17 Nisan, 2026 09:10:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: İntikam  (Okunma sayısı 52 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
İntikam
« : 09 Haziran, 2022 21:32:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sihirli Yaratıkların Düzenlenmesi ve Denetimi Dairesi Başkanı Ronib Hortsan, Feanor Black, Ryz Urban ile beraber yürüttükleri yaratık katili avına destek olmak için onların peşinden Japonya’ya gitmiş ancak ölü bedeni bulunmuştur. Katilin yaratıkları da öldürme stili olan gövdeye atılan tek kılıç darbesi ile ölen kurbanlardan biri olan başkanın yerine Feanor'un yakın arkadaşı olan Xaiver Valentina getirilmiştir. Böylece iki yakın arkadaş yetki alanı zaten geniş olan bakanlığın yetkisini diğer bakanlıklarda çalışan ilgili kurumlar ve yalnız çalışan büyüzoologlar ile iletişime geçerek genişletir. Böylece hem bakanlığın himayesi altında olan kişiler ile, hem de bakanlığın dışında işlerini sürdüren meslektaşları ile iletişim kurarlar. Tüm ülkelerin ilgili bölümleri kendi temsili yaratıklarının mührü ile ikiliye olumlu yanıt vermişler ve bu oluşumu desteklediklerini belirtmişlerdir. Xavier ve Feanor Meslektaşlarına yeni işinin ilk görevi olarak, bakanlığı tüm bürolarının toplanması ve elimizde bulunan tüm su kaçıran deliklerin kapatılması için herkesin yardıma gelmesini istediğini söylerler. Bakanlıklara bağlı olmayan diğer kişiler ile birlikte çalıştırdığı bürolardan gelen dönüşlere göre en büyük sorunun bu yaratık katili olduğunu gelen yüzlerce şikayet de bu katilin sonun gelmesi gerektiğini destekler. Xaiver Bu katil için gidip Büyü Yasaları Uygulama Dairesi ile iletişime geçer. Ardından diğer ülkelerin bakanlıkları ile iletişime geçilmesi için uluslararası sihirsel işbirliği bölümünün başkanına bunun haberini verir.

Feanor bu konu ile ilgili Xavier ile konuşur ve bir fikir verir. Sihirli yaratıkların her türünden en az birer çiftin yaratıkların İngiltere’ye doğru getirilmesi gerektiğini söyler. En azından bir çift hayvan İngiltere’de kurulacak bir sihirli yaratık bahçesinde yaşatılmaları gerektiğini savunur. Sihir bakanı ile de bağlantı kurup bunu gerçekleştirirler. Muggle katili yakalamak için ellerinden geleni yapacaklardır...

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İntikam
« Yanıtla #1 : 09 Haziran, 2022 21:51:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aylar Sonra

Feanor canavarların katilinin peşinden aylardır ilerliyordu. Kalbindeki acı gün geçtikçe artıyor, onun içinde olan boşluk gün geçtikçe büyüyordu. Konaklamak için geldiği ufak kasabada üstünde duran eskimiş kıyafetlerin kokusu artık onu etkilemiyordu. Ufak bir pansiyona girdi. Resepsiyonda duran ufak boylu, kısa saçlı ve hafif şişman, altmışlı yaşlara yeni girmiş gibi duran bir kadına baktı. Kadın ona karşı iğrenerek bakıyordu. Hoş gözükmediğini o da farkındaydı ama büyü yapacak gücü de kalmamıştı. Kadın bir göz attı. Sonra arkada ufak bir koltukta resepsiyoniste iyice yaklaşmadıktan gözükmeyecek şekilde oturmuş gazete okuyan adama baktı. Adam gazetenin arkasından kafasını biraz kaldırdı ve Feanor'a baktı. “Demek birinin peşindesin, geç bakalım yukarıda sıcak su var bir duş sonra buraya in. Sana yemek verelim. Uzun zamandır yoldasın da demek.” Feanor ona karşı ne tepki vereceğini anlayamamıştı. Sanki adam zihninden geçen her şeyi biliyordu. “Beni tanıyor musunuz?” diye sordu Feanor şaşkın bakışlarının esirliği altında. Adam gazeteyi indirdi. Oturduğu yerden kalkıp Feanor ile göz göze geldi. “Seni tanımama gerek yok çocuğum. Git duş al, geldiğinde konuşuruz. Biliyorum, sorun değil.” Adam bir kez daha onun aklından geçeni okumuştu. Bunu nasıl yaptığını bir türlü anlamamıştı ve onların yanında aptal durumuna düşmüştü. Merdivenlerin yanına geldi, kadın da onun önünden odasını göstermek için gelmişti. Adama son bir kez daha baktı. Ardından kadını takip etmeye başladı. Çatırdayan ahşap merdivenleri çıkarak dar bir koridora geldiler. Karşılıklı birkaç oda vardı. Kadın ona en ileride sağda olanı gösterdi. Feanor kadının uzattığı anahtarı da alarak kadının gösterdiği odaya doğru ilerledi.

Yorgunluktan ayakları gitmeyi reddediyordu, kapıya geldiğinde anahtarı deliğe soktu. İçeri girdiğinde sadece bir yatak ve ufak bir bölmenin olduğu odasına girdi. Bölmeye baktı. Duş alması için bir banyoydu. Yatağının üstüne rezalet kokan kıyafetlerini çıkarıp attı. Ardından kendini sıcak suyun verdiği rahatlığın kollarına bıraktı. Saçlarını yıkarken kafasının üzerinden büyük bir yük kalkıyormuş gibi geliyordu. Yaklaşık bir saat boyunca duş alıp büyük bir yük atmış gibi çıktı duştan. Üstüne banyonun girişinde bulduğu havluyu iliştirdi. Yatağına baktığında eski kıyafetleri yoktu. Yerini yeni ve daha güzel kıyafetler almıştı, daha hoş koktukları da bir gerçekti. Hiç sorgulamadan üstüne geçirdi kıyafetleri. Duştan sonra üstüne çöken büyük ferahlık ile yatağa uzanıp derin bir uykuya dalmak istese de onu yemek için çağıran adama kabalık etmez istemezdi. Aşağıya doğru inmek için kapısını kilitledi ve dışarıya çıktı. Dar ve ufak koridorda ilerlerken çürük bir yeşil rengi kapılı odanın açık kapısından Feanor'a bakan kadın dikkatini çekti. Kapının önünden geçtiği süre boyunca kadının ona baktığını hissediyordu ve ona bakmamak için kafasını yere eğmişti. Yıllar geçse de hala birilerinin gözlerine doğrudan bakamıyordu. Merdivenlerden aşağıya doğru inerken bir kapının gürültülü bir biçimde kapandığını duydu. “Sanırım onu biraz sinirlendirdim” diye düşündü ve resepsiyonun solunda duran masalardan birinde oturan adamın yanına gitti. Onu buraya davet eden adamdı ve hala gazete okuyordu. Karşısına geçip bir süre sessizce bekledi. Bu sırada yaşlı kadının getirdiği yemeklere baktı. Yemeklerin hepsinin geldiği sırada adam gazetesini aşağıya indirdi.

Feanor'a bir süre baktı. Yüzünü inceledi. Feanor ise adam yerine yemeklere bakıyordu. Kafası aşağıya doğru eğik bir biçimde “Suratımda ne aradığınızı öğrenebilir miyim efendim?” Adam öne doğru duran duruşunu değiştirip arkasına yaslandı. “Tanıt kendini çocuğum” dedi ve önünde duran yemeklerden yemeye başladı. Feanor ondan izin beklercesine bir süre durdu. Adamın başlayabilirsin anlamındaki el işaretini görünce hem yemeğe hem de kendini tanıtmaya başladı. “Ben bir keşişim efendim. Farklı yerleri gezerek bilgiler topluyorum. Benim hayat hikayem bu.” Dediğinde adamın kocaman bir kahkaha patlatmasını sağladı. Adam bir süre aralıksız güldü. “Demek keşiş ha! Gerçekten mi? Bir zihin yönlendirici olmasam dediğine yine inanmazdım evlat. Sanırım ailen sana yalan söylemeyi öğretememiş.” Bir süre duraksadı, Hercule ise buruk bir gülümseme ile adama baktı. “Demek öyle, demek öldüler. Hayır öldürüldüler demek” diye devam etti adam. Feanor konuşmasa da adamın onu anladığını görünce onunla konuşmaya karar verdi. Bir bardak suyu kafaya diktikten sonra, adama karşı kafasını sol omzuna doğru eğerek bir süre adamı izledi. Sonra konuşmaya başladı, “Yalan söylememi öğretmediler efendim. Bana doğru söylemeyi öğrettiler. Bunun büyük bir erdem olduğunu, yalanın ise insanın zihnini körelten bir zehir olduğunu söylerlerdi. Tüm zihnim silinse bile, sadece bu bilgimin kalmasını isterdim efendim.” Acı bir gülümseme belirdi yine. Gözü doldu biraz. Sonra gözyaşını sildi ve bir soluk aldı. “Ben Feanor efendim, Feanor Black.” Adam da onun zihninden geçenleri anlamış olacaktı ki, konuyu kapatmaya karar verdi.

Elini uzatır ve “Ben de Unoma, Unoma Volintier” adam elini sıktı. Tanıştığına memnun olduğunun belirtisi olarak kafasını salladı. Masadan yavaş yavaş kalktı. Sandalyesini masanın altına çekip ayağa kalktı. Kafası ile teşekkür etti. Muhabbet etmenin bu kadar sıkıcı bir şey olduğunu düşünmemişti. Yukarıya doğru gıcırdayan merdivenlerden yukarıya doğru çıkıp dar koridora girdi. Aşağıya doğru inerken içine baktığı kapının kapalı olduğunu gördü. Gerçekten de çağrılıp kapanan kapı oydu. Kendi odasına doğru gitti ve kapısını açtı. İçeri girip kapıyı kapadıktan sonra iyice yorulmuş bir biçimde kendini yatağına attı. Elini boynuna götürdü. Tabii ki de bir şey yoktu boynunda. Bırakmıştı, onun ellerine. Hüznünün esirliği altında gözlerini kapadı. Uzun zamandır bu kadar rahat bir yatağa yatmamıştı. Kıvrıldı, gözlerini sıkıca kapadı, yastığını son kez düzeltti, üstüne örtüyü de çekip derin bir uykuya daldı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İntikam
« Yanıtla #2 : 09 Haziran, 2022 22:50:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Camdan kırılarak dışarıdan gelen güneş ışınlarının gözüne verdiği ince acı ile açtı gözlerini. Bir inilti duyuldu odada. Işık hoşuna gitmemişti, bu kadar güzel en son ne zaman uyuduğunu hatırlamıyordu. “En azından elimde sağlam bir uykunun getirdiği direnç var” diye geçirdi içinden. Bu onu mutlu etmeye yetmişti. Üstünü çıkartmadan uyuduğu için giyinme zahmetinde de bulunmasına gerek yoktu. Yatağının üstünü düzeltti. Bu kibar insanlara karşı en azından bunu yapmalıydı. Kapısı çalındı. Üstündeki kıyafeti de düzeltip kapıyı açtı. Kapıda yaşlı adam elinde bir bavul ile ona bakıyordu. Adamı içeriye buyur ettikten sonra adam elindeki bavulu yatağın üstüne koydu ve yatağın köşesine oturdu. Bir süre sadece izledikten sonra Feanor, adamın onu yanına buyur etmesi ile adamın yanına oturdu. “Bu kadar yer geziyorsan evlat, bir bavula ihtiyacın olacağını düşünüyorum. İçine birkaç parça kıyafet koydum. Sen büyücüsün kendine rahat bir yatak yapabilirsin. Neden yapmadığını sormayacağım o sana kalmış.Ama bir sorunun olduğu zaman buraya gelebilirsin. Kapım sana her zaman açık. Umarım onu bulursun. Ama sana tavsiyem, ona aynı cezayı verme. Bize kötülük edenlerin yaptıklarını onlara yaparsak onlardan ne farkımız kalır ki?” Adam göz kırptı. Bir homurdanma ile ellerinden güç alıp yerinden kalktı Feanor'a baktı ve omzuna elini koydu. Kafasını salladı ve odadan yavaş ve yorgun adımlar ile çıktı. Yorgun adımlarının nedeni artık ömrünün sonuna gelecek kadar yaşlanmış olmasıdır diye düşündü Feanor. Bavulun içine bakmak için elini uzattı ama bunu daha sonra dışarıda yapsa daha iyi olacağını düşündü. Buralarda bir yerde yaşlı adam onu izliyor ise bu ona güvenmediği anlamında anlaşılabilirdi. Bunun olmasını istemediğinden beklemeye karar verdi. Bavulun tutulacak kısmına elini uzattı. Bavulun sapından tuttu ve arkasından kapıyı kilitleyip dışarıya çıktı. Merdivenlerden aşağıya inerken dün gece gördüğü kadını bir daha gördü. Hemen kafasını yere eğip onunla göz temasından bulunma olasılığını sıfıra indirmeye çalıştı. Ona bakarsa sanki bir soruna sebep olacakmış gibi geliyordu. Sorun isteyen ya da yaratan bir kişi olmayı istemiyordu. Kadının resepsiyondan galleonunu ödeyip dışarıya doğru çıktığını görünce içi rahatladı. Neden bu kadar gerilmişti bilmiyordu. Belki etrafında birilerini görmek ya da olduğunu hissetmesi ona korku ve endişe vermeye yetiyordu. Kadın dışarıya çıktıktan sonra Yaşlı adamın olduğu yere geldi. Adama bir gülümseme ile baktı.

Adama ondan bir ücret talep etmediğini gösterircesine elini kaldırdı. Feanor'un buna şikayeti yoktu. Teşekkür edercesine kafasını salladı ve hafif mahçup bir şekilde bavulu ile dışarıya çıktı. Şimdi nereye gideceğini düşünme vaktiydi. Uğrayacağı duraklarını yazdığı not defterini çıkarttı. Bulunduğu yerin çok yakınında bulunan kasabanın içinde Yorkliwers adındaki barda biri ile buluşmak için söz almıştı. Kibar kişiliği ile bunu yapması epey zahmetli olmuştu. Kasabanın girişinden yürümeye başlayarak kasabanın içine kadar yürüyecekti. Aklına her yeri iyice kazımak için yavaş yavaş yürüyordu. Eğer bir gün cisimlenmesi gerekirse nereye gitmesi gerektiğini iyi bilirse bunu en iyi şekilde yapmalıydı. Görmediği bir yere cisimlenemezdi. Hele strese çok kolay yenik düşen biri olduğu düşünülürse, cisimlenmek için konsantrasyon gerekliydi.

Bu tüm gereksinimleri aynı anda yerine getirebilecek kapasitede olup olamayacağı da tartışılırdı. Bu ve daha birçok nedenden dolayı gittiği yerleri kafasına iyice kazıyor. Bazı özel simaları ve yerleri ise zihin sarayındaki en özel yerlere koyuyordu. Böylece onlar anahtar görev görüyor ve bir yere gitmek istediği zaman zincirleme reaksiyon oluşturması için o kapının anahtarını hatırlaması yetiyordu. Kasabaya girdiğinde yeni yeni oluşmaya başlamış binaların iskeletlerini görmek mümkündü. İleride insanların gözlerini alamayacağı güzellikte binalar ve yapılar ortaya çıkacağının habercisi idi bu şeyler. Bir Muggle kasabasında olduğu için çok dikkat etmesi gerekti. Yapacağı yanlış bir hareket İngiltere Büyü Mahkemelerinde yargılanmasına neden olabilirdi. Bunun korkusu içini kemirip dururken, bir sokağın ortasında buluverdi kendini. Şık adamların, güzel kadınların, ve adını bilmediği garip tekerlekli şeylerin olduğu bir sokakta. Etrafında duran kadınların yüzlerine bakmamaya çalışırken girdiği garip şekiller onları güldürmüş olacak ki yanlarından geçerken kıkırdamalarını duydu. Yoluna devam ederken buluşmak için konuştuğu barın önüne gelmişti. Adı bir daha kontrol ederek emin oldu. Ardından içeriye girdi. Çeşit çeşit insan vardı. İçerisi içilen puroların kokusundan geçilmez bir hal almıştı. Etraf sanki tam ortaya bir çeşit sis büyüsü yapılmış gibi herkesi görünmez kılıyordu.

Gözlerini kısarak adamın yüzünü diğerlerinden ayırt etmeye çalışırken hem birilerine çarpmamaya hem de kimsenin dikkatini çok çekmeden oturacak bir yer bulmaya çalışıyordu. En sonunda görüştüğü adama benzer bir simayı gördü. Yanına doğru gitmeye başladı. Adama doğru yaklaşırken yandan gelen uzun boylu, saçlarının ön tarafından az bir kısmı kalmış olan ve büyük gözlere sahip yaklaşık otuzlarını başında bir adama çarptı. Adam kocaman gözlerini ona doğru öfkeyle bakmak için kullanıyordu. Kafasını boynuna doğru getirip aşağıdan adama bakmaya başladı. Ardından ne yapacağını bilmez bir şekilde omuzlarını havaya kaldırıp bir tebessüm etti. Adamın iyi günü olmayacak ki elini kaldırmış Feanor'a vurmaya hazırdı. Derken arkadan sert ve boğuk bir ses duyuldu. Bu konuşanın sesi onun güçlü biri olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyabilen bir sesti. Bu ona tanıdık gelen bir sesti. Puro sisinin arasından çıkan kısa boylu ama güçlü olduğu her halinden gözüken bir adam Feabor'a elini kaldıran adama baktı. Kafasını “Kaybol” anlamında salladı. Adam hem biraz utanma hem biraz korku ile geri çekildi ve dört kişinin oturduğu masaya oturdu. Güçlü adam Feanor'a elini uzatıp, “Hoş geldin Feanor]” dedi. Ardından onu kucakladı. Eli ile gösterdi yere doğru ilerlediler. Dar bir koridorda boş duvarlara baktı Feanor. Adamın bastonu ile duvara iki kere tıklaması ile bir geçit açıldı. Kırmızı duvar kağıdı yırtıldı ve onun yerinde çelikten bir kapı belirdi. Adam kapının açılması için kilidine bir kere vurdu.

Ardından kapının iki yerinden iki tane gözetleme yeri açıldı. Ardından duvarın her yerinden gözetleme kuleleri ve arkasından buruşuk gözler beliriverdi. Kapının arkasındaki iki gözetleme yeri kapandı ve kapı açıldı. Adam önden Feanor arkasından giderken kapı kapandı ve Feanor arkasına baktı. Gördüğü şey üst üste çıkmış iki cindi. Ardından tüm odada farklı cinlerin deliklerden baktığını gördü. Karanlık koridoru aydınlatmak için parmağını şıklatan adam odanın lambaların içinde yanan ateşle aydınlanmasını sağladı. Önünü daha rahat görebilen Feanor nereye gittiklerini anlamaya çalışıyordu. Dışarıda gördüğü renk ile aynı renk duvarların olduğu koridordan geçtikten sonra bir kapıya daha geldiler. Kapının önünde bir cin bekliyordu. Çirkin yaşlı buruşuk derisi ve giydiği garip kıyafet ile adama elini uzattı. Adam cin'e metala benzeyen bir şey verdi. Ardından cin arkasında duran duvara vurdu ve kapı bir anda açıldı. Dışarıdan gelen dev ışık dalgasının etkisi altından kalan Feanor bir anda şaşkın bir şekilde gözlerini kapadı. Adamın yürüyüşünü duyuyordu ama gözleri açılmayı reddediyordu. “Gelecek misin yoksa buluşmayı başka tarihe mi erteleriz evlat” diye bir ses duyması üzerine adamın peşinden gitti. Gözleri biraz daha yürüdükten sonra açıldı. Gözlerini açtığında neye uğradığını şaşırmıştı. Dev bir cam fanusun içindeki bir bahçeye gelmişlerdi. Etrafında bu kadar güzel bitkileri daha önce hiç bir arada görmemişti. Bulundukları yerin cam tavanından gelen güneş ışığı her yeri aydınlatıyordu. Bahçenin göbeğinde bulunan sandalyelerin olduğu yere doğru yürüyorlardı. Feanor o kadar etkilenmişi ki etrafına bakmadan duramıyordu. “Efendim bu bitkilerden birini alabilir miyim ? Çok, çok güzel gözüküyorlar.” Dedi ama cevabı veren henüz dikkatini çekmemiş olan ama ileride tüm hayatını değiştirecek olan yaşlı kadından gelmişti.

“Onların dış güzelliklerine aldanma çocuğum, narin görünümlerinin altında bir katil yatıyor olabilir. En iyisi hepsi için tedbirli olmaktır.” Feanor şaşkın bakışlar içinde sesin geldiği yere baktı. Adam çoktan kadının yanına varmış, oturmuş purosunu yakıyordu. Aniden kadın asasını çekti adamın purosuna doğrulttu. Kadının asasından çıkan mavi ışık adamın purosunu yüzünde patlatmış ve adamın suratının karanlığa bürünmesine neden olmuştu. Kadın kaşlarını çatmış adama bakarken adam “Ne halt ediyorsun sen be kadın!” diye serzenişte bulundu. Kadın ciddiyetini hiç bozmadan “Sana bitkilerimin yanında şu şeylerden içmeyeceksin demiştim. Beni dinlememenin sonu budur Frankin!” Kadının siniri yüzünden belliydi ve Feanor gergin ortamlara girmeyi seven biri değildi. Yine de yapacak bir şeyi yoktu. Kadının yanına yanaştı ve üçüncü sandalyeye oturdu. Kadın çocuğa bakarken Feanor olabildiğince yere ya da Franklin denen adama bakmaya çalışıyordu. “Bu kadına baksan iyi olur ufaklık, onu kızdırmayı istemezsin. Kafanı koparır ona bakmanı sağlar sonra kafanı kopardığı yere geri diker. Bu kadın öyle biri” Feanor biraz korku biraz da gülünç içinde kadına baktı. Kadın suratını inceledi, ellerine dokundu. [/Color=yellow]‘’Demek Feanor sensin çocuğum. Beklediğimden farklısın. Buraya ne için geldiğini hepimiz biliyoruz. Bak çocuğum, bu yola çıkmak istediğine emin misin? Bu yolun korkunç sonuçları vardır, aklının bile alamayacağı sonuçlar.”[/color] Feanor kızmıştı, derin ve öfkeli bakışlar ile kadına “Ben yola çıktım efendim. Bu yola ne olursa olsun devam edeceğim. Büyük yol kat ettiğime inanıyorum. Buradan geri asla dönmem” Kadın gülümseyen bir yüz ifadesi takındı. “Sen daha yolun en başındasın çocuğum, peşinde olduğun kişiler seni isteseler çok kolay öldürecek kişiler” Feanor tam ağzını açıp konuşacaktı ki kadın asası Feanor'un dudağına dayadı. Bu davranış karşısında şaşkın şaşkın Franklin’e bakan Feanor omzunu iki yana kaldırmış şekilde buldu onu.

Ardından kadın devam etti “Sen onların gözünde bir hiçsin. Bu çok çok iyi bir şey. Onlar için tehlikeli değilsin. Neyin var? Ne yapabilirsin? Ne kadar kuvvetisin? Sen şuan bir hiçsin ve bu senin yaşamanı sağlıyor. Ancak rakibin gözünde bir hiçsen kazanma şansın en yüksektir. Onlar senden haberdar ya da değiller, bu önemli değil. Seni rakipleri olarak görmüyorlar. Bu da aradığın kişiye ulaşmanı kolaylaştırdı. Şimdi soruma cevap ver çocuğum, Neyin var? Onunla nasıl savaşacaksın?” Bu kadar ağır bir tepki verilmesini beklemiyordu. Belki de gerçeklerin acısıydı bu? Buradan geri dönerse tüm her şey bir yalan mı olacaktı? Ona baktı, sustu. Bu bilmiyorum dememin başka bir yoluydu sanki. “Defol buradan!” diye bağırdı kadın. Bir anda şoka uğramıştı. Bitmişti, eline ayağına yüreğine bir sancı bastırmıştı aniden. ‘’A-ama’’ diye kekelemeye başlamıştı ama kadın kararlı gözüküyordu. Franklin’e baktı, kadın yine konuştu “Franklin seni kurtaramaz, defol buradan!” asasını sallayarak Feanor'un sandalyesini altından çekti. Ve yere düştü Feanor. Canı acımıştı, bu kadar derin bir öfke daha önce yaşamadığı bir duyguydu. Kadın ona rastgele büyüler atmaya başladı. “Kör bir kadını dahi yenemeyecek kadar beceriksiz birisin, bana gelmiş bir salem cadısını yandaşlarının yanında öldürmeyi planladığını söylüyor. Zavallı çocuk!” çok kızmıştı, çok öfkeliydi. Asasını çıkardı ve bir düello başlattı. Kadın görmüyor muydu? Nasıl yapabilirdi ki bunu? Onun attığı her büyüyü engelliyordu kadın. Ardından Feanor'un asasını attı bahçenin bir ucuna. Kadın kaşları çatık bir şekilde “Git buradan” dedi. Feanor yerden kalktı, asasını almak için boynu bükük bir şekilde bahçenin çıkışının olduğu yere gitti.

Asasını yerden alıp cübbesini düzeltmek için çantasını yere koydu. Asasını cübbesinin cebine koyup çantasını yerden alacakken arkadan tiz bir çığlık duydu. Sağa doğru eğilip tiz çığlığın kaynağının burnunun yanından geçişini izledi. Ardından seri bir hareket ile onu kuyruğundan yakaladı. Kuyruğunu kaptırmayı pek hoş karşılamayan Laçan bir oraya bir buraya sallanarak kuyruğunu kurtarmaya çalışıyordu. Şaşkınlığından bu fırsatı bulan laçan kaçıp tekrar Feanor'un üstüne atlamaya çalıştı tekrardan. Tekrar yere düşen Feanor'un, üstünde gezen laçanı tam suratına atlayacakken gövdesinden yakaladı. Gövdesinden daha iyi bir şekilde tuttuğu için kaçırmayacağını düşünen Feanor, laçanın parmağını ısırması ile bir çığlık atacakken, durdu ve urundan tuttu. Urundan tutulması üzerine biraz daha sakinleşen laçanın hareketleri zar zor kısıtlanıyordu ama bir süre sonra onu tutmaya alıştı.

Kadına baktı, gülümsedi ve “Yaratıklar efendim, benim özelliğim bu. Yaratıklar…” kadının da yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Franklin’e çayından bir yudum alıp “Haklıymışsın” dedi. Bu güzel ortam yerinde durmayan laçanın Feanor'un sol baş parmağını ısırması ile biraz dağıldı. Laçanı kadına götürdü, kadın onu almak yerine Feanor'a bir yeri işaret etti. Küçük bir kapı gibi bir yere götürdü. Laçanı koymaya içi bir türlü el vermedi. “Onları esir gibi ufacık kafeslerde mi saklıyorsunuz?” Kadın bir kahkaha patlattı. “Aç ve bak evladım.”  Feanor çok ciddi bir şekilde laçanı tuttu, hızlıca o kapıyı açtı, laçanı içeriye gönderdi ve yere eğilerek kapıdan içeri baktı. Gördükleri karşısında dili tutulmuştu. Harika bir şeydi. Orada bir sürü yer görüyordu. Farklı habitatlar, farklı yaratıklar, hepsi bir uyum içindeydi. Yerden aniden fırladı ve kadının önüne gitti.  O ufak kapıyı gösterdi. “O-o-orada ne var efendim? O şeyi nasıl yaptınız? Bu inanılmaz. Bana da öğretin, size yalvarırım.” Kadına acı dolu ve yalvaran bakışlar ile bakıyordu. “Göremiyor olabilirim Franklin, ama bu çocuğun içindeki sevgiyi görüyorum. Onları, kendini karşılıksız sevdikleri için o da yaratıkları karşılıksız seviyor. Bu da onun vereceği bu savaşta en büyük yardımcısı olacaktır.” Feanor heyecandan kendini kaybetmek üzeredir. “Franklin, gidebilirsin. Çocuğa ben yardımcı olacağım.” Franklin Feanor'a bakar. Dostunun çocuğunun yüzünde dostunu görüyor olmalıydı. Öyle bir hüzün ve sevgi ile baktı. Ardından Feanor'a sarıldı iyi şanslar diledi ve Yaşlı kadına da sarılıp gitti. Kadın ile kalan Feanor, ne yapacağını bilmeden gidip sandalyeye oturdu.

Kadın elini Feanor'a uzatıp, ayağa kalktı. “Evet evladım, bundan sonra benim çırağım olarak görev yapacaksın. İçindeki öfke kabul edilemez, seni yenilgiye götürür. Kör olduğuma bakma çocuğum, insanların içini görebiliyorum. Şaşırmana gerek yok evladım.” Kadın ayakta sakırdayarak yürürken, bastonunu gösterir. Feanor koşarak bastonunu alır ve kadına verir. Kadın geldikleri yolun tersi tarafa gider ve parlak kırmızı rengi duvarların arasından döner merdivenleri çıkmaya başladırlar. Aynı renk bir koridora girerek kadının gösterdiği kapıya bakar. Çok dar ama uzun bir kapıdır. Feanor kadına garip garip bakarak “E-evet, efendim, Ne yapmam gerekiyor anlayamadım da.” Kadının ona güldüğünü belli eden bakışlarının ardından kadın konuştu, “Kapıyı açmakla başlayabilirsin evladım” ardından bir kikirdeme duyuldu. Kadın bastonuna dayanarak yavaş yavaş koridorda ilerlemeye devam ederken Feanor'u kapının önünde yalnız bırakmıştı. Kapıyı yavaş yavaş açtı ve daracık kapıdan ayağını soktu. Bir anda sanki binlerce kişi onu tutup çekiyormuşçasına hissetti Bir anda kendine dev gibi bir odanın içinde buldu kendini. Bir çalışma masası, arkasında kalın ciltli kitaplar, masanın üstünde neredeyse her renkten kapakları bulunan kalın defterler. Bir tüy kalem ve mürekkebi masanın sağ köşesinde boy gösteriyordu. Masanın ardında bir koltuk, masanın önünde de iki koltuk gözüküyordu. Duvarlar garip bir renk paleti üzerine süslenmiş ve gayet açık bir oda yapılmıştı, onu ondan alan yer ise pencere olmuştu. Gidip pencereye iyice yaklaştı ve gördüğü şey karşısında şoka uğradı.

O ufacık kapıdan bakıp laçanı gönderdiği yerin tamamı gözlerinin önündeydi. Sanki tanrı ona bir günlüğüne koltuğunu vermiş, ona tüm dünyayı görme şansını bahşetmişti. Dünyada bu kadar güzel çok az görüntü olduğuna kanaat getirmişken, hala inanamıyordu bu gördüklerine… Camı açtı ve kafasını sağa çevirince odaya ilk baktığında onca eşya arasından göremediği bir kuş salıncağı vardı. Onun da bu odanın önceki sahibinin kuşu için olacağını düşündü ve o eşsiz manzaraya bakmaya devam etti. Ufacık ufacık hayvanlardan, en büyüklerine kadar hepsi orada bir birlik halinde duruyordu. Gidip hemen masanın üstünden sarı ciltli defteri alıp bir koltuğu pencerenin önüne çekti.
O anda gördüğü bu nefes kesici olay ile ilk karşılaşmasını resmetmek istedi. Oturdu ve her ayrıntılara bakarak çizmeye başladı. Çiziminin ortalarına gelmişti. Ayaklarını bağdaş yapmış görebildiği tüm ayrıntıları çizmeye çalışıyordu. Bir anda yağmur bastırmaya başladı. Yağmur giderek şiddetlenirken onu da resmine eklemeye çalışıyordu. Bir çığlık duydu. İnce bir çığlık, dışarıdan geliyordu. Kafasını pencereden aşağıya sarkıtıp sesin geldiği yere bakmaya çalıştı. Sesin kaynağını bulamıyordu. Derken kafasını kaldırıp baktığında ona doğru gelen bir çift pençe gördü. Korkudan arkasına doğru atladı ve koltuğu devirip yere düştü. Elindeki resmi hemen masaya kaldırıp odada gezinen kahşini izledi. Kafayı yemek üzereydi. Kahşin odada iki tur attıktan sonra o demir çubuğun üstüne çıkıp kafasını iki yana çevirip Feanor'a bakıyordu. Feanor ona karşı nazik olmaya çalıştı. Kızdırılmadan çok güzel anlaşılabilecek bir hayvan olan kahşine karşı çok nazik olmaya çalışıyordu.

Feanor hemen masanın altına bakmaya başladı. Halının altına baktı, odanın köşelerine kadar baktı. Tam vazgeçmişti ki masanın altındaki yerde yürüyen kocaman hamam böceğini gördü. Nazik ama çok hızlı bir şekilde hamam böceğini gövdesinden yakaladı. “Özür dilerim ufaklık, ama bunu yeni bir dostluk için bir adım olarak gör.” Hamam böceğine teşekkür edip, yavaş yavaş kahşine yaklaştı. Kahşine elini uzattı. İçine böceği koymuştu. Kaçmaması için çok dikkatli oluyordu. Elini kahşinin gagasına doğru götürdü. Kahşin kafasını bir oraya bir buraya sallayarak tehlike teşkil edip etmediğini anlamaya çalışıyordu. Normalde sakin ve uysal canlılar olsa da Feanor onu germek istemezdi. Elindeki hamam böceğini gagası ile havaya atan kahşini izledi. Ardından kahşin böceği ağzını açarak havada yuttu. Sonra Feanor'a karşı sağa doğru kafasını yatırdı. Feanor da kuşla anlaşmak için onun hareketlerini takip etti. Birbirlerini taklit etmeleri başlı başına komik bir davranış olduğundan Feanor gülmeden edemedi. Kahşine elini götürdü. Kafasına doğru bir hamlede bulundu ve kahşin bunu olumlu karşılamıştı. Derin bir nefes verdi Feanor. Eğer Kahşin kızsaydı sağır olabilir veya parmağına elveda diyemeden kaybedebilirdi. Kafasını yavaşça sevmeye başladı. Güzel siyaha da  kayan yeşil tonların ağırlıklı olduğu tüylere sahip eşsiz bir kuştu. Onun için tüm yaratıklar eşsizdi. Kafasının okşanmasını bir süre sonra bıraktı. Onu rahatsız etmek istemiyordu. Dışarıya geri bakmak için kafasını çıkarttı. Yağmur diniyordu. Yavaş yavaş güneş açmaya başlamıştı. Burasının yapay bir habitat olduğunu düşününce bu yağmurun çıkmasını sağlayan şeyin ne olduğunu anlamak güçtü. Yakında öğrenmek umudu ile kahşine baktı. Kahşin ağır ağır kanatlarını çırparak dışarı süzülmek için bekliyordu. Kafasını pencerenin önünden çekti ve kahşine selam verircesine reveransta bulundu. Kahşin pencereden dışarı çıktı ve havada süzülmeye başladı.

Gözü tam seçemese de Kahşinin bir böğürtlen çalısına yuva yaptığını görüyordu. Kuşa tekrar gülümsedi. Ardından masasına geçmek için düşürdüğü koltuğu düzeltti. Masasına geçip mavi ciltli deftere olanları yazdı. Bu yaratıklar ile bir ömür geçirmeyi istiyordu. Ve uzun zaman sonra, ilk defa fantastik canavarların ölümünün acısını yüreğinde taşımıyordu.  Duvardaki kitaplara bir göz atmak için ayağa kalktı. Bir sürü kitap vardı. Orta rafta siyah, diğerlerine göre daha eski olduğu çok belli olan, ele alındığında ayaklara taş bağlamışçasına ağırlaştıran cinsten bir kitaptı. Kitabı masaya koydu. İlk sayfayı açtı. “Sevgili Violet’e, Hayatımda çok yer gezdim, çok insanla tanıştım, çok yaratığa bakıcılık yaptım. Ama kalbimi senin kadar sevgi ile dolduran biri ile daha karşılaşmadım. Sensiz geçen zamanlarım bana bir eziyet haline geldi. Bu nedenle, artık bu eziyete katlanamayacağım. Seni seviyorum.” Bu çok içten bir Seni Seviyorum demekti. Babasının da annesine duyduğu eşsiz sevgiye defalarca şahit olmuştu ama bir satır kelimenin onu yıllarca şahit olduğu aşktan daha fazla etkilemesi onu şaşırtmıştı. Bu kimdi?, Violet kimdi?, bu olaydan sonra ne olmuştu? Aklında bir sürü soru vardı. Kitabın diğer sayfalarında bunu bulmak umudu ile sayfaları çevirmeye başladı. Sayfalar dolusu yaratık vardı. Hepsinde de bir adam. Yirmili yaşlarından kırklı yaşlarına kadar her sayfada kendi yaşını yazmıştı.

Bu adamın neden böyle bir şeyi yapma gereksiniminde bulunduğunu anlayamamıştı. Sayfaları geçtikçe içinde bir not buldu. Katlanmış kağıtın dış kısmında mavi, altı yapraklı, ortasında mor bir gövdesi olan bir çiçek vardı. Özenle çizilmişti, ama bunu yaparken bir o kadar da özensiz davranılmıştı. Bu çizime hayran kalmamak elde değildi. Defteri kurcalamaya devam ettikçe, yazarın kendi ile çatışmaya başladığı sayfalar keşfetti. Bazı sayfalarda yazdığı cümlelerin yanlış olduğunu, o cümlelerin ise her birini bulup düzeltmekten ise bunları öbür sayfalarda belirtmeyi tercih ettiği yazmıştı. Bazı yerlerde kendine hakaretler etmiş, hayvanın resimlerini çizerken yanlış çizdiği için sayfayı yırtma teşebbüsünde bulunmak istese de o kadar yazıyı çöpe atacak kadar aptal olmadığını yazmıştı. Ama ilk sayfada yazdıklarından sonra Violet’i bir daha görmemişti. Bu durum onu çok şaşırtmıştı. “Neden girişte tüm sevgini belirttiğin birinden, kitabın geri kalanında bahsetmezsin ki? Yoksa girişi en son mu yazmıştı?” Bunlar garip ama insanın içindeki merakı gıdıklayan sorulardı. Cevap aramak da oldukça zevkli bir uğraştı. Kendi içindeki düşüncelerin de aynı kitabın yazarı gibi olabileceğini düşünerek gülmeye başladı. “Bugün günlerden Pazartesi. - Birkaç dakika sonra – Hayır,  aslında Salıymış. Bunu düzeltmek için geçmişe gidemeyeceğime göre kendime not! Bugün Salı, Aybuzağılarının haftalık bakım günü. Burnumu kapatmak için bir şeyler bulsam daha iyi olacak.” Düşünceler onu güldürmüştü. Sonra aklına yaşlı teyze geldi, heyecandan ismini bile sormamıştı. Onu bulmak için odanın kapısına döndü.

Kapı dışarıdan gözüktüğü gibi değildi. Normal bir kapı boyutunda ve normal bir şekilde açılabilen bir kapıydı. Kapıyı açtıktan sonra küçülüp küçülmeyeceğini merak ettiği için bir süre bekledi.Kapı küçülmemişti. Bir ayağını dışarıya attıktan sonra onu ilk başta içeri çeken güç şimdi geri püskürtüyordu. Dışarı ayağını atması ile beraber vücudunun kalanı da büyük bir itme kuvveti ile dışarıya fırladı. Sesli bir şekilde kapanan kapının önünden geçip kadını bulmak için koridorda yürürken “Buna alışmam zaman alacak” diye geçiriyordu içinden. Kadının olduğu oda koridorun en sonundaki tam karşıda duran büyük kapının ardındaki oda olmalıydı. Kapının kıyık bölümünden sanki güneş oradaymış gibi parlıyordu. Kapıya doğru gitti ve kapıyı tıklattı. “Efendim, içeride misiniz? Oradaysanız girebilir miyim?” içeriden gelecek sesi dinlemeye başlamıştı. Kadının ince ama güçlü bir ses ile “Gelebilirsin çocuğum” demesi üzerine kapıyı araladı. Kadın sallanan bir koltukta oturuyordu. Koltuğu sallayan iki Pixie, onun gelmesi üzerine kızmış gibi görünüyorlardı. Achilles kadına yaklaştıkça onu gören Pixieler ona doğru yaklaşmaya başladılar ve Feanor'un kulağından çekmeye başladılar. İki Pixie Feanor'u kaldıracak kadar güçlü olmasa da canını yaktığı gerçeğini değiştirmiyorlardı. Kadının güldüğü belli oluyordu. “Wickles, Jefros ! İki yaramaz yaratıklar sizi! Bırakın yeni çırağı. Onu daha ilk günden korkutup kaçıracaksınız. Adaplı olun bakayım sizi pis Pixie’ler!” Kadının sesini duyan Pixieler Feanor'un kulaklarını bıraktılar ve kikirdemeye başladılar. Yaşlı Kadının “Çıkabilirsiniz” demesi üzerine Pixiler kıkırdayarak kapıdan çıkıp gittiler.Şaşkınlıktan dili tutulmuş olan Feanor ne diyeceğini bilmiyordu. Bir süre bekledi ve kadının “Konuşmaya gelmedin sanırım evladım” demesi üzerine hafif gülümser bir ifade takınarak “Efendim, onlar size itaat ediyorlar. B-bu imkansız değil mi?” kadın alaycı bir gülümseme takındı. Koltuğunda kendini sallamaya başladı. Pencereye bakan yüzü bembeyaz olmasını sağlamış onu bir hayalete benzetmişti. “Eğer itaat etmelerini istiyorsan evet küçüğüm. Bu imkansızdır. Ama onları dostun yaparsan, imkansız değildir. Ne sana zarar verirler, ne de zarar verilmesine izin verirler. Bunun için onlara sevgi göstermen yeter de artar bile.” Kadının bilge sözleri karşısında şaşkınlığa uğramıştı. Kanıtlarına şahit olmasa, onun inanacağı türden bir şey değildi bu. Sevgi bu kadar güçlü müydü? İmkansızı gerçekleştirecek kadar, güçlü müydü? İnanılmazdı, gerçekten inanılmaz. “Efendim, ben burada ne yapacağım? Yani eğitileceğim ama ne için ? Fantastik canavarların katiline karşı bunu biliyorum. Ona karşı savaşımda dostlarımı kullanacağımı. Yeni dostlarımı. Ama hissediyorum, içimde bir yerlerde, başka bir amacım olduğunu hissediyorum.” Kadın kafasını salladı. Onu onaylarcasına. “Zaman bize ne getirir, ne götürür bunu bilemeyiz Feanor. Bildiğimiz tek şey, ileride bizden çok farklı bir biz olacağımızdır. Ben sana burada dostlar kazanman için yardımcı olacağım.Yapabileceğim tek şey bu.” Kafasını onaylar biçimde salladı ama kadından bir cevap gelmeyince ona doğru baktı. Kafa salladığını göremeyeceği aklına sonradan gelmişti. “Anlıyorum efendim” dedi mahçup bir sesle. “Yarın başlıyoruz çocuğum. Kendini hazırla, her günün artık eğitim günün. Dinlemek isteyeceksin, yorulacaksın, biteceksin. Ama bunlar seni pes ettirmesin. Aksine daha güçlü devam etmeni sağlasın evladım. Şimdi gidebilirsin. Akşam yemeğini hazırlayacaktıklar. Zil çalınca katılmanı bekliyorum. Saat 20.00’da zil çalar ve yemek başlar.”  Odadan ayrılmak için ayağa kalktı. Yavaş adımlar ile dışarıya çıktı. Koridorun güzelliğe kapıldı. Yeni bir maceraya atılmış, her şeyini kaybettikten sonra yeni şeyler kazanamaya başlamıştı. Bunun mutluluğu ona uzun zamandır yaşamadığı bir duygu yaşatmıştı. Odasına doğru giderken sevicinden zıplamış ve hiç beklenmedik bir şekilde düşmüştü. “Ben iyiyim efendim” diye bağırdı koridorda. Yeni bir çırak yetiştirip, eskisinin açtığı yarayı kapatmaya çalışan yaşlı kadın ise, uzun zaman sonra ilk defa bu kadar mutlu olmuştu. Kapıyı açıp içeriye yine yüz kişilik bir ittirme kuvveti ile giren Feanor ise mavi desenlerin olduğunu koltuğa kendini attı ve bir gün içinde yaşadıklarını düşündü. Şans onun için dönmüştü ve bu sefer kimseyi kaybetmeye niyeti yoktu. Bu düşüncüler içinde kısa bir kestirme yapmak için gözlerini kapadı. Ama tabii ki kısa bir kestirme ile kalmayan uzanması, onun için derin bir uykuya ve yaşadığı güzel olayları sindirmesi için bir durağa dönüştü. “Triririrn Tirririn” Gözlerini açamıyordu ve ağzında garip bir tat vardı. Üstünde sanki bir paldıran zıplamış gibi yorgundu. Duyduğu tiz ama yankılanan sesin ne olduğunu çözmeye çalışıyordu. Ne olduğunu anladığında ise buruşmuş gömleğini düzeltmeden koşarak kapıya yöneldi.Daha ayılmadığı için kafası dönmüştü ve kafasını koridordaki duvara vurmuştu. Acıyan kafasını tutarak dönen merdivenlerden aşağıya indi. Dört yöne doğru açılan bahçeye geldi. Durduğu yerden sağa doğru koştu çünkü oradan yemek kokusu alıyordu. Koşarak girdiği salonda dilini yutacaktı. Ev cinlerinin hepsi birden kafasını ona çevirmişti. “Demek uyanabildin çocuğum. Sence de saat daha erken değil mi?” Kafasını yere döndürüp kadına doğru ince bir sesle “Evet efendim, haklısınız.” Dedi. Kadın kikirdeyerek konuştu “Hayır evladım, gerçekten saat daha 19.00 yemek hazırlığına başlama zili. İki kere çaldığından anlaman gerekirdi diye düşünüyorum. Yoksa söylemeyi mi unuttum? Aah! Canım benim özür dilerim bu yaşlı kadının artık bazı şeyleri unutmasını hoş karşılamasın” İçi rahatlasa da şaşkınlığını da gizleyemiyordu. Kadına karşı gülümsedi, korkusu ve şaşkınlığı yavaş yavaş azalıyordu. Onun dikkatini dağıtan duygular azalmaya başladığı zaman etrafına daha net ve açık bir gözle bakmaya başlamıştı. Ve tekrar dili tutulmuştu. Etraf muhteşemdi. Kırmızı tonunun diğer renkleri esiri altına aldığı bir baskınlıkta kırmızı ağırlıklı bir mutfaktı. O kadar güzel süslenmişti ki etraf, hayran olmamak elde değildi. Kırmızının açık bir tonunun kullanıldığı tezgahta ev cinleri yemeği hazırlamaya başlamıştı. Feanor da bir masaya oturarak onları izlemeye başladı. Çok organize hareket eden ev cinleri çok güzel uyum sağlamış gibiydiler. Yemek hazırlanırken sadece onları izledi ve acıyan gözlerini ovuşturdu.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İntikam
« Yanıtla #3 : 10 Haziran, 2022 23:09:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[Bir gün sonra..]

Günün ilk ışıkları pencereden üzerinde olduğu koltuğa doğru çarpmaya başlamıştı. İlk günün heyecanından dolayı güne enerjik bir şekilde uyandığını hissediyordu. Damarlarında akan kan, ona çok daha fazla güç ve direnç veriyordu. Bu onun içindeki mutluluğunun kat ve kat artmasını da sağlamıştı. Odanın girişinden pek de uzak olmayan bir yerde duvara dayalı olan aynaya bakar. Saçını düzeltir, kıyafetlerini olması gerektiği gibi bir beyefendi olacak şekilde dizayn eder. Gömleğinin kollarını kıvırır. Kapıdan çıkmadan önce yanına ufak bir defter alır ve kapının yardımı ile şiddetli bir gürültü ile dışarıya çıkar. Koridorlardan çocuksu adımlar ile iner. Kadın onu bahçedeki oturma yerinde beklemektedir. “Oturabilirsin evladım. İyi bir gün iyi bir kahvaltı ile başlar” gülümsedi ve aklından sorular geçirmeye başladı. Yaratıkları görmeden onlar ile nasıl bu kadar iyi anlaşabiliyordu. Hiç şüphe duymuyor muydu? Kadının gülümsediğini gördüğüne düşüncelerimi mi okuyor diye geçirdi içinden. Kendi iç sesi ile çatışırken kahvaltının hangi ara bittiğini anlayamamıştı. Kahvaltısını da bitirdikten sonra ayağa kalktı ve “Hazırım!” diye gururla konuştu. Kadın bir anda kahkahalara boğuldu Feanor'a seslendi. “Ah evladım, daha yeni öğreneceksin. Daha önceden görmüş, vakit geçirmiş, onlara bakmış olabilirsin. Ama onlar ile dost olmak, yaşadığın her şeyden farklı bir tecrübe olacaktır. O nedenle en ufağından başlayarak gitmelisin.” Kadın ile bir yeri gösterdi. Bitkilerin arasında, dallara benzeyen bir yerdi. Kadının gösterdiği yere gitti. Bitki mi bakacaktı? Biraz daha ileri gitmesini söyleyen kadının sözünü dinledi ve ağacımsı bir bitkinin yanına geldi. Değişen bir şey yoktu, hala bir yaratık görememişti.

Ardından daha dikkatli baktı, ağacın arkalarında bir yerde bir kabuluk ona bakıyordu. Onu gördüğünü anlayınca kabuluk dalın arkasına saklanmıştı. Onu incitmek istemediğini nasıl gösterebilirdi ki? Ona doğru bakabilmek için biraz sola kaydı. Kabuluk ise onun diğer taraftan bakacağın düşünerek sola kaçmıştı. Ardından arkasında Feanor'u görünce bir anda korkudan üzerinde durduğu yapraktan düştü. Yere düşmeden Feanor Kabuluğu tuttu. Onu olabildiğince incitmeden yerine koymaya çalışıyordu. Ardından diğerleri de kendini gösterdi. Yaklaşık beş tane kabuluk vardı. “Efendim, onlar onlar harikalar. Bu kadar mı ?” kadın güldü. Yaşlı kadın her güldüğünde başına bir şey geleceğini anlaması için kadınla bir gün geçirmesi yetmişti. Kadının asasını ucu ile gösterdiği diğer yere baktı. Diğerlerinden uzak ve daha koyu renklere sahip bir ağaçtı. Diğerlerinden daha yalnız olduğu belli bir ağaç. “Önceden o da herkesle beraber ağacını korurdu, bir gün yaşadığımız bir felaket, hepimizden bir şeyini aldı. Onun tüm arkadaşlarını ve ağacını. Yani bu durumda onun her şeyini evladım.” Kalbine bir anda ufak bir şok indi. Bu üzüntüydü. Bu, bu kimsenin yaşamasını istemediği bir şeydi. Sevdiği herkesi, her şeyi, evini, dostlarını, ailesini kaybetmenin ne demek olduğunu bilen biri olarak, bu ufak kabuluğu anlayabiliyordu. Ağaca doğru yanaştı. Ağacın etrafında ufak bir bakındı ama hiçbir şey görememişti.

“Nihila çık ortaya. Sorun yok canım” yaşlı kadının seslenmesinden sonra ağacın kovuğu gibi duran bir kısımdan kabuluk çıkmıştı. Diğerlerine göre rengi farklıydı. Onlara göre daha karanlıktı. Dışarıdan belirgin bir şekilde gözükmese de yanında durmak bile bu küçük kabuluğun yaşadıklarını anlamaya yetmişti. “Nihila, ne demek efendim” Kadın bu sefer gülmüyordu. Üzülmüştü, belki hatırladıklarından dolayı… Cevap verdi, “Kaybedecek bir şeyi olamayan demek canım” Bu Feanor'u beyninden vurulmuşa döndürmüştü. Bu çok acıklıydı, bu çok tanıdıktı. Kalbi onun ikizi gibi görüyordu kabuluğu. Kim bilirdi ki bu ufak canlının böylesine derin ve acıklı bir hikayesi olduğunu. Onun siyaha da çalan yeşil yaprakları yukarıdan gelen ışık ile bile parlamıyordu. Ona elini uzattı. Ama korkmadan ya da çekinmeden bekliyordu kabuluk. Kahverengi gözleri ile Feanor'a öfke ile bakıyor gibiydi. Arkasını döndü ve geldiği yere doğru gidip yerine girdi. Karanlıkta oturuyordu. Dikkatli bakınca gözüken hafif karanlık yerde hiçbir şey yoktu Gidip oturmuştu ve sadece ağacın kabuğuna bakıyordu. Kaşları çatık denebilecek bir yüz ifadesi vardı. Ama güçlüydü. Bunu anlamak için fazladan bir çabaya gerek yoktu.

Bu kabuluk çok ama çok güçlüydü. Ve ne olursa olsun Feanor kendine bu denli benzeyen kabuluk ile bağ kurmalıydı. Nihila’ya son kez baktı ve diğer kabulukları beslemek için kadına böceklerin yerini sormak için onun yanından ayrıldı. Onlarla ilgilenirken bile aklı Nihila’da kalmıştı. Diğer kabuluklar için böcek getirmişti. Kabulukların hepsi utangaç olmalarına rağmen böceklere karşı ilgileri malumdu. Kabuluklar elide kova ile gelen Feanor'un yanına gelmek için ağaçlarından çıkıp kovaya doğru ilerliyorlardı. Kabuluklara karşı hiç tepki vermeyen ve onların karşı tarafında ağacının kovuğuna girmiş sessiz sedasız oturan kabuluğa baktı Feanor. Ona karşı üzülüyordu ve ona bir yakınlık göstermek istiyordu.
Bu zor olacak olsa da Feanor bu canlının güvenini ve dostluğunu kazanmaya niyetlenmişti ve kolay kolay bunu niyetinden vazgeçmeyecekti. Eline bir top böceği daha aldı ve ona doğru götürdü. Çıkmaya hiç niyeti olmayan hayvan, kül rengine dönen rengi ile kovuğun içinde saklanmayı sürdürüyordu. Ona karşı gözükmeyeceği belli olmuştu. En azından bu günlük. Durum böyle olunca böceği alıp kovuğun önüne koydu ve diğer kabuluklar ile ilgilenmeye devam etmek için onun yanından ayrıldı. Diğer yaratıkların yeşil görünüşlerinden dolayı ara sıra kaybolmalarından dolayı onları göremeyip sayılarını eksik saydığı oluyordu. Arada sırada eline alıp kabuluklar ile oynuyor ve onların yirmi santimlik boylarının getirdiği şirinlik ile kendini gülmekten alamıyordu. Elindeki böceklerin bazılarını alıp kaçmalarını engelliyordu. Tüm böcekler kovadan kaçmadan önce onları durdurmak istediği için hareketlerinin olabildiğince hızlı olması için çabalıyordu. Eline aldığı bir böceği son olarak bir kabuluğun önüne bıraktı ve kovayı alıp olması gereken yere bıraktı. Kabuluklar büyük bir keyif ile karınlarını doyururlarken Romulus da onları büyük bir zevkle izliyordu. Eline aldığı diğer bir  kabuluk ile oynarken aklına Nihila’yı kimin iyileştirdiğini merak etti. Kabuluğu elinden bıraktı ve yaşlı kadının yanına gidip onunla hem sohbet etti hem de yardım etti.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İntikam
« Yanıtla #4 : 10 Haziran, 2022 23:19:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Aylar Sonra..)

Feanor uzun bir süre eğitim almıştı.Bu eğitim sonunda ise fantastik canavarlara olan bağı her şeyden daha fazla olmaya başlamıştı..Katile ne mi oldu ? Hepiniz bu soruyu merak ediyorsunuz değil mi? Feanor eğitime kafasını o kadar vermiş ve dış dünyadan o kadar kopmuştu ki bu sırada  bundan haberi yoktu elbette ancak asıl katil içindeydi ve hala farkında değildi..Feanor içinde hiçbir nefreti barındırmıyordu..

Afrika'da en az Gizilgen türü kadar tehlikeli.,Afrika yaratığı olarak adlandırılan Paldıranlar; gri renktedirler ve kocaman bir cüsseye sahiptirler. Neredeyse bir ton ağırlığına kadar çıkabilen Paldıran türü genelde, bir Muggle hayvanı olan gergedan ile karıştırılmaktadır; ikisinin de sivri bir boynuzu ve ip gibi kuyruğu olmasına rağmen aslında aynı şeyler değiller maalesef.

Derisi fazlaca kalın olduğu için birçok büyü ve laneti püskürtebilme özelliğine sahiptirler. Her hamileliklerinde yalnızca bir yavru doğurmalarıyla bilinirler. Normal şartlarda saldırgan olmamalarına rağmen, bir tehdit algıladıklarında atağa geçerlerse, iş çoğunlukla felaketle sonuçlanır. Boynuzları oldukça sağlamdır, zira deriden metale kadar her şeyi delebilirler bu boynuzlarıyla. Aynı zamanda bir akrebin kuyruğunda bulunan özelliğe benzer bir yetisi vardır bu boynuzun; içine girdiği her şeyi patlatabilen bir sıvı içerir. Hatta öyle ki, Paldıran erkekleri çiftleşme dönemleri geldiğinde birbirlerini devamlı olarak patlattıkları için, kadın Paldıranlara oranla sayıca azdırlar. E bir de bu boynuzlar, içinden çıkan patlayıcı sıvı ve ilaveten kuyrukları iksir yapımında kullanılır.

Feanor paldıranlar ile geçirdikleri serüveninin son günlerinde ormanda bir geziye çıkmıştır. Bu gezide uzunca bir süre geçirdikten sonra duyduğu garip sesler onu cezp etmiştir ve bunun sonucunda ormanın içinde kaybolmasına neden olmuştur. Seslerin kaynağını bulduğunda ise hayatının şokunu yaşar. Bir fil ile bir nundu savaşı vardır ama sorun şu ki ayakkabı boyutunda bir formda yapıyorlardır bu kavgayı. Ayağının taşa takılmasıyla Feanor inler ve bu sesi duyan iki ufak şey bir anda bulundukları kaktüsün içinde kaybolurlar.  Feanor onların yanına doğru yaklaştıkça burnuna gelen bir koku ile gözünün ilk başta karardığını görür.  Halüsinasyon görmeye başlamıştır. Kendinden geçmiş ve uyandığında etrafında bir yaratık görmüştür. Sarı ve turuncu tonlara sahip gözbebeği olmayan bir yaratığa bakıyordur. Bir süre sonra ayılınca yaratığı izlemeye başlar ve etrafında dönen yaratığa bakar. Ardından arkadan bir filin sesi duyulur ve yaratık büyük bir ışık huzmesi ile file dönüşür.

Feanor'un beyni patlayacak gibidir çünkü bunca yaşamı boyunca böyle bir yaratık ile karşılaşamamıştır.Feanor,minik iki canavarı aldığı gibi en yakın kabileye kendisini tanıtır ve canavarları kabile şefine tanıtmak istediğini söyleyerek oraya sığınır..Kabile halkı canavardan haberdardır ancak şef ile görüşmesi gerektiğini söylerler.Feanor şefin çadırında günlerce hatta haftalarca bilgiler alır..Canavarın dış görünüşü hemen hemen bir ayakkabı kadar, 30 cmlik bir boyutu vardır. Burun delikleri 3 adet olup  4 ayağı ve bir kuyruğu bulunmaktadır, bu kuyruk besin bulduğu zamanlarda besini acı, tatlı, eksi, acı seklinde algılayıp dili olmadığı için buradan tat almasını sağlar. Eğer ki  beğenirse kuyruğu ile ağzına götürür. Dişleri vardır, ancak ağzını açmadığı surece görünmez. Vücudu yassı olsa da yuvarlak bir göbeği vardır. Bölgesine göre renkleri değişir. Gözleri Matagot gibi çıkıntılı ve büyük olsa da ondan farklı olarak derisi gibi gözleri de değişen renktedir. Dili olmadığı için konuşamaz. Öleceğine yakın tüm türler tek bir renge bürünür. Öldükten sonra dala benzeyen boynuzları onların en sevdikleri besini verir. Dişileri daha açık renkte iken, erkekleri daha koyu renktedir. Aralarında hiyerarşik bir sistem olduğu için düello ile lider seçilir.
Göz bebekleri yoktur ama farklı bir algılama şekilleri vardır.Kör değillerdir.
Yaşam alanları ise bulundukları yerlere adapte şekilde doğarlar ve kamufle olmak gibi bir içgüdüleri vardır. Genelde sivri yerlerde kendilerini güvende hissetleri için dikenli ağaçlarda, sık kaktüslerde ve ormanları sivri dikenli çalılarında yaşarlar.
Yumurta Özellikleri,çiçek yumurtanın çatlama süresi yaklaştıkça açmaya başlar. Yumurta çatladığında yumurtanın içindeki yaratığa özel bir koku salgılar. Yumurta yaratığın aç kalmaması için evrilmiştir. Yaratık, yumurtanın dikenleri çıktıktan sonra yer ve enerji elde ve eder. yaratık Yumurta iki yılda 6-10 bir hafta kez yumurtlar.arasında bir kuluçka evresi gösterir.Beslenmeler ise kendi boynuzlarında besinleri vardır ve buna bayılırlar. Onun dışında genellikle habitatlarına göre; balık, böcek, ufak kertenkeleler.

Feanor canavarla ilk karşılaşmalarında ki savunmasını hatırlar tehlike anında kendisini koruyabileceği düşündüğü habitatında bulunan bir sihirli yaratığa ya da hayvana yine kendi boyutlarında dönüşür, lakin burun delikleri normal boyutunun üç katına çıkarak zehirli bir gaz salgılamasına neden olur. Bu gaz siyah, gri tonlarında olup etrafi karartırken soluyan canlının kısa sureli halusinasyonlar görmesine neden olurken uzun vadeli solunma durumu felce neden olabilir.

Bütün bilgilerin ışığında aydınlanan Feanor, Kabile şefi ile konuştuktan sonra yaratıkla ilgili notlarını almak için çadırına döndü. Eline kalemini aldı ve yazmaya başladı. Ardından yanına mor benekli bıyıklı bir kertenkele yanaştı. Kertenkele ona kafasını eğip baktı. Romulus elini uzattı, elinin üzerine çıkan kertenkeleyi üzerinde dolaşması için rahat bıraktı ve kertenkelenin kafasının üzerine çıkması ile gülmeye başladı. Suratının önüne gelip dilini sarkıtan kertenkeleyi eline tekrar aldı ve onun başının arkasındaki tohumu sevmeye başladı. Onu sevdikçe rengi maviden pembeye dönen yaratık ağzını açmış gülüyordu. Bunu yaparken aynı zamanda ince bir şşşş sesi çıkartıyordu. Bu onu da keyiflendirmişti. Tohumunun yetişmesine az kalmıştı. Onunla bir süre oynadı, ardından arkadan geçen bir paldıranı gören yaratık pup gibi bir ses çıkartıp Paldıran olmuştu. Ufacık, ayakkabı kadar kadar minyatür bir paldırandı. ‘’Seni yaramaz canavar! Hemen değişiyorsun, bunu nasıl yapıyorsun? Seni çözmemiz gerek ufaklık'’. derken bir coinin geldiğini gördü. Coine baktı ve onu inceledi. Bunun sihir bakanlığı için olduğunu anlaması ve hatırlaması coinin pusulaya dönüşmesi ile olmuştu. İçinden lanet okudu. Bir sorun mu vardı? Tehlike neydi? Etrafına baktı ve çadırında kimsenin olmadığına emin olunca kolyesini çıkardı. Nihila da boynundan aşağıya inerek ona doğru baktı. Kabuluğu bile olayın tehlikesinin farkına varmıştı. Ufacık bir paldıran olan yaratığı avucuna alıp yere doğru bıraktı. Kabile reisine bir not bıraktı ve kolyesindeki anahtarı kullanabileceği bir yer aramaya başladı. Dolabı paldıran yüzünden parçalanmıştı. O nedenle onu kullanarak bir yer değiştirme yapamazdı. Masasındaki çekmeceye baktı. "Bu kadar küçük bir yeri daha önce hiç kullanmamıştım. Hadi bakalım, umarım parçalanmadan varırım." Elindeki anahtarı çekmecenin anahtar deliğine soktu ve çevirdi. Ardından çekmece açılırken gelen ışık muhteşem fazlaydı. Ardından elini çekmeden içeri soktu ve duyulmayan bir şekilde çığlıklar ile çekmecenin içine girdi..

--SON--