17 Nisan, 2026 09:49:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Lanetli Mağara  (Okunma sayısı 172 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Luna White

  • Bakanlık Çalışanı
  • 7. Seviye
  • İleti: 29
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Luna White
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: ciseak77
  • Meslek: Baş Lanet Kırıcı, Gizem Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Cadı Görüşü, Seviye 2
Lanetli Mağara
« : 25 Temmuz, 2022 20:29:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Pek çok genç ve tecrübesiz büyücünün bir merakla girdiği ve asla çıkamadığı mağaraya girerken Luna su gibi durgundu. Aldıkları her kayıp haberiyle kalbi sızlasa da bunu durdurmanın tek yolu bu mağaradaki sorunun ne olduğunu bulmak ve çözmeye çalışmaktı. Belki de böylece gelecekteki kayıplar engellenebilir, hatta eğer şanslılarsa mağarada birçok büyücüye de rastlayabilirdi. İkinci senaryo Luna'nın ilerlemesine mani olan tüm endişeleri siliyordu. Eğer büyücüleri kurtarabilirse geri kalan her şey önemsizdi. Elbette bunun için canını feda edecek de değildi.

Yanında iş arkadaşı ve en yakın dostlarından biri olan Max vardı. Her zamanki gibi heyecanla kanının kaynadığını görmek mümkündü. Yüzündeki aptal sırıtış bile aralarında sorumluluk sahibi olanın Luna olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Luna'nın ne kadar pervasız olduğu düşünülürse Twinkle'ın ikisi böylesine tehlikeli bir göreve göndererek neyi amaçladığını bilmek mümkün değildi. Belki de yaşlılık beynini etkilemeye başlamıştı. Kim bilir?

"Düşünsene, kim bilir kaç kişi bir merakla buraya girip hapsoldu? Nasıl acılar çektiler?"

Max'in sesi Luna'yı oldukça rahatsız ediyordu. Cırtlak sesindense heyecanı onu irite ediyordu. Büyük ihtimalle onlarca büyücüye mezar olmuş bir yerle ilgili bu denli neşeli konuşması onun karakteri hakkında çok şey gösteriyordu. Luna'nın da ondan kalır yanı yoktu, fakat en azından Luna bunu böylesine açık etmiyordu.

"Sözlerine dikkat et, Max. Aksi takdirde seni burada bırakırım ve neler yaşadıklarını görürsün."

Yarı şakacı söylemi Max'i güldürmüştü. Kahkahası mağaranın duvarlarından yansıdı. Luna ona onaylamaz bir bakış atsa da yolda yürümeye devam etti. Koca mağarada yalnızca Max'in kahkahası, ikilinin ayak sesleri ve mağaranın tavanından yere damlayan su damlalarının sesi vardı. Max epeyce güldükten sonra sonunda durulmayı başardı.

"Yapma, Luna, senin de benzer şeyler düşündüğümü biliyorum. Bizi kimse izlemiyor, neden rol yapıyorsun?"

Max'in sözlerinin haklılığı Luna'nın sinirine dokunsa da tebessüm etti. Onu bu kadar iyi tanıması ve benzer karakterlere sahip olmaları bakanlığa girdiği andan itibaren iyi anlaşacaklarını söylemişti ona. İkisi de gizemin peşinden gidiyor, ikisi de hiçbir durumda korkmadan yola durmadan devam edebiliyordu. Aralarındaki en büyük fark Luna'nın bu hafif sadist yanını Max'ten çok daha iyi saklaması denilebilirdi. Hatta Max'in hiç saklamaya çalışmaması demek daha doğru olurdu.

"Çünkü ben bu mağarada kaybolan genç bir büyücü olsam beni kurtarmaya gelen kişinin acımdan keyif almamasını isterdim. Kaç kez söylemeliyim Max? Senin aksine ben empati kurabiliyorum."

"Ah, tabii, tabii. Leydimiz diğerlerini pek bir umursarlar. Geçen seferki olayı unutmadın herhalde. Kim bilir kaç kişi ölmüştür o 'kazada'?"

Luna iç çekti. Nasıl oluyor da her seferinde böylesine alaycı konuşmayı başardı bu çocuk?

"Bana saldıran kişilere merhametli olmam gerektiğini bilmiyordum. Buna rağmen onları direkt olarak öldürmedim. Dediğin gibi kazaydı. Ayrıca onlar muggle. Ölüp ölmemelerini kimin umurunda?"

Max'in yüzünde bilmiş bir gülümseme peydah oldu. Luna gözlerini önüne çevirip yürümeye devam etti. Asasının ucundaki ışık yetersiz kalmaya başlayınca genç büyücülerin kaybolduğu yere geldiğini anladılar. Aralarındaki şakacı konuşma kesilince mağarada gözle görülür bir değişiklik oldu. Hava gittikçe soğumaya, yılan tıslamasına benzer bir sesin uğultusunu duyulmaya başladı.

"Dikkatli ol."

Luna'nın uyarısına karşılık Max başını salladı. Asasını çıkartıp savaşa gireceklermiş gibi bir poz takındı.

"Bir şey görüyor musun?"

Luna başını iki yana salladı. Ardından bir adım attı. Son anda Max onu tutmasaydı sonu gözükmeyen bir deliğe düşecekti.

"Bana dikkatli ol diyene bak." diye söylendi Max.

"Sence kayıp büyücüler aşağıda mıdır?"

Max ona deliymiş gibi baktı.

"Aşağı inmeyi düşünmüyorsun herhalde. "

Luna keyifle gülümsedi. Omzuna vurdu.

"Bu önerime balıklama atlarsın sanıyordum. Beklediğimden dikkatli çıktın."

"Ne de olsa Yüce Prensesimizin emriydi." dedi alayla.

Twinkle'ın neden onları gönderdiğini anlamaya başlıyordu. Durum ne kadar stresli olursa olsun, Max ve Luna şakalaşmayı asla kesmiyorlardı. Tabii bu dikkatsiz oldukları anlamına gelmiyordu. Gizem dairesinin en usta büyücüleri olarak namlarına göre yaşıyorlardı.

"Vipera Evanesca!"


Luna asasını Max'e yaklaşan yılana doğrultmuştu. Max bir an irkilse de gardını hızlıca aldı.

"Bunlar da ne böyle?"

Bir yığın yılan onlara doğru sürünüyordu. Amaçları ısırmak değil de onları deliğe düşürmek gibi gözüküyordu. Luna ve Max neşeyle gülümsedi.

"Aşağıya inmek zorundaymışız gibi gözüküyor."

"Beklediğimiz an geldi desene."

Luna, Max'ın kolundan tutup sırt üstü aşağıya atladı. Uzunca bir süre düştükten sonra yeri görür gibi hissetti. Müthiş bir refklesle aynı anda Mobilicorpus dediler.
Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 3, total 3


Çevrimdışı Lady MacDeath

Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #1 : 27 Temmuz, 2022 16:20:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kasvetin nahoş kokusu, küf, sarkıtlar, dikitler ve engerekler...

Ölümün bu iç karartıcı ve gizemli mağarada ne aradığını soruyorsanız kesinlikle tatil için değildi. Keşif gezisi için de. Korkunç nama sahip bu mağaranın tatil yapmak için uygun bir mekan olmayışından da değil, hayır, onun iş sözleşmesinde böyle bir kavram olmayışından. Tabii ki bundan şikayet etmiyordu, işini seviyordu sonuçta, fakat ara sıra insanlar aptalca nedenlerden yaşamlarını kaybettiklerinde, sonsuz zamanını bunun için harcadığından ufak bir tatili hak ettiği düşüncesine kapılıyordu. Amacı kimseyi küçümsemek değildi, herkes onun gözünde eşitti, birinin kendi sakalına takılıp düşmesi veya dilini ısırmasının ejderha çiçeğine yakalanmasından hiçbir farkı yoktu, gidecekleri yol belliydi sonuçta. Ama portakal kabuğuna basmak mı? Bob? Gerçekten mi?

Uzun lafın kısası, her zaman yaptığı şeyi, yani ruhları son yolculuklarına gidebilmeleri için bedenlerinden ayırmak amacıyla oradaydı Ölüm. Mağaranın dar koridorlarında kollarında taşıdığı saydam bedenlerle ilerliyordu çıkışa doğru, oradaki işini bitirmişti. En azından o öyle düşünüyordu, bu düşüncesi ise kısa sürede değişecekti. İki genç sima çarpmıştı ölü bakışlarına, ikisi de elinde tahta çubuklar tutuyordu. Onlara bol şans dileyip bir başka cenazeye gidebilirdi, eğer başaramazlarsa onları nerede bulacağını biliyordu. Bunun yerine elindeki bedenleri sonsuzluğa uğurlayıp peşlerine takılmayı seçti. Merak başa belaydı.

Onu görmüyor olabilirlerdi fakat Ölüm ikisinin her adımını izliyordu. Yerleri süpüren siyah pelerinine sinsi sinsi tıslayan engereklerin dolandığını fark ettiğinde işlerin çirkinleşme zamanının geldiğini anladı. İkili de yanlış ve hatta tehlikeli bir şeyle yüz yüze olduklarının farkına varmışlardı, çeviklikle harekete geçmişlerdi ancak harekete geçmek tek başına yeterli değildi. En büyük şeyi unutmuşlardı: sağlam bir plan yapmayı.

Asalarından çıkan renkli ışınlar onların paçalarını kurtarmaya yetmiş gibi görünüyordu. Ay gibi parlak beyaz saçlara sahip kadın yaptığı büyü ile arkadaşının üzerine gelen yılanları savurmayı başardı. Derken yılanlara yem olmamak için beraber aşağı atladılar ve düştüler. Talihsizlik odur ki beyaz saçlı cadı arkadaşını kurtarırken kendi arkasını kollamayı ihmal etmişti, tam atladıkları sırada onlarla beraber engereklerden biri zıplamıştı peşlerinden. Ve kadının bacağına geçirdi dişlerini, kadın hızla onu kenara savurmuş olsa da ölümcül zehrini boşaltması için yeterliydi bir ısırık. Zemine yaklaştıklarında ise yine asalarına davrandılar ancak bir sorun daha vardı, düştükleri yer sert bir zemin değil, dibi görünmeyen bir gölcüktü ve bacaklarına ne olduğu belirsiz cisimlerin değdiğini hissediyorlardı.

Uçurumun kenarına çöktü ölüm, ikilinin çırpınışlarını ilk sıradan izleyebilmek için. Gölün dibinde bacaklarına dolanırsa onları anında dibe çekecek tehlikeli yosunlar vardı. Bir şekilde ortamı aydınlatırlarsa beş metre ötede karaya çıkabildiklerini göreceklerdi. Ve karaya çıktıklarında da onları iki farklı yöne giden bir yol ayrımı karşılayacaktı. İkisinin nereye gittiği bir kenarda dursun sudan çıkıp çıkamayacakları bile meçhulken Ölüm onlara 'bol şans' dercesine el salladı. Buna ihtiyaçları olacaktı.[/justify]



[justify]Notlar;
-Yetenek zarı dolayısıyla büyünün her ikisi de başarılı fakat Luna'nın yarası onu yavaşlatacak
-Yılanın ısırığı zehirliydi, derin bir ısırık olmadığı için öldürmese bile çok ciddi sonuçlar doğurabilir bu yüzden tedavi etmeyi deneyebilirsin
-Sıradaki RP'de göletten nasıl çıktıklarını ve hangi yolu seçtiklerini yazman yeterli, sonrasında zar atmayı unutma yine tek bir zar yeterli olacaktır
-Merlin sizinle olsun diyorum, keyifli roller dilerim ^^
[/justify]
« Son Düzenleme: 02 Ağustos, 2022 00:01:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Lady MacDeath »

Çevrimdışı Luna White

  • Bakanlık Çalışanı
  • 7. Seviye
  • İleti: 29
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Luna White
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: ciseak77
  • Meslek: Baş Lanet Kırıcı, Gizem Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Cadı Görüşü, Seviye 2
Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #2 : 28 Temmuz, 2022 04:41:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
“Pierdolić!” diye bir küfür savurdu kendi dilinde.

Büyüsünden kaçınmayı başaran bir yılanın dişleri bacağına geçirdiği yetmezmiş gibi bataklığı andıran bir yere düşmüşlerdi. Luna da Max da aşağıda hiçbir şey olmayacağını düşünmüştü ancak fena halde yanılmışlardı. Ama yine de telaş yapacak vakitleri yoktu. Hareketsiz bir şekilde durmaya çalışırken akılları ışık hızında çalışıp bir çözüm bulmaya çalışıyordu.

O sırada Luna’nın aklı bulanmaya başlamıştı. Max onun yüzünü gördüğünde bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Luna terlemeye başlamış, nefesi düzensizleşmişti; yüzünün rengi gittikçe soluyor, bakışlarından başının döndüğünü anlamak güç değildi. Max endişeyle sordu.

“Ne oldu Luna?”

Luna öfkeyle iç çekti.

“Yılan…” diyebildi yalnızca.

Ardından Max, Lumos Maxima büyüsünü yapıp ortamı aydınlattı. Işık ikisinin de gözünü almış olsa da kısa sürede alıştılar. Yakınlarda bir kara parçası olduğunu gördüler. Aradan birkaç saniye geçmiş geçmemişti ki Luna asasını yukarı doğrultup bağırdı.


“Ascendio!”

Luna yükseldi, yönünü seçemeden kendisini kara parçasına attı. Büyük ihtimalle bileğini incitmişti ancak dişini sıkmak dışında bir şey yapamıyordu. Şu an aklı büyü yapabilecek kadar sakin değildi. Aklına tek gelen şey buradan çıkıp gitmekti. Ardından bu mağarayı yeryüzünden silecekti.

Aklında planlar kurarken Max de onun yanına geldi. Diz çöküp bacağına bakmaya başladı. Yılan tam dişlerini sokamadan Luna onu atmış olmalıydı, bu yüzden derin bir iz yoktu ancak yılanın zehrinin hızla Luna’nın kanına karıştığı belliydi. Bunu görünce Max asasını ısırık izinin olduğu yere doğrultu.

“Vulnera Sanentur!” dedi.

Zehri tamamen temizlemese de buradan çıkana kadar idare edebileceğine inanıyordu. Ancak bu konuda pek bilgili sayılmazdı. Ne de onların uzmanlık alan gizemlerdi, şifacılıkla hiç ilgilenmemişlerdi. Şimdi ise bunun bedelini ödüyorlardı. Macera ve gizem peşinde koşarken yanlarına getirmeleri gereken malzemeleri ise hiçbir zaman akıllarına getirmiyorlardı. Bu yüzden de her görevde ölümün nefesini enselerinde hissediyorlardı. Onları hayatta tutansa bu pervasızlıklarıydı. Hiçbir zaman plan yapmayan ikili her türlü olaya, felakete ışık hızında uyum sağlıyorlardı. Gizem dairesinde, hatta bakanlığın genelinde onlardan yaşça büyük diğer büyücülerin üstünde bir performans sergilemelerinin sebebi de buydu. Tabii bu da pek çok kez şifacıları ziyaret etmelerine neden oluyordu. Buradan çıktıklarında, eğer çıkabilirlerse, yine kendilerini ailelerinden çok gördükleri şifacının yanında bulacaklardı.

Luna sırtını zemine yaslayıp nefesini toparlamaya çalıştı. Rengi yavaş yavaş kendine geliyor, bacağındaki keskin ağrı dinmeye başlıyordu. Hala yaşıyordu, en azından şimdilik.

“Yemin ederim, buradan bir çıkalım tüm yılanları öldüreceğim!” diye söylendi Luna.

“Size eşlik etmekten onur duyarım, leydim.” diye takıldı Max en yakın dostuna.

Luna hafifçe gülümsedi. Yaşıyordu. Her şeye rağmen ne kadar aptalca kararlar verse de hala hayattaydı. Belki buna sevinmek için henüz erkendi ama yaşadığı her saniye onun bir hediyeydi. Ne de olsa böyle bir maceranın sonucunda vefat etmiş onlarca büyücüden biri de olabilirdi. Ancak yaşıyordu.

“Yaşıyorum…” diye fısıldadı Luna.

“Evet, şans bizim yanımızda olmalı.”

Luna ellerinden destek alarak ve Max’in yardımıyla doğrulmayı başardı. Kıyafetleri sırıksıklam olmuş ve çamura bulanmıştı. Gümüşi saçı ise toza bulanmıştı, yine de Luna’nın bunu umursayacak vakti yoktu. Yere uzandığında elinden düşürdüğü asasını aldı. Bacağındaki iz gitmiş olsa da yine de asasını doğrulttu.

“Ferula!” dedi.

Bacağının etrafını saran bandajlar izlerken ikisi de sessizdi. Ardından Luna etrafına baktı. Yakınlarda iki tane yol ayrımı vardı. İkisi de birbirinin aynısı gibi gözüküyordu ancak farklı olsalardı bile ikilinin ne yapacağını belliydi. Her şeyi şanslarına ve kaderine bırakan ikili birbirine baktı.

“Şimdi ne yapıyoruz?”

“Eğer devam edebilecek durumdaysan-“

Luna onun sözünü kesti. Bilmiş bir gülümsemeyle konuştu.

“Devam edecek durumda olmasam ne olacak? Bizi biri kurtarabilir mi sanıyorsun? Böyle bir görevi yalnızca biz, iki aptal, balıklama atlarız.”

Max’in yüzü düşmüştü. Luna haklıydı, onları kimse kurtaramazdı. Dahası onlar kurtarılmaya ihtiyacı olan birileri değildi. Luna’nın yarası Max’i tahmin ettiğinden daha fazla endişelendirmiş olmalıydı. Başlarına ne gelirse gelsin yola devam etmek zorundaydılar.

“Hem böylesi bir eğlenceyi kaçırırsam Gizem Dairesi’nde çalışmamın ne anlamı var?”

Gülerek söyledikleri Max’in aklını başına getirmişti. Başını aşağı yukarı salladı, ardından Luna’nın elinden tutup kaldırdı. Cebinden altın para çıkartıp havaya fırlattı. Kurallar her zamanki gibiydi, ilk yol yazı, ikinci yol turaydı. Ve para yere düştüğünde kaderleri çizilmiş oldu.

“Tura, ha?”

“Evet, haydi gidelim.”
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5
« Son Düzenleme: 28 Temmuz, 2022 07:53:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Luna White »

Çevrimdışı Lady MacDeath

Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #3 : 30 Temmuz, 2022 21:01:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ölüm kollarını sıvamış fanileri bir sonraki yolculuklarına götürmek için yukarıda hazırda bekliyordu. Pek umutlu sayılmazdı. Eğer başaramayacak olurlarsa elinden geldiğince nazik davranacak ve hızlı olacaktı. O bir profesyoneldi daima mükemmel bir iş çıkarırdı. Fakat... Hayatta kalmışlardı, şimdilik. Buna bir mucize demekten ziyade acemi şansı diyordu Ölüm, daha önlerinde uzun bir yol vardı.

Beyaz saçlı genç cadı göleti aşmak için asasına başvurmuş, onu yukarı doğrultmuş ve ‘Ascendio’ büyüsünün yardımı ile kendini karaya doğru fırlatmıştı. Karaya çıkmayı başarmıştı da ancak unuttuğu bir şey vardı ki Max’i geride bırakmıştı. Fırlamanın etkisiyle oluşan dalgalar genç adamı savurmuş ve bacaklarının birinin yosunlara dolanmasına yol açmıştı. Yosunlar onu tüm güçleriyle aşağı çekerken son anda asasına sarıldı ve karaya ulaşmayı başardı.

Genç cadıyı tedavi etmeyi başarmışlardı, zehri vücudundan tamamen atamamış olsalar da artık ölümcül değildi yalnızca fazla ileri giderse halsiz hissetmeye başlayacaktı. Ölmek kadar kötü değildi, değil mi?

Ve ikinci yolu seçtiler, Ölümün bildiği gerçek ise mağaraya girip geri çıkamayanların bu yola girdiği idi.

Karanlık bir koridor karşılayacaktı onları, eğer yolu aydınlatırlarsa duvarların içinde çeşitli fosiller olduğunu göreceklerdi. Şimdilik her şey yolunda gibi olsa da attıkları her adıma dikkat etmeleri gerekiyordu, zira ilerledikleri yol çeşitli bubi tuzaklarıyla doluydu. Tek bir yanlış adım üzerlerine akrep yengeçlerinden oluşan bir ordunun tavandan aşağı dökülmesini sağlayabilirdi. Ya da onları bacaklarından yakalayıp nefessiz kalana kadar boğacak devasa şeytan kapanının dokunaçlarına yakalanabilirlerdi.

Tuzakları aştıktan sonra mağaranın tavanının gittikçe daraldığını fark edecekler ve en sonunda sürünerek ilerlemeye devam etmeleri gerekecekti. İçeride oksijen oldukça azdı ve nefes almak gittikçe zorlaşacaktı. Max ayağını saran yosunlara alerjisi olduğunu öğrenecekti, bacağını kaybetmek istemiyorsa olabildiğince çabuk bir biçimde rahat hareket edebilecekleri bir yere çıkmaları gerekiyordu.

Bunu yapmanın tek yolu dar tünelleri aşmaktı ancak tüneller onların işlerini kolaylaştıracak şekilde dizayn edilmemişti, labirent gibi birbirine bağlıydılar ve yanlış yere dönmek onları sonsuz bir döngünün içine hapsedebilirdi. Yolda karşılaşacakları iskeletlerin kalıntıları ise bunu kanıtlar nitelikteydi, kendilerini döngüye kaptıranlar en sonunda havasızlık ve açlıktan orada can veriyordu.

Tüneli geçebilenlere ne mi oluyordu? Bunu kahramanlarımız hayatta kalmayı başarırlarsa göreceğiz. Ölüm bunu izlemek için sabırsızlanıyordu.
 [/justify]



[justify]Notlar;
-well, well... İlk engeli geçip Luna'yı tedavi etmeyi başardınız ancak görevinizin yeni başladığını hatırlatmak isterim.
-Max'in bilmediği bir yosun alerjisi varmış, bu sizi bir miktar yavaşlatacak
-Sıradaki RP için ilk önce Luna ile Max'in tuzakları nasıl aştıklarını, sonrasında yer altı tünel labirentinden nasıl çıkmayı başaracaklarına dair bir beyin fırtınası yaptıklarını yazmanı rica ediyorum. İpucu: iskeletleri takip et
-RP sonunda yine zar atman ve kaderini ellerime teslim etmeni unutma, keyifli roller diliyorum ^^
[/justify]
« Son Düzenleme: 02 Ağustos, 2022 00:01:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Lady MacDeath »

Çevrimdışı Luna White

  • Bakanlık Çalışanı
  • 7. Seviye
  • İleti: 29
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Luna White
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: ciseak77
  • Meslek: Baş Lanet Kırıcı, Gizem Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Cadı Görüşü, Seviye 2
Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #4 : 03 Ağustos, 2022 12:01:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tam içeri girmeden önce Luna durdu. Aniden durunca arkasındaki Max ona çarptı.

“Ne oluyor Luna?” diye sordu burnunu tutarken.

Luna bir süre içeriyi dinledi, ardından en yakın arkadaşına döndü. Buradan olabildiğince çabuk çıkmak ve rapor vermeleri gerekiyordu. Elbette hayatta kalmak istiyorlarsa. Bunun için de pek sık yapmadıkları bir şey yapmaları gerekiyordu. Plan yapmak. Buranın diğer yerlerden farklı olduğunu fark etmek için dahi olmaya lüzum yoktu. Onlar gibi tecrübeli büyücüler bile ölümden kurtulamayacak tehlikeli olaylara karıştıklarına göre akıllarını kullanmadan buradan çıkmaları mümkün değildi. Luna asasını kaldırıp önce kendisine ardından Max’e Aercalidum büyüsünü yaptı.

“Bu neydi şimdi?”

“Buradan sapasağlam çıksak bile üşütmek istemiyorum.”

Max kahkaha attı, sesi mağaranın derinliklerinde yankılandı.

“Sen ne zaman beri hasta oluyorsun?” diye sordu kahkahasının arasında.

Luna ona cevap vermeden ucu bucağı görünmeyen girişe baktı. Burada onun içini ürperten bir şeyler vardı. Hiçbir zaman görevleri sakin geçmezdi, ne de onun görevi gizemleri açığa çıkartmaktı ve gizemlerin en korkutucu yanı neyin seni karşılayacağını bilmemekti. Gizem dairesi bu denli heyecanlı kılan buydu. Bir avuç büyücünün buraya başvurmasının nedeni de buydu. Muggleların deyişiyle dedektif gibilerdi. En azından Max ve Luna öyleydi. Ancak şu anda belki de ilk kez bir gizeme direkt olarak girmekten çekiniyordu. Eğer geçip gitmek gibi bir seçeneği olsaydı gider miydi? Bunu düşünmekten kendini alamıyordu.

Max de Luna’da bir değişiklik olduğunu fark etmişti. Evet, mağara soğuk ve garip bir his veriyordu ama onları durduracak kadar değildi. Neden Luna’nın bu kadar tereddüt ettiğini bilmiyordu. Bilse de elinden bir şey geleceğini sanmıyordu gerçi.

“Luna!”

Gümüş saçlı büyücü kendisine seslenildiğini duyunca düşüncelerinden sıyrılıp seslenene baktı.

“Neler oluyor? Böylesine dalgın olmak senlik değil. Korkuyor musun yoksa?”

Yarı şakacı söylediği sözle Luna kendine geldi. O Luna White’dı. Ailesinin en kıymetli hazinesi, Gizem dairesinin en genç ve yetenekli büyücülerinden biriydi. Ne sorunla karşılaşırsa karşılaşsın halledebilirdi. Halletmeliydi.

“Sadece bu ölüm yuvasından nasıl çıkacağımızı düşünüyordum. Böyle bir şeyden korkacak değilim.”

Eski kendine güvenli konuşması geri gelmişti. Max memnun bir şekilde gülümsedi. Tanıdığı Luna, en yakın dostu buydu işte. Kendine güvenli, pervasız fakat zeki.

“Neymiş bu dahiyane çözümün peki?”

“Pek sevmeyeceksin, baştan söyleyeyim.”

Max onu sorarcasına baktı.

“Dikkatli olmalıyız.”

Max’in yüzünde silik bir gülümseme oluştu. Gerçekten plan kuracaklardı demek ki. Eğlenceyi biraz kaçırsa da eğer Luna’nın içi bu şekilde rahat edecekse ona ayak uydurmaya razıydı.
“Nasıl isterseniz, leydim.” dedi şakacı bir şekilde.

Beklediği cevabı alınca tebessüm edip önüne döndü. Ne yapacaklarını anlatmaya başladı.

“Max sen bana ışık tutacaksın. Yanımda ayrılma ve benim basmadığım hiçbir yere basma. Ben önden gideceğim.”

“Ben çocuk değilim Luna.” diye söylendi.

Söylenmesine karşı Lumos Maxima diyerek etrafı aydınlattı.  Ardında önde Luna, arkada Max yürümeye başladı. Daha bir adım atmışlardı ki Luna durdu. Max neden durduğunu merak ederken duvarlara çarptı gözü. Fosiller, iskelet kalıntıları görünce nedenini anladı. Bunların büyücülere ait olup olmadığını merak ediyor olmalıydı. Ne de olsa Luna mugglelara karşı ne kadar umursamazsa büyücülere karşı o kadar sevgi doluydu. Gerçi onun sevgisi de Luna’nın özelleştiği gibi lanetten ibaretti.

“Protego!” diyerek hem kendini hem de Max’i korumaya alıp yürümeye devam etti.

“Bunu kim yapmışsa bedelini ödeteceğim.” diye sessizce yemin etti Luna.

Bu sözleri duyan Max’in tüyleri diken diken oldu. Luna’nın sesi hiç olmadığı kadar nefret ve öfke doluydu. Kısık sesi ölümün fısıltısını andırıyordu. Usta büyücülerin bile bu genç büyücüyü karşına almamak için her dediğine kibar bir şekilde neden yaklaştığını anlamıştı. Ayın yansıması gibi parlak ve göz alıcı olmasının yanında karanlık bir yanı da vardı. Bunu yıllar içinde pek çok kez görmüş olsa da yine de tüylerinin diken diken olmasına mani olamıyordu. Luna’yı öfkelendirmemesi gerektiğini aklının bir kenarına not etmişti.

Luna, her adımına dikkat ediyordu. Zaten zehrin tamamı yok edilmediği için yavaş yürüdüğü için pek güç değildi bunu yapmak. İskeletleri takip ederek büyücülere ulaşabileceğini düşünüyordu. Bakışları yolun tamamında geziyor, en ufak bir hata yapmamak için hayatında hiç olmadığı kadar temkinli davranıyordu.

“Çıkışı görebiliyor musun?”

Arkada kaldığı için yalnızca Luna’ya güvenmek zorunda kalan Max’ın sesi yorgun çıkıyordu. Luna, Max’in bu kadar çabuk yorulacağına ihtimal vermiyordu. Birlikte pek çok yolculuğa çıkmışlar, kilometrelerce yürümüşlerdi ancak bir kez olsun yorulduğunu görmemişti. Bir şey yanlış olmalıydı. Durup arkasına döndüğünde bir an ışık gözünü aldı. Max asasını biraz aşağı indirdi. Luna dostunun yüzünü görünce bir şeyin ters olduğunu kolayca anladı. Yüzü bembeyaz kesilmişti.

“Max, ne oluyor?”

“Bugünün popüler sorusu bu herhalde.” diye alay etse de iyi durumda olmadığı aşikardı.

Koluna girip yürümesine yardımcı olmak istese de yol bunun için çok dardı. Luna, Max’i iyice inceledi. Bacaklarında bir sorun olduğunu düşününce eğildi. Max ona bir şeyin olmadığını söyleyip durdurmaya çalışsa da bunu başarabilecek kadar gücü yoktu. Luna partnerinin bacağını açtı. Şişmiş, yer yer kızarmış olduğunu görünce aklına gelen tek şeyi yaptı. Ne de olsa şifacı değildi, teşhis koyamazdı ancak onu biraz olsun iyileştirebilirdi. En azından öyle umuyordu. Asasını bacağını doğrulttuğunda bile Max onu durdurmaya çalışıyordu.

“Kıpırdanmayı kes yoksa başımıza bir şey gelecek. Sen bana yardım ettin, bırak da ben de sana edeyim.”

Bunu duyunca genç büyücü kıpırdanmayı kesip kendisini Luna’nın eline bıraktı. Ne yapacağını bilmek güç değildi, artık yapmaktan bıktıkları büyüyü yapacaktı.

“Vulnera Sanentur!” dedi.
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 1, total 1

Çevrimdışı Lady MacDeath

Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #5 : 15 Ağustos, 2022 01:02:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İşte bir gerçek:
Ölüm hiçbir zaman gelmek için acele etmezdi. İnsanlar bir şekilde onu bulmanın bir yolunu buluyordu.


Luna ve Max, iki talihsiz genç ve atik bakanlık çalışanıydı ve hala neyin içine düştüklerine dair en ufak bir fikirleri yoktu. Bir labirenti andıran dar tünellerin içine ölüm onları bir an önce kucaklayıp götürsün diye girmişlerdi sanki. Peki, işler o noktaya gelecek miydi? Bir kez daha, göreceğiz.

Kıvrımlı daracık tüneller sonsuza uzanıyormuş gibiydi, iki büyücünün ilerlemekte zorlandığı aşikârdı fakat içgüdüsel midir bilinmez beyaz saçlı olan elinde bir harita varmışçasına bir ustalıkla sapaklardan doğru olanları seçiyordu. Çok geçmeden Max’in alerjisi onları duraklattığında bir şifa büyüsü uygulamıştı Luna ancak fazla etkili olmayacaktı büyüsü, kızarıklığı biraz azalacaktı, eğer iyileştirmek istiyorlarsa gerçek bir ilaca ihtiyaçları vardı.

İlaca ulaşmanın tek yolunun mağaradan çıkmak olduğunun farkında oldukları için ilerlemeye devam edeceklerdi. Tempoları yavaşlamıştı, peşlerine takılmış akreplerin ve duvarların içinden onları gözetleyen iskeletorların varlığının farkına vardıklarında yapmaları gereken koşmak ya da savaşmaktı yoksa zehirli iğnelerin hedefi haline geleceklerdi. Bir yudum Felix Felicis’leri olsa işleri ne kolay olurdu!

Hızlarını arttırmak mantıklı olan seçenekti, onlar hızlandıkça akreplerin sayısı ve yaptıkları koruma büyülerinin sıklığı artıyordu. Nefes nefeselerdi ve bir anda şans tanrısı onları desteklemeye karar vermiş olacak ki Max’in ayağı yerdeki bir çıkıntıya değdi, zemin birden yumuşamaya, kum gibi dağılmaya başladı; küçük bir girdap oluşmuş, vakumlar gibi akrepleri aşağı çekiyor ve zemin gittikçe dengesizleşiyordu. Dengelerini korumakta zorlanıyorlardı, eğer düşerlerse girdaba kapılmaları kaçınılmazdı.

Zaten zar zor yürüyen Max daha fazla dayanamayacak ve kendini girdaba kaptıracaktı. Luna hemen elini arkadaşına uzatmış olsa da yaşananların şans tanrısı kılığına girmiş düzenbazlık tanrısının altından çıktığı gerçeği ile yüzleşecekti. Max ile birlikte girdabın içine doğru sürüklenmeye başladılar, toprağın rahatsız edici ıslak bir dokusu vardı ve giysilerinin her yerine yapışmıştı. Luna’nın gözüne bir dal takılacaktı o sırada ve onları kurtarma umuduyla sıkı sıkıya yapışacaklardı.

Elini uzattığı dal parçası bir anda canlanacak ve onları topraktan dışarı çekecekti. Kurtulduklarını sandıkları anda ise bir başka gerçek ile yüzleşecekti. Dallar, aslında onları sıkı sıkıya sarmalamakta kararlı olan şeytan kapanının sinsi dokunaçlarıydı. Düzenbazlık tanrısı bugün de formundaydı.

Şeytan kapanından kurtulduklarında önlerine çıkacak yol tek yönlüydü, herhangi bir sapağı yoktu ve tek bir yere çıkıyordu: bir kapıya. Görkemli bir kapı sayılmazdı fakat ardında her ne varsa görevlerinin bir parçası da bunu öğrenmek olmalıydı.

Kapıya yaklaştıklarında üzerine bir kelebek sembolü göreceklerdi; bir kanadına alev alev yanan bir güneş, diğerine gelgit yaratan bir ay, birine topraktan doğmuş bir filiz ve öbürüne yıldırım çakan bulutlar işlenmişti. Tam ortalarındaysa çiçeği andıran bir sembol vardı, tanıdık hissettiriyordu.

[spoiler]
[/spoiler]

İçeri girmeye çalıştıklarında kapı açılmayacaktı, eğer yakından incelerlerse üzerinde ay simgesi olan kanadın kırık olduğunu fark edeceklerdi. Bir şekilde içeri girmeleri gerekiyordu, belki de bu kanat onların anahtarlarının bir parçasıydı.

İçeri girmenin bir yolunu bulup gizemi açığa çıkaracaklar mıydı? Yoksa bu kadar yeter diyip geri dönmeye mi karar vereceklerdi? Seçim tamamen onlara aitti.[/justify]



[justify]Notlar;
-Luna ve Max’in kurtulmasına çok az kalmış gibi görünüyor, şeytan kapanını aştıktan sonra kapıyı açıp açmamak tamamen senin elinde, bu kadar tantana basit bir şeyi saklamak için olamaz ama bizden söylemesi.
-Bu RP’de sırasıyla girdaptan çıktıktan sonra şeytan kapanı ile mücadeleni ve kapıyı açma girişimini yazman yeterli.
-Ayrıca Ada’ya çizim konusundaki yardımı için çok teşekkür ediyorum,  aklımdakine daha yakın çizilemezdi.
-RP sonunda zar atmayı unutma, keyifli roller dileriz ^^
[/justify]
« Son Düzenleme: 15 Ağustos, 2022 08:35:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Lady MacDeath »

Çevrimdışı Luna White

  • Bakanlık Çalışanı
  • 7. Seviye
  • İleti: 29
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Luna White
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: ciseak77
  • Meslek: Baş Lanet Kırıcı, Gizem Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Cadı Görüşü, Seviye 2
Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #6 : 15 Ağustos, 2022 02:54:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç büyücüler yorgunluktan ölüyorlardı. Max iyileşmemişti, Luna da hem dikkatli olup hem de partnerini korumaktan bitkin düşmüştü. İkisi de son demlerinde olmasına karşın tüm saldırılarından sağ çıkmayı başarmışlardı. Ancak bu yetmezmiş gibi şeytan kapanına yakalanmışlardı. Şeytan kapanından çıkmak sorun değildi, sorun şeytan kapanı onları bıraktığında düşecekleri yerdi. Bu yüzden biraz olsun mücadele edip zaman kazandılar. Böylesi bir durumda bile akıllarının aynı çalışıyor olması en büyük şanslarıydı.
“Luna, ne yapmalıyız?”
Luna hafifçe gülümsedi, ardından sakinleşip şeytan kapanının gevşemesini sağladı. Şeytan kapanı onu bırakınca Mobilicorpus büyüsünü yaptı.
“Ne mi yapacağız? Bu lanetli mağaranın tüm sırlarını keşfedip evimize döneceğiz elbette.”
Luna’nın kendine güvenen sesi yaralı Max’i kendine getirmişti. Aşağıdan ona bakan dostuna hafifçe gülümsedi. Ne olursa olsun Luna onu koruyacaktı, tıpkı onun Luna’yı koruyacağı gibi.
 Ay saçlı büyücüyü taklit ederek sağlam bir yere inmeyi başardı. Artık tehlike geçmişti, neredeyse. Genç büyücü düşünmeden edemiyordu, eğer burada tek başlarına olsalardı kurtulma şansları olur muydu? Bunları düşünmek zaten muhallebi kıvamındaki aklına iyi gelmiyordu. Dizlerinin üstüne çöküp biraz nefeslendi. Luna da ona bakıp biraz yalnız kalması için uzaklaştı.
 Uzaklaşınca bir kapı gördü. Yine de dostunu arkada bırakmamak için yaklaşmadan uzaktan inceledi. Üzerinde bir şey var gibi duruyordu. Daha yakınına gitmeliydi. Max’e baktı, durumu içler acısıydı. Durumu biraz olsun düzeltebilecek bir şey düşünüyordu ancak aklı sanki durmuştu. Yanlarında asaları dışında hiçbir şey yoktu. Çünkü bugüne dek başka hiçbir şeye ihtiyaçları olmamıştı. Şimdi de bunun bedelini ödemek mecburiyetindeydiler. Şikayet etmenin faydası yoktu, yola devam etmelilerdi.
“Max, iyi gözükmüyorsun.”
“Sağ ol Luna. Hiç farkında değildim.” diye homurdandı Max.
“İleride bir kapı var. Oradan çıkabiliriz belki. Ama bunun için önce biraz yürümemiz gerek. Hareket edebilecek durumda mısın?”
Max yerden destek aldı. Biraz sarsılarak da olsa iki ayağı üzerinde doğrulmayı başardı.
“Birkaç zehir bizi durduracak olsaydı Gizem Dairesi’ne girmezdik.”
“Haklısın.”
Yüzündeki endişeli ifadeye rağmen gülümsemeyi başardı Luna. Max’in yakınındaydı ancak ona dokunmuyordu. Ne kadar gururlu olduğunu biliyordu. Devrilecek olsa yakalardı ama onun dışında tek başınaydı.
Kapıya ulaşmaları normalden uzun sürse de varmayı başardılar. Kapının üzerindeki sembolü net bir şekilde gören Luna incelemeye koyuldu. Luna kapıdaki sembole dikkatini vermişken Max kapıyı ittirmeye çalıştı. Luna, partnerinin aklından şüphe eder gibi baktı.
“Sence bir mağarada neden bir kapı olur? Hele ki böyle bir mağarada! İyi durumda olmadığını biliyorum ama biraz aklını kullan.”
Max söylense de karşı çıkmadı. Bacağını ne olduysa onu ciddi anlamda etkiliyor olmalıydı. Buradan bir önce çıkmaları gerekiyordu ancak görevlerini tamamlamadan dönmeyi kendilerine yediremiyorlardı. O yüzden de aralarında sessiz bir anlaşma yaptılar. Bu kapıyı açacak ve bu lanetli mağaranın gizemini çözeceklerdi. Ne de olsa işleri buydu.
Luna yakından inceleyince ayın olduğu kısmın kırık olduğunu keşfetti. Büyücünün saçlarıyla özdeşleştirilen ayın kırık olması sanki onun için hazırlanmıştı. Bunu düşününce hafifçe gülümsedi, Max de bunu fark etmiş olmalıydı ki kırık parçaya yöneldi. Yerinden çıkarttı. Ardından Max çok düşünmeden Aberto büyüsünü yaptı. Bir değişiklik olup olmadığını öğrenmek için nefeslerini tuttular.
Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 6, total 6


Çevrimiçi Locomotor

Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #7 : 15 Ağustos, 2022 20:43:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bazı sebeplerden ötürü maceranızın bu aşamasına bendeniz eşlik edeceğim efenim'. Hürmetler ve bol şans. (:



[justify]Max'ın asasının ucundan yükselen ışık huzmesi bir anlığına soldu. Ardından Luna'nın bedeni ile kapı arasında oluşmuş kara gölgeyi mavi ışıklarla aydınlattı kırık parçanın ötesinden yansırken. Kapıdaki kırık büyüdü, çatırtılarla aşağı kadar indi ve bir yarık açıldı. Ancak sürünerek girilebilecek kadar yerde ve dar bir yarık. Belki büyü yeterince efektif olmamıştı, belki kapı fazla eskimişti, belki açılması beklenen şekilde açılmamış, belki de tam olarak açılması beklenen şekilde açılmıştı. Kim bilir? Nihayetinde bedenlerinin geçebileceği aralığı yaratmayı başarmıştı genç cadı. Yaralı, yıpranmış bedenleriyle eğildiler ve Luna önde ve tehlikelere karşı tetikte, Max ise asasından yeniden yükselen parlak ışık huzmesiyle arkada deliği takip etmeye başladılar...

[spoiler=Arka plan][youtube width=360]https://youtu.be/oFCjaHcITLo[/youtube][/spoiler]

Dar tünellerin içerisinde ilerlerken ışık kaynağı arkada kaldığı için ay saçlı büyücünün önü bir anlığına mutlak karanlık oluyor, bir anlığına apaydınlık oluyor, önlerindeki gölgeler kısıtlı alandan geçmeye çalışan ışıkların eşliğinde dans ediyordu her bir adımlarıyla. Gölgelerin dansı, tüm bilinmezliğine karşın ışığın dansından daha huzurlu bile olabilirdi lakin. Zira taşlık mağara sisteminin içerisi örümcekler ve karıncalarla doluydu. Vıcır vıcır ilerliyor, buradaki iki kahramanın amaçlarından bihaber doğanın çarkını yaşıyorlardı bu izbe mağarada. Ancak ellerin değdiği, saçların sürttüğü bu duvarlardaki kendi hayatını yaşamaya çalışan böceklerin ve eklembacaklıların varlığı, özellikle zaman zaman enselerine ve yüzlerine düşmeleriyle ve düştükleri yerlerde yürümeye başlamalarıyla birlikte ikili için bir hayli can sıkıcı olabilirdi. Nitekim geçidin sonunda loş bir ışık gösterdi kendisini, ötede. Fazla loş bir ışık. Belki de gözleri alışmaya başlamıştı karanlığa. Ancak öyle ya da böyle, tünelin sonunun kendini gösterdiği aşikardı.

Böyle bir yerde ilerlerken elbette ki tüm temkini üzerindeydi ikiliye öncülük eden ve dostuna kıyasla daha sağlam durumda denilebilecek büyücünün. İçeriyi gördü önce. Bir oda... Mağara sisteminin içinde bir oda. Duvarlarda yeşil, mor, mavi, kırmızı sıvılarla dolu kavanozlar dizili raflara. Birinin içerisinde belki on santimden daha uzun gözüken karınca, bir başkasının içinde her biri kızıl renkli ve toz zerrecikleri kadar küçük olan lakin suyun içinde hareket ediyora benzeyen varlıklar... Yaşıyorlar, eklemlerini oynatıyorlardı... Peki içlerinde bulundukları netameli sıvılar da neyin nesiydi? Ve köşedeki ve üzeri parşömenlerle dolu bir tezgahın başında bir sandalye. Tekerlekli sandalye? Üzerinde kambur, hasta, cılız bir silüet; saçları koyu fakat yağlı. Önünde bir t...

ANCAK! Tam bu esnada tünel sisteminin odaya açılan duvarından fosforlu yeşil çizgileri olan, jet siyahı; kesinlikle sıradan olmayan bir çiyan beliriyor öndeki cadının yüzünün yalnızca birkaç santim ötesinde, üst taraftan. Tepeden, ters duran başıyla gözlerinizin içine bakıyor. Aynı şekilde tünelin sağ duvarlarından da yaklaşık beşer santim boyutlarında ve renkleri katiyen alışılageldiğin dışında iki tane kulağakaçan gösteriyor kendilerini. Kızıl gözleri kesinlikle uğursuzluğa delalet ediyor. Ansızın hareketleniyorlar; tünelin içine, ikilinin üzerine doğru. Odayı daha fazla inceleyemeden kendinizi ansızın tünelin içinde, bu konumda buluyorsunuz! Neyse ki ışığınız vardı ve tetikteydiniz. Şu anda bu sayede tepki verme imkanınız var. Lakin hızlı düşünmeniz, hızlı reaksiyon vermeniz ve kendinizi korumanız bir hayli önem teşkil ediyor olabilir! Ne yapıyorsunuz?



Notlar:
-Böcekler, bilindik varyantları da oldukça tehlikeli olan lakin bilindik hallerinden çok daha parlak ve farklı renklere sahip böcekler. Bu noktada karakterinizin lejantı ve RP'leri göz önünde bulundurularak haklarında daha fazla bilgi bilmediğinizi -en azından şimdilik- söyleyebiliriz. Tabii sihirli yaratık uzmanı olsanız da bilir miydiniz? Kim bilir...
-İçerideki deney tüpü gibi yapıların ve yalnızca tek bir kişinin varlığından eminsiniz diyebiliriz. Henüz görmediğiniz bir alanda ikinci bir kişi yok.
-Tünele önünüzden yaklaşıp üzerinize yaklaşan böceklerin, arkanızdaki standart böceklerden çok daha garip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bir mağara sistemindeki bir tünelin içerisindesiniz ve hareket alanınız kısıtlı, bunu unutmayın.
-Kendinizi koruyabilmeniz ve/veya önünüzdeki olası düşmanları alt etmeniz bir seçenek olsa da kaçmanın her daim bir seçenek olduğunu hatırlatmak isteriz.
-Serinin sonlarına bir hayli yaklaştık; önünüzdeki duruma karşı ne yaptığınızı kısaca yazabilirsiniz yalnızca. Tünelde bazı olası planlar yapmış olabilirsiniz. Aklınızdaki her türlü fikri denemekte de elbette serbestsiniz. Kriz anındaki eyleminizi takiben en kısa sürede yeni güncelleme gelecektir.
-RP'nizin sonunda Düello/Görev Zarı atmayı unutmayın.
[/justify]
« Son Düzenleme: 15 Ağustos, 2022 20:46:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Locomotor »

Çevrimdışı Luna White

  • Bakanlık Çalışanı
  • 7. Seviye
  • İleti: 29
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Luna White
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: ciseak77
  • Meslek: Baş Lanet Kırıcı, Gizem Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Cadı Görüşü, Seviye 2
Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #8 : 16 Ağustos, 2022 00:04:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kapıyı açıp bir şekilde içeri girmeyi başarmışlardı. Karşılarındaki manzara onları şaşırtmış ancak şok etmemişti. Gizem Araştırma Uzmanları olarak böyle manzaralara aşinaydılar. Yine de bu tehlikede olmadıkları anlamına gelmiyordu. Hızlı hareket etmeleri gerekiyor ve ne şanstı ki yaralı da olsa hızlı düşünüp tepki vermek onların işiydi. Luna, Max’e bir bakış attı. Partneri de onu anlamıştı. Ortalığı yakacaklardı, vakti gelmiş de geçiyordu.

Ay saçlı büyücü asasını kaldırdı. Her zaman söylerken içini hoş eden büyüyü yaptı.

“Protego Diabolica!”

İki cesur ancak akılsız büyücü olarak tek bildikleri, onları kurtaracak tek yol buydu. Burada ne olduğunu tam anlamıyla çözememek pahasına tüm düşmanlarını yok edeceklerdi. Bu yüzden korkuluyorlardı, bu yüzden hayattaydılar. Kıl payına kurtuldukları onlarca maceranın sonunda Luna bir karar verdi. Şifacılara daha fazla gitmemek adına buradan çıktıklarında yanında tonla iksir getirecekti. Böyle bir durumda bile aklındaki tek şey buydu.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9


Çevrimdışı Lady MacDeath

Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #9 : 18 Ağustos, 2022 01:23:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Daha çok kasvet, vıcırdayan böcekler ve uğursuz bir hava...

Yalnızca bir anlığına arkasını dönmüştü Ölüm, ikiliden umudunu kestiğinden değil, yakın civarlardaki fani bir ruhu bedeninden ayırmaya gitmesi gerekmişti. O sırada feci derecede mide bulandırıcı bir sahneye geçmişlerdi, neyse ki midesi yoktu. Fanilerin bir anlığına bile olsa yalnız bırakılmaya gelmediğine karar vermişti yerleri süpüren siyah pelerinine tırmanan fosforlu haşereleri kenara iterken. Bir bakmışsın kendilerini ölümcül dokunaçları olan bir bitkiye yakalatırken, bir bakmışsın bir o kadar tehlikeli böceklerin hedefi haline gelmişler ve bir başka hayatta kalma mücadelesi veriyorlardı. İflah olacakları günü sabırsızlıkla bekliyordu.

Ölüme -ki burada kastedilen ölüm mecaz değildi- orada bulunan herkesten daha yakın bir adam vardı; kırışıklıklarla dolu cildi kâğıt gibi ince ve hastalıklı bir tona bürünmüş, tozlu bir iksir şişesi tutan cılız elleri ecelinkiyle yarışacak kadar kemikliydi. Şişenin içindeki sıvı alışılagelmiş iksirlerden farklıydı, puslu ve çamurumsu yapısıyla çoközlü iksiri andırsa da renginden kendini ele veriyordu. Genç kadının elindeki tahta çubuğu sallamasıyla eşzamanlı olarak şişeyi yanındaki tezgâhta bulunan kağıtların üzerine boşalttı. Sıvı parşömen parçalarına değdiği gibi eritiyordu. Bunlar görevlerinin en başında kaybolan büyücülerle birlikte aramaları gereken evraklar mıydı? Eğer gerçekten öyleyse ikilinin belgeleri kurtarmak için bir hamlede bulunmaları gerekiyordu.

Tekerlekli sandalyedeki adam bunun farkında olacak ki boştaki elini boynunda asılı olan haç işaretine götürdü ve eşzamanlı olarak devasa büyüklükte karafatmaların başı çektiği haşere ordusu ikilinin üzerine akın etmeye başladı, insan kulağının duyamayacağı bir frekanstan emir almışlardı sanki.

Luna’nın asasından çok cılız mavi bir ışın çıktı, gözle görülür bir etki yaratacak kadar odaklanamamıştı belki de. Yalnızca hareketi algılayan haşerelerin daha hızlı ilerlemesine neden olmuştu bu eylemi. Böcekler önce Max’i hedef almıştı, hızla tırmanıyorlardı bacaklarından kafasına doğru. Genç cadının belgeler ve arkadaşını kurtarmak arasında bir karara varması gerekiyordu ya da ikisini de bırakıp tekerlekli sandalyedeki adama yönelirdi yakalamak için.

Hamlesi ne olursa olsun bir şeylerin sonuna gelindiği anlaşılabiliyordu. Ölüm bir adım daha yaklaştı sahneye görüşünü iyileştirmek adına, bir yandan pelerinine tırmanmayı bırakmayan böceklere sövüyordu. Lanet haşereler![/justify]

[justify]Notlar;
-Son hamleni yazacağın RP'ye hoş geldin diyorum öncelikle bu tur seni kritik bir karar verme durumunda bırakıyorum.
-Protego Diabolica büyüsü ne yazık ki başarısız oldu, sonucunda ise böceklerin daha çok ilgisini çektiğinizin altını çizmek isterim
-Max bir nevi böcek istilası altında, böceklerin türleri alışılagelmişim dışında olduğu için zehirli olup olmadıklarını bilmediğinden arkadaşını kurtarmayı tercih edebilir veya tezgahın üzerinde bulunan ve sandalyeli adamımızın döktüğü asidik iksirin etkisi ile erimeye başlayan evrakların hepsi yok olmadan onları kurtarmaya çalışabilirsin
-RP sonunda zar atmayı unutma, şimdiden keyifli roller ve son kez bol şan diliyorum ^^
[/justify]

Çevrimdışı Luna White

  • Bakanlık Çalışanı
  • 7. Seviye
  • İleti: 29
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Luna White
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: ciseak77
  • Meslek: Baş Lanet Kırıcı, Gizem Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Cadı Görüşü, Seviye 2
Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #10 : 18 Ağustos, 2022 02:13:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
“Ja pierdole!”

Böylesi bir durumda küfür etmekten başka bir şey yapamıyordu. Her zaman yanında olmuş dostunu mu kurtarmayı denemeliydi yoksa canları tehlikeye attıkları gizemi çözmeliydi? Gerçi düşünecek çok bir şey de yoktu. Luna her zaman istediği her şeye kavuşmuş, yetenekli, sevilen bir büyücüydü. Şimdi de bir seçim yapmasına gerek yoktu. Yalnızca hızlı olmalıydı. Her zamanki gibi…

Yok etmeye çalıştığı belgelere doğrulttu asasını.

“Carpe Retractum!” dedi.

Belgelerini sıkıca tutup tüm bedenini zorlayacak bir hızla can dostuna döndü. Max’i görmesine fırsatı kalmamış çünkü genç büyücü büyüsünü sonlandırıp ona saldıranları geri püskürtmek için Arania Exumai büyüsünü yapmıştı. Hepsi olmasa da hatrı sayılır bir kısmı geriye çekilince Luna ona yardım etmeye karar verdi. Elbette önce kaçmaya çalışan adamla ilgilenmeliydi. Max de kendi başının çaresine bakabilirdi, en azından zaman kazandırabilirdi can dostuna.

Adamın üzerinde olduğu tekerlekli sandalyeye Wingardium Leviosa büyüsünü yaptı. Tekerlekli sandalyesinin üstünde dengesini kaybeden adam belirli bir yükseklikten aşağıya düştü. Luna adamın kaçmasını  ve saldırmasını önlemek için Immobulus büyüsünü yapıp Max’e döndü.

Hayli yorgun gözüken ancak Gizem Dairesinin gururlu bir çalışanı olarak can gücüyle mücadele ediyordu. Luna’nın onu kurtarmasının vakti gelmişti.

“Pelerinini çıkar!”

Luna’nın ne yapacağını tahmin etmiş olacak ki yaralı haline rağmen inanılmaz bir hızla pelerinin çıkartıp yerdeki böceklerin üstüne attı. Luna da onların hareket etmesine fırsat vermeden Incendio büyüsünü yaptı. Ardından Lily pelerine Wingardium Leviosa büyüsünü yaparak Max’ın kıyafetlerini yapmak pahasına üstüne attı. Böceklerin ölüp ölmediği bilinmese de eğer ölmüşlerse Max’in kıyafetlerine Aguamenti büyüsünü yapmaya hazırdı.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 9, total 9
Talih 1d10 : 10, total 10

Çevrimdışı Lady MacDeath

Ynt: Lanetli Mağara
« Yanıtla #11 : 19 Ağustos, 2022 21:01:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Zeminden tavana kadar kasvetin ele geçirdiği mağarada ay gibi parıldıyordu genç cadı bembeyaz saçları ve kararlılıkla yanıp tutuşan aurasıyla. Görevini aksatmamak adına takdir edilesi bir hızla harekete geçmişti. Asasının ucundan fırlayan turuncu ışın demeti üzerlerine dökülen asitle erimekte olan kağıtlara ulaştı ve avını yakalamış bir bukalemun misali kendine doğru çekti. Tamamını kurtaracak kadar dakik olamamıştı, imkansızdı zaten, asit fazla güçlüydü. Yine de raporunda bir şeyler çıkarmaya yetecek kadarı sağlam gibi görünüyordu. En kale alınacak detay ‘cadı avı engizitörleri’ kelimelerinin varlığıydı.

Genç Max ise bacaklarından tırmanmaya başlayan böceklerin şokundan çevresine tepki verme yeteneğini kaybetmiş, donakalmıştı adeta. Onun savunmasızlığını fırsat bilen haşerelerse giysilerinin içine doğru ilerliyordu. Luna’nın aravermeksizin yaptığı bir diğer büyü yüzeydekilerin küçük bir kısmını uzaklaştırma konusunda işe yarayacaktı.

Beyaz saçlı cadının unuttuğu bir şey vardı, kendini korumayı ihmal etmişti. Bu açıklığı fırsat bilen haşereler zehirli iğnelerini asasını tekerlekli sandalyedeki adama yönelten Luna’ya doğrultmuştu. Ve bunun ardından olaylar bir klişedir ki çorap söküğü hızında gerçekleşti.

Asadan ateşlenen büyü hiçbir zaman sandalyedekine ulaşamadı, bu an için hazırlanmış gibi göz açıp kapayıncaya kadar binlerce sinek kütlesinden oluşmuş vızıldayan bir duman bulutu halinde etrafa dağılmıştı. Beraberinde odadaki bütün böcekler kontrolden çıkmıştı sanki. Öyle şiddetle etrafta uçuşuyor ve koşturuyorlardı ki onları tek bir bütün halinde görmek imkansızdı.

Bütün bu kaosun arasında Max son kez Luna’yı korumak için bir fedakarlık yaptı ve kendini genç cadıyı hedef almış ne olduğu belirsiz böceklerin arasına bıraktı. Haşereler doğrudan onun üzerine akın etmeye ve zehirli iğnelerini tenine saplamaya başladılar. Genç adam dimdik durmaya çalışsa da acıdan her yeri titriyordu.

Sonunda Luna’nın takım arkadaşını koruma zamanı gelmiş olacak ki bir kez daha asasını çekti. Yere haşerelerin bir numaralı düşmanı tabii ki de ateşti. Onları püskürtecek en iyi yolu seçmişti. Asasıyla tutuşturduğu pelerin hızla alev aldı, yükselmeye başlayan dumanlar sayesinde böcekler çıktıkları deliğe doğru koşuşturmaya başlamıştı. Sandalyedeki adamın aldığı dumanımsı form ateşin etrafında süratle dönüyordu bir hortum yaratır gibi. Alevler gittikçe yükseldi mağaranın tavanına değene dek. İkili artan sıcaklığı hissedebiliyordu, bir adım geriye çekilmek zorunda kalmışlardı yanmamak için.

Şiddetli bir patlamayla tavana dek yükselen alevler  tüm mağaraya dağıldı ve saniyeler içinde yok oldu. Kaşla göz arasında yaptığı kalkanı indirdi Luna çevresine bakmak için. Tek bir böcek bile kalmamıştı içeride. Fakat tekerlekli sandalyedeki adamın durduğu yerde bir parıltı çarpacaktı gözüne. Gidip baktığında üzerine tombul bir böcek deseninin işlendiği madalyon bulacaktı.

[spoiler]
[/spoiler]

Görünürde başka bir şey yoktu. Kurtulmuşlardı. İkisi de tek parçaydı, birlikte ve en önemlisi de hayattaydılar.

Kutlama faslına geçtikleri sırada oradan ayrıldı Ölüm, şu an iş çıkmamış olsa da içinden bir ses ill karşılaşmaları olmayacağını söylüyordu. Ve zamanı geldiğine en iyi yaptığı işi yapmak için orada olacaktı. Ancak buradaki mesaisi bitmişti, şimdilik.[/justify]



[justify]Notlar;
-Tebrikler! Hayatta kaldınız! Sağ salim mağaradan çıkmayı başardığınız için kutlarım ancak bir St Mungo’ya görünseniz iyi olacak gibi duruyor. Özellikle Max, aldığı böcek yaralarından ötürü görünse iyi olur.
-Luna görevin sonunda ne olduğu belirsiz bir madalyon kazandı, eşlarına girdiğinde göreceksin. Madalyon ile ne yapacağın tamamen sana kalmış, dilersen saklayabilir ve ne işe yaradığını araştırabilirsin. Dilerse raporunu teslim ederken Twinkle’a verebilirsin.
-Ele geçirdiğin belgelerin büyük çoğunluğu üzerine dökülen asitle eridiği için ne yazdığı tam okunamıyor olsa da seçilen detaylar arasında 'cadı avcıları ve engizitörler' kelimeleri haricinde bir ritüel için gerekli malzemelerin listesinin bir kısmı seçilebiliyor ve bunların içinde çeşitli böcek türleri var.
-Son olarak bu iletinin altına yanıt yazmana gerek yok, görevin an itibariyle sona erdi. Umarım keyif almışsındır, bir sonraki görevde buluşmak dileğiyle sihirli günler dilerim ^^
[/justify]