Yaklaşık bir iki dakika içinde hemen vardılar mekana. Feanor kendi kendine konuşmaya başladı."Doğru ya buranın adresi de zaten Vind Kirkevejdi.. Bıraktığın için tekrar teşekkür ederim dostum." Yavaş adımlarla içeri doğru ilerlemeye başladı Feanor, kilisenin kapısı kapalıydı ancak büyük bir bahçeye sahipti. Önce etrafı dolaşıp emin olmak istedi kimselerin olup olmadığından. Bahçenin arkasında ücra bir köşede sera tarzı bir yer vardı. Oraya doğru ilerlerken içinden bir ses ona gitmemesini söylemeye başladı. Feanor içindeki sese kulak asmadan ilerlemeye devam etti. Belki de onu dinlemeliydi..
Birkaç adım sonra içindeki sesin haksız olmadığı açığa çıktı. Feanor hiç görmediği bir yerden başının arkasına bir darbe yemişti ve vücudu bu darbeyi beklemediği için hızlıca yalpalayarak yere düştü. Kalın bir ses arkasından gülerek yükseldi "Sorun yok aptal bir muggle sadece.." diyerek rapor verdi bu ses içerdeki bir başkasına. Ayak sesinin seraya doğru ilerlediğini duyan Feanor yavaşça ayağa kalktı. Bakışı, tavrı, nefes alışı bile bir farklıydı bu andan sonra. İlerlemekte olan adama arkadan sessizce yaklaşıp boynunu kollarıyla kilide aldı. Aniden boynunun sıkılması ile şaşıp kalan adam arkasındaki bedene vurmayı denedi. Cüsseli bedeninin arkasında yok olan Feanor'a vurmayı başaramadı ve bir müddet daha havasız kalınca gözleri yukarı doğru kaydı, bilincini kaybedip bayıldı ve Feanor'un bırakmasıyla yere yığıldı. Adamın üstüne basıp yürümeye devam eden Feanor'un gözlerinde zerre bir acıma, küçücük bir empati ışığı yoktu. Göğüs kafesi fazlasıyla şiş omuzları ise her zamankinden daha geniş açılmış durumdaydı. Seraya yaklaştığında içeriyi dinlemeye başladı. Bir erkek sesi duyuyordu bu dışarda bayıltmış olduğu adamın seslendiği kişi olmalıydı. Başını hafifçe içeri doğru uzatarak göz ucuyla bakmayı denedi. Laurel bir sandalyeye bağlıydı ve karşısında evdeki düelloya tutuştuğunu gördüğü adamlardan bir diğeri duruyordu. Laurel'in saçını tutmuş ve var gücü ile çekiyor kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Feanor ellerini sıkmaya başladı, iki yumruk oluşmuştu ellerinde. Dişlerini sıkıyor ve içeri dalmamak için kendini zor tutuyordu. Seranın etrafını sessizce döndüğünde yanda başka bir girişin olduğunu fark etti. Laurel'in saçını çekmekte olan adamın göremeyeceği bir noktadaydı. Ses çıkartmaması için ayakkabısını çıkarttı ve içeri minik adımlarla girdi. Feanor'u gören Laurel sonunda der gibi bir ifade ile derince nefes verdi. Onun bu mimiğine sinirlenen adam kadının yüzüne sert bir yumruk attı. "Komik mi ha seni orospu?"
Feanor yeteri kadar yaklaşmayı beklemeden koşmaya ve bağırmaya başladı. Sesi duyan adam daha arkasını dönemeden Feanor zıpladı ve sırtına atladı. Bacaklarını adamın beline kollarını ise boynuna sıkı sıkı doladıktan sonra sağ avcu ile adamın yüzüne baskı uygulamaya çabaladı. Adam Feanor'dan kurtulmaya çabalarken sağa sola yalpalıyordu. En sonunda Feanor'u bir duvara vurarak üstünden düşürdü. Sırtına aldığı darbeyle elleri refleks olarak açılan Feanor hemen pozisyon aldı. İlk saldırıyı yapmıştı ancak başarılı olamamıştı sıra karşısındakindeydi. Adam üstünde bir şey arıyor gibiydi yana yakına, yumruklarını kullanmayacak mıydı bir kıza karşı? Gözlerinin yerde bir şeye takıldığını gören Feanor neye baktığını görünce aradığı şeyin ne olduğunu da anlayabilmiş oldu; adam asasını arıyordu. Asasını almak için atılacağını biliyordu ancak almasına izin veremezdi o zaman eşitlik bozulurdu. Adam asaya yönelince Feanor adamın üstüne doğru tekrar koştu onu omuz darbesiyle yere devirdikten sonra arka arkaya iki, üç kere yumruk attı. Üstte kalmayı uzun süre devam ettiremedi ve boğuşmaların sonunda kendini altta buldu. Adam asaya gitme düşüncesinden vazgeçmiş onun yerine Feanor'u çıplak elleriyle öldürmeye karar vermişti. "Seni orospu çocuğu başkalarının işine karışmaman gerektiğini sana öğreten olmadı mı?" iki eliyle, var gücüyle Feanor'u boğmaya çalışan adam onun çırpınışlarına aldırış etmiyordu. Feanor eliyle adamın kafasını itmeye çalışıyor tırnaklarını onun yüzüne batırıyordu. Yüzü yavaş yavaş kızarmaya başlamıştı ki adam bir kez daha konuştu "Yaşına göre gayet iyi dövüşüyorsun." bu esnada Feanor yanlarındaki masanın ayak ucundaki saksıyı fark etti, henüz içine bir şey ekilmemişti. Zar zor parmağının ucuyla saksıya erişti ve bir hışımla çömlek saksıyı adamın kafasına geçirdi. Yediği darbe ile yana doğru devrilen adamı üstünden atınca hemen ayağa kalktı ve yerde sürükleye sürükleye bir sandalyeye oturttu.
O adamı sandalyeye bağladı ardından dışarıdaki adamı da el ve ayak bileklerini arkasından birbirine bağlayarak bıraktı. Laurel yüzüne yediği yumruktan dolayı pek iyi gözükmüyordu. Feanor hemen kadının elindeki bağları çözdü ve ona sıkı sıkı sarıldı. Yüzüne düşen saçları kulağının arkasına attı ve konuştu "Laurel iyi misin?" sesi her zamankinden daha kalın çıkıyordu, bakışları çok ama çok farklıydı. Laurel zorlukla gülümsedi ve "Gelebildin." dedi sessizce. Kaşından kanlar akıyordu kadının, yüzünden yanaklarına doğru süzülmüştü bile kan. Feanor onun yüzünü tuttu ve alnından öptükten sonra "Daha erken gelmeliydik.. Elinden geleni yaptı ama sanırım yeterli olmadı." dedi. Laurel daha ağzını açamadan ofis sandalyesine bağlı olan adam ayılmaya başladı ve iniltili sesler çıkarmaya başladı. Feanor, Laurel'in kan bulaşmamış olan yanağını okşadıktan sonra "Ben hemen geleceğim.." dedi ve adamın karşısına geçti. Dişlerini sıkarak bakıyordu, öfkesi hala üzerindeydi. Dizlerini elleriyle tutarak sandalyedeki adamın boyuna geldi. "Bir kadına yumruk atmaya utanmıyor musun?" dedi sinirli bir şekilde ardından adamın Laurel'e attığı yumruk gibi Feanor'da bir yumruk attı. İçindeki bütün siniri, öfkeyi bu yumruğa yüklemişti sanki. Yüzüne yediği yumruğun itme kuvvetiyle sandalyede sağına doğru dönen adam neye uğradığını şaşırdı.
Kayan sandalyeyi tekrar adamın omuzlarından tutarak çevirdi ve kendisine dönmesini sağladıktan sonra "Ona nasıl yapmıştın? Böyle miydi?" deyip saçını kavradı ve sert bir şekilde çekmeye başladı. Adam kafasına zaten bir darbe yemişti üstüne yumruk yemiş şimdi de canının en acıdığı noktadan çekilerek resmen işkenceye tabi tutuluyordu. Laurel Feanor'un onu korumaya çalışmasından onore olmuştu ancak daha fazla ileri gitmesine izin veremezdi. Yavaşça seslenmeye başladı "Feanor tatlım yeter.. Feanor.." ne kadar seslenirse seslensin Feanor'u durduramıyordu. Feanor adamın saçını çekerken bir yandan da çenesini sıkıyor, tırnaklarını adamın yanağına batırıyordu. Laurel en sonunda yüksek sesle bağırdı "Feanor yeter artık dur!" Feanor başını Laurel'e çevirdi ve kısa bir süre ona baktıktan sonra adamı rahat bıraktı. Adamın yanından uzaklaştığında adam Feanor'un belindeki asa kınını gördü ve şaşırarak, istemeden "Sen büyücü müsün? Neden asan ile saldırmayıp üstüme atladın? Deli misin? Azkabandan falan mı kaçtın sen?!" diye hızlı hızlı söylenmeye başladı. Feanor yumruklarını sıkıp adama döndü bir yumruk daha vurmayı o kadar çok istiyordu ki.. Ancak Laurel buna engel oldu yerdeki asayı alıp "Stupefy" büyüsünü yaptı adam aniden bayılınca konuşmaya başladı. "Feanor kes şunu.. Bırak da onunla seherbazlar ilgilensin." Laurel her şeyi anlamıştı aslında 'Daha erken gelmeliydik' dediğinde zaten anlamıştı ancak ihtimal vermek istememişti. Bahçede başına aldığı darbe onu tetiklemiş olmalıydı çünkü o andan itibaren Feanor bilincinin karanlık sularında derin bir gezintiye çıkmış yerini karanlık almıştı. Feanor ne zaman zarar görecek olsa William onu korumaya çalışmış bir abiydi ancak o sıradan biriydi, bir muggle.. En azından o kendini öyle sanıyordu ve bu yüzden büyü yapamıyordu. Laurel ayağa kalkıp yalpalayarak Feanor'a doğru yürüdü, Feanor düşecek olan kadını bir hamlede yakaladı.
Laurel'e bakarken "Dışarda, ışıkta olmayı çok özlemişim.." dedi sessizce. Asher'ın verdiği ilaçlar işe yarıyordu, William ve diğerlerinin kontrolü ele almasına engel oluyordu ancak Bakanlıkta ona ilaçlarını hatırlatan biri olmayınca ara ara içmeyi unutmaya başlamıştı. Ayrıca zor bir durum söz konusuydu, Feanor'un canı yanacaktı... Karanlık yani William kontrolü ele almak zorundaydı ve büyük bir savaş vererek bunu başarmıştı. Laurel eğitimleri sırasında William ile tanışmıştı, William Feanor'un oluşturduğu ilk kişilikti. Hogwarts'da onu koruyacak bir abiye çok ihtiyacı oluyordu ve William onun bu ihtiyacını karşılıyordu. Uzun zamandır derin bir uykuda olan William sonunda çıkmıştı gün yüzüne, tekrar o derin uykuya, o kontrolsüzlüğe dönmek istemiyordu. Feanor ilaçları kullanmaya başlamadan önce her şey kontrolü altındaydı. Feanor'u koruyabiliyor ve onun bunu fark etmemesini sağlıyordu. "Feanor'a ne diyeceksin?" diye sordu Laurel'e sessizce. Laurel düzgün bir şekilde yere basıp sırtını dikleştirdi. "Kontrolü nerde ele aldın?" diye sordu kadın. Feanor "Kapıda biri sırtına vurdu.. Orda devreye girmek zorundaydı Laurel.." diyerek cevapladı. Laurel Feanor'un dağılmış olan saçlarını okşadı kısa bir süre ve "Biliyorum evlat, sen doğru olanı yaptın." dedi. Merakla "Bu adamlar senden ne istiyor?" diye soracaktı ki bir anda durdu, Feanor uyanıyordu. Onun ani duruşu ve düşünüşünü Laurel tanıyordu. "Uyanıyor değil mi?"
Başını evet anlamında usulca salladı Feanor . Laurel "Devraldığın yere geç gerisini ben hallederim." dedi ardından Feanor yani William, Feanor'un vücudunun kontrolünü ele aldığı zaman düştüğü yere geri döndü kendini yere bıraktı. Aniden gözlerini açan Feanor bayıldığını sanarak ayağa kalktı. Karşısında Laurel'i gördü ve hemen boynuna sarılıp "İyi misin? Bir şeyin yok ya?" dedi endişeli bir sesle. Laurel gülümsedi "İyiyim küçüğüm.. Sayende iyiyim.." dedi. Feanor adamların başında beklerken Laurel Danimarka sihir bakanlığına haber verdi ve kısa bir süre sonra yanında seherbazlarla geri döndü. İkisi birlikte bu kaçakçı adamların tutuklanışını izlediler. Laurel ile birlikte kadının evine geri dönerken beyaz yeleli at ile vedalaştı Feanor. Sonra da cisimlenerek gerisini seherbazlara bıraktılar. Eve geri döndüklerinde Feanor evin toparlanmasına yardım etti. "Çok yorucu bir gündü.." deyip kendini koltuğa bıraktıktan sonra Laurel de yanına oturdu. "Evet öyleydi tatlım ama üstesinden gelebildik daha doğrusu üstesinden gelebildin." Feanor çok bitkin hissediyordu çok uzun yol kanat çırpmış, bir sürü büyü kullanarak buraya kadar gelebilmişti. Gözlerini açık tutmakta bile zorlanıyordu. Laurel "Bu gece burada kal, yarın sabah geri dönersin. Sana yastık ve yorgan getireyim." diyip Feanor'un saçlarını okşadı. Feanor olur anlamında başını salladıktan sonra Laurel kalkıp söylediği şeyleri getirmeye gitti. İki dakika belki sürmüş belki sürmemişti ancak geri döndüğünde Feanor koltukta çoktan uykuya dalmıştı bile. Yumuşak hareketlerle Feanor'un başını kaldırıp altına yastığı koydu Laurel ve üstüne yorganı serdi. Zor bir gece geçirmişti ancak artık Feanor eski Feanor değildi.. Artık sevdiklerini koruyacak güce sahipti, William olsun yada olmasın o güçlü bir büyücü olmuştu. Laurel fısıldayarak "Seninle gurur duyuyorum Feanor.." dedi, adamın alnına küçük bir öpücük kondurdu ve yatağına geçti.