Camdan kırılarak dışarıdan gelen güneş ışınlarının gözüne verdiği ince acı ile açtı gözlerini. Bir inilti duyuldu odada. Işık hoşuna gitmemişti, bu kadar güzel en son ne zaman uyuduğunu hatırlamıyordu. “En azından elimde sağlam bir uykunun getirdiği direnç var” diye geçirdi içinden. Bu onu mutlu etmeye yetmişti. Üstünü çıkartmadan uyuduğu için giyinme zahmetinde de bulunmasına gerek yoktu. Yatağının üstünü düzeltti. Bu kibar insanlara karşı en azından bunu yapmalıydı. Kapısı çalındı. Üstündeki kıyafeti de düzeltip kapıyı açtı. Kapıda yaşlı adam elinde bir bavul ile ona bakıyordu. Adamı içeriye buyur ettikten sonra adam elindeki bavulu yatağın üstüne koydu ve yatağın köşesine oturdu. Bir süre sadece izledikten sonra Feanor, adamın onu yanına buyur etmesi ile adamın yanına oturdu. “Bu kadar yer geziyorsan evlat, bir bavula ihtiyacın olacağını düşünüyorum. İçine birkaç parça kıyafet koydum. Sen büyücüsün kendine rahat bir yatak yapabilirsin. Neden yapmadığını sormayacağım o sana kalmış.Ama bir sorunun olduğu zaman buraya gelebilirsin. Kapım sana her zaman açık. Umarım onu bulursun. Ama sana tavsiyem, ona aynı cezayı verme. Bize kötülük edenlerin yaptıklarını onlara yaparsak onlardan ne farkımız kalır ki?” Adam göz kırptı. Bir homurdanma ile ellerinden güç alıp yerinden kalktı Feanor'a baktı ve omzuna elini koydu. Kafasını salladı ve odadan yavaş ve yorgun adımlar ile çıktı. Yorgun adımlarının nedeni artık ömrünün sonuna gelecek kadar yaşlanmış olmasıdır diye düşündü Feanor. Bavulun içine bakmak için elini uzattı ama bunu daha sonra dışarıda yapsa daha iyi olacağını düşündü. Buralarda bir yerde yaşlı adam onu izliyor ise bu ona güvenmediği anlamında anlaşılabilirdi. Bunun olmasını istemediğinden beklemeye karar verdi. Bavulun tutulacak kısmına elini uzattı. Bavulun sapından tuttu ve arkasından kapıyı kilitleyip dışarıya çıktı. Merdivenlerden aşağıya inerken dün gece gördüğü kadını bir daha gördü. Hemen kafasını yere eğip onunla göz temasından bulunma olasılığını sıfıra indirmeye çalıştı. Ona bakarsa sanki bir soruna sebep olacakmış gibi geliyordu. Sorun isteyen ya da yaratan bir kişi olmayı istemiyordu. Kadının resepsiyondan galleonunu ödeyip dışarıya doğru çıktığını görünce içi rahatladı. Neden bu kadar gerilmişti bilmiyordu. Belki etrafında birilerini görmek ya da olduğunu hissetmesi ona korku ve endişe vermeye yetiyordu. Kadın dışarıya çıktıktan sonra Yaşlı adamın olduğu yere geldi. Adama bir gülümseme ile baktı.
Adama ondan bir ücret talep etmediğini gösterircesine elini kaldırdı. Feanor'un buna şikayeti yoktu. Teşekkür edercesine kafasını salladı ve hafif mahçup bir şekilde bavulu ile dışarıya çıktı. Şimdi nereye gideceğini düşünme vaktiydi. Uğrayacağı duraklarını yazdığı not defterini çıkarttı. Bulunduğu yerin çok yakınında bulunan kasabanın içinde Yorkliwers adındaki barda biri ile buluşmak için söz almıştı. Kibar kişiliği ile bunu yapması epey zahmetli olmuştu. Kasabanın girişinden yürümeye başlayarak kasabanın içine kadar yürüyecekti. Aklına her yeri iyice kazımak için yavaş yavaş yürüyordu. Eğer bir gün cisimlenmesi gerekirse nereye gitmesi gerektiğini iyi bilirse bunu en iyi şekilde yapmalıydı. Görmediği bir yere cisimlenemezdi. Hele strese çok kolay yenik düşen biri olduğu düşünülürse, cisimlenmek için konsantrasyon gerekliydi.
Bu tüm gereksinimleri aynı anda yerine getirebilecek kapasitede olup olamayacağı da tartışılırdı. Bu ve daha birçok nedenden dolayı gittiği yerleri kafasına iyice kazıyor. Bazı özel simaları ve yerleri ise zihin sarayındaki en özel yerlere koyuyordu. Böylece onlar anahtar görev görüyor ve bir yere gitmek istediği zaman zincirleme reaksiyon oluşturması için o kapının anahtarını hatırlaması yetiyordu. Kasabaya girdiğinde yeni yeni oluşmaya başlamış binaların iskeletlerini görmek mümkündü. İleride insanların gözlerini alamayacağı güzellikte binalar ve yapılar ortaya çıkacağının habercisi idi bu şeyler. Bir Muggle kasabasında olduğu için çok dikkat etmesi gerekti. Yapacağı yanlış bir hareket İngiltere Büyü Mahkemelerinde yargılanmasına neden olabilirdi. Bunun korkusu içini kemirip dururken, bir sokağın ortasında buluverdi kendini. Şık adamların, güzel kadınların, ve adını bilmediği garip tekerlekli şeylerin olduğu bir sokakta. Etrafında duran kadınların yüzlerine bakmamaya çalışırken girdiği garip şekiller onları güldürmüş olacak ki yanlarından geçerken kıkırdamalarını duydu. Yoluna devam ederken buluşmak için konuştuğu barın önüne gelmişti. Adı bir daha kontrol ederek emin oldu. Ardından içeriye girdi. Çeşit çeşit insan vardı. İçerisi içilen puroların kokusundan geçilmez bir hal almıştı. Etraf sanki tam ortaya bir çeşit sis büyüsü yapılmış gibi herkesi görünmez kılıyordu.
Gözlerini kısarak adamın yüzünü diğerlerinden ayırt etmeye çalışırken hem birilerine çarpmamaya hem de kimsenin dikkatini çok çekmeden oturacak bir yer bulmaya çalışıyordu. En sonunda görüştüğü adama benzer bir simayı gördü. Yanına doğru gitmeye başladı. Adama doğru yaklaşırken yandan gelen uzun boylu, saçlarının ön tarafından az bir kısmı kalmış olan ve büyük gözlere sahip yaklaşık otuzlarını başında bir adama çarptı. Adam kocaman gözlerini ona doğru öfkeyle bakmak için kullanıyordu. Kafasını boynuna doğru getirip aşağıdan adama bakmaya başladı. Ardından ne yapacağını bilmez bir şekilde omuzlarını havaya kaldırıp bir tebessüm etti. Adamın iyi günü olmayacak ki elini kaldırmış Feanor'a vurmaya hazırdı. Derken arkadan sert ve boğuk bir ses duyuldu. Bu konuşanın sesi onun güçlü biri olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyabilen bir sesti. Bu ona tanıdık gelen bir sesti. Puro sisinin arasından çıkan kısa boylu ama güçlü olduğu her halinden gözüken bir adam Feabor'a elini kaldıran adama baktı. Kafasını “Kaybol” anlamında salladı. Adam hem biraz utanma hem biraz korku ile geri çekildi ve dört kişinin oturduğu masaya oturdu. Güçlü adam Feanor'a elini uzatıp, “Hoş geldin Feanor]” dedi. Ardından onu kucakladı. Eli ile gösterdi yere doğru ilerlediler. Dar bir koridorda boş duvarlara baktı Feanor. Adamın bastonu ile duvara iki kere tıklaması ile bir geçit açıldı. Kırmızı duvar kağıdı yırtıldı ve onun yerinde çelikten bir kapı belirdi. Adam kapının açılması için kilidine bir kere vurdu.
Ardından kapının iki yerinden iki tane gözetleme yeri açıldı. Ardından duvarın her yerinden gözetleme kuleleri ve arkasından buruşuk gözler beliriverdi. Kapının arkasındaki iki gözetleme yeri kapandı ve kapı açıldı. Adam önden Feanor arkasından giderken kapı kapandı ve Feanor arkasına baktı. Gördüğü şey üst üste çıkmış iki cindi. Ardından tüm odada farklı cinlerin deliklerden baktığını gördü. Karanlık koridoru aydınlatmak için parmağını şıklatan adam odanın lambaların içinde yanan ateşle aydınlanmasını sağladı. Önünü daha rahat görebilen Feanor nereye gittiklerini anlamaya çalışıyordu. Dışarıda gördüğü renk ile aynı renk duvarların olduğu koridordan geçtikten sonra bir kapıya daha geldiler. Kapının önünde bir cin bekliyordu. Çirkin yaşlı buruşuk derisi ve giydiği garip kıyafet ile adama elini uzattı. Adam cin'e metala benzeyen bir şey verdi. Ardından cin arkasında duran duvara vurdu ve kapı bir anda açıldı. Dışarıdan gelen dev ışık dalgasının etkisi altından kalan Feanor bir anda şaşkın bir şekilde gözlerini kapadı. Adamın yürüyüşünü duyuyordu ama gözleri açılmayı reddediyordu. “Gelecek misin yoksa buluşmayı başka tarihe mi erteleriz evlat” diye bir ses duyması üzerine adamın peşinden gitti. Gözleri biraz daha yürüdükten sonra açıldı. Gözlerini açtığında neye uğradığını şaşırmıştı. Dev bir cam fanusun içindeki bir bahçeye gelmişlerdi. Etrafında bu kadar güzel bitkileri daha önce hiç bir arada görmemişti. Bulundukları yerin cam tavanından gelen güneş ışığı her yeri aydınlatıyordu. Bahçenin göbeğinde bulunan sandalyelerin olduğu yere doğru yürüyorlardı. Feanor o kadar etkilenmişi ki etrafına bakmadan duramıyordu. “Efendim bu bitkilerden birini alabilir miyim ? Çok, çok güzel gözüküyorlar.” Dedi ama cevabı veren henüz dikkatini çekmemiş olan ama ileride tüm hayatını değiştirecek olan yaşlı kadından gelmişti.
“Onların dış güzelliklerine aldanma çocuğum, narin görünümlerinin altında bir katil yatıyor olabilir. En iyisi hepsi için tedbirli olmaktır.” Feanor şaşkın bakışlar içinde sesin geldiği yere baktı. Adam çoktan kadının yanına varmış, oturmuş purosunu yakıyordu. Aniden kadın asasını çekti adamın purosuna doğrulttu. Kadının asasından çıkan mavi ışık adamın purosunu yüzünde patlatmış ve adamın suratının karanlığa bürünmesine neden olmuştu. Kadın kaşlarını çatmış adama bakarken adam “Ne halt ediyorsun sen be kadın!” diye serzenişte bulundu. Kadın ciddiyetini hiç bozmadan “Sana bitkilerimin yanında şu şeylerden içmeyeceksin demiştim. Beni dinlememenin sonu budur Frankin!” Kadının siniri yüzünden belliydi ve Feanor gergin ortamlara girmeyi seven biri değildi. Yine de yapacak bir şeyi yoktu. Kadının yanına yanaştı ve üçüncü sandalyeye oturdu. Kadın çocuğa bakarken Feanor olabildiğince yere ya da Franklin denen adama bakmaya çalışıyordu. “Bu kadına baksan iyi olur ufaklık, onu kızdırmayı istemezsin. Kafanı koparır ona bakmanı sağlar sonra kafanı kopardığı yere geri diker. Bu kadın öyle biri” Feanor biraz korku biraz da gülünç içinde kadına baktı. Kadın suratını inceledi, ellerine dokundu. [/Color=yellow]‘’Demek Feanor sensin çocuğum. Beklediğimden farklısın. Buraya ne için geldiğini hepimiz biliyoruz. Bak çocuğum, bu yola çıkmak istediğine emin misin? Bu yolun korkunç sonuçları vardır, aklının bile alamayacağı sonuçlar.”[/color] Feanor kızmıştı, derin ve öfkeli bakışlar ile kadına “Ben yola çıktım efendim. Bu yola ne olursa olsun devam edeceğim. Büyük yol kat ettiğime inanıyorum. Buradan geri asla dönmem” Kadın gülümseyen bir yüz ifadesi takındı. “Sen daha yolun en başındasın çocuğum, peşinde olduğun kişiler seni isteseler çok kolay öldürecek kişiler” Feanor tam ağzını açıp konuşacaktı ki kadın asası Feanor'un dudağına dayadı. Bu davranış karşısında şaşkın şaşkın Franklin’e bakan Feanor omzunu iki yana kaldırmış şekilde buldu onu.
Ardından kadın devam etti “Sen onların gözünde bir hiçsin. Bu çok çok iyi bir şey. Onlar için tehlikeli değilsin. Neyin var? Ne yapabilirsin? Ne kadar kuvvetisin? Sen şuan bir hiçsin ve bu senin yaşamanı sağlıyor. Ancak rakibin gözünde bir hiçsen kazanma şansın en yüksektir. Onlar senden haberdar ya da değiller, bu önemli değil. Seni rakipleri olarak görmüyorlar. Bu da aradığın kişiye ulaşmanı kolaylaştırdı. Şimdi soruma cevap ver çocuğum, Neyin var? Onunla nasıl savaşacaksın?” Bu kadar ağır bir tepki verilmesini beklemiyordu. Belki de gerçeklerin acısıydı bu? Buradan geri dönerse tüm her şey bir yalan mı olacaktı? Ona baktı, sustu. Bu bilmiyorum dememin başka bir yoluydu sanki. “Defol buradan!” diye bağırdı kadın. Bir anda şoka uğramıştı. Bitmişti, eline ayağına yüreğine bir sancı bastırmıştı aniden. ‘’A-ama’’ diye kekelemeye başlamıştı ama kadın kararlı gözüküyordu. Franklin’e baktı, kadın yine konuştu “Franklin seni kurtaramaz, defol buradan!” asasını sallayarak Feanor'un sandalyesini altından çekti. Ve yere düştü Feanor. Canı acımıştı, bu kadar derin bir öfke daha önce yaşamadığı bir duyguydu. Kadın ona rastgele büyüler atmaya başladı. “Kör bir kadını dahi yenemeyecek kadar beceriksiz birisin, bana gelmiş bir salem cadısını yandaşlarının yanında öldürmeyi planladığını söylüyor. Zavallı çocuk!” çok kızmıştı, çok öfkeliydi. Asasını çıkardı ve bir düello başlattı. Kadın görmüyor muydu? Nasıl yapabilirdi ki bunu? Onun attığı her büyüyü engelliyordu kadın. Ardından Feanor'un asasını attı bahçenin bir ucuna. Kadın kaşları çatık bir şekilde “Git buradan” dedi. Feanor yerden kalktı, asasını almak için boynu bükük bir şekilde bahçenin çıkışının olduğu yere gitti.
Asasını yerden alıp cübbesini düzeltmek için çantasını yere koydu. Asasını cübbesinin cebine koyup çantasını yerden alacakken arkadan tiz bir çığlık duydu. Sağa doğru eğilip tiz çığlığın kaynağının burnunun yanından geçişini izledi. Ardından seri bir hareket ile onu kuyruğundan yakaladı. Kuyruğunu kaptırmayı pek hoş karşılamayan Laçan bir oraya bir buraya sallanarak kuyruğunu kurtarmaya çalışıyordu. Şaşkınlığından bu fırsatı bulan laçan kaçıp tekrar Feanor'un üstüne atlamaya çalıştı tekrardan. Tekrar yere düşen Feanor'un, üstünde gezen laçanı tam suratına atlayacakken gövdesinden yakaladı. Gövdesinden daha iyi bir şekilde tuttuğu için kaçırmayacağını düşünen Feanor, laçanın parmağını ısırması ile bir çığlık atacakken, durdu ve urundan tuttu. Urundan tutulması üzerine biraz daha sakinleşen laçanın hareketleri zar zor kısıtlanıyordu ama bir süre sonra onu tutmaya alıştı.
Kadına baktı, gülümsedi ve “Yaratıklar efendim, benim özelliğim bu. Yaratıklar…” kadının da yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Franklin’e çayından bir yudum alıp “Haklıymışsın” dedi. Bu güzel ortam yerinde durmayan laçanın Feanor'un sol baş parmağını ısırması ile biraz dağıldı. Laçanı kadına götürdü, kadın onu almak yerine Feanor'a bir yeri işaret etti. Küçük bir kapı gibi bir yere götürdü. Laçanı koymaya içi bir türlü el vermedi. “Onları esir gibi ufacık kafeslerde mi saklıyorsunuz?” Kadın bir kahkaha patlattı. “Aç ve bak evladım.” Feanor çok ciddi bir şekilde laçanı tuttu, hızlıca o kapıyı açtı, laçanı içeriye gönderdi ve yere eğilerek kapıdan içeri baktı. Gördükleri karşısında dili tutulmuştu. Harika bir şeydi. Orada bir sürü yer görüyordu. Farklı habitatlar, farklı yaratıklar, hepsi bir uyum içindeydi. Yerden aniden fırladı ve kadının önüne gitti. O ufak kapıyı gösterdi. “O-o-orada ne var efendim? O şeyi nasıl yaptınız? Bu inanılmaz. Bana da öğretin, size yalvarırım.” Kadına acı dolu ve yalvaran bakışlar ile bakıyordu. “Göremiyor olabilirim Franklin, ama bu çocuğun içindeki sevgiyi görüyorum. Onları, kendini karşılıksız sevdikleri için o da yaratıkları karşılıksız seviyor. Bu da onun vereceği bu savaşta en büyük yardımcısı olacaktır.” Feanor heyecandan kendini kaybetmek üzeredir. “Franklin, gidebilirsin. Çocuğa ben yardımcı olacağım.” Franklin Feanor'a bakar. Dostunun çocuğunun yüzünde dostunu görüyor olmalıydı. Öyle bir hüzün ve sevgi ile baktı. Ardından Feanor'a sarıldı iyi şanslar diledi ve Yaşlı kadına da sarılıp gitti. Kadın ile kalan Feanor, ne yapacağını bilmeden gidip sandalyeye oturdu.
Kadın elini Feanor'a uzatıp, ayağa kalktı. “Evet evladım, bundan sonra benim çırağım olarak görev yapacaksın. İçindeki öfke kabul edilemez, seni yenilgiye götürür. Kör olduğuma bakma çocuğum, insanların içini görebiliyorum. Şaşırmana gerek yok evladım.” Kadın ayakta sakırdayarak yürürken, bastonunu gösterir. Feanor koşarak bastonunu alır ve kadına verir. Kadın geldikleri yolun tersi tarafa gider ve parlak kırmızı rengi duvarların arasından döner merdivenleri çıkmaya başladırlar. Aynı renk bir koridora girerek kadının gösterdiği kapıya bakar. Çok dar ama uzun bir kapıdır. Feanor kadına garip garip bakarak “E-evet, efendim, Ne yapmam gerekiyor anlayamadım da.” Kadının ona güldüğünü belli eden bakışlarının ardından kadın konuştu, “Kapıyı açmakla başlayabilirsin evladım” ardından bir kikirdeme duyuldu. Kadın bastonuna dayanarak yavaş yavaş koridorda ilerlemeye devam ederken Feanor'u kapının önünde yalnız bırakmıştı. Kapıyı yavaş yavaş açtı ve daracık kapıdan ayağını soktu. Bir anda sanki binlerce kişi onu tutup çekiyormuşçasına hissetti Bir anda kendine dev gibi bir odanın içinde buldu kendini. Bir çalışma masası, arkasında kalın ciltli kitaplar, masanın üstünde neredeyse her renkten kapakları bulunan kalın defterler. Bir tüy kalem ve mürekkebi masanın sağ köşesinde boy gösteriyordu. Masanın ardında bir koltuk, masanın önünde de iki koltuk gözüküyordu. Duvarlar garip bir renk paleti üzerine süslenmiş ve gayet açık bir oda yapılmıştı, onu ondan alan yer ise pencere olmuştu. Gidip pencereye iyice yaklaştı ve gördüğü şey karşısında şoka uğradı.
O ufacık kapıdan bakıp laçanı gönderdiği yerin tamamı gözlerinin önündeydi. Sanki tanrı ona bir günlüğüne koltuğunu vermiş, ona tüm dünyayı görme şansını bahşetmişti. Dünyada bu kadar güzel çok az görüntü olduğuna kanaat getirmişken, hala inanamıyordu bu gördüklerine… Camı açtı ve kafasını sağa çevirince odaya ilk baktığında onca eşya arasından göremediği bir kuş salıncağı vardı. Onun da bu odanın önceki sahibinin kuşu için olacağını düşündü ve o eşsiz manzaraya bakmaya devam etti. Ufacık ufacık hayvanlardan, en büyüklerine kadar hepsi orada bir birlik halinde duruyordu. Gidip hemen masanın üstünden sarı ciltli defteri alıp bir koltuğu pencerenin önüne çekti.
O anda gördüğü bu nefes kesici olay ile ilk karşılaşmasını resmetmek istedi. Oturdu ve her ayrıntılara bakarak çizmeye başladı. Çiziminin ortalarına gelmişti. Ayaklarını bağdaş yapmış görebildiği tüm ayrıntıları çizmeye çalışıyordu. Bir anda yağmur bastırmaya başladı. Yağmur giderek şiddetlenirken onu da resmine eklemeye çalışıyordu. Bir çığlık duydu. İnce bir çığlık, dışarıdan geliyordu. Kafasını pencereden aşağıya sarkıtıp sesin geldiği yere bakmaya çalıştı. Sesin kaynağını bulamıyordu. Derken kafasını kaldırıp baktığında ona doğru gelen bir çift pençe gördü. Korkudan arkasına doğru atladı ve koltuğu devirip yere düştü. Elindeki resmi hemen masaya kaldırıp odada gezinen kahşini izledi. Kafayı yemek üzereydi. Kahşin odada iki tur attıktan sonra o demir çubuğun üstüne çıkıp kafasını iki yana çevirip Feanor'a bakıyordu. Feanor ona karşı nazik olmaya çalıştı. Kızdırılmadan çok güzel anlaşılabilecek bir hayvan olan kahşine karşı çok nazik olmaya çalışıyordu.
Feanor hemen masanın altına bakmaya başladı. Halının altına baktı, odanın köşelerine kadar baktı. Tam vazgeçmişti ki masanın altındaki yerde yürüyen kocaman hamam böceğini gördü. Nazik ama çok hızlı bir şekilde hamam böceğini gövdesinden yakaladı. “Özür dilerim ufaklık, ama bunu yeni bir dostluk için bir adım olarak gör.” Hamam böceğine teşekkür edip, yavaş yavaş kahşine yaklaştı. Kahşine elini uzattı. İçine böceği koymuştu. Kaçmaması için çok dikkatli oluyordu. Elini kahşinin gagasına doğru götürdü. Kahşin kafasını bir oraya bir buraya sallayarak tehlike teşkil edip etmediğini anlamaya çalışıyordu. Normalde sakin ve uysal canlılar olsa da Feanor onu germek istemezdi. Elindeki hamam böceğini gagası ile havaya atan kahşini izledi. Ardından kahşin böceği ağzını açarak havada yuttu. Sonra Feanor'a karşı sağa doğru kafasını yatırdı. Feanor da kuşla anlaşmak için onun hareketlerini takip etti. Birbirlerini taklit etmeleri başlı başına komik bir davranış olduğundan Feanor gülmeden edemedi. Kahşine elini götürdü. Kafasına doğru bir hamlede bulundu ve kahşin bunu olumlu karşılamıştı. Derin bir nefes verdi Feanor. Eğer Kahşin kızsaydı sağır olabilir veya parmağına elveda diyemeden kaybedebilirdi. Kafasını yavaşça sevmeye başladı. Güzel siyaha da kayan yeşil tonların ağırlıklı olduğu tüylere sahip eşsiz bir kuştu. Onun için tüm yaratıklar eşsizdi. Kafasının okşanmasını bir süre sonra bıraktı. Onu rahatsız etmek istemiyordu. Dışarıya geri bakmak için kafasını çıkarttı. Yağmur diniyordu. Yavaş yavaş güneş açmaya başlamıştı. Burasının yapay bir habitat olduğunu düşününce bu yağmurun çıkmasını sağlayan şeyin ne olduğunu anlamak güçtü. Yakında öğrenmek umudu ile kahşine baktı. Kahşin ağır ağır kanatlarını çırparak dışarı süzülmek için bekliyordu. Kafasını pencerenin önünden çekti ve kahşine selam verircesine reveransta bulundu. Kahşin pencereden dışarı çıktı ve havada süzülmeye başladı.
Gözü tam seçemese de Kahşinin bir böğürtlen çalısına yuva yaptığını görüyordu. Kuşa tekrar gülümsedi. Ardından masasına geçmek için düşürdüğü koltuğu düzeltti. Masasına geçip mavi ciltli deftere olanları yazdı. Bu yaratıklar ile bir ömür geçirmeyi istiyordu. Ve uzun zaman sonra, ilk defa fantastik canavarların ölümünün acısını yüreğinde taşımıyordu. Duvardaki kitaplara bir göz atmak için ayağa kalktı. Bir sürü kitap vardı. Orta rafta siyah, diğerlerine göre daha eski olduğu çok belli olan, ele alındığında ayaklara taş bağlamışçasına ağırlaştıran cinsten bir kitaptı. Kitabı masaya koydu. İlk sayfayı açtı. “Sevgili Violet’e, Hayatımda çok yer gezdim, çok insanla tanıştım, çok yaratığa bakıcılık yaptım. Ama kalbimi senin kadar sevgi ile dolduran biri ile daha karşılaşmadım. Sensiz geçen zamanlarım bana bir eziyet haline geldi. Bu nedenle, artık bu eziyete katlanamayacağım. Seni seviyorum.” Bu çok içten bir Seni Seviyorum demekti. Babasının da annesine duyduğu eşsiz sevgiye defalarca şahit olmuştu ama bir satır kelimenin onu yıllarca şahit olduğu aşktan daha fazla etkilemesi onu şaşırtmıştı. Bu kimdi?, Violet kimdi?, bu olaydan sonra ne olmuştu? Aklında bir sürü soru vardı. Kitabın diğer sayfalarında bunu bulmak umudu ile sayfaları çevirmeye başladı. Sayfalar dolusu yaratık vardı. Hepsinde de bir adam. Yirmili yaşlarından kırklı yaşlarına kadar her sayfada kendi yaşını yazmıştı.
Bu adamın neden böyle bir şeyi yapma gereksiniminde bulunduğunu anlayamamıştı. Sayfaları geçtikçe içinde bir not buldu. Katlanmış kağıtın dış kısmında mavi, altı yapraklı, ortasında mor bir gövdesi olan bir çiçek vardı. Özenle çizilmişti, ama bunu yaparken bir o kadar da özensiz davranılmıştı. Bu çizime hayran kalmamak elde değildi. Defteri kurcalamaya devam ettikçe, yazarın kendi ile çatışmaya başladığı sayfalar keşfetti. Bazı sayfalarda yazdığı cümlelerin yanlış olduğunu, o cümlelerin ise her birini bulup düzeltmekten ise bunları öbür sayfalarda belirtmeyi tercih ettiği yazmıştı. Bazı yerlerde kendine hakaretler etmiş, hayvanın resimlerini çizerken yanlış çizdiği için sayfayı yırtma teşebbüsünde bulunmak istese de o kadar yazıyı çöpe atacak kadar aptal olmadığını yazmıştı. Ama ilk sayfada yazdıklarından sonra Violet’i bir daha görmemişti. Bu durum onu çok şaşırtmıştı. “Neden girişte tüm sevgini belirttiğin birinden, kitabın geri kalanında bahsetmezsin ki? Yoksa girişi en son mu yazmıştı?” Bunlar garip ama insanın içindeki merakı gıdıklayan sorulardı. Cevap aramak da oldukça zevkli bir uğraştı. Kendi içindeki düşüncelerin de aynı kitabın yazarı gibi olabileceğini düşünerek gülmeye başladı. “Bugün günlerden Pazartesi. - Birkaç dakika sonra – Hayır, aslında Salıymış. Bunu düzeltmek için geçmişe gidemeyeceğime göre kendime not! Bugün Salı, Aybuzağılarının haftalık bakım günü. Burnumu kapatmak için bir şeyler bulsam daha iyi olacak.” Düşünceler onu güldürmüştü. Sonra aklına yaşlı teyze geldi, heyecandan ismini bile sormamıştı. Onu bulmak için odanın kapısına döndü.
Kapı dışarıdan gözüktüğü gibi değildi. Normal bir kapı boyutunda ve normal bir şekilde açılabilen bir kapıydı. Kapıyı açtıktan sonra küçülüp küçülmeyeceğini merak ettiği için bir süre bekledi.Kapı küçülmemişti. Bir ayağını dışarıya attıktan sonra onu ilk başta içeri çeken güç şimdi geri püskürtüyordu. Dışarı ayağını atması ile beraber vücudunun kalanı da büyük bir itme kuvveti ile dışarıya fırladı. Sesli bir şekilde kapanan kapının önünden geçip kadını bulmak için koridorda yürürken “Buna alışmam zaman alacak” diye geçiriyordu içinden. Kadının olduğu oda koridorun en sonundaki tam karşıda duran büyük kapının ardındaki oda olmalıydı. Kapının kıyık bölümünden sanki güneş oradaymış gibi parlıyordu. Kapıya doğru gitti ve kapıyı tıklattı. “Efendim, içeride misiniz? Oradaysanız girebilir miyim?” içeriden gelecek sesi dinlemeye başlamıştı. Kadının ince ama güçlü bir ses ile “Gelebilirsin çocuğum” demesi üzerine kapıyı araladı. Kadın sallanan bir koltukta oturuyordu. Koltuğu sallayan iki Pixie, onun gelmesi üzerine kızmış gibi görünüyorlardı. Achilles kadına yaklaştıkça onu gören Pixieler ona doğru yaklaşmaya başladılar ve Feanor'un kulağından çekmeye başladılar. İki Pixie Feanor'u kaldıracak kadar güçlü olmasa da canını yaktığı gerçeğini değiştirmiyorlardı. Kadının güldüğü belli oluyordu. “Wickles, Jefros ! İki yaramaz yaratıklar sizi! Bırakın yeni çırağı. Onu daha ilk günden korkutup kaçıracaksınız. Adaplı olun bakayım sizi pis Pixie’ler!” Kadının sesini duyan Pixieler Feanor'un kulaklarını bıraktılar ve kikirdemeye başladılar. Yaşlı Kadının “Çıkabilirsiniz” demesi üzerine Pixiler kıkırdayarak kapıdan çıkıp gittiler.Şaşkınlıktan dili tutulmuş olan Feanor ne diyeceğini bilmiyordu. Bir süre bekledi ve kadının “Konuşmaya gelmedin sanırım evladım” demesi üzerine hafif gülümser bir ifade takınarak “Efendim, onlar size itaat ediyorlar. B-bu imkansız değil mi?” kadın alaycı bir gülümseme takındı. Koltuğunda kendini sallamaya başladı. Pencereye bakan yüzü bembeyaz olmasını sağlamış onu bir hayalete benzetmişti. “Eğer itaat etmelerini istiyorsan evet küçüğüm. Bu imkansızdır. Ama onları dostun yaparsan, imkansız değildir. Ne sana zarar verirler, ne de zarar verilmesine izin verirler. Bunun için onlara sevgi göstermen yeter de artar bile.” Kadının bilge sözleri karşısında şaşkınlığa uğramıştı. Kanıtlarına şahit olmasa, onun inanacağı türden bir şey değildi bu. Sevgi bu kadar güçlü müydü? İmkansızı gerçekleştirecek kadar, güçlü müydü? İnanılmazdı, gerçekten inanılmaz. “Efendim, ben burada ne yapacağım? Yani eğitileceğim ama ne için ? Fantastik canavarların katiline karşı bunu biliyorum. Ona karşı savaşımda dostlarımı kullanacağımı. Yeni dostlarımı. Ama hissediyorum, içimde bir yerlerde, başka bir amacım olduğunu hissediyorum.” Kadın kafasını salladı. Onu onaylarcasına. “Zaman bize ne getirir, ne götürür bunu bilemeyiz Feanor. Bildiğimiz tek şey, ileride bizden çok farklı bir biz olacağımızdır. Ben sana burada dostlar kazanman için yardımcı olacağım.Yapabileceğim tek şey bu.” Kafasını onaylar biçimde salladı ama kadından bir cevap gelmeyince ona doğru baktı. Kafa salladığını göremeyeceği aklına sonradan gelmişti. “Anlıyorum efendim” dedi mahçup bir sesle. “Yarın başlıyoruz çocuğum. Kendini hazırla, her günün artık eğitim günün. Dinlemek isteyeceksin, yorulacaksın, biteceksin. Ama bunlar seni pes ettirmesin. Aksine daha güçlü devam etmeni sağlasın evladım. Şimdi gidebilirsin. Akşam yemeğini hazırlayacaktıklar. Zil çalınca katılmanı bekliyorum. Saat 20.00’da zil çalar ve yemek başlar.” Odadan ayrılmak için ayağa kalktı. Yavaş adımlar ile dışarıya çıktı. Koridorun güzelliğe kapıldı. Yeni bir maceraya atılmış, her şeyini kaybettikten sonra yeni şeyler kazanamaya başlamıştı. Bunun mutluluğu ona uzun zamandır yaşamadığı bir duygu yaşatmıştı. Odasına doğru giderken sevicinden zıplamış ve hiç beklenmedik bir şekilde düşmüştü. “Ben iyiyim efendim” diye bağırdı koridorda. Yeni bir çırak yetiştirip, eskisinin açtığı yarayı kapatmaya çalışan yaşlı kadın ise, uzun zaman sonra ilk defa bu kadar mutlu olmuştu. Kapıyı açıp içeriye yine yüz kişilik bir ittirme kuvveti ile giren Feanor ise mavi desenlerin olduğunu koltuğa kendini attı ve bir gün içinde yaşadıklarını düşündü. Şans onun için dönmüştü ve bu sefer kimseyi kaybetmeye niyeti yoktu. Bu düşüncüler içinde kısa bir kestirme yapmak için gözlerini kapadı. Ama tabii ki kısa bir kestirme ile kalmayan uzanması, onun için derin bir uykuya ve yaşadığı güzel olayları sindirmesi için bir durağa dönüştü. “Triririrn Tirririn” Gözlerini açamıyordu ve ağzında garip bir tat vardı. Üstünde sanki bir paldıran zıplamış gibi yorgundu. Duyduğu tiz ama yankılanan sesin ne olduğunu çözmeye çalışıyordu. Ne olduğunu anladığında ise buruşmuş gömleğini düzeltmeden koşarak kapıya yöneldi.Daha ayılmadığı için kafası dönmüştü ve kafasını koridordaki duvara vurmuştu. Acıyan kafasını tutarak dönen merdivenlerden aşağıya indi. Dört yöne doğru açılan bahçeye geldi. Durduğu yerden sağa doğru koştu çünkü oradan yemek kokusu alıyordu. Koşarak girdiği salonda dilini yutacaktı. Ev cinlerinin hepsi birden kafasını ona çevirmişti. “Demek uyanabildin çocuğum. Sence de saat daha erken değil mi?” Kafasını yere döndürüp kadına doğru ince bir sesle “Evet efendim, haklısınız.” Dedi. Kadın kikirdeyerek konuştu “Hayır evladım, gerçekten saat daha 19.00 yemek hazırlığına başlama zili. İki kere çaldığından anlaman gerekirdi diye düşünüyorum. Yoksa söylemeyi mi unuttum? Aah! Canım benim özür dilerim bu yaşlı kadının artık bazı şeyleri unutmasını hoş karşılamasın” İçi rahatlasa da şaşkınlığını da gizleyemiyordu. Kadına karşı gülümsedi, korkusu ve şaşkınlığı yavaş yavaş azalıyordu. Onun dikkatini dağıtan duygular azalmaya başladığı zaman etrafına daha net ve açık bir gözle bakmaya başlamıştı. Ve tekrar dili tutulmuştu. Etraf muhteşemdi. Kırmızı tonunun diğer renkleri esiri altına aldığı bir baskınlıkta kırmızı ağırlıklı bir mutfaktı. O kadar güzel süslenmişti ki etraf, hayran olmamak elde değildi. Kırmızının açık bir tonunun kullanıldığı tezgahta ev cinleri yemeği hazırlamaya başlamıştı. Feanor da bir masaya oturarak onları izlemeye başladı. Çok organize hareket eden ev cinleri çok güzel uyum sağlamış gibiydiler. Yemek hazırlanırken sadece onları izledi ve acıyan gözlerini ovuşturdu.