Dünya Ülkeleri > Mag Mell - Bar
Scarlet Masquerade
Kont Sati Von Richmond:
Kanla yoğrulmuş karanlık geceyi dolduran çığlıklar, yaralıların çaresizce inlemeleri ve ölülere dökülen ağıtlar. Bir kabus gecesi yaşanıyordu bugün Mag Mell'de. Hemen dışarda, balo salonuna bakan büyük pencerelerin önünde ise purosundan son bir nefes daha aldı kızıl cübbenin sahibi. Bir Engizitör kostümünü andırıyordu kıyafeti. Yanında kukuletaları ve bol dökümlü cübbeleriyle minyatür kuleleri andıran yarım düzine siluetle beraber, pencereden görünmekte olan can pazarını andırır manzaranın tadını çıkarıyor gibiydiler.
Parmaklarıyla vurduğu purosunun külü, sonbaharın taze esintisine kapılıp arkasında atıl şekilde beklemekte olan at arabalarının tekerlerine doğru savruldu. Kukuletalılara doğru çevirdi başını. Kapüşonu gözlerini kapatıyor, yüzünü kara bir gölgeyle kaplıyordu. Ak düşmüş sakalıyla kemerli burnunun arasına sıkışmış dudakları aralandı belli belirsiz ve şu sözler döküldü peşinden de. “Çocuk... ve Seherbaz.”
Kukuletalı kimseler at arabalarının başına geçtiler. Arabaların pencerelere dönük kapıları açıldı...
Kızıl saçlı seherbaz barın arkasından eline geçirebildiği silah benzeri, bıçak, şişe fark etmeksizin ne bulabilirse cadı avcılarına fırlatmaya başlamıştı. Yanına yaklaşmaya cüret edeni ise buna kalkıştığına pişman ederek birer birer etkisiz hale getiriyordu. Melon şapkalı bir tanesinin kafasında şişe parçalamış, şişenin kırık parçasıyla başka bir cadı avcısını güzelce haklamıştı. Fırlattığı çatal ve kaşıklar ise tam hedefini bulmuştu, öyle ki cadı avcıları artık devirdikleri masaları siper olarak kullanmaya başlamışlardı. Yediği birkaç okun da kadını durduramadığını fark edince, kral kılığındaki cadı avcısı, üzerine bir takım şişelerden döktüğü sıvılarla kaplı kılıcını çekerek kendisine yaklaşmıştı. Cwenhild’in bıçakla karşılık verdiği bu mücadele, ne yazık ki pek uzun sürmemişti. Kralın çift eliyle birden kavrayıp savurduğu koca kılıcı, kadının yırtık eteğinden sarkan bacağını bulmuş ve ciddi bir yaralanmaya sebebiyet vermişti. Topallayarak bara yaslanan kızıl saçlı seherbaz, önce elindeki son silahı olan kırık şişe parçasıyla direnmeye niyetlense de, bir süre sonra başının kuvvetli bir şekilde döndüğünü fark etmiş ve bilinçsizce yere yığılmıştı. Gecenin sonunda bir Kral tarafından kucaklanmak suretiyle bilincini kaybettiği yerden kaldırılacak ve belirsizliğe götürülecekti. Sorgulanmak üzere tabi ki...
Ne talihsizlik ki, kızıl saçlı kadının barda yaşadığı heyecan esnasında göremediği ve yanından sürünerek geçen melek kostümlü Lucien de tam o esnada masaların birisinin altından emekleyerek çıkışa varmaya çalışıyordu. Seherbazın tam önünde yere yığıldığını görünce bir an çığlığı koyacak gibi olsa da, bir şekilde kendisine mukayyet olabildi. Masaların altından emekleyerek kaçma planını şu ana kadar başarılı bir şekilde icra ettiği söylenebilirdi. Hatta en son girdiği masaya takılan kanatları, emeklemesiyle birlikte masayı da hareket ettiriyor ve karanlıkta ona doğal bir kamuflaj sağlıyordu. Bu yönden bir hayli talihli sayılabilecek genç adam, bir melek kılığında geldiği baloyu bir masa kılığında terk ediyordu.
Mag Mell'in sahibi Isolde ise, kel arkadaşının desteğiyle terk etmek üzereydi bu kanlı baloyu. Yaşananların sorumluluğuna dair bir ibare barındırmıyordu yüzündeki ifade. Şansı yaver gidecekti ki, içeriyi en iyi bilen kişi olarak kolayca çıkışa varacak, ancak uğradığı hasar yapılacak büyülere rağmen can sıkıcı derecede büyük olacaktı.
Şövalye kılığındaki delikanlı ve Tılsım Profesörü Yamashita’nın mücadelesi ise salonun diğer köşesinde tüm hızıyla devam ediyordu. Andre’nin alkol şişeleriyle yangın çıkarma ve cadı avcılarının önüne set çekme planı başarıya ulaşmış gibiydi. Mirabella ise giydiği kat kat kumaşı kullanarak aynı şekilde kaçacakları yol için alevden bir barikat çekmeyi başarmıştı. Cadı avcıları ise bu ikiliye yaklaşamayacaklarını anlayınca uzak mesafeden vurabilme güdüsüyle germeli yaylarına başvurmuş ve kısa boylu kadını hedef almaya başlamışlardı. İkili bara ve arkasında mutfağa açılan kapıya doğru dolu dizgin koşmaya başladıkları esnada, kadının sırtına saplanan birkaç ok, ruh emici kostümünü aşmış ve vücuduyla temas etmişti. Buna rağmen tüm gücüyle ve haliyle öğrencisinin de desteğiyle, sendeleyerek ilerlemeye gayret gösteriyordu. Tam barı aşıp, mutfak kapısına doğru hareketlenmişlerdi ki salonun öbür ucunda, büyük bir şangırtıyla iki adet zıpkın; saplarına halatlar bağlı olduğu halde pencerelerden fırlayıvermiş ve tam da barın arkasındaki kapıya isabet etmişlerdi. Zıpkınların kapıya saplanmasıyla bağlı bulundukları yerlerden kopan halatlar, garip bir mekanizmayla dönerek savrulmaya başlamış ve profesörün hemen önünde, kapıya doğru ilerlemekte olan genç büyücüye isabet etmişlerdi. Seri şekilde daireler çizmekte olan halatlar, birkaç saniyeden kısa bir süre içerisinde çocuğun etrafında dönerek onu hareket edemeyeceği ölçüde bağlamışlardı. İpler, üzerlerine bir sıvı sürülmüş gibi ıpıslaktı ve çocuğun kostümüne değdikleri anda kati bir surette kenetlenmişlerdi. Öyle ki genç büyücünün vakti olsa dahi bu halatlardan ve oluşturdukları bağdan kendisini bir süre daha kurtaramayacağını söylemek pekala mümkündü.
Halatlar bir mekanizmayla çalıştırılmış gibi gerisingeri, son sürat çekmeye başladılar Andre’yi. Profesör, elinden kayıp giden çocuğun kollarını yakalayabilse de, çocuğu çeken gücü durdurmak için gösterdiği çaba nafileydi. Hatta kendisi de halatların çekildiği pencerelere doğru sürükleniyordu kesin bir surette. Yine de Andre’yi bırakmamak için direndi. Birkaç okun daha etini deldiğini hissetti. Cadı avcılarını uzak tutmak için oluşturdukları alev duvarına kadar bırakmadı, etrafı halatlarla mumyalanmış gibi çevrilen ve kaskatı kalmış çocukcağızı. Alevlerin içerisine girdi bir anlığına, sonra da kendisine bakan nefret dolu gözleri gördü, şapkaların altında yuvalanmış. Sonrası ise zifiri karanlık. Derin yaralar ve yanık izleriyle kaplı bünyesi daha fazla dayanamadı bu umarsız şiddete. Yarın sabah gözlerini St. Mungo hastanesinde açacağı su götürmezdi.
Çocuk ise halatların ucunda at arabasına kadar çekildi son sürat. Bir tabutu andırır kutunun tam içerisine çekti halatlar onu. Çelik kapak kanadı. Kilitler takıldı. At arabası, ağır tıngırtılar eşliğinde engebeli bir arazide yola koyuldu bilinmeze doğru.
Bir sabah yağmuru söndürmeye başlamıştı Mag Mell'de yanan alevi. Tavanda oluşan çatlaklar temizletecekti zemindeki kan lekelerini. Çok kayıp verilmiş, çok can yanmıştı dün gece burada. Mazide kalması gereken bir savaşın, yeniden ilanını duyuruyordu manzara.
Hayatın içinden gerçek bir kesit izlediniz.
Cwénhild Muirghéal: Cesaretinin bedelini az daha canıyla ödüyordu. Cadı Avcıları tarafından sorgulanmak üzere alıkonuldu. Akıbeti henüz bilinmiyor.
Isolde Aideen O'Malley: Umursamazlık huyuydu. Tavernasını yaktılar. Bana mısın demedi. Şimdi beş parasız sokaklarda... Şaka, şaka. Bir ara büyülerini Mag Mell'in tadilatına harcasa iyi olacak. Harabeye döndü güzelim mekan.
Lucien Vanidestine: Şansı hep yaver gitti. Şiir gibi kaçtı. Bahtın açık olsun masaadam!
André Harris: KAÇIRILDIN! Nerede olduğu ve akıbeti bilinmiyor. Cadı avcıları tarafından kaçırıldı. Evet... Tarafından!
Mirabella Yamashita: Sorumluluk sahibi bir profesör olarak elinden geleni yapsa da öğrencisini kurtaramadı. Yanık izleri ve yaralarının iyileşmesi için St. Mungo'da bekleniyor. Kendisine acil şifalar diliyor, geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git