve bacaklarımı nazik dokunuşlarla yıkıyorlar, bunu yaparken bana bunu neredeyse hissettirmiyorlardı bile. Saçlarıma sürülen sabunun ve yağın kokusu çok güzeldi. Yıkanma faslı bittikten sonra hizmetçiler beni özenle kuruladılar ve çıplak vücudumu parfümler ve yağlarla süslediler. Pamuk kadar yumuşak havlular bedenimi küçük öpücüklerle şımartan aşıklar gibiydi. Aralarında biraz daha yaşlı görünen hizmetçi saçlarımı taramaya başlayacağı zaman engel olmak istedim, fakat kadın saçlarıma nadir bir mücevher gibi davranıyor, kızıl saçlarım kadının elindeki tarağın arasından bir su gibi sakin sakin akıyordu. Bir başka hizmetçi kaliteli olduğu görünüşünden belli olan bir korse getirdi ve ustaca bir hareketle giydirdi. Korsenin iplerini çekip vücudumu tamamen sarmalamasını sağladığında göğüslerim iyice dolgun gözüküyor, belim bir kuğunun boynu kadar narin duruyordu. Ellerimi güzel kokan kremlerle ovaladılar, yumuşacık oldu ellerim. Bir hizmetçi odanın diğer ucundaki makyaj masasına oturmamı söyledi, bende öyle yaptım. Aynada gördüğüm yansımam o kadar temizdi ki zaten açık olan ten rengim bir ton daha beyazlamış gibiydi. Yanaklarıma boyalar sürdüler, al al oldu yanaklarım. Gözlerimin çevresine siyah kalemlerle, fırçalarla bir şeyler sürdüler. Gözlerim daha büyük görünüyor, rimelin ve farın etkisiyle yeşil renkleri iyice ortaya çıkıyordu. Daha sonra dudaklarıma döndüler, kıpkırmızı bir ruj ile boyadılar dudaklarımı. Makyajım bittiğinde bambaşka bir kadın gibi duruyordum aynanın karşısında. Kendimi bir dakika kadar inceledim, şaşkınlığımı gizleyemiyordum. En sonunda elbiseye sıra geldi. Tekerlekli ahşap bir askıya giydirilmiş elbise gece mavisi rengindeydi. Kumaşı daha önce gördüğüm bir kumaş gibi değildi. Sanki gerçekten gecenin bir parçası koparılmış ve elbise şekline getirilmiş gibi duruyordu. Elbisenin etek kısmından başlayıp göğüs kısmına kadar giden ve yukarıya çıktıkça sıklaşan taşlar yıldızlar kadar parlaktı. Göğüs kısmına geldiğinde yıldızlar sıklaşıyor ve elbisenin mavi renginin üzerinde güzel desenler oluşturuyorlardı. Elbisenin iddialı sayılabilecek ama aynı zamanda abartıya kaçmayacak derecede ayarlanmış bir dekoltesi vardı. Hizmetçiler beni ellerimden tutup kaldırdılar. Bir arı kovanındaki arılar gibi uyumlu çalışıyorlardı. Birisi elbiseyi tuttu, öbürü benim içine girmemi sağladı birisi etekteki kırışıkları düzeltti, bir diğeri elbisenin sırtını bağladı derken iki üç dakika gibi kısa bir sürede beni elbisenin içine soktular ve aynanın karşısına geçirdiler. İnanılmaz güzel görünüyordum. Elbise üzerime cuk diye oturmuştu. Göğüslerimi ve belimi güzelce sarmıştı elbise. Ben giyince de kumaşta bir hareketlilik başlamıştı. Sanki elbisenin üzerindeki yıldızlar ve gece hareket ediyor gibiydi. İnce, ilk bakışta fark edilmesi zor ama orada olan ve bir kere görünce bir daha göz ardı edilemeyecek bir detaydı. Kızıl saçlarımı güzelce ördüler, daha sonra o örgüyü güzel, şık bir topuz haline getirdiler. Bir kaç tutam saç, güzel, kıvrımlı saçaklar şeklinde omuzlarıma ulaşmaya çalışan güzel detaylardı. Başımın üzerine büyük, safir taşlı, gümüş bir taç yerleştirdiler. Safirin etrafı pırlantalarla süslenmişti. Son olarak maskemi ve asamı teslim ettiler. Maskem siyahtı. Göz çevresini ve burun köprüsünü kapatan klasik bir maskeydi. Siyah taşlarla süslenmişti. Maskedeki taşlarda elbisemdeki yıldızlar gibiydi. Gecede kayan yıldızlar gibi. Son olarak maskenin sağ tarafına güzel, kırmızı bir gül tutturulmuştu. Maskeyi takınca çiçeğin rahatsız etmesinden yada düşmesinden korktum ama çiçek usta bir işçilikle tutturulmuştu, varlığını bile hissetmiyordum.

Balo salonunun önüne geldiğimizde, arabada bana eşlik eden ve neler yapmam gerektiğini bir kez daha anlatan adam dışarı çıktı ve benim için kapıyı açtı. Elini uzattı ve ben adamın elini tuttuğumda beni nazikçe arabadan çıkardı, başıyla selamladı ve arabaya binip gitti. At arabasının tıkırtısı yavaş yavaş uzaklaşırken bir heyecan, bir ürperti bütün bedenimi bir yıldırım kadar hızlıca çarptı. Girişe doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Elbise, hareketlerimi kısıtlamayacak şekilde yapılmıştı. Görevli çocuğa "Gece." dedim. Listeye hızlıca baktı ve ismimi bulduğunda "Hoş geldiniz." diyerek beni içeriye uğurladı. Lavanta kokularıyla bezenmiş, kırmızı mekan daha önceki ziyaretlerimden pek farklı durmasa da bir şekilde farklı da duruyordu. Kalabalığın arasına karışmaya çalıştım. İnsan denizinin arasına girersem belki görünmez olabilirdim. Görünmez olmalı ve benim gibi görünmez olmaya çabalayan bir başkasını görmeliydi gözlerim. O yüzden fıldır fıldır etrafı kolaçan ediyordum. Bir uyumsuzluk, bir rahatsızlık, ortamdaki havaya aykırı bir şey arıyordum. Maskesini çıkaran bir adam gördü gözlerim, bu aradığım uyumsuzluk ve aykırılık olsa da aradığım şey değildi tam olarak. Bakmaya devam ettim. Bir kadına çarptı gözlerim, bir rahibeye, elinde arbalet olan bir rahibeye. Bir gözümü onun üzerinde bıraktım ve devam ettim aramaya. Merdiven. Merdivenlerin orada aradığımı buldum. Beyaz gömlekli, siyah pantolonlu lacivert pelerinli bir adam. Pek endişeli duruyor, cebindeki saate yapışmış sanki elleri, kontrol etmeden duramıyor. Bakışlarımı kaldırdım ve adamı incelemeye koyuldum. Belindeki kemere iliştirilmiş parşömenler. Aradığım adam sen olabilir misin? Gözlüklerin ve hareketlerin sensin diyor. Korkuyorsun, endişelisin, arkanda seni izleyen bir gölgenin olabileceğinden korkuyorsun ve haklısın. Gece senin arkanda, gece seni gözlerine kestirdi. Gece senin için geliyor. Adamın korkak adımları onu merdivenlerden aşağıya taşıyor bir başkasının, bir vampirin yanına. Onlar bar tarafına doğru geçerken bende oraya doğru kıvrılıyorum. Sessiz adımlarım bara ulaştığımda bozuluyor, zira bir içki istiyorum. İçkim geliyor. Zoraki bir yudum alıyorum. Ağır içki kokusu ve tadı boğazımı yakıyor. Adamı gördük ve tanıdık, nerede olduğunu da biliyorum. Buralarda olması gereken ve beni tanıyacağı söylenen partnerim, umarım sende adamın nerede olduğunu biliyorsundur. İçkimi bitirip rujum ile lekelenmiş bardağı barmene verdikten sonra merdivenlere yöneliyorum. Az önceki adam ne kadar endişeli çıkmışsa bende bir o kadar rahat çıkıyorum ve merdivenlerde bekleyen görevliye yanaşıyorum. "Gece için bir oda ayırtıldı, beni odama götürün lütfen." Görevli adam elindeki listeyi kontrol ediyor, ilk sayfada adımı bulamayınca minik bir gerginlik bedenimi sarıyor ama ikinci sayfanın ortalarında gezen parmağı adımın üzerinde duruyor ve kadife bir ses tonuyla onu takip etmemi söyleyince rahatlıyorum. Merdivenleri çıkıp odaların olduğu koridorlara geliyoruz. Uslu bir çocuk gibi adamı takip ediyorum. Birazdan başına geleceklerden habersiz çalışanın beni odama götürmesini bekliyorum. Bir iki köşeyi döndükten sonra beni bir kapının önüne getiriyor ve anahtarımı veriyor. "Teşekkür ederim." diyorum ve içeriye giriyorum. İçeriye girer girmez de bir yaygara koparıyorum. "Bu ne ama! Ben size demedim mi ?! Yanlış yapmışsınız! Görevli!" adam ne olduğunu anlamadan içeriye giriyor. Şaşkın gözlerle bana bakıyor. Yatağın üstündeki yastıkları gösteriyorum. Boş gözlerle yastıklara bakıyor adam. O yastıklara bakarken ben belime dikkatlice tutturulmuş, özellikle bakılmadığı sürece görülemeyecek şekilde gizlenmiş asamı çıkartıyorum ve odadaki sorunun ne olduğunu anlamaya çalışan adamın kafasına tutuyorum. "Biraz önce merdivenlerden inen, garip gözlüklü, köstekli saatini sürekli kontrol eden ve benim gibi burada odası olan adam. Beni onun odasına götürüyorsun. Yoksa duvarlar gerçekten kanla kaplanacak."
Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4

Locomotor:
Neye uğradığını şaşıran adam dehşet içerisinde kekeliyor uzunca bir süre. Yaklaşık bir altı saniyenin sonunda ancak girebiliyor söze: "Ta-Ta-Tabii efendim... Lütfen b-bir şey yapmayın..." diyor ve şakağına dayanan bir asa değil, bir hançermiş misali fazla uzaklaşmadan ancak asaya değmekten de imtina ederek kapıya yöneliyor korku içerisinde. Odadan çıkınca sağdaki ilk koridora dönüyor, ardından soldan ikinci kapının önünde duruyor. "L-Leydi Baal'a söylemeyin lütfen..." diyerek belindeki anahtarlıktan bakır bir anahtar çıkartıp karşısındaki kimliği belirsiz, şık kumaşlara bezenmiş kadına uzattığında ise son bir yakarış beliriyor kahverengi gözlerinde: "Anahtarı i-işiniz bitince geri verebilir misiniz lütfen?.."

Mekanın Taverna kısmında başlığı açabilirsiniz. Partnerinizle içeri girişinizi kısaca yazıp GM güncellemesi bekleyebilirsiniz. Dilerseniz her aşamada ikiniz de RP yazabilirsiniz lakin akıcılığı arttırmak adına bir kişi RP, GM güncellemesi, öteki kişi RP, GM güncellemesi gibi ilerleyebiliriz de. Size kalmış.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git