17 Nisan, 2026 09:10:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Eski dosta yardım eli...  (Okunma sayısı 28 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Eski dosta yardım eli...
« : 17 Temmuz, 2022 13:58:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ofisinde oturmuş sıradan bir gün geçiriyordu ancak sıradan günün sıradanlığı uzun sürmedi. Camına yaklaşan bir baykuşun çırpmakta olduğu kanatların çıkarttığı ses dikkatini dağıttı. Başını pencereye çevirdiğinde gördüğü baykuş yüzünü gülümsetmişti. "Bayan Laurel'in baykuşu? Ondan mektup almayalı uzun zaman olmuştu"Baykuşun içeri girebilmesi için camı ardına kadar açtı. Uzun yoldan gelmiş olan baykuş fazlasıyla yorgun görünüyordu. Feanor onun başını okşadıktan sonra getirmiş olduğu kağıdı aldı. Mektup zarfına konulmamıştı bile, bu durum Feanor'un dikkatini çekti. Kağıdı açtığında henüz tamamlanmamış olan bir mektup ve bir tüy ile karşılaştı. Bu mektup yazılırken kullanılmış olan tüy olmalıydı ucunda minik bir mürekkep izi duruyordu ve mektubun bazı yerlerine bulaşmıştı ancak tüy kalem için kullanılamayacak kadar narin, sağlam olmayan bir tüydü bu.

7 Vind Kirkevej,Holstebro, Orta Danimarka
Peşimdeler.. Senden başka güvenebileceğim kimse yok!



Feanor dehşete düşmüş gözlerle Laurel'in baykuşuna baktı. Animagus eğitimi bittiğinde doğan formunda Baykuş Valor ile çok vakit geçirmişti, gökyüzünde birlikte süzüldükleri olmuştu. Feanor ile Valor'ın kısa süre bakışması olanları anlamasına yetti. Laurel mektubu tamamlayamadan Valor'a vermek zorunda kaldı. Feanor içinden "Umarım kaçabilmişsindir Laurel.. Ben gelene kadar dayan." dedikten sonra yazan yerin nerede olduğunu düşündü bir süre. Okulda yatağının tam karşısında duran dünya haritası canlandı gözünde. Danimarka ile Birleşik Krallığın arasında duran Kuzey Denizini hatırladı. "Sen denizin üzerinden uçarak geldin öyle değil mi?" diye sordu Valor'a. Baykuş yorgun bir şekilde başını evet anlamında salladı. Kitaplıkta bulunan kitaplardan birinde daha önce harita gördüğünü hatırlıyordu, büyü tarihinde miydi? Birkaç kitap kurcaladıktan sonra haritayı açtı. Orta Danimarka ile Birleşik Krallığın mesafesi nerden baksan 1286 km gözüküyordu.
"Saatte en hızlı 380 km uçabilirim.. Daha iyisini yapmadım en azından şimdilik.. Bu da takribi dört saate orda olabileceğim anlamına geliyor. Hiç dinlenmeden bunu yapabilir miyim? Vize almadım anahtar kullanamam yeni bir vize alacak zamanım yok." Konuşmasını dinleyen Valor başını Feanor'u onaylar şekilde sallıyordu. Feanor hızla muggle cüzdanını, asasını ve Valor'ın getirdiği tüyü aldı. Son bir şey daha lazımdı o da kitaptaki haritanın olduğu sayfa.. Sayfayı çok üzülerek kopardı ardından kitaba "Geri geldiğimde bunu düzelteceğim söz veriyorum." dedi. Sayfayı pantolonunun arka cebine koyduktan sonra ofisin camından çıkıp doğuya doğru hızlı bir şekilde kanat çırpmaya başladı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Eski dosta yardım eli...
« Yanıtla #1 : 17 Temmuz, 2022 14:06:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[Orta Danimarka]

Dört saat çok aralık vermeden kanat çırpmış ve kendi sınırlarını zorlamıştı Feanor. Gökyüzündeyken düşünebildiği tek şey Laurel ile olan anılarıydı. Feanor iki kez çok sevdiği bir aileye sahip olmuş ancak ikisinin de kıymetini tam olarak anlayamadan kaybetmişti.Annesinden sonra Laurel, Feanor'a hem bir öğretmen hem de bir anne gibi olmuştu. Tabi sert bir anneydi, antrenmanları zorluydu. Daha iyi olabilmesi için Feanor' hep zorluyor, onun üzerine gidiyordu ancak Feanor onun sayesinde böyle biri olabilmişti. Ona minnettardı.. Annesini kurtaramadı çünkü güçlü değildi, bakıcısını kurtaramadı çünkü orada değildi. Bu sefer öyle olmayacaktı Feanor artık yeterli güce sahip, kendini ve sevdiklerini koruyabilir birisi olmuştu. Bu yüzden son süratle denizin üstünden uçuyor kendini düşünmeksizin Laurel'in de öğrettiği gibi sınırlarını zorluyordu. Sonunda yarım saat daha kanat çırptıktan sonra karayı görebildi. Burun yani daha doğrusu gaga üstü yere doğru hızlı bir iniş yaptı. İndiği yer Bovbjerg'in sahil kısmıydı. Kumsala doğru hızla indikten sonra daha fazla dayanamadı ve insan formuna geri döndü. Dizlerinin üstüne düştüğünde tamamen yere çakılmamak için ellerinden destek aldı ancak kol kasları fazlasıyla yanıyordu. Nefes nefeseydi, kalbi deli gibi atıyordu sanki göğüs kafesini parçalayıp içinden çıkacak gibiydi. Astım krizi geçirircesine zor nefes alıyordu. Nefesini düzene sokana kadar dizlerinin üzerinde oturdu. Sonunda nefes alış verişi düzelince dilinin damağının kurumuş olduğunu fark etti. Belindeki asasını kınından çıkartıp yan yatmış s harfine benzer şekilde sallayıp "Aguamenti" dedi. Asanın ucu buz mavisi parlarken temiz su akmaya başlamıştı bile. Bir eli ile saçlarını tutarken öbürü eli ile asasını ağzının hizasında tutuyor sanki çeşmeden su içer gibi asasından akan suyu içiyordu.
Kana kana suyu içtikten sonra son kez derin bir nefes aldı ve ayağa kalktı. Asasını kınına koyacaktı ki etrafta hiç ışık kaynağının olmadığını fark etti. Önünü doğan formundayken görmesi kolaydı ancak insan formunda bu o kadar da kolay olmayacaktı. Asasını soldan sağa bir bilek hareketi ile ortasında bir yuvarlak oluşacak şekilde sallayıp "Lumos" dedi. Sesi çok kırçıllanmıştı boğazındaki gıcığı gidermek istercesine birkaç kez öksürdü. Asasından yayılan ışık etrafı tamamen aydınlatmasa da önünü görebileceği kadar aydınlatmaya yetiyordu. Biraz yürüdükten sonra toprağın uzunca bir yokuş oluşturduğunu gördü. Buralara yabancıydı, bir yere cisimlenmeyi deneyemezdi bu yüzden şehirlik bir alan bulup bir taksiye binmeli yada en azından bir araç bulup yazan adrese gitmeliydi. Yokuşu tırmanacak güç yoktu bacaklarında bu yüzden çıkabileceği yere kadar çıktı ve en sonunda asasını yamacın ucuna doğru tutup sihirli kelimeleri söyledi "Carpe Portus" Saniyeler içinde bedeni asası ile hedef aldığı yerde belirdi. "Geldim az kaldı Laurel dayan.." Yürümeye başladığında kırmızı renkli uzun yapıyı gördü, deniz feneri gibi görünen bu yapı denizin çok da yakınında değildi. Dikkati tamamen uzun yapının en tepesindeydi ki duyduğu kişneme sesi ile irkildi. Birkaç at başı boş bir şekilde geziniyordu yeşilliklerin üzerinde. Feanor atları korkutmak istemediği için asasını bir dalga gibi salladı ve "Nox" deyip hala yanmakta olan ışığı söndürdü. Henry'nin atlara olan sevgisinden Feanor'da yararlanmıştı. Onun sayesinde at binmeyi öğrenmişti, hatta ona Henry öğretmişti nasıl ata binileceğini. Henry kadar mükemmel olmasa da Feanor'da ata binebiliyor, kontrolü eline alabiliyordu. Animagus olmanın verdiği bir artı yan ise sıradan hayvanlarla anlaşabiliyor, onlarla iletişim kurabiliyor olmaktı.
Bu yüzden Feanor sakin bir ses tonu kullanarak atları selamladı. Yavaş ve hafif adımlarla onlara yaklaşırken gülümsüyordu. Atların bir kısmı durmaksızın ilerlemeye devam ettiler. Ancak iki tanesinin dikkatini çekmeyi başarabilmişti. Ona doğru bakan atlardan biri kahverengi bedene ve sarı yelelere sahipti, diğeri ise beyaz ancak kirden grileşmişti ayrıca bedeni gibi beyaza bakan yeleleri vardı. Karanlık olsa da atları en fazla bu kadar ayırt edebilmişti Feanor. "Sahibiniz yok mu?" diye sorduğunda atlardan biri başını gururlu bir şekilde iki yana salladı. Yelelerini güzelce savurduktan sonra dudaklarını birbirine çarptırarak ses çıkarttı. Feanor kaşlarını kaldırıp "Ahh özgürlüğünüze düşkünsünüz, kimse sizin sahibiniz olamaz çok haklısınız. Peki ya insan dostunuz var mı?" diye ikinci bir soru yöneltti atlara. Kahverengi at giden diğer atlara çevirdi başını ve geri geri çekilip peşlerinden koşarak uzaklaştı. Bu sırada beyaz at Feanor'u süzdü sessizce. Feanor elini yavaşça beyaz atın burnuna doğru uzattı. "Benim şuan yardıma ihtiyacım var, senin gibi birçok at arkadaşım oldu. Belki sende bana diğer arkadaşlarımın olduğu gibi yardımcı olur ve benimle dostluğunu paylaşırsın ne dersin?" At Feanor'un uzattığı eline doğru yavaşça burnunu uzattı ve avcunun içine burnunu tamamen dayadı. Feanor'un yüzünde büyük bir gülümseme oluştu. "Teşekkür ederim, adım Feanor. Benim bir yere gitmem lazım ama buralara yabancıyım. Bir taksi yada kullanabileceğim bir araç bulmama yardım eder misin? Bir adrese gitmem gerekiyor." sorusunu bitirdiğinde at gülercesine kişnedi. Yavaşça onun yanına doğru gelip başıyla sırtını işaret etti. "Binebilir miyim? Gerçekten izin veriyor musun?" diye soran Feanor hızla arka cebinden mektubu çıkardı. At evet anlamında başını sallarken Feanor'da kağıtta yazan adresi okudu. At adres ismi ile bahsedilen yeri bilmiyordu bu yüzden başını hayır anlamında sallayıp ayaklarını yere sürüdü.Feanor nasıl yapsak diye düşünürken birden aklına mektubun yanındaki tüy geldi. Cebinden tüyü çıkarttıktan sonra bir süre tüye baktı. Büyünün adını bir türlü hatırlayamıyordu. İspanyolca ve Portekizce takip etmek anlamına geldiğini hatırlıyordu ancak emin olamıyordu "Aven.. Avenseci? Avensegi?" Biraz daha düşündükten sonra ani bir aydınlanma geldi yüzüne. Ata bakıp "Bana güveniyor musun? Korkma benden sana zarar gelmez tamam mı?" dedi. At başını reverans yapar gibi eğdi ve Feanor'a güvendiğini belli etti. Asasını kınından çıkartıp tüye doğrulttu "Avenseguim" dedi. Asasından turuncu bir ışık yanıp döndükten sonra tüy bir anda havalandı ve uçarcasına ilerlemeye başladı. Bunu gören atın gözleri kocaman açıldı ve tüye baka kaldı kısa bir süre. "O tüyü takip edersek aradığımız yere ulaşacağız sanırım dostum." dedikten sonra "İzninle" diye ekledi. Eğersiz ata binmek çok zordu ancak imkansız değildi, asasını kınına koyup atın tepesine var gücüyle abandı. sağ bacağını arkadan yana doğru geçirirken dengesini kaybedip düşecekti ki son anda dengesini kurdu. Atın saçlarından tutunurken "Hazırım" dedi. At bu sözü bekliyormuşçasına tüyün gittiği yöne koşmaya başladı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Eski dosta yardım eli...
« Yanıtla #2 : 17 Temmuz, 2022 14:15:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İkisi de gözlerini tüyden ayırmıyordu. Yaklaşık otuz, otuz beş dakikalık yol gittiler birlikte ve en sonunda tüy bir eve doğru yöneldi, evin bacasına yükselip oradan içeri girdi. Feanor atın üstünden büyük bir dikkatle indikten sonra "Teşekkür ederim dostum, istersen geri dönebilirsin devamını ben halledebilirim." dedi. Bakımsız görünen küçük bir evdi burası.

Yavaş adımlarla eve yaklaştı, perdeler kapalı olduğu için camdan içerisi hiç gözükmüyordu. Kulağını kapıya dayadı ve içeriden gelen herhangi bir ses olup olmadığını kontrol etti. Ölüm sessizliği vardı sanki evde, terk mi edilmişti yoksa içeride Laurel'in cansız bedenini mi görecekti tıpkı kendi öz annesinin bedenine baktığı gibi saatlerce. Kapıyı açmayı denedi usulca, kapının kulpunu oynatmaya çalıştı ancak kilitliydi. Asasını çıkartıp kilide doğru bir yılan kıvrımını andıracak şekilde sallayıp fısıldayarak "Alohomora" dedi. Asasının ucundan sarı bir ışık yayıldı kısa bir süreliğine ardından kilidin açıldığının sesini duydu. Kapıyı yavaş yavaş iterek içeriye başını uzattı. Kapının arkasına takılan bir şey olduğundan kapıyı açmakta zorlanıyordu. Omuzuyla itmeyi denedi önce ancak olmadı. Biraz kapıyla arasındaki mesafeyi açıp koşarak tekrar omuz atmayı denedi ancak kapı bana mısın demedi. Hala elinde olan asasını kapının olduğu yönde bir şeyi süpürüyor gibi salladı ardından "Depulso" dedi. Asadan çıkan kırmızı ışığın ardından kapı hızla itildi ve arkasında kapıyı açmasına engel olan şey kapının hızla çarpmasından dolayı biraz geriye doğru hareket etti sonucunda Feanor'un geçebileceği kadar bir alan açıldı. Kapının aralığından içeri girerken arkasına bir koltuğun dayatılmış olduğunu ve girmesine engel olan şeyin o olduğunu gördü. Laurel buraya bu şekilde bir barikat mı kurmuştu? İçeride her şey etrafa saçılmış gibi bir görüntü vardı sanki kavga edilmiş gibiydi. Bir boğuşma olduğu kesindi ancak etrafta hiç kimse yoktu. Bu durum Feanor'un içine biraz olsun su serpti, Laurel'in cansız bedenini görmediği için şükür ediyordu. Şöminenin boşluğundan büyük bir toz bulutuyla birlikte tüy içeri giriverdi aniden. Bacada bir şeye takılmış olmalıydı. Süzülerek gitmeye devam etti ve masanın yanında yere düşmüş olan şapkanın yanına gelip hareket etmeyi kesti.

Ahşap masanın üstünde mürekkep şişesi devrilmiş ve masayı tamamen mürekkebe bulamıştı. Mürekkep kuru gözüküyordu olaylar yaşananı epey olmuş olmalıydı. Buraya gelmesi bile çok uzun sürmüştü Valor'ın mektubu getirmesini de işin içine katarsak bu olay on saat içinde olmuş olmalıydı. Yumruğunu masaya vurdu hızla "Lanet olsun.." çok mu geç kalmıştı? Anahtar kullansaydı daha hızlı gelebilir miydi? Hayal kırıklığı ile duvara yasladı sırtını, yere doğru bıraktı yavaşça kendini. Duvarın soğuğunu sırtında, omurgasında hissedebiliyordu. Bir müddet yıkılmış bir vaziyette oturdu yerde sonra gözü şapkanın yanındaki tüye takıldı. Laurel o an kalem bulamayınca bunu kullanmış olmalı diye düşündü. Tüyü eline alınca geldiği yer aklına geldi. Şöminenin içinde çok uzun süre takılı kalmıştı ve beraberinde fazlasıyla kül ve toz çıkarmıştı oradan. Yerden hemen kalktı ve şömineye ilerledi, başını aşağıya soktu ve yukarı doğru bakmayı denedi. Olmuyordu fazla karanlıktı içeride hiç bir şey göremiyordu. Elini içeri uzatmayı denediğinde ise aralıklı tahta bir kapak olduğunu hissetti. Elini geri çekti hızlıca, üstüne bulaşmış olan külleri umursamadı bile. Hemen asası ile lumos büyüsünü yapıp başını şöminenin içine doğru uzattı. Kapağı açtığında içeriden bir şanlı el, mum ve kibrit çıktı. Feanor Luarel'in bunu neden saklamış olduğunu düşündü derin derin. "Yine ne tür bir oyun oynuyorsun Laurel??" Çok fazla düşünmeyip şanlı eli kullanmayı denemeye karar verdi. Mumu elin içine tutuşturduktan sonra yanındaki kibrit kutusundan bir kibrit çıkartıp yaktı. Karanlık oda şanlı elin tuttuğu mumun yanmasıyla aydınlanmaya başladı. Şöminenin üstünde bir yer vardı sanki uzun zamandır orada duran bir şeyin kaldırılmasıyla oluşmuş bir toz tabakası dengesizliği. Şanlı eli normalde orada mı tutuyordu? Koyduğu zaman lekeye tam uyuyor gibiydi. Şanlı eli oraya bırakmayı denediğinde şöminenin üstündeki anlamsız süslemeler yayılan ışığın önünü kesti ve odanın içinde garip bir gölgenin oluşmasına sebep oldu.

Laurel bilmeceleri ve gizli mesajları çok severdi ancak Feanor şuan onun oyunlarına akıl sır erdirmekte zorlanıyordu. "Neyin peşindesin Laurel bana bir ipucu mu vermeye çalışıyorsun?" Odanın içinde dört dönmeye başladı Feanor. Oda zaten fazlasıyla küçüktü, hem oturma odası hem mutfak iç içeydi. Yansıyan gölgelerden bir anlam çıkarmaya çalışsa da olmuyordu. Belki de yanlış şeye dikkat ediyordu, dikkat etmesi gereken gölgeler değil de aydınlıkta kalan kısımlardı belki de.. Bir müddet gölgeleri inceledikten sonra kitaplığın üstündeki bir kitaba bariz bir ışığın doğrudan gitmekte olduğunu fark etti. Dikkatini yoğunlaştırması gereken şey bu muydu? Hızlıca kütüphanedeki ışığın yansımakta olduğu kitaba gitti. Bu Laurel'in el yazması bir kitaptı, not aldığı büyüler, yaptığı araştırmaların olduğu bir kitap.. Yukarıdan bakınca bir  sayfasının ucunun kıvrılmış olduğunu fark etti. O sayfayı açtı ve okumaya başladı.

Appare Vestigium bir açığa çıkarma tılsımı, orada yakın zamanda yapılmış olan büyüleri ve ayak izlerini gösterebilir.

Tabi ya! Bu büyü neden Feanor'un aklına gelmemişti ki? Daha önce çok fazla denemek zorunda kalmadığı bir büyüydü ancak teorik açıdan büyüyü biliyordu ve bir iki deneyimi vardı. Hatırlamakta fayda olduğunu düşünerek notun tamamını okudu. Laurel bunu Feanor'a hatırlatma gereği hissetmiş olamazdı? Olabilir miydi? Bunlarla uğraşmak yerine kaçmayı deneyebilirdi ancak o heyecanı seven ve arkasında hep bir bilmece bırakan bir kadındı.. Feanor oturma odası ile mutfağın arasına geçip boğazını temizledi "Appare Vestigium" dedi etrafında hızla 360 derece döndü. Asasının ucundan altın rengi bir toz saçıldı her tarafa sonra da yavaş yavaş ve silik bir şekilde olanları göstermeye başladı. Laurel eninde sonunda onu yakalayacaklarını bildiği için her şeyi hazırlamış görünüyordu. Savaşmaya ve kazanmaya hazır gibiydi ancak beklenmedik bir şey yaşamıştı..

Bir kişi beklerken iki kişi ile karşı karşıya kalmış, küçücük evin içinde zorlu bir düelloya tutuşmuştu. Düellonun ortasında asalarının birbirine kenetlendiğini gördü Feanor tam mutfak tarafında. Yürüyüp daha başka neler görebileceğine bakıyordu ki ayağının altında bir şeyin ezildiğini duydu. Bu bir asaydı hem de sıradan bir asa değil; Bu Laurel'in asasıydı. "Kendini daha fazla koruyamamış" diye içinden söylendikten sonra izlerin en son kırılmış olan arka kapıda son bulduğunu fark etti. Buradan sonrasında cisimlenmişler miydi? Hayır son bir büyü daha vardı yerde iz olarak kalmış olan, bu büyü "Verdimillious" idi. Küçücük çıkarılmış olan yeşil kıvılcım ile yazılmış bir şey vardı yerde "Vind Kirke" Daha önce hiç duymadığı bir şeydi. Vind Kirke.. ne olabilirdi ki bu böyle? Son ipucu buydu ve bunun üstüne yoğunlaşmalıydı. Kapının önüne çıktığında atın hala orda çimleri yemekte olduğunu gördü. "Hey dostum henüz gitmemişsin.. Şey senden son bir şey isteyebilir miyim? Vind Kirke kim onu nerde bulabilirim bana yardımcı olabilir misin?" At başını kaldırıp yine gülercesine kişnedi Feanor'a çünkü Vind Kirke bir insanın ismi değil, civardaki kilisenin adıydı. Başını sırtına atlamasını söylercesine savurdu at ve bekledi Feanor'un binmesini. Feanor sırtına binince de ver elini kilise.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Eski dosta yardım eli...
« Yanıtla #3 : 17 Temmuz, 2022 14:37:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yaklaşık bir iki dakika içinde hemen vardılar mekana. Feanor kendi kendine konuşmaya başladı."Doğru ya buranın adresi de zaten Vind Kirkevejdi.. Bıraktığın için tekrar teşekkür ederim dostum." Yavaş adımlarla içeri doğru ilerlemeye başladı Feanor, kilisenin kapısı kapalıydı ancak büyük bir bahçeye sahipti. Önce etrafı dolaşıp emin olmak istedi kimselerin olup olmadığından. Bahçenin arkasında ücra bir köşede sera tarzı bir yer vardı. Oraya doğru ilerlerken içinden bir ses ona gitmemesini söylemeye başladı. Feanor içindeki sese kulak asmadan ilerlemeye devam etti. Belki de onu dinlemeliydi..
Birkaç adım sonra içindeki sesin haksız olmadığı açığa çıktı. Feanor hiç görmediği bir yerden başının arkasına bir darbe yemişti ve vücudu bu darbeyi beklemediği için hızlıca yalpalayarak yere düştü. Kalın bir ses arkasından gülerek yükseldi "Sorun yok aptal bir muggle sadece.." diyerek rapor verdi bu ses içerdeki bir başkasına. Ayak sesinin seraya doğru ilerlediğini duyan Feanor yavaşça ayağa kalktı. Bakışı, tavrı, nefes alışı bile bir farklıydı bu andan sonra. İlerlemekte olan adama arkadan sessizce yaklaşıp boynunu kollarıyla kilide aldı. Aniden boynunun sıkılması ile şaşıp kalan adam arkasındaki bedene vurmayı denedi. Cüsseli bedeninin arkasında yok olan Feanor'a vurmayı başaramadı ve bir müddet daha havasız kalınca gözleri yukarı doğru kaydı, bilincini kaybedip bayıldı ve Feanor'un bırakmasıyla yere yığıldı. Adamın üstüne basıp yürümeye devam eden Feanor'un gözlerinde zerre bir acıma, küçücük bir empati ışığı yoktu. Göğüs kafesi fazlasıyla şiş omuzları ise her zamankinden daha geniş açılmış durumdaydı. Seraya yaklaştığında içeriyi dinlemeye başladı. Bir erkek sesi duyuyordu bu dışarda bayıltmış olduğu adamın seslendiği kişi olmalıydı. Başını hafifçe içeri doğru uzatarak göz ucuyla bakmayı denedi. Laurel bir sandalyeye bağlıydı ve karşısında evdeki düelloya tutuştuğunu gördüğü adamlardan bir diğeri duruyordu. Laurel'in saçını tutmuş ve var gücü ile çekiyor kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Feanor ellerini sıkmaya başladı, iki yumruk oluşmuştu ellerinde. Dişlerini sıkıyor ve içeri dalmamak için kendini zor tutuyordu. Seranın etrafını sessizce döndüğünde yanda başka bir girişin olduğunu fark etti. Laurel'in saçını çekmekte olan adamın göremeyeceği bir noktadaydı. Ses çıkartmaması için ayakkabısını çıkarttı ve içeri minik adımlarla girdi. Feanor'u gören Laurel sonunda der gibi bir ifade ile derince nefes verdi. Onun bu mimiğine sinirlenen adam kadının yüzüne sert bir yumruk attı. "Komik mi ha seni orospu?"
Feanor yeteri kadar yaklaşmayı beklemeden koşmaya ve bağırmaya başladı. Sesi duyan adam daha arkasını dönemeden Feanor zıpladı ve sırtına atladı. Bacaklarını adamın beline kollarını ise boynuna sıkı sıkı doladıktan sonra sağ avcu ile adamın yüzüne baskı uygulamaya çabaladı. Adam Feanor'dan kurtulmaya çabalarken sağa sola yalpalıyordu. En sonunda Feanor'u bir duvara vurarak üstünden düşürdü. Sırtına aldığı darbeyle elleri refleks olarak açılan Feanor hemen pozisyon aldı. İlk saldırıyı yapmıştı ancak başarılı olamamıştı sıra karşısındakindeydi. Adam üstünde bir şey arıyor gibiydi yana yakına, yumruklarını kullanmayacak mıydı bir kıza karşı? Gözlerinin yerde bir şeye takıldığını gören Feanor neye baktığını görünce aradığı şeyin ne olduğunu da anlayabilmiş oldu; adam asasını arıyordu. Asasını almak için atılacağını biliyordu ancak almasına izin veremezdi o zaman eşitlik bozulurdu. Adam asaya yönelince Feanor adamın üstüne doğru tekrar koştu onu omuz darbesiyle yere devirdikten sonra arka arkaya iki, üç kere yumruk attı. Üstte kalmayı uzun süre devam ettiremedi ve boğuşmaların sonunda kendini altta buldu. Adam asaya gitme düşüncesinden vazgeçmiş onun yerine Feanor'u çıplak elleriyle öldürmeye karar vermişti. "Seni orospu çocuğu başkalarının işine karışmaman gerektiğini sana öğreten olmadı mı?" iki eliyle, var gücüyle Feanor'u boğmaya çalışan adam onun çırpınışlarına aldırış etmiyordu. Feanor eliyle adamın kafasını itmeye çalışıyor tırnaklarını onun yüzüne batırıyordu. Yüzü yavaş yavaş kızarmaya başlamıştı ki adam bir kez daha konuştu "Yaşına göre gayet iyi dövüşüyorsun." bu esnada Feanor yanlarındaki masanın ayak ucundaki saksıyı fark etti, henüz içine bir şey ekilmemişti. Zar zor parmağının ucuyla saksıya erişti ve bir hışımla çömlek saksıyı adamın kafasına geçirdi. Yediği darbe ile yana doğru devrilen adamı üstünden atınca hemen ayağa kalktı ve yerde sürükleye sürükleye bir sandalyeye oturttu.
O adamı sandalyeye bağladı ardından dışarıdaki adamı da el ve ayak bileklerini arkasından birbirine bağlayarak bıraktı. Laurel yüzüne yediği yumruktan dolayı pek iyi gözükmüyordu. Feanor hemen kadının elindeki bağları çözdü ve ona sıkı sıkı sarıldı. Yüzüne düşen saçları kulağının arkasına attı ve konuştu "Laurel iyi misin?" sesi her zamankinden daha kalın çıkıyordu, bakışları çok ama çok farklıydı. Laurel zorlukla gülümsedi ve "Gelebildin." dedi sessizce. Kaşından kanlar akıyordu kadının, yüzünden yanaklarına doğru süzülmüştü bile kan. Feanor onun yüzünü tuttu ve alnından öptükten sonra "Daha erken gelmeliydik.. Elinden geleni yaptı ama sanırım yeterli olmadı." dedi. Laurel daha ağzını açamadan ofis sandalyesine bağlı olan adam ayılmaya başladı ve iniltili sesler çıkarmaya başladı. Feanor, Laurel'in kan bulaşmamış olan yanağını okşadıktan sonra "Ben hemen geleceğim.." dedi ve adamın karşısına geçti. Dişlerini sıkarak bakıyordu, öfkesi hala üzerindeydi. Dizlerini elleriyle tutarak sandalyedeki adamın boyuna geldi. "Bir kadına yumruk atmaya utanmıyor musun?" dedi sinirli bir şekilde ardından adamın Laurel'e attığı yumruk gibi Feanor'da bir yumruk attı. İçindeki bütün siniri, öfkeyi bu yumruğa yüklemişti sanki. Yüzüne yediği yumruğun itme kuvvetiyle sandalyede sağına doğru dönen adam neye uğradığını şaşırdı.

Kayan sandalyeyi tekrar adamın omuzlarından tutarak çevirdi ve kendisine dönmesini sağladıktan sonra "Ona nasıl yapmıştın? Böyle miydi?" deyip saçını kavradı ve sert bir şekilde çekmeye başladı. Adam kafasına zaten bir darbe yemişti üstüne yumruk yemiş şimdi de canının en acıdığı noktadan çekilerek resmen işkenceye tabi tutuluyordu. Laurel Feanor'un onu korumaya çalışmasından onore olmuştu ancak daha fazla ileri gitmesine izin veremezdi. Yavaşça seslenmeye başladı "Feanor tatlım yeter.. Feanor.." ne kadar seslenirse seslensin Feanor'u durduramıyordu. Feanor adamın saçını çekerken bir yandan da çenesini sıkıyor, tırnaklarını adamın yanağına batırıyordu. Laurel en sonunda yüksek sesle bağırdı "Feanor yeter artık dur!" Feanor başını Laurel'e çevirdi ve kısa bir süre ona baktıktan sonra adamı rahat bıraktı. Adamın yanından uzaklaştığında adam Feanor'un belindeki asa kınını gördü ve şaşırarak, istemeden "Sen büyücü müsün? Neden asan ile saldırmayıp üstüme atladın? Deli misin? Azkabandan falan mı kaçtın sen?!" diye hızlı hızlı söylenmeye başladı. Feanor yumruklarını sıkıp adama döndü bir yumruk daha vurmayı o kadar çok istiyordu ki.. Ancak Laurel buna engel oldu yerdeki asayı alıp "Stupefy" büyüsünü yaptı adam aniden bayılınca konuşmaya başladı. "Feanor kes şunu.. Bırak da onunla seherbazlar ilgilensin." Laurel her şeyi anlamıştı aslında 'Daha erken gelmeliydik' dediğinde zaten anlamıştı ancak ihtimal vermek istememişti. Bahçede başına aldığı darbe onu tetiklemiş olmalıydı çünkü o andan itibaren Feanor bilincinin karanlık sularında derin bir gezintiye çıkmış yerini karanlık almıştı. Feanor ne zaman zarar görecek olsa William onu korumaya çalışmış bir abiydi ancak  o sıradan biriydi, bir muggle.. En azından o kendini öyle sanıyordu ve bu yüzden büyü yapamıyordu. Laurel ayağa kalkıp yalpalayarak Feanor'a doğru yürüdü, Feanor düşecek olan kadını bir hamlede yakaladı.
Laurel'e bakarken "Dışarda, ışıkta olmayı çok özlemişim.." dedi sessizce. Asher'ın verdiği ilaçlar işe yarıyordu, William ve diğerlerinin kontrolü ele almasına engel oluyordu ancak Bakanlıkta ona ilaçlarını hatırlatan biri olmayınca ara ara içmeyi unutmaya başlamıştı. Ayrıca zor bir durum söz konusuydu, Feanor'un canı yanacaktı... Karanlık yani William kontrolü ele almak zorundaydı ve büyük bir savaş vererek bunu başarmıştı. Laurel eğitimleri sırasında William ile tanışmıştı, William Feanor'un oluşturduğu ilk kişilikti. Hogwarts'da onu koruyacak bir abiye çok ihtiyacı oluyordu ve William onun bu ihtiyacını karşılıyordu. Uzun zamandır derin bir uykuda olan William sonunda çıkmıştı gün yüzüne, tekrar o derin uykuya, o kontrolsüzlüğe dönmek istemiyordu. Feanor ilaçları kullanmaya başlamadan önce her şey kontrolü altındaydı. Feanor'u koruyabiliyor ve onun bunu fark etmemesini sağlıyordu. "Feanor'a ne diyeceksin?" diye sordu Laurel'e sessizce. Laurel düzgün bir şekilde yere basıp sırtını dikleştirdi. "Kontrolü nerde ele aldın?" diye sordu kadın. Feanor "Kapıda biri sırtına vurdu.. Orda devreye girmek zorundaydı Laurel.." diyerek cevapladı. Laurel Feanor'un dağılmış olan saçlarını okşadı kısa bir süre ve "Biliyorum evlat, sen doğru olanı yaptın." dedi. Merakla "Bu adamlar senden ne istiyor?" diye soracaktı ki bir anda durdu, Feanor uyanıyordu. Onun ani duruşu ve düşünüşünü Laurel tanıyordu. "Uyanıyor değil mi?"
Başını evet anlamında usulca salladı Feanor . Laurel "Devraldığın yere geç gerisini ben hallederim." dedi ardından Feanor yani William, Feanor'un vücudunun kontrolünü ele aldığı zaman düştüğü yere geri döndü kendini yere bıraktı. Aniden gözlerini açan Feanor bayıldığını sanarak ayağa kalktı. Karşısında Laurel'i gördü ve hemen boynuna sarılıp "İyi misin? Bir şeyin yok ya?" dedi endişeli bir sesle. Laurel gülümsedi "İyiyim küçüğüm.. Sayende iyiyim.." dedi. Feanor adamların başında beklerken Laurel Danimarka sihir bakanlığına haber verdi ve kısa bir süre sonra yanında seherbazlarla geri döndü. İkisi birlikte bu kaçakçı adamların tutuklanışını izlediler. Laurel ile birlikte kadının evine geri dönerken beyaz yeleli at ile vedalaştı Feanor. Sonra da cisimlenerek gerisini seherbazlara bıraktılar. Eve geri döndüklerinde Feanor evin toparlanmasına yardım etti. "Çok yorucu bir gündü.." deyip kendini koltuğa bıraktıktan sonra Laurel de yanına oturdu. "Evet öyleydi tatlım ama üstesinden gelebildik daha doğrusu üstesinden gelebildin." Feanor çok bitkin hissediyordu çok uzun yol kanat çırpmış, bir sürü büyü kullanarak buraya kadar gelebilmişti. Gözlerini açık tutmakta bile zorlanıyordu. Laurel "Bu gece burada kal, yarın sabah geri dönersin. Sana yastık ve yorgan getireyim." diyip Feanor'un saçlarını okşadı. Feanor olur anlamında başını salladıktan sonra Laurel kalkıp söylediği şeyleri getirmeye gitti. İki dakika belki sürmüş belki sürmemişti ancak geri döndüğünde Feanor koltukta çoktan uykuya dalmıştı bile. Yumuşak hareketlerle Feanor'un başını kaldırıp altına yastığı koydu Laurel ve üstüne yorganı serdi. Zor bir gece geçirmişti ancak artık Feanor eski Feanor değildi.. Artık sevdiklerini koruyacak güce sahipti, William olsun yada olmasın o güçlü bir büyücü olmuştu. Laurel fısıldayarak "Seninle gurur duyuyorum Feanor.." dedi, adamın alnına küçük bir öpücük kondurdu ve yatağına geçti.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Eski dosta yardım eli...
« Yanıtla #4 : 17 Temmuz, 2022 14:48:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[Ertesi gün]

Feanor gözlerini açtığında bulunduğu yeri kısa süre garipsedi, burası ofisteki yatak odası yada evdeki odalardan biri değildi. Birkaç saniye sürmeden olanları hatırlayıp "Ah doğru ya.." dedi. Dün akşam saatlerinde denizaşırı bir ülkeye gelmişti hem de uçarak.. Sırtını doğrulttuğunda her yerinde yoğun ağrılar hissediyordu, çok uzun süre hızlı uçmaktan mıydı bütün bunlar? Hayır değildi.. William kontrolü ene geçirdiği zaman aldığı darbelerin acısıydı bunlar ancak Feanor'un bundan haberi bile yoktu. "Ah uyandın mı? Hiç uyanamayacaksın sanmıştım.. Kalk bakalım uykucu, iki kahramanlık yaptın diye bütün gün uyuyamazsın." Sesin geldiği yöne yavaşça başını çeviren Feanor mahçup bir ifade ile "İyi de ben hiç bir şey yapmadım ki.. Gelip kapının önünde bayıldım. Arkamdan birinin yaklaştığını duymadım bile,utanç verici." Laurel elinde tuttuğu kupa bardağı Feanor'a uzattı ve "Al bakalım iyi gelir." dedi. Feanor bardağı alıp kahvenin kokusunu ciğerlerine çekti, nefis koku genç adamın gözlerinin iyice açılmasını, zihninin iyice uyanmasını sağladı. "Teşekkür ederim."deyip kahveyi yudumlamaya başlayan Feanor'u izleyen Laurel kollarını göğsünün üstünde birleştirdi ve konuşmaya başladı. "Hiç bir şey yapmadığını düşünme, sen olmasaydın dikkatleri dağılmazdı ve bende fırsattan istifade edip kurtulamazdım. Ayrıca beni bulabilmek için çok uğraşmış olmalısın." Feanor başını hem de nasıl dercesine ağır ağır salladıktan sonra "O bilmeceler ve ipuçları da neyin nesiydi öyle? Tamamen şans eseri buldum ipucunu." Laurel'in yüzü sorgular şekilde düştü, kaşları çatıldı "Hangi ipucundan söz ediyorsun? Ah yere bıraktığım isimi diyorsun sen." Feanor başını hayır anlamında salladı "Hayır şöminedeki şanlı elden bahsediyorum, ışığın yansıttığı kitabın kıvrık sayfası? Hani Appare Vestigium büyüsünün yazılı olduğu sayfa?"
Laurel şaşırarak Feanor'a baktı "Tatlım sana öyle bir ipucu bırakmadım, önemsediğim ve arada çalışmak istediğim büyüleri yazdığımda hep sayfaların kenarını kıvırırım. Genelde tekrarlarımı yaptıktan sonra da kıvırdığım kısımları kaldırırım." Feanor nasıl yani bu mümkün mü tamamen rastgele, şans eseri mi bulmuştu kitabı? Belki de tanrı Feanor'u seviyordu ve onun fazla derin düşünmesini küçük bir rastlantıyla doğru yolda ilerlemesini sağlatmıştı. "Peki neden şanlı eli sakladın?" diye sordu anlamamış bir şekilde Feanor. Laurel gözlerini kaçırdı ve "Gelenler çok daha fazlasını istiyorlar ama buldukları küçük çaplı şeylere de el koyabilirler.. Baba yadigarı bir eşya o, zarar gelmesini göze alamazdım." dedi. Feanor "Peki senden ne istiyorl.." sözünü daha tamamlayamadan Laurel konudan kaçmak istercesine "Kahvaltı için ne istersin? Ben omlet yapmayı düşünüyorum, yeni bir tarif buldum efsane bir şey. Hadi içeri git ve bir duş al, sen çıkana kadar yemek hazır olur." dedi. Feanor ayağa kalkınca Laurel konuşmaya devam etti. "Hemen sağdaki kapı, benim bornozumu kullanabilirsin." Feanor tamam dercesine başını salladıktan sonra banyoya gitti ve üstünü çıkarmaya başladı. Sırtında ezilmelerden dolayı morluklar oluşmuştu ancak bakma gereği hissetmediğinden bundan habersizdi. Sıcak duşun altına girdiğinde vücudunda bir rahatlama oluştu. "Aaaah.." rahatlamış olmanın verdiği bir mayışma ile sıcak suyun altında kaldı bir süre. Yıkanması bitince çıktı duştan ve tıpkı Laurel'in söylediği gibi bornozu giydi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde içeriden çok güzel kokular yükseliyordu "Immh harika kokuyor." dedi tatlı bir şekilde. Laurel "Özel tarif! Hadi giyin de gel sofraya." dedi gülümseyerek. Feanor hemen kurulandı giyindi ve masaya geçti. Güzel güzel yemeklerini yediler ve birlikte güzel vakit geçirdiler. Laurel'i çok özlemişti Feanor, ona sıkı sıkı sarıldı gitmeden önce.
"Kendine çok dikkat et olur mu Laurel?" Laurel başını salladı onaylarcasına. "Daha dikkatli olacağıma söz veriyorum. Bana daha sık yazmalısın, Büyüceşura üyesi olduğunu duymak için başımı belaya mı sokmam gerekiyordu?" dedi. Feanor mahçup bir şekilde "Üzgünüm, sana daha sık yazacağım söz veriyorum." dedikten sonra yavaşça kapıya doğru yöneldi. Laurel adamın kolundan tuttu ve "Dur asam kırılmış olabilir ancak hala cisimlenebiliyorum. İzin ver de seni uçabilmen için en iyi yere götüreyim." diyerek Feanor'un onayını bekledi. Feanor başını sallayınca sıkı sıkı Laurel'e tutundu ve onun kendisini beraberinde cisimlemesine izin verdi. Denizin kenarında bir yamaçta duruyorlardı ancak burası Feanor'un geldiği taraf değildi. Eliyle ileriyi göstererek "Bu yönden hiç sapma, dümdüz ilerle ve sakın kendine çok yüklenme.. Yorgunsun denizin üstünde bitap düşüp bayılmanı ve doğan formunda boğulmanı istemeyiz." dedi. Feanor gösterdiği yöne odaklandı uzun süre sonrada "Tamamdır, dikkatli olacağım merak etme beni." deyip son kez sarıldı Laurel'e. Vedalaşmaları bittiğinde gösterdiği  yöne doğru koşup zıpladı ve havada animagus formuna dönüştü. Kanat çırpa çırpa uzaklaştı o yamaçtan ve gözden kayboldu. Godric's Hollow'a, evine geri dönüyordu.