İngiltere Büyücedünyası > Godric's Hollow

Lanetli Mağara

<< < (2/3) > >>

Lady MacDeath:
[justify]İşte bir gerçek:
Ölüm hiçbir zaman gelmek için acele etmezdi. İnsanlar bir şekilde onu bulmanın bir yolunu buluyordu.

Luna ve Max, iki talihsiz genç ve atik bakanlık çalışanıydı ve hala neyin içine düştüklerine dair en ufak bir fikirleri yoktu. Bir labirenti andıran dar tünellerin içine ölüm onları bir an önce kucaklayıp götürsün diye girmişlerdi sanki. Peki, işler o noktaya gelecek miydi? Bir kez daha, göreceğiz.

Kıvrımlı daracık tüneller sonsuza uzanıyormuş gibiydi, iki büyücünün ilerlemekte zorlandığı aşikârdı fakat içgüdüsel midir bilinmez beyaz saçlı olan elinde bir harita varmışçasına bir ustalıkla sapaklardan doğru olanları seçiyordu. Çok geçmeden Max’in alerjisi onları duraklattığında bir şifa büyüsü uygulamıştı Luna ancak fazla etkili olmayacaktı büyüsü, kızarıklığı biraz azalacaktı, eğer iyileştirmek istiyorlarsa gerçek bir ilaca ihtiyaçları vardı.

İlaca ulaşmanın tek yolunun mağaradan çıkmak olduğunun farkında oldukları için ilerlemeye devam edeceklerdi. Tempoları yavaşlamıştı, peşlerine takılmış akreplerin ve duvarların içinden onları gözetleyen iskeletorların varlığının farkına vardıklarında yapmaları gereken koşmak ya da savaşmaktı yoksa zehirli iğnelerin hedefi haline geleceklerdi. Bir yudum Felix Felicis’leri olsa işleri ne kolay olurdu!

Hızlarını arttırmak mantıklı olan seçenekti, onlar hızlandıkça akreplerin sayısı ve yaptıkları koruma büyülerinin sıklığı artıyordu. Nefes nefeselerdi ve bir anda şans tanrısı onları desteklemeye karar vermiş olacak ki Max’in ayağı yerdeki bir çıkıntıya değdi, zemin birden yumuşamaya, kum gibi dağılmaya başladı; küçük bir girdap oluşmuş, vakumlar gibi akrepleri aşağı çekiyor ve zemin gittikçe dengesizleşiyordu. Dengelerini korumakta zorlanıyorlardı, eğer düşerlerse girdaba kapılmaları kaçınılmazdı.

Zaten zar zor yürüyen Max daha fazla dayanamayacak ve kendini girdaba kaptıracaktı. Luna hemen elini arkadaşına uzatmış olsa da yaşananların şans tanrısı kılığına girmiş düzenbazlık tanrısının altından çıktığı gerçeği ile yüzleşecekti. Max ile birlikte girdabın içine doğru sürüklenmeye başladılar, toprağın rahatsız edici ıslak bir dokusu vardı ve giysilerinin her yerine yapışmıştı. Luna’nın gözüne bir dal takılacaktı o sırada ve onları kurtarma umuduyla sıkı sıkıya yapışacaklardı.

Elini uzattığı dal parçası bir anda canlanacak ve onları topraktan dışarı çekecekti. Kurtulduklarını sandıkları anda ise bir başka gerçek ile yüzleşecekti. Dallar, aslında onları sıkı sıkıya sarmalamakta kararlı olan şeytan kapanının sinsi dokunaçlarıydı. Düzenbazlık tanrısı bugün de formundaydı.

Şeytan kapanından kurtulduklarında önlerine çıkacak yol tek yönlüydü, herhangi bir sapağı yoktu ve tek bir yere çıkıyordu: bir kapıya. Görkemli bir kapı sayılmazdı fakat ardında her ne varsa görevlerinin bir parçası da bunu öğrenmek olmalıydı.

Kapıya yaklaştıklarında üzerine bir kelebek sembolü göreceklerdi; bir kanadına alev alev yanan bir güneş, diğerine gelgit yaratan bir ay, birine topraktan doğmuş bir filiz ve öbürüne yıldırım çakan bulutlar işlenmişti. Tam ortalarındaysa çiçeği andıran bir sembol vardı, tanıdık hissettiriyordu.

[spoiler][/spoiler]

İçeri girmeye çalıştıklarında kapı açılmayacaktı, eğer yakından incelerlerse üzerinde ay simgesi olan kanadın kırık olduğunu fark edeceklerdi. Bir şekilde içeri girmeleri gerekiyordu, belki de bu kanat onların anahtarlarının bir parçasıydı.

İçeri girmenin bir yolunu bulup gizemi açığa çıkaracaklar mıydı? Yoksa bu kadar yeter diyip geri dönmeye mi karar vereceklerdi? Seçim tamamen onlara aitti.[/justify]


[justify]Notlar;
-Luna ve Max’in kurtulmasına çok az kalmış gibi görünüyor, şeytan kapanını aştıktan sonra kapıyı açıp açmamak tamamen senin elinde, bu kadar tantana basit bir şeyi saklamak için olamaz ama bizden söylemesi.
-Bu RP’de sırasıyla girdaptan çıktıktan sonra şeytan kapanı ile mücadeleni ve kapıyı açma girişimini yazman yeterli.
-Ayrıca Ada’ya çizim konusundaki yardımı için çok teşekkür ediyorum,  aklımdakine daha yakın çizilemezdi.
-RP sonunda zar atmayı unutma, keyifli roller dileriz ^^[/justify]

Luna White:
Genç büyücüler yorgunluktan ölüyorlardı. Max iyileşmemişti, Luna da hem dikkatli olup hem de partnerini korumaktan bitkin düşmüştü. İkisi de son demlerinde olmasına karşın tüm saldırılarından sağ çıkmayı başarmışlardı. Ancak bu yetmezmiş gibi şeytan kapanına yakalanmışlardı. Şeytan kapanından çıkmak sorun değildi, sorun şeytan kapanı onları bıraktığında düşecekleri yerdi. Bu yüzden biraz olsun mücadele edip zaman kazandılar. Böylesi bir durumda bile akıllarının aynı çalışıyor olması en büyük şanslarıydı.
“Luna, ne yapmalıyız?”
Luna hafifçe gülümsedi, ardından sakinleşip şeytan kapanının gevşemesini sağladı. Şeytan kapanı onu bırakınca Mobilicorpus büyüsünü yaptı.
“Ne mi yapacağız? Bu lanetli mağaranın tüm sırlarını keşfedip evimize döneceğiz elbette.”
Luna’nın kendine güvenen sesi yaralı Max’i kendine getirmişti. Aşağıdan ona bakan dostuna hafifçe gülümsedi. Ne olursa olsun Luna onu koruyacaktı, tıpkı onun Luna’yı koruyacağı gibi.
 Ay saçlı büyücüyü taklit ederek sağlam bir yere inmeyi başardı. Artık tehlike geçmişti, neredeyse. Genç büyücü düşünmeden edemiyordu, eğer burada tek başlarına olsalardı kurtulma şansları olur muydu? Bunları düşünmek zaten muhallebi kıvamındaki aklına iyi gelmiyordu. Dizlerinin üstüne çöküp biraz nefeslendi. Luna da ona bakıp biraz yalnız kalması için uzaklaştı.
 Uzaklaşınca bir kapı gördü. Yine de dostunu arkada bırakmamak için yaklaşmadan uzaktan inceledi. Üzerinde bir şey var gibi duruyordu. Daha yakınına gitmeliydi. Max’e baktı, durumu içler acısıydı. Durumu biraz olsun düzeltebilecek bir şey düşünüyordu ancak aklı sanki durmuştu. Yanlarında asaları dışında hiçbir şey yoktu. Çünkü bugüne dek başka hiçbir şeye ihtiyaçları olmamıştı. Şimdi de bunun bedelini ödemek mecburiyetindeydiler. Şikayet etmenin faydası yoktu, yola devam etmelilerdi.
“Max, iyi gözükmüyorsun.”
“Sağ ol Luna. Hiç farkında değildim.” diye homurdandı Max.
“İleride bir kapı var. Oradan çıkabiliriz belki. Ama bunun için önce biraz yürümemiz gerek. Hareket edebilecek durumda mısın?”
Max yerden destek aldı. Biraz sarsılarak da olsa iki ayağı üzerinde doğrulmayı başardı.
“Birkaç zehir bizi durduracak olsaydı Gizem Dairesi’ne girmezdik.”
“Haklısın.”
Yüzündeki endişeli ifadeye rağmen gülümsemeyi başardı Luna. Max’in yakınındaydı ancak ona dokunmuyordu. Ne kadar gururlu olduğunu biliyordu. Devrilecek olsa yakalardı ama onun dışında tek başınaydı.
Kapıya ulaşmaları normalden uzun sürse de varmayı başardılar. Kapının üzerindeki sembolü net bir şekilde gören Luna incelemeye koyuldu. Luna kapıdaki sembole dikkatini vermişken Max kapıyı ittirmeye çalıştı. Luna, partnerinin aklından şüphe eder gibi baktı.
“Sence bir mağarada neden bir kapı olur? Hele ki böyle bir mağarada! İyi durumda olmadığını biliyorum ama biraz aklını kullan.”
Max söylense de karşı çıkmadı. Bacağını ne olduysa onu ciddi anlamda etkiliyor olmalıydı. Buradan bir önce çıkmaları gerekiyordu ancak görevlerini tamamlamadan dönmeyi kendilerine yediremiyorlardı. O yüzden de aralarında sessiz bir anlaşma yaptılar. Bu kapıyı açacak ve bu lanetli mağaranın gizemini çözeceklerdi. Ne de olsa işleri buydu.
Luna yakından inceleyince ayın olduğu kısmın kırık olduğunu keşfetti. Büyücünün saçlarıyla özdeşleştirilen ayın kırık olması sanki onun için hazırlanmıştı. Bunu düşününce hafifçe gülümsedi, Max de bunu fark etmiş olmalıydı ki kırık parçaya yöneldi. Yerinden çıkarttı. Ardından Max çok düşünmeden Aberto büyüsünü yaptı. Bir değişiklik olup olmadığını öğrenmek için nefeslerini tuttular.
Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 6, total 6

Locomotor:
Bazı sebeplerden ötürü maceranızın bu aşamasına bendeniz eşlik edeceğim efenim'. Hürmetler ve bol şans. (:


[justify]Max'ın asasının ucundan yükselen ışık huzmesi bir anlığına soldu. Ardından Luna'nın bedeni ile kapı arasında oluşmuş kara gölgeyi mavi ışıklarla aydınlattı kırık parçanın ötesinden yansırken. Kapıdaki kırık büyüdü, çatırtılarla aşağı kadar indi ve bir yarık açıldı. Ancak sürünerek girilebilecek kadar yerde ve dar bir yarık. Belki büyü yeterince efektif olmamıştı, belki kapı fazla eskimişti, belki açılması beklenen şekilde açılmamış, belki de tam olarak açılması beklenen şekilde açılmıştı. Kim bilir? Nihayetinde bedenlerinin geçebileceği aralığı yaratmayı başarmıştı genç cadı. Yaralı, yıpranmış bedenleriyle eğildiler ve Luna önde ve tehlikelere karşı tetikte, Max ise asasından yeniden yükselen parlak ışık huzmesiyle arkada deliği takip etmeye başladılar...

[spoiler=Arka plan][youtube width=360]https://youtu.be/oFCjaHcITLo[/youtube][/spoiler]
Dar tünellerin içerisinde ilerlerken ışık kaynağı arkada kaldığı için ay saçlı büyücünün önü bir anlığına mutlak karanlık oluyor, bir anlığına apaydınlık oluyor, önlerindeki gölgeler kısıtlı alandan geçmeye çalışan ışıkların eşliğinde dans ediyordu her bir adımlarıyla. Gölgelerin dansı, tüm bilinmezliğine karşın ışığın dansından daha huzurlu bile olabilirdi lakin. Zira taşlık mağara sisteminin içerisi örümcekler ve karıncalarla doluydu. Vıcır vıcır ilerliyor, buradaki iki kahramanın amaçlarından bihaber doğanın çarkını yaşıyorlardı bu izbe mağarada. Ancak ellerin değdiği, saçların sürttüğü bu duvarlardaki kendi hayatını yaşamaya çalışan böceklerin ve eklembacaklıların varlığı, özellikle zaman zaman enselerine ve yüzlerine düşmeleriyle ve düştükleri yerlerde yürümeye başlamalarıyla birlikte ikili için bir hayli can sıkıcı olabilirdi. Nitekim geçidin sonunda loş bir ışık gösterdi kendisini, ötede. Fazla loş bir ışık. Belki de gözleri alışmaya başlamıştı karanlığa. Ancak öyle ya da böyle, tünelin sonunun kendini gösterdiği aşikardı.

Böyle bir yerde ilerlerken elbette ki tüm temkini üzerindeydi ikiliye öncülük eden ve dostuna kıyasla daha sağlam durumda denilebilecek büyücünün. İçeriyi gördü önce. Bir oda... Mağara sisteminin içinde bir oda. Duvarlarda yeşil, mor, mavi, kırmızı sıvılarla dolu kavanozlar dizili raflara. Birinin içerisinde belki on santimden daha uzun gözüken karınca, bir başkasının içinde her biri kızıl renkli ve toz zerrecikleri kadar küçük olan lakin suyun içinde hareket ediyora benzeyen varlıklar... Yaşıyorlar, eklemlerini oynatıyorlardı... Peki içlerinde bulundukları netameli sıvılar da neyin nesiydi? Ve köşedeki ve üzeri parşömenlerle dolu bir tezgahın başında bir sandalye. Tekerlekli sandalye? Üzerinde kambur, hasta, cılız bir silüet; saçları koyu fakat yağlı. Önünde bir t...

ANCAK! Tam bu esnada tünel sisteminin odaya açılan duvarından fosforlu yeşil çizgileri olan, jet siyahı; kesinlikle sıradan olmayan bir çiyan beliriyor öndeki cadının yüzünün yalnızca birkaç santim ötesinde, üst taraftan. Tepeden, ters duran başıyla gözlerinizin içine bakıyor. Aynı şekilde tünelin sağ duvarlarından da yaklaşık beşer santim boyutlarında ve renkleri katiyen alışılageldiğin dışında iki tane kulağakaçan gösteriyor kendilerini. Kızıl gözleri kesinlikle uğursuzluğa delalet ediyor. Ansızın hareketleniyorlar; tünelin içine, ikilinin üzerine doğru. Odayı daha fazla inceleyemeden kendinizi ansızın tünelin içinde, bu konumda buluyorsunuz! Neyse ki ışığınız vardı ve tetikteydiniz. Şu anda bu sayede tepki verme imkanınız var. Lakin hızlı düşünmeniz, hızlı reaksiyon vermeniz ve kendinizi korumanız bir hayli önem teşkil ediyor olabilir! Ne yapıyorsunuz?


Notlar:
-Böcekler, bilindik varyantları da oldukça tehlikeli olan lakin bilindik hallerinden çok daha parlak ve farklı renklere sahip böcekler. Bu noktada karakterinizin lejantı ve RP'leri göz önünde bulundurularak haklarında daha fazla bilgi bilmediğinizi -en azından şimdilik- söyleyebiliriz. Tabii sihirli yaratık uzmanı olsanız da bilir miydiniz? Kim bilir...
-İçerideki deney tüpü gibi yapıların ve yalnızca tek bir kişinin varlığından eminsiniz diyebiliriz. Henüz görmediğiniz bir alanda ikinci bir kişi yok.
-Tünele önünüzden yaklaşıp üzerinize yaklaşan böceklerin, arkanızdaki standart böceklerden çok daha garip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bir mağara sistemindeki bir tünelin içerisindesiniz ve hareket alanınız kısıtlı, bunu unutmayın.
-Kendinizi koruyabilmeniz ve/veya önünüzdeki olası düşmanları alt etmeniz bir seçenek olsa da kaçmanın her daim bir seçenek olduğunu hatırlatmak isteriz.
-Serinin sonlarına bir hayli yaklaştık; önünüzdeki duruma karşı ne yaptığınızı kısaca yazabilirsiniz yalnızca. Tünelde bazı olası planlar yapmış olabilirsiniz. Aklınızdaki her türlü fikri denemekte de elbette serbestsiniz. Kriz anındaki eyleminizi takiben en kısa sürede yeni güncelleme gelecektir.
-RP'nizin sonunda Düello/Görev Zarı atmayı unutmayın.[/justify]

Luna White:
Kapıyı açıp bir şekilde içeri girmeyi başarmışlardı. Karşılarındaki manzara onları şaşırtmış ancak şok etmemişti. Gizem Araştırma Uzmanları olarak böyle manzaralara aşinaydılar. Yine de bu tehlikede olmadıkları anlamına gelmiyordu. Hızlı hareket etmeleri gerekiyor ve ne şanstı ki yaralı da olsa hızlı düşünüp tepki vermek onların işiydi. Luna, Max’e bir bakış attı. Partneri de onu anlamıştı. Ortalığı yakacaklardı, vakti gelmiş de geçiyordu.

Ay saçlı büyücü asasını kaldırdı. Her zaman söylerken içini hoş eden büyüyü yaptı.

“Protego Diabolica!”

İki cesur ancak akılsız büyücü olarak tek bildikleri, onları kurtaracak tek yol buydu. Burada ne olduğunu tam anlamıyla çözememek pahasına tüm düşmanlarını yok edeceklerdi. Bu yüzden korkuluyorlardı, bu yüzden hayattaydılar. Kıl payına kurtuldukları onlarca maceranın sonunda Luna bir karar verdi. Şifacılara daha fazla gitmemek adına buradan çıktıklarında yanında tonla iksir getirecekti. Böyle bir durumda bile aklındaki tek şey buydu.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9

Lady MacDeath:
[justify]Daha çok kasvet, vıcırdayan böcekler ve uğursuz bir hava...

Yalnızca bir anlığına arkasını dönmüştü Ölüm, ikiliden umudunu kestiğinden değil, yakın civarlardaki fani bir ruhu bedeninden ayırmaya gitmesi gerekmişti. O sırada feci derecede mide bulandırıcı bir sahneye geçmişlerdi, neyse ki midesi yoktu. Fanilerin bir anlığına bile olsa yalnız bırakılmaya gelmediğine karar vermişti yerleri süpüren siyah pelerinine tırmanan fosforlu haşereleri kenara iterken. Bir bakmışsın kendilerini ölümcül dokunaçları olan bir bitkiye yakalatırken, bir bakmışsın bir o kadar tehlikeli böceklerin hedefi haline gelmişler ve bir başka hayatta kalma mücadelesi veriyorlardı. İflah olacakları günü sabırsızlıkla bekliyordu.

Ölüme -ki burada kastedilen ölüm mecaz değildi- orada bulunan herkesten daha yakın bir adam vardı; kırışıklıklarla dolu cildi kâğıt gibi ince ve hastalıklı bir tona bürünmüş, tozlu bir iksir şişesi tutan cılız elleri ecelinkiyle yarışacak kadar kemikliydi. Şişenin içindeki sıvı alışılagelmiş iksirlerden farklıydı, puslu ve çamurumsu yapısıyla çoközlü iksiri andırsa da renginden kendini ele veriyordu. Genç kadının elindeki tahta çubuğu sallamasıyla eşzamanlı olarak şişeyi yanındaki tezgâhta bulunan kağıtların üzerine boşalttı. Sıvı parşömen parçalarına değdiği gibi eritiyordu. Bunlar görevlerinin en başında kaybolan büyücülerle birlikte aramaları gereken evraklar mıydı? Eğer gerçekten öyleyse ikilinin belgeleri kurtarmak için bir hamlede bulunmaları gerekiyordu.

Tekerlekli sandalyedeki adam bunun farkında olacak ki boştaki elini boynunda asılı olan haç işaretine götürdü ve eşzamanlı olarak devasa büyüklükte karafatmaların başı çektiği haşere ordusu ikilinin üzerine akın etmeye başladı, insan kulağının duyamayacağı bir frekanstan emir almışlardı sanki.

Luna’nın asasından çok cılız mavi bir ışın çıktı, gözle görülür bir etki yaratacak kadar odaklanamamıştı belki de. Yalnızca hareketi algılayan haşerelerin daha hızlı ilerlemesine neden olmuştu bu eylemi. Böcekler önce Max’i hedef almıştı, hızla tırmanıyorlardı bacaklarından kafasına doğru. Genç cadının belgeler ve arkadaşını kurtarmak arasında bir karara varması gerekiyordu ya da ikisini de bırakıp tekerlekli sandalyedeki adama yönelirdi yakalamak için.

Hamlesi ne olursa olsun bir şeylerin sonuna gelindiği anlaşılabiliyordu. Ölüm bir adım daha yaklaştı sahneye görüşünü iyileştirmek adına, bir yandan pelerinine tırmanmayı bırakmayan böceklere sövüyordu. Lanet haşereler![/justify]

[justify]Notlar;
-Son hamleni yazacağın RP'ye hoş geldin diyorum öncelikle bu tur seni kritik bir karar verme durumunda bırakıyorum.
-Protego Diabolica büyüsü ne yazık ki başarısız oldu, sonucunda ise böceklerin daha çok ilgisini çektiğinizin altını çizmek isterim
-Max bir nevi böcek istilası altında, böceklerin türleri alışılagelmişim dışında olduğu için zehirli olup olmadıklarını bilmediğinden arkadaşını kurtarmayı tercih edebilir veya tezgahın üzerinde bulunan ve sandalyeli adamımızın döktüğü asidik iksirin etkisi ile erimeye başlayan evrakların hepsi yok olmadan onları kurtarmaya çalışabilirsin
-RP sonunda zar atmayı unutma, şimdiden keyifli roller ve son kez bol şan diliyorum ^^[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git