17 Nisan, 2026 09:10:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Belki de son defa!  (Okunma sayısı 60 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Belki de son defa!
« : 07 Haziran, 2022 06:40:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Burkina Faso 

Sahi, bu denli acımasız insanlar neden vardı ki dünyada? Yahut aynı gökyüzünün altında nasıl barınabiliyorlardı bu kalplerle?  Durdu, birkaç saniye yalnızca nefesini hissetmeyi denedi. Gözlerini sımsıkı kapatarak nefes alışverişini dinledi. Ne yapabilirdi şimdi? Ne idi yüreğinden geçen? Çaresizlikle dolan ruhunu, yanaklarından süzülen göz yaşları dışarı vurur gibi ıslattı kirpiklerini. Başını iki yana salladı, o an eve geri dönebilmek adına her şeyini verebilirdi. Avuçları ile kapattığı yüzünü buz gibi bir ”Hayır.”tınısı ile sildi. ”Onca zaman çabaladın, elinde gerçek bir sonuçla dönmezsen ne anlamı olur bu kadar ayın?” Ciğerlerine doldurmak için çektiği her soluğun bir milim dahi aşağı inemeyip düğümlendiğini hissetti. Boğazını sertçe temizledi, belki de çocuk ruhundan çıkabilmesinin tek yoluydu bu büyücüye ulaşmak. Onu etkileyebilecek kadar insan sarrafı mıydı? Belki. Lakin başkasının düşüncesini hızlıca kabullenmeyecek kadar inatçı olabiliyordu zaman zaman. Sorgulaması bakiydi, durum çok daha ileri bir seviyede olsa da.Adımlarını yönelttiği patikavari yolda usulca yürürken ”Merhaba.” diye fısıldadı önce, karşılık alacağından epey umutsuz olsa da bir yandan müthiş bir korku vardı yüreğinde. Yanıt gelirse nasıl devam edebilecekti ki konuşmasına?  ”Oh merhaba, ben Feanor. Acaba siz o efsanelerdeki kadın mısınız?” Içinden geçirdiği bu saçmalık dolu moloğu tek seferde sonlandırdı. Boğazını temizledi, daha sert bir tonlamada tekrarladı; ”Merhaba!”  Annesinin yarışmadan önce şans getirmesi amacı ile hediye ettiği ay taşı kolyeyi aldı avuçları arasına, kim bilir ne denli telaşlılardır şimdi.. Parmakları tenine soğuk soğuk değen ve kalp atışlarının hızının dahi etkili olamadığı, kiraz çiçeği rengindeki taşın üzerinde gezinirken tırnaklarının tıkırtısı ile atmaya çalıştı ruhundaki gergin hissiyatı. Her bir dokunuşunda daha büyük bir kaotizme sürüklenirken döndüğünde onu neler beklediğini düşündü. Titrek dudaklarının arasından önce kendisinden daha ön plana koyduğu minik ikizinin ismi duyuldu, ”Jae..”

Buruk gülümsemesinin ardında sorumlulukların içine gömülen tatlı büyücüyü canlandırdı. Hiç büyümeyen oyun arkadaşını yapayalnız bıraktığı düşüncesi zihninde umarız bir tilki gibi gezinse de salt onun bulabileceği bir yerde olmanın güveni sardı dört bir yanını. Iri gözleri aşırı denebilecek bi’ sıcaklıktan kurumaya yüz tutmuş yaprakların üzerine iliştiğinde kolyesini biraz daha sıkıştırdı avuçlarında. Annesi ne kadar yalnızdı şimdi kim bilir... Hayatlarında yaşadıkları her detayı birbirilerine anlatmasalar dahi her olaya yaklaşımları neredeyse aynı olduğundan mıdır bilinmez, yüreklerindeki o özel gücün getirdiği huzur kesinlikle paha biçilemezdi. Sahi, babasına olan tutum nasıldı? Kaşlarının titrediğini hissettir istemsiz. Belki de bu olayı çözerse davasında yer alabilirdi. Hem o zaman haykırma fırsatı da doğardı herkesin yüzüne karşı. Elindeki dal parçası ile toprağın üzerinde belirli belirsiz çizdi en sevdiği oyuncağını. Hayalinde koca bir pelerin iliştirdi minik kahramanına. Leti hep yanında. Bugüne kadar bir an bile tasvip etmese de ondan kaptığı gizli bir yanı vardı, adalet. Yalnız kendi yöntemleri ve bizzat kendi kararları ile..

Kendiyle geçirdiği düşüncelerinden homurdanışlarla sıyrıldı. Bedenindeki titremeler, eşliğinde adeta yerdeki bir çukura batar gibi zorlaştırdı ürkek adımlarını. Tavanı epey kasvetli olan, lakin bir o kadar da toz rengi bir pamuk yığını gibi görünen mağaranın içine attığı her yeri adımda burnuna ilişen ekşimsi kokuyu fark etti. Kaşları alnının kırışıklıklarını kat be kat artıracak biçimde bir aşağı bir yukarı hareket ederken daha fazla dayanamayacağını anlayarak kan kırmızısı süveteri ile sıkıştırdı burun deliklerini. Soluduğu ceset rayihası zihnini karartmaya hazırlanan bir büyü kadar güçlü olsa da andaki kararlılığı gözünü hiçbir şeyin görmeyeceği gibi hırslandırdı.

Yansımasındaki yorgun silüet ile göz göze geldiğinde derin bir nefes aldı. Biraz önce ölüm kokan bu mağaraya şu an yalnızca keskin bir tuz kokusu hakimdi. Yutkundu, göz altlarının şişkinliği ne denli yorulduğu ve aslında geri dönemediği takdirde sonunun geldiğinin de göstergesi niteliğindeydi. Koyu kahverengi kirpiklerini ıslatan sıcaklığı başını iki yana sallayarak reddetti. Kararından vazgeçmeyeceği ve başarılı olacağı konusunda kendi kendi ikna eder gibi sol elinin işaret parmağını kaldırıp su birikintisine doğru salladı. Çatık kaşları, onun hiç olmadığı kadar istikrarlı olabileceğinin simgesiydi. Zira ne zaman buraya kadar diyerek geri dönmeye hazırlandığı birbirinden kara düşüncelere hapsolsa, kenarları güneş kabartmalarla dolu aynasının karşısına yine aynı hareketleri sergilerdi. Gülümsemesine engel olamadı. Uzun zamandır uzak kaldığı rutinlerinden birini tekrarladığını gözlemlediğinde konfor alanına bir nebze yaklaşmış hissetti Aurélia. Kendine olan güveni bu küçücük, spontane sayılabilecek bakışı ile on üçe katlandı.  Bata çıka ilerlediği bu toprak yolda okyanus bakışları nihayet arkası dönük bir kambura iliştiğinde ise duraksadı. Bakışlarını bir an dahi ayırmadığı cadının koyu maun gözlerinden yavaş yavaş aşağı doğru indi, en tepeden ayak ucuna dek inceledi. Zihninde canlandırdığı parmağının tek boğumundan da küçük halinde kahkahalarla yanıt vermek istedi. Cadıdan yükselen keyif tınlamaları, itici görüntüsünün ardındaki cani kimliğini ört bas etmeye yetebilir miydi? Reddedişi devam ederken başını iki yana sallamaya devam etti, hiçbir zaman.
Yaşlı kadının anlamsız tavrına aldırmadan sessizce aşağı doğru eğildi, ayakkabısının bağcını sağlamlaştırmak adına iki elini de sağ bacağından sarkan iplere yöneltti. Bahardaki bulutsuz gökyüzü ile eşdeğer renkteki gözleri hala daha cadıya bakıyor iken ani hamlesiyle çıkardı asasını, yukarıdan başlayan çizgisini sol çapraza indirip yeniden güney doğu yönüne bir çizgi çekti. Doo hecesine yaptığı vurgu sesinin kararlı tınısından dahi anlaşılır nitelikteydi; ”Reducio!”Asasının ucundan çıkan parlak renkli mor ışığın ardında kalan kadının giderek bir kene boyutuna gelişini keyifle izledi.
Ruhundaki hıçkırarak ağlamak isteyen küçük oğlanı bir kenara bırakmak adına dudağına geçirdi dişlerini, dayanabildiğince güçlü kalmalıydı. Yeterince ufaldığından emin olduğu böceği kuru bir yaprağın üzerine itti asasını sakladığı sağ ayağının ucu ile. Usulca eğildi, kuruyan kısımların dökülmesine mahal vermeyecek biçimde avucuna aldı. Büyük bir tiksinti vardı kalbinde, hem kadın hem kendine karşı. Her şeyden habersiz birbirini izleyen dışarıdaki bizon sürüsüne yöneltti adımlarını. Adaleti kendi mi vermeliydi sahi? Yoksa çalıştığı bölüme kendini kanıtlamak ister gibi tutup götürmeli miydi? Gülümsedi, büyüceşura üyeleri ve daire başkanlarının sorgusuna karşılık veremeyecek kadar isteksizdi artık. Mahkeme duvarlarının soğukluğu babasını oradan kurtarmaya yetebilecek güce sahip değilken bunu bizzat kendisi halletmeliydi. Kararlı bakışını takındı, sol elinin yumruğunu sıkarak sürüden uzakta duran hayvanın yanına. Parmak uçları ile tuttuğu yaprağın sapını uzak tutsa da düşürmemeyi başarabilecek kadar sağlamdı sıkılığı. ”Merhaba minik arkadaşım.”

Incitmemek için büyük özen gösteren dokunuşları eşliğinde selamladı kendinde dahi olmayan canlıyı. Mitoloji ve Antik Yunan'a olan tutkusu, öğrencilik zamanında kütüphanede geçirdiği yılların birikimi ile birleştiğinde okuduğu yöntemi anımsadı. Gülümsemesine engel olamadan bizonun boynuzlarını okşadı tüm naifliği ile. ”Iyi yönden bakalım, o zaman tanışamazdık ki!” dedi sevimli bakışları ardına sığınarak. Yutkundu, gerçekleştirmeye hazırlandığı eylemin doğruluğunu sorgulamaya devam ediyordu sanki içten içe. Kaşları alnında çatıldığında ne kadar zamandır dalıp gittiğin farkına varmadığını hissetti. Gözlerini sımsıkı kapattı, titreyen parmaklarının yaprağa zarar vermediğine bir nebze dikkat ederek varlığından dahi haberi olmayan hayvanın diline doğru uzattı. Tek hamlede mideye inişini izledi küçük kenenin. Olduğu yere çömeldi, başını iki eli arasına alarak ”Ve sana bu leziz yemeği sunamazdım, değil mi?”

Dudakları her tümcesinde biraz daha kıvrıldı, içindeki burukluğun vücut bulmuş hali gibi tüm canlılığıyla karşısındaydı sanki. Titrek kıkırdamasını sürdürdü, elinden geldiğince sakin kalmaya çalıştı. Kırbaçvari asasını kavradığı gibi solda sağa doğru çektiği çizgiyi aynı açı ile aşağı indirip ters bi' V harfi çizgi önce, hızını alamamış olacaktı ki sertçe başladığı yere döner gibi bir şerit daha ekledi hayali çizimine. ”Incendio!” Turuncumsu ışıkların çevrelediği yaprak yığınına bakındı, epey yeterli göründü. Gözlerini karşısındaki zavallı keneden ayırmadan yüzüne yansıyan sıcaklığın farkına vardı, yaprakların usul usul çıtırdayan sesleri ateşi başarıyla yakabildiğinin göstergesi gibiydi. Adeta göğüs kafesinden dışarıya açılan bir kapı arar gibi sıkışıp kalan kalp atışlarını bastırabilmek adına gözlerini sımsıkı kapattı, ona baktığına emin olduğu canlının nefesinden korunmak ister gibi asasına odaklanmaya devam etti. Bir arşenin keman yayları üzerinde süzülen zarafeti eşliğinde soldan sağa doğru keskin ama yarım bir yuvarlak çizdikten sonra havayı kesercesine parmak uçları arasındaki çubuğu hızla aşağı indirdi. "Wingardium Leviosa!" Şaşkın bakışlarını saklamak istercesine göğün maviliğinde yükselen hayvana acıyan gözlerle baktı, zira buradaki en suçsuz kişi şu an ruhunda olan cadı ya da büyücüydü. Yankılanamayan çığlıklar zihnini delercesine rahatsız hissettirdi. Yutkunmasını engelleyen bir taş vardı sanki boğazlarının kıyısında. Başını hafifçe yere eğdi, çatlayan toprak parçalarının aralarında kendine yol yapıp belki de ailesine kavuşabilmek adına hızlı hızlı kıvranan solucana denk geldi. Ulaşabildiği tek canlı o olduğundan mıdır bilinmez, kısık ve kesintili sayılabilecek bir tınıda dile getirdi ruhundaki mahcubiyeti; ”Özür dilerim.” Çatlaklar arasında kaybolmaya çalışan kenenin yükselmesi ona mutluluktan ziyade endişe verdi.
Kırgınlık hissiyatının kat be kat arttığı iki saat sonra, dudakları kıpırdadı. ”Hala oradasın, keza beni de duyabiliyorsun.” dedi umutsuz ancak bir o kadar da yanıt bekler hali ile. Kısık, belirli belirsiz bir inleme geldi bizonun karnından. Başı yavaş yavaş dönerken vücudundaki tüm kan çekildi sanki. "N-ne?" diye kekeleyebildi yalnızca. Gözlerini iki dal arasındaki hayvandan kaçırarak toprağa yöneltmeyi yeğledi. Kısa aralıklarla üç nefes çekti ciğerlerine. Arkasından yükselen seslerden diğer canlıların korktuğunu anlasa da bakabilecek gücü hissetmedi ruhunda. Zihnindeki karmaşayı dağıtabilmek adına annesinin şarkılarını geçirdi aklından, lakin melodiler üst üste bindiği gibi bir de kadının çığlıkları yankılanır gibiydi çorak arazide. ”Neden peki, nedendi bu katliamın gerekçesi?” Göz pınarında yavaş yavaş biriken yaşları hissetti Feanor, hala daha yanı başında duran ağacın gökyüzüne yakın dallarına bakınarak bi' nebze geri akıttı kendince. Usulca ayağa kalkacaktı ki sırtına batan bir cisim hissetti. Büyük tedirginliği onunla oynamaya çalışan küçük canavarı görmesi ile yarıda kesildi. Ah, oyun oynamak için zamanı var mıydı gerçekten? Ya da en azından buna harcayacak gücü.. Dudaklarının kenarındaki gülümsemenin sona ermesine neden olan boğuk sesi işittiğinde ”Biraz daha yüksek sesle.”  dedi epey katı sayılabilecek vaziyetiyle. Düşündü, ne yapabilirdi bu durumda? Seçenekleri aklında tartmaya kalkıştı, ne var ki ailesine ve özellikle de babasına olan bağı buna baskın geldi.  Yavaşça doğruldu yer yer yarıklara ayrılan toprağın üzerinden, dizlerini elinin tersi ile hafifçe sildi. Bakışları bizonun karnındayken tekrarladı, ”Biraz daha.” Hayvanın karnı giderek daha da ısınırken zihninin duvarlarında birbiri ardına yankılanan çığlıkları susturabilmek adına sıkı sıkı kapattı kulaklarını. Içinden atmak istediği öfke, katledilen bunca insan... Kalbindeki duygular tarif edilemeyecek bir kaosa zemin hazırlar gibi katıydı o an.
Yanaklarından süzülen yaşlara aldırmadan yutkundu, gözlerini bizonun masumane bakışlarına çevirdi. Köknar ağacından yapılma asasını sağ eliyle kavradığı gibi ateşin üzerinde öylece kıvranan bedene yöneltti. Titreyen elleri arasından kayıp gitse yeriydi esasen, lakin kendine hakim olacak kadar yüksekti iradesi. "Daha..." dedi hemen hemen sekiz saniye duraksayarak, "Yüksek... Sopanın ucundan çıkan buzul mavi ışıkların etkisini bekleyemeden midesine giren kramplar eşliğinde dizleri üzerinde oturdu. Parmak uçları bir an dahi ayrılmadı bizonun midesinden, içindeki keneyi büyüttükçe ateşe daha da yaklaştığını ve hissettiği acının katlandığını duydu ruhunda. Haykırışları eşliğinde usulca pişen et yığınına duyduğu tiksinti tüm bedenini ele geçirmeye çalışıyor olacaktı ki titredi aniden. Kemikli, uzun parmakları ile omzundan bileğine değin sıvazladı kollarını. Küçük adımlarla sürüden arda kalanların yanına yöneldi.
Sürüdeki birkaç bizonun su içebilmek adına yaklaştığı birikintinin hemen yanı başındaki mısırvari bir kök çarptı gözlerine, yemyeşil yaprakların ardına sığınarak kendini gizlemek ister gibi ürkek ama bir o kadar da farklı bir dokusu vardı. Profesör Immorals'ı anımsayınca gülümsedi istemsiz. Hogwarts zamanlarında belki de en başarılı olduğu derslerden biri olan bitkibilime olan ilgisi ikinci sınıfın sonlarında kalmus ile tanışması için yeni ejderha derisi eldivenlerini kullanırken gerçekleşmişti. Bakışlarını her bir yaprağın uzantısında gezdirdiğinde bazı yerli kabilelerin toz haline getirdikleri rizomları zencefil, tarçın yahut hindistan cevizi yerine kullandıkları geldi aklına. Her ne kadar bu durum herbologlar tarafından tasvip edilmese de yapraklarının sahip olduğu acı tat ve yaydığı güçlü koku insanları bu yöne itmiş olmalıydı. Uzun zamandır beslenmediğinden midir bilinmez, tadına bakmak için epeyce bir istek uyandı midesinde. Zira Herbolog Nicholas Culpeper eğri kökünün zihin ve mide güçlendirdiğini iddia ettiğinden Feanor da içinde bulunduğu halsizliği en iyi bu şekilde giderebilirdi. Ek olarak eğri kökünün tedaviye yardımcı olabileceği hastalıklarda diş ağrıları, yanıklar ve göz hastalıkları olsa da sindirim sistemi için adeta bir tonik görevi görmesi çok daha fazla işine yaraması midesinin guruldamasına sebebiyet verdi. Sindirim sistemini kolaylaştırarak gastrit ve mide ülserine iyi gelen eğri kökünün yatıştırıcı etkisinden faydalanabilmek amacı ile sağ elinin baş ve işaret parmağını usulca yeşilliklerin arasındaki odunsu sapa doğru uzattı. Fakat eğri kökünün toprak kontrolleri mayıs ve temmuz aylarındaki doğal yollar ile ekildiğinde ortaya çıktığı, Noel’in ise hala daha çığlıklarını duyduğu cadının bu denli bir yola başvurmayıp kendi büyüleri ile harmanlama ihtimalini hissettiğinde uzak durmaya karar verdi.
Ayakkabısının toz içinde kalan iplerini kıvırarak sıkıştırdı, hemen hemen beş yüz on iki metre uzağındaki mor renkli çiçeklere doğru ilerledi. Lalemsi bir soğan formuyla resilio bulbus olarak da geçen zıplayan ampuller ilişti bakışlarına. Doğada mor renkte ve saçlarının rüzgarda savrulduğu yeşil çimlenmelerden oluşan bu büyülü bitkilerin nasıl olur da birkaç saat boyu süren hengamede bir tepki vermediklerini düşündü. Şaşkın bakışları alnının kırışmasına mahal verse de karşılaşmayı beklemediği bu soğanlar, toprağın pH seviyesinin nötr olabileceğini ve bununsa buradaki hem insanlara hem de büyüye kapılıp giden bizonlara olumlu etkisi olabileceğini varsaydı. Ah, sahi.. Ateşler içinde kıvranan bizonun midesine bir de bu ampullerden koymak çok mu canice olurdu? Başını iki yana sallayarak bu korkutucu düşüncelerinden sıyrılmaya çalıştı. Zıplayan ampullerin olası bir saldırganlık belirtileri gördüğünde adeta adını buradan alır gibi herkese atlama eğilimleri işine yarayabilirdi doğrusu. Lakin bu kıpır kıpır genç bitki, okyanus gözlerine epey geç takıldığı için bu fikrinden vazgeçti. Bitkinlikten kırılıp düşecek gibi olan bacaklarını mağaranın çıkışına yöneltip çarpık adımlarla buradan bir an önce gidebilmek adına yürümeye başladı.
Çığlıkları kimsesizliğin içinde boğulur gibi inikas ederken kurban olarak seçtiği bizon ruhlara son kez baktı, avuç içleri ile güneş sarısı saçlarını omuzlarından aşağıya sarkıttı. Gözlerini sımsıkı kapatarak parmak uçları ile üzerindeki toprağı silkeledi. Hayalindeki silüet kendi yansımasına benzerdi, malikanenin kaotik bahçe kapısından girerken içerisinin saate rağmen oldukça kalabalık olduğunu fark etti. Çekingen bir tavırla etrafına bakındığında barbekü başındaki koltuklarda oturan babasını ve amcasını gördü sanki. Karanlıkta yankılanan gülüşleri adeta evinde hissetmesini sağladı bir an için. Gülümsedi. Çocukluğuna dair her anısı o kadar özel ve mutluydu ki kardeşinden başka kimsenin bu denli sevgi dolu bir ailede büyümüş olma ihtimalini düşünemezdi bile. Aklına ev cini Nusgil ve Noel ile olan gece sohbetleri geldiğinde gözlerinin yaşlarla dolduğunu hissetti. Başını hafifçe yukarı kaldırıp yaşların çenesinden süzülmesine engel olmaya çalıştı. Ah, onun bu halini kimse görmeden buradan gitmeliydi.  Yarın, belki de sabah... Peki ya nasıl açıklayacaktı ailesine? Yapabildim, dese yeterli miydi? Başını inkar gibi iki yana salladı, tabii ki hayır. Göz pınarlarında engel olamadığı ve belki de olmak istemediği damlalar önce kirpiklerini ıslatıp görüşünü zorlaştırırken yutkunması ile yanaklarından süzüldü. "Değdi mi dersin?" diye fısıldadı yağmaya hazırlanan küçük kara bulutlara. Kollarını dizlerinin üzerinde birleştirip alnını yasladı, yanıt veren kendisi oldu. "Belki de.."

Çevrimdışı Darren Shan

  • Büyücü
  • 7. Seviye
  • İleti: 28
  • 176 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Darren Shan
  • Güç Puanı: 20
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Darren Shan
  • Meslek: İksir Üstadı
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 9
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 18
Ynt: Belki de son defa!
« Yanıtla #1 : 07 Haziran, 2022 10:39:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Afrika Burkino Faso'ya anahtar sayesinde rahatça gelmişti ama asıl işi geldikten sonra başlamıştı. Burkina Faso'daki kabileleri gezmeliydi ama Afrika tamamen kabilelerden oluşuyordu. Hangilerine gidecekti ki bu iş çok uzun sürebilirdi. Buraya ilk geldiğinde böyle düşünse de ilk gittiği kabileyle işlerin daha hızlı süreceğini anlamıştı çünkü yaşanan olayın üstünden ne kadar zaman geçse de yaşanan olay hala insanların aklındaydı ve korkuyorlardı. Buna da oldukça hak veriyordu. İkizinin en azından yapan kişiyi bulmuş ve işleri düzeltmiş olması sadece onun kendisine güvenini değil bu insanların içindeki korkuyu da yok ederdi. Kabilenin lideriyle yaptığı konuşma da gitmesi gereken kabilenin güneyde olduğunu öğrenmiş ve gündüzleri dinlenme aralıklarıyla ufka cisimlenerek akşamları çantasında dinleniyordu. Uğradığı her kabile de insanlarla konuşmasıyla bir önceki bilgilerin doğru olduğunu teyit ediyordu. Hem de insanlar kendisini garip karşılıyordu. Bir beyaz insanın buraya bu olayı sorması onlara ilginç geliyordu. Kendisine sorular gelse de bunlara aldırmadan yola devam ediyordu. En sonunda ise insanların durmadan bahsettiği kabileye gelmişti.Kabile'ye geldiğinde ikizini insanlara soracaktı. '' Kendisini burada gördüler mi veya olayı araştıran birini duydular mı? '' diye soracak insan arasa da köy de doğru düzgün insan yoktu. Olanlarsa kendisi gelince korkup saklanıyorlardı. Bütün köyü gezmiş sonunda köyde rahat şekilde gezinen birini buldu. Onunla konuşmaya başlamasıyla adam çok umarsız tavırlar sergiliyordu. Bu şu anki durumda sinirini bozsa da bu lanet olası heriften başka konuşmaya cesareti olan yoktu. Kendini tutarak adamı dinlerken adam gevşek ve yavaş konuşmasıyla onu yanında 15 dakika yürütmüştü. Sonunda köyün kuyusuna gelmişlerdi. Adam su doldururken sonunda buraya birinin araştırmaya geldiğini söyledi. Bunu duymasıyla koşarak adamın yanından uzaklaştı. Kesinlikle artık doğru yerdeydi. İleri doğru koşuyordu ama niye koştuğunu bilmiyordu ikizinin burada nerede olabileceğini düşünmeye başlamıştı. Köyde insanlarla kalmadığını kesin olarak biliyordu kalabileceği yerler arasında çevredeki mağaralar olabilirdi. Köy dışında yaşam olan bir yer yoktu çevrede. Kalmak için en mantıklı yer ise mağaralar oluyordu. Adamın umursamazlığıyla kendisine bakmadığını düşünerek gözünün karşısındaki dağa cisimlendi.Dağa cisimlendiğinde önündeki mağaraya gitmek için adım atmıştı ki fazla cisimlendiğinden vücudunun yorgun düştüğünü hissediyordu. Buna rağmen çantasından bir şişe su alarak onu çok hızlı şekilde dikerek içti. Hızlı içmesi sonucu suyun bir kısmı da yüzünden yere dökülüyordu. Şişe boşaldığında şişeyi çantasına geri koyup sağ eliyle yüzündeki suları silip elini kurutmak için çırptı. Kendisine biraz gelmiş hissedip asasını sallayarak '' Lumos '' dedi. Asasının ucunun parlamasıyla yavaşça mağaranın içine girdi. Yarım saat sonra mağaradan çıktığında eli boştu. İçinden nox diyip asasından çıkan ışığı söndürüp ileride ki mağaraya cisimlendi. Bu mağara diğerinden çok daha büyüktü iki saatini harcadığı mağaradan en son istemeden uyandırdığı yarasaların önünden kaçarak kendini girişte yere atmıştı. Üstünden uçarak dışarıya fırlayan yarasalar akın akın mağaradan boşalıyordu. Bir süre yorgunluğunda etkisiyle yarasalar gitse de yerde yatmıştı. Böyle bu mağara da Feanor'a bu mağara da bağıra bağıra gezmişti ama hiçbirinde ikizi yoktu. Artık hava kararmaya başlamışken günün son mağarasına giriyordu ikizini bulamazsa burada kalıp yarın devam edecekti. Mağara'dan içeriye ilk adımını atıp '' Feanor! '' diye bağırmaya başladı. İkinci kez bağıracaktı ki içeri de birini gördüğünü düşünmeye başladı. Burada başka kim olabilir düşünmeye başlayıp adımlarını hızlandırdı. Bu sırada asasını hızlıca sallayarak ucundan ışık çıkmasını sağladı. Işığı karşıya tuttuğunda gözlerine inamamıştı. Asasını tuttuğu koluyla gözlerini ovuşturdu ama karşısındaki görüntü değişmedi. Sonra kendisini nasıl olduğunu bilmediği bir şekilde bir anda ikizinin yanında buldu. Ne yapacağını bilemez halde onu heyecandan hızlıca sallamış olabilirdi. Kendisini gelmesini beklerken dizleri üstünde mağara zemininde bekliyordu.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Belki de son defa!
« Yanıtla #2 : 07 Haziran, 2022 12:57:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mağaranın aymak bilmez toprak duvarlarının her köşesinden yükselen ağaç dallarının gökyüzünde yarattığı karmaşayı aşıp Feanor'un göz kapaklarına yansıması ile uyandı. Kirpiklerini hızlı hızlı kırptı. Hala daha epey uykusu olduğundan olsa gerek, birbirinden ayırması epey güçtü. Bakışlarını gündüz vakti dahi oldukça ürkütücü ve kaotik görünen bitkilerde gezdirdi tek tek. Profesör Immorals'ın dersinde bu canlıların çoğuna dair şaşırtıcı bilgiler elde etse de hangilerinin zehirli olmadığını seçebilecek kadar açık değildi zihni. Kendine gelmeye başladığında kaç gündür burada bulunduğunu hesaplamayı denese de parmak uçlarını avucuna tek tek kapatması ile dahi çözemeyeceği bir hissizliğin içindeydi. Gün boyu üzerinde yattığı çatlak yığınından sessizce doğruldu. Kollarını içine sığındığı oyuğun en uç noktasına uzanmak istercesine kaldırıp gerinmeye çalıştı. Ah, günlerdir yatağından uzak kaldığından olsa gerek kaslarını bir nebze gevşetebilmek adına omuzlarını ileri geri üç kez çevirdi; bir, iki, üç. Gözlerini hafifçe ovaladı, harekete geçeceği sıra esnemesine hakim olamayarak hiçsizliğin tüm oksijenini doldurdu ciğerlerine. Elini ensesi ile omzunun birleştiği yere koydu, baş parmağı arkada diğer dört parmağı önde olacak şekilde araya alıp sıkıca bastırdı. Bakışlarını soluk dallar üzerine çevirip birkaç gece evvelki çığlıklara kulak verdi, hala daha yaşama olasılığı var mıydı sahi? Midesindeki hareketliliği elleri ile durdurmak ister gibi bastırdı karnına, "Her şey geçti Feanor, geçti."
Uyanabilmek adına ciğerlerinin en ücra köşelerine çektiği nefesini kontrol altında tutmaya çalışırken ikizinin tok sesi yankılandı kulaklarında. Eğri köküyle temasta bulunmanın halüsinojenik etkiye sahip olduğunu bilse de salt göz ucuyla baktığı için yersizdi esasen şüphesi. Sol botunun arka tarafına yerleştirdiği asasını çıkardı, yarı tetikte lakin bir o kadar da yorgun bir halde toprağa şekiller çizmeye devam etti. Oluşturduğu beş küçük yuvarlak ailesini anlatıyordu, her birine tek tek gülümseyen, mutlu dudaklar iliştirdi. Gözleri ters birer u harfini andırır gibi sakindi. Aile üyelerinin ellerini birleştirirken ev cini Nusgil'i bizzat kendi yanına ekledi. Küçüklüğünden beri belki de en kıskandığı kişinin minik ev cinleri olması uzaktan bakan yabancılar için gülünç derecedeydi belki, lakin en yakın arkadaşını Feanor'dan uzağa çizmesi işten bile değildi. 

Tenine değen her hava büyücüye yaşadığını hissettirir nitelikteydi. Başını yavaş hareketlerle öne eğdi, kendini sessizliğin içine bırakırken ani bir sarsılışla sıçradı. Korku dolu okyanus bakışları heyecanlı heyecanlı karşısına dikilen yeşil gözlerle kesiştiğinde kaşları alnında titreyerek yükseldi. ”Darren!" Dudaklarından dökülen çaresizliğin etkisiyle tekrarladı, ”Darren, sensin!” Günlerdir zihnini bi’ an dahi terk etmeyen bizon sürüleri midesini alt üst etmekle kalmadığı gibi beslenmesine de engel olarak onu güçsüz düşürmüştü. Ayağa kalkmak adına attığı her hamlede giderek daha fazla titredi bacakları. Kardeşinin üzülmemesi adına bozuntuya vermeyerek sol elini arkasındaki duvara yasladı, parmaklarını adeta bir kurt pençesi gibi kıvırıp bir nevi güç aldı. Gülümsemeye çalışarak onu nasıl bulabildiğini sormayı istedi bir an için, lakin bunun doğru soru olup olmadığı konusunda muallaktaydı. Bir yanı ona kızacak ilk kişinin ikizi olmasından mutluydu belki, yine de başını öne eğip mahcup bir tavırla ondan gelecek sözleri beklemeye koyuldu.

Çevrimdışı Darren Shan

  • Büyücü
  • 7. Seviye
  • İleti: 28
  • 176 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Darren Shan
  • Güç Puanı: 20
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Darren Shan
  • Meslek: İksir Üstadı
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 9
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 18
Ynt: Belki de son defa!
« Yanıtla #3 : 07 Haziran, 2022 15:36:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İkizi onu sarsması sonunda kalkmış ve bilincinin yerinde olduğunu düşünür şekilde kendisine seslenmişti. Adını ikizinin ağzından duymasıyla vücudundaki bütün yorgunluk kaybolmuş içini uzun zamandır kaybettiği o neşe hissiyle dolmuştu. Bu neşe o kadar fazlaydı ki yüzüne yayılan gülümseme bunu yansıtmaya yetmiyordu. Sınırları zorlayan yanakları acısa bu acı bile kendisine tatlı geliyordu. İkizi duvardan da güç olarak zor bir şekilde ayağa kalkarken kendisi de dizlerinin üstünden ayağa kalkarken ikizine yardım etti. İkisi de ayağa kalktığındaysa ikizinin yüzüne baktı. İkizine diyecek çok şeyi olsa da önce artık içindeki birikmişliğin de etkisiyle ona sımsıkı sarıldı. Bu sarılmayla artık içinde ikizi kaybolduğundan beri biriken bütün duygular bir anda vücudundan göz yaşları aralığıyla artan bir hızla ayrılmaya başladı. Kendisine bile haber vermeden gittiği zaman üzerinden çok uzun zaman geçmişti. Bunu anladığından beri içinde buraya gelmesinin de kendi payının olmasının rahatsızlığı içini hep kemirmişti. Onu sağ salim pek zarar görmemiş halde bulması içindeki o rahatsızlığı alıp götürmüştü. Şu an hem bunun mutluluğunu yaşarken hem de ikizi olmadan geçirdiği yılların üzüntüsünü yaşıyordu.  Hayatta en güvendiği kişi olmadan yaşamasını istemeden de öğrenmişti ve bu hissi tekrar yaşamak istemiyordu.İkizine uzun süre sarıldıktan sonra ondan ayrılıp hala elinde parlayan asasını tutan kolunu yere doğru bakar şekilde tutarken sol kolunun yeniyle gözlerini silse de akan yaşlar durmuyordu ama yüzündeki gülümseme de akan yaşların çokluğu kadar büyüktü. Bu durum da konuşurken komik duracak olsa da yutkunup '' Feanor neden buraya geldin? En azından gelirken bana haber verseydin ki seni bularken sıkıntı çekmezdim. Bütün sene nereye gitmiş olabileceğini düşündüm. Ne kadar kendimi kızsam da bu olayı sana söylediğime bir yandan da seviniyorum. Eğer bilmesem seni nasıl bulacağım konusunda hiçbir fikrim yok. En azından sonunda seni buldum nasılsın iyi misin? Sana bir şey oldu mu? Yapabileceğim bir şey var mı? '' dedi soluksuz bir şekilde beklediğinden de seri şekilde konuşmuşken. Çok fazla soru sormuştu ancak ne diyeceğini bile zor seçerken ağzından çıkan ne varsa söylemişti. Koluyla yüzünü tekrar silerken ikizinden gelecek cevapları sabırsızca beklemeye başladı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Belki de son defa!
« Yanıtla #4 : 07 Haziran, 2022 15:43:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kirpiklerini ıslatan yaşlar yanaklarından süzülürken kendini tamamen koyverdiğini fark etti Feanor, artık hiçbir şekilde tutamıyordu duygularının dışa vurum isteğini. Bakışlarını sürekli bir harekete sahip olan bizonvari ruhlarda gezdirirken göz göze geldiği birkaçına başını hafifçe eğerek selam verdi, hepsini değilse bile bu korkunç dönüşüm silsilesinin tekrarlanmasını nihayet durdurabildiğine mutluydu. ”Kurtardım Darren, onları kurtardım.” Tek solukta çıkarmaya çalıştığı her harf boğazını yararak ilerlerken havanın buharına karıştığını fark etti. Sahi, sesi çıkabilmiş miydi düşündüğü gibi? "Onlar zararsızdı, kimsesizdi." Yutkundu, sessizce fısıldadı; ”Kurtardım...”  Her zaman kendinden de önem verdiği doğaya bir katkı sağlayabilmesi, sesleri dahi olamayan bu canlılara yardım edebilmesinin gururu vardı kalbinde. Evet, belki ailesi bu taraftan göremeyecekti olayları. Peki ya haksız oldukları söylenebilir miydi? İç sesini yanıtlar gibi başını iki yana salladı Feanor, tabii ki hayır.

Derin bir nefes aldı, gücünün yettiğince oksijen doldurdu ciğerlerine. Ürkek bakışlarını karşısındaki yüze çevirdi. Adeta karanlık ormandaki en güzel ağaçların yeşilini gözlerine hapseden bir çift bakışın kendilerine yönetildiğini görünce bir an için afalladı. Ensesi ile kulaklarının hemen üzerinde biten buğday sarısı saçları, gün ışığının da katkısı ile parlıyordu doğaya ait değilmişcesine.  Uzun zamandır içinde bulunduğu kimsesizliği, hayatındaki yerini tarif dahi edemeyeceği denli çok sevdiği ikizi ile bir bıçaktan da keskin biçimde kesip atması yüreğinin dört yanını dahi huzurla kapladı. Boğazını temizledi, elinden geldiğince metanetini korumaya çalıştı, "Sadece gidelim." Başını iki yana sallayarak kendi aralarında oluşturdukları beden dili ile buradan kurtulmaya gerçekten ihtiyacı olduğunu anlatırcasına baktı, "Lütfen..."

Çevrimdışı Darren Shan

  • Büyücü
  • 7. Seviye
  • İleti: 28
  • 176 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Darren Shan
  • Güç Puanı: 20
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Darren Shan
  • Meslek: İksir Üstadı
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 9
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 18
Ynt: Belki de son defa!
« Yanıtla #5 : 07 Haziran, 2022 15:49:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sorduğu soruların bir kısmının cevabını zaten bilse de ikizinin ağzından bunları duymak için sormuştu fakat Feanor'un verdiği cevaplar ve hareketleri kendisini daha da germeye başlamıştı. Sorduğu sorulara ve yaptığı hareketlere karşılık verse de bunlar pek anlamlı geri dönüşler değildi. Yine de bunu o kadar belli etmemeye çalışıyordu. Onları kurtardım demesiyle buraya gelme sebebini tamamlamış olduğunu da anlamış oldu. Bunun dışında cevap beklerken ayak kendi desteği olmasa yere düşecek haldeydi. Ona bakarken başka şeyler demesini bekliyordu. Cevap beklerken de artık ne yapabileceklerini düşünmeye başlamıştı. Şu ana kadar ikizini bulmaktan başka bir fikri yoktu. Bulduktan sonra ne yapacaklardı. Hava oldukça kararmıştı ama geldiği yolları bildiği için geri anahtarın yanına cisimlenebilirdi. Bu işi kendi yapmalıydı çünkü ikizinin buna pek gücü var gibi durmuyordu. Yine de burada biraz dinlemek isteyebilir diye mağaraya da göz atmıştı içerisi pek rahat gözükmese de yanındaki çantası bu sorunu çözüyordu. İçinde hala bir süre yetecek yiyecek ve gerekli malzemeler vardı. Ancak bunları düşünürken ikizinden bir ses geldiğini ama ne dediğini anlamadı sonra olabilen bütün gücünü vücudunun tamamıyla istediğini anlatmaya çabalar şekilde gitmek istediğini söyledi. Şu an Feanor'un başka bir isteği olmadığını kesin bir şekilde anlamıştı. Onu anladığını belirtmek için bir kaç kez kafasını aşağı yukarı salladıktan sonra ona destek olarak mağaranın çıkışına götürdü. Dışarıya bakıp derince bir nefes alıp bütün odağını buraya geldiği anahtarın olduğu yeri düşünmeye harcadı. Gideceklerinden emin olunca gözlerine kapatıp kendilerini Burkino Faso'nun kuzeyinde olan o alana yola çıkmışlardı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Belki de son defa!
« Yanıtla #6 : 07 Haziran, 2022 15:54:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Zaman geçtikçe ışığının küme küme dağılan kabilelerin kendilerince kurduğu ateş yükseltileri arasından sızıp avuçları arasına dolması ile gülümsedi Feanor. Gecenin karanlığına çevirdi yüzünü. Rüzgarın ürkekçe titrettiği yapraklara bakındı. Ah, şu an için bu sessizlik belki de en ihtiyacı olan andı. Gözlerini sımsıkı kapatıp ruhundaki huzuru hissetmeye çalıştı. Nasıl bir yol izleyeceklerini zihninde canlandırmaya çalışsa da uzun zamandır Burkina Faso’da olmasının getirdiği yön kaybına sahipti. Küçük kardeşinden aldığı destekle yürürken sol elinin parmaklarını birbirinden ayırdı, aradan geçip giden toz tanelerinin tatsız hissine gülümsedi. Yalnız değildi, kimsesiz hiç değildi. Okyanus bakışlarını yanındaki masum büyücüye yöneltti, hazır olduğunu belirtir gibi başını salladı. Vakit kaybetmeden eylemine koyulan ikizi karşısında tek eli ile midesini tuttu. Zira cisimlenme konusuna hala daha o kadar uzaktı ki... Kendine geldiğinde saçlarını ve yukarı doğru kıvrılan soluk kan kırmızısı yeleğini düzeltti. Muzip bakışlarını kardeşine çevirerek aradaki ürkütücü sessizliği delmek istedi, ”Önce bulan birincidiir!” Her ne kadar ikizinin yeni geldiği ve nesneye aşina olduğu su götürmez bir gerçek olsa da ortamı neşelendirmek istedi kendince. Evet, genellikle bu durumlar karşısında yumuşatan taraf Darren olsa da onun hislerini anlayabilecek kadar bağlıydı yürekleri. Bata çıka ilerlediği zeminde belki de çok alakasız denebilecek bir yön olan kuzey batıya doğru koşarak olası anahtar nesnelerine bakındı.

Çevrimdışı Darren Shan

  • Büyücü
  • 7. Seviye
  • İleti: 28
  • 176 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Darren Shan
  • Güç Puanı: 20
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Darren Shan
  • Meslek: İksir Üstadı
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 9
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 18
Ynt: Belki de son defa!
« Yanıtla #7 : 07 Haziran, 2022 16:01:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İkiziyle birlikte Burkino Faso'nun kuzeyine geldiklerinde kendisi artık cisimlenme konusuna çok alışmıştı fakat ikizi bu işe hala alışamamıştı. Midesini tutan ikizine su vermek için çantasını açtığındaysa Feanor bir yarışa girmiş ve anahtarı bulmak için ileriye doğru koşuyordu. Başlangıçta elinde çantasından çıkardığı su şişesi dururken ikizini garip bir şekilde izledi. Onun amaçsız bir şekilde anahtarı arayışını bir süre izledikten sonra sağ elini havaya kaldırarak '' Feanoooor yanlış tarafa gidiyorsun birinci olmak istiyorsan önce doğru yöne gitmelisin. '' diyerek ikizi gibi kuzeye doğru gitse de kendisi adımlarını doğuya doğru atmaya başladı. Yol boyunca bir süre yürüdüler. Yolun kenarı sanki terkedilmiş gibi duran evlerden oluşsa da buraya geldiğinde evlerde gördüğü insanlar buraların boş olmadığını kanıtlıyordu. Kerpiçten yapılmış sağlı sollu bu ev sırasının sonun geldiklerinde bir iki dakika daha yürüyüp korkuluklarla dolu bir tarlaya geldi. Hangi korkuluğun şapkasının eve dönüş bileti olduğuna anlamaya çalıştı bir süre sonra o korkuluğun dibine duran taşla anladı hangisi olduğunu. Yanına gittiği korkuluğun hasır şapkasına bir süre bakıp arkasını döndü. Feanor arkasından geliyor tarla içinde hareket ederken iyice zorlanıyordu.Korkuluğun yanına geldiğinde biraz nefeslenen ikizini bekleyip '' Hazır mısın? '' diye sordu hala nefes almaya devam ettiğinden kafasıyla onaylayan ikiziyle aynı anda hasır şapkaya dokunduklarında ikisi de şapka ellerinde bir hortuma çekiliyorlardı. Ne kadar cisimlenmeye alışmış olsa da anahtar hala garipsediği bir ulaşım yoluydu. Dünya da bile olduklarına şüphe ettiği bir yerde döne döne gidiyorlardı. Cisimlenmenin anlık gerçekleşmesi alıştıktan sonra karın ağrısı gibi yan etkilerin yok olmasını sağlasa da anahtarın daha uzun süren yolculuğu elde olmadan mide bulantısına sebep oluyordu. Yine de asıl sıkıntısı mide bulantısı değil baş ağrısıydı. Gidilecek yere vardığında başı öyle bir ağrıyor ki beş dakika vücuttaki temel fonksiyonlarının bile çalışmadığını hissediyordu. Ne kadar okuduğu kitaplar bu belirtileri doğrulasa da kendi hissettikleri yazanın bahsettiğinden daha ağır olduğuna emindi. Bu ağrıların üstüne daldığı düşüncelerle anahtarın bitiş zamanlamasını denk getirememiş ve böylece kalenin içine yere çakılmıştı. Bir süre de öylece yukarıyı izleyerek yerde yattı.