17 Nisan, 2026 09:00:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Eğer Tanrıyla Bir Anlaşma Yapabilseydim, Yerlerimizi Değiştirmesini Sağlardım  (Okunma sayısı 44 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Aethelwulf Ares Caldecott

  • Ravenclaw Bina Başkanı
  • 9. Seviye
  • İleti: 47
  • 157 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Aethelwulf Ares Caldecott
  • Güç Puanı: 0
  • Sevgilim, aşığım sana
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 5
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Kabiliyeti: 4
Eğer Tanrıyla Bir Anlaşma Yapabilseydim, Yerlerimizi Değiştirmesini Sağlardım
« : 30 Haziran, 2022 22:47:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

☥

[justify]Bulutları delip göklere uzanan kulelerle dans eden rüzgârın uğultusu, bilinmeze uzanan taş yolda feryat eden bir Banshee’nin çığlıkları gibi yankılanıyor, tepeleri sisin içinde görünmeyen devasa çam ağaçları; ölüm perilerinin fısıldaştığı uğursuz rivayetten haberdarlarmış gibi dallarını kasvetle eğmiş, yas tutuyorlardı. Siyaha çalan bir griye boyanmış gök kubbe, usul usul döktüğü gözyaşlarıyla İsa’nın çektiği acılar için iç çeken karalara bürünmüş rahibeleri hatırlatıyor ve ölümün bir kez daha masum bir ruhu bedeninden koparmak için orada bulunduğunu söylüyordu.

Ölümün suçu değildi tabii bu, kötü haberler, güneşli günlerde gelmezdi zaten; Tanrı’nın dramatikliğine uymazdı bir kere. Havaya saçılan matem havası onun özür dileme biçimiydi. Sanki “Üzgünüm” demek istiyordu. “Ama olmak zorundaydı, elimden bir şey gelmezdi.” İçten bir af dileme değildi bu. Kudretini hatırlatırmışçasına, gösterişli ve şatafatlı bir özürdü. Kulaklara fısıldıyordu: “Kim olduğumu unutmayın.”

Tanrının bu alaycı yüzünü olabilecek en acı şekilde öğrenmişti Ares, daha düne kadar hayatını sonsuzmuşçasına bir umursamazlıkla yaşayan bir gençken ecelin her an kendisine çarpabilecek sert bir kaya olduğu gerçeğiyle yüzleşmişti. Ve bu öyle ansızın gerçekleşmişti ki hiçbir şey içinde açılmış o boşluğu dolduramıyordu. Hayatta tanıdığı tek ailesinin, annesinin, yüzündeki yumuşak gülümseme, gözünü her kapadığında az önce görmüşçesine canlanırken nasıl kabul edebilirdi onun bütün benliğinin hiçliğe karıştığını? Bildiği her şeyi ondan öğrenmişti genç büyücü. Herkes hayranlık duyduğu ve örnek aldığı bir kahraman için havalı bir isim söylerdi ama Ares için bu isim annesi olmuştu. Ondan daha güçlü kimseyi tanımamıştı, toprağın altında yatan bedeninin onun olduğunu kabul etmek istemiyordu.

Mezarın başında yere çöktü yavaşça. Hogwarts’tayken her gün farklı bir aksiyon ile zihnini meşgul tuttuğundan bir gazete kupüründe okuduğu haberin varlığını reddetmesi zor olmamıştı. Ama gerçeklerden kaçmak onlarla yüzleşeceği zamanını ertelemekten başka bir işe yaramazdı. Yaranın iyileşebilmesi için iltihap tutmuş kabuğunu soyup atması lazımdı önce.

Eve dönmek bu süreci hızlandırmamış aksine yavaşlatmıştı. Düzenli olarak kapısını çalan ve varlığından bile haberi olmayan akrabaları yardımcı olmuyordu; Hogwarts’ta geçen süre boyunca hiçbiri ona nasıl olduğunu sormamış, bir mektup bile yollamamıştı. Şimdi bir anda çıkıp ona acıyan bakışlarla bir ihtiyacı olup olmadığını sormaları sinirine dokunuyordu. Bu yüzden bir hafta geçmeden kapıyı açmayı bırakmıştı, kapıya bıraktıkları yemekleri hayvanlara dağıtmış ve diğer bütün yardım tekliflerini kesin bir şekilde geri çevirmişti. Başının çaresine bakabilecek yaştaydı Ares, kimseye ihtiyacı yoktu ve kendini buna inandırmayı başarmıştı.

Bir rutin tutturmuştu; sabah kalkıyor, kahvaltısını yapıyor ve Tılsım kitabından seçtiği bir büyü üzerinde çalışıyordu. Seherbaz olma hayalini sürdürmeye kararlıydı, yaşamını devam ettirmeye de. Annesinin gururlanacağı o evlat olmaya kararlıydı Ares. Tabii uzun sürmedi. Önce evdeki yemek bitti, sonra ‘yarın yaparım’ların ardı arkası kesilmedi. Kısa süre sonra gözleri umutla parıldayan o gençten eser kalmamıştı, eve ışık girmediğinden cildi hastalıklı bir renkteydi, yanakları içine çökmüştü. Kendini yatağından çıkaracak enerjiyi bile bulamaz olmuştu genç büyücü.

Gözyaşları yanaklarından süzüldü, kuru toprağa düştü usulca. Işıkları sonsuza dek söndürmek istemişti. Annesini içine alan karanlığın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişti. Onun yerinde olmadığı için nefret ediyordu kendinden fakat yeterli cesareti yoktu.

Cebinden bir mektup çıkardı, parşömeni kavramış parmakları titriyordu. Elleri bir erkeğinkine göre fazlaca bakımlı olurdu ama bu sefer tırnaklarının kenarları kurumuş yaralarla kaplıydı. Annesinin ona ne diyeceğini zihninde canlandırabiliyordu. “Bir centilmen daima karşısındakine saygısını belli etmek için dış görünüşüne özen gösterir.” Bir insana değer vermenin, özen göstermenin, onun kıymetini bilmenin bir kültür olduğunu öğretmişti ona. Kitaplarda yazmazdı bu, öğrenmenin yolu insan olmaktan geçerdi. Onu en çok yıpratanlardan biri de bu olmuştu işte, herkese eşit bir biçimde değer vermişti annesinin katiliyle karşılaşıncaya kadar. O gün daha önce hiç tatmadığı bir duygu canlanmıştı içinde, nefretten daha da öteydi, karşısındakine yaşatabileceği bütün acıları yaşatmak istiyordu. Bir elinin tersiyle gözlerinde biriken yaşları sildi hızlıca. Neden bazı anılar da böyle kolayca silinip atılamıyordu ki?

“Bana bildiğim her şeyi öğreten kadına,

Biliyorum artık burada yoksun ve beni bu sözcükleri okurken duyamayacaksın. Kabullenmem gerekiyor, biliyorum. Ama sen gittikten sonra büyük bir boşluğa düştüm anne, geri döneceğin düşüncesini bir türlü silip atamadım kafamdan. Yüzünü unutmaktan korktum en başta, birlikte yaşadığımız hatıraları unutmaktan korktum. Artık biliyorum, bedenen burada olmasan bile beni izliyorsun. Var olduğunu bilmek bana yetiyor, çünkü öteki türlü yaşayamayacağımı biliyorum. Elimde olsa Tanrıyla bir anlaşma yapar yerlerimizi değiştirmesini sağlardım. Ve o tepeyi aşardım. Bilmeni isterim ki aklımda olan tek şey sensin ve seni tahmin edebileceğinden çok daha fazla seviyorum.


İmza,
Seni gururlandırmak isteyen oğlun.”
[/justify]

[spoiler]
1865 Yarıyıl tatilinden kalan hatıralar
[/spoiler]