İngiltere Büyücedünyası > Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi

[Cadı Avcıları Soruşturması] Çocukların Sorgusu

(1/3) > >>

Seth Carter:
Mahşer Günü konusundan sonra oluşmuş bir görevdir.

Bakanlık çalışanlarının yazma izni vardır.

En son yapılan baskından sonra kilisede canlı ele geçirilmiş beyni yıkanmış çocuklardan birini sorgulayacağınız konudur. Birden fazla çocuk yakalanmış olsa da bunlardan sadece bir tanesini sorguladığınızı yazacaksınız. Bulgularınızı özetlemeniz gerekmektedir.

Cornelia Barthélemy:
[justify]St. Mungo’da Nicholas ve Seth Carter’ı ziyaret ettikten sonra içli bir şekilde masasına döndüğünde sabah koyduğu bardaktaki suyu alıp Ryan’ın ona incelik göstergesi olarak sunduğu yaban gülüne döktü. Soldurmak istemezdi onu. O yüzden her gün özenli bir şekilde suluyor, yer yer onunla konuşuyor bile sayılabilirdi. Yalnızca bir iki gün için istisna olarak sulamasını ilk defa bu kadar geç vakte bırakmıştı. İşe gelir gelmez yaptığı ilk şeydi halbuki. Yoğunluk… Yasal Yaptırım ve Seherbaz bürosu arı gibi çalışıyordu. Çalışmak zorundaydılar. Kaosun arkasından aydınlatılması gereken yollar vardı. Aralarında eksiklikler vardı. Hem de çok büyük eksiklikler. Seth ile sigara tüttürmeden işe koyulmak rahatsız ediciydi mesela Cornelia için. Veyahut Nicholas’ın onu her gördüğünde bıyık altından attığı gülümsemelere sinirlenmeden vakit geçmiyordu sanki. Ellerine her baktığında kendi kanının üzerine bulanan Nicholas’ın kanı aklına geliyordu. İçler acısı. Neyse ki yaşayacaklardı. Ya eksik ya tam. Kendisinin de bir mucizeydi yaşaması.  Bunca tuzağa rağmen hepsi nefes alıyordu -Bay Twinkle hariç-. Küllerinden kanadı kırık şekilde doğmuştu bir kere ama hala alevler sarıyordu vücudunu cadının. Yeniden yükselişi hatırlaması için lazım olan ne ise o yaşanmıştı lanetli kilise baskınında. Cornelia, İkarus değildi ve Cornelia’nın ona verilen şansı harcamaya meyili yoktu. Mumdan kanatlarını eritmeyecek, aksine artık daha planlı bir şekilde ilerleyecekti. O alevleri bir elbise gibi üstüne giyecek, hizip ile bağını güçlendirecek, spesifik çalışmalarına devam edecek ve sevdiklerini korumak için yapılmaması gereken şeyleri dahi göze alacaktı. Kararlıydı. Yolundan onu kimse döndüremezdi.

St. Mungo’dan çıkmadan önce Seth bilgileri almış, safi bir tonla da çocukların sorgulanmasının kendisi tarafından yapılmasını istemişti. Emir denmezdi, daha çok bir istek idi gözünün arkada kalmaması için  ve Seth’in her sözü demiri keserdi. Lakin oldukça sinirlenerek çıkacağını sezinliyordu. Daha fazla oyalanmadan alması gereken parşömenleri ve tüy kalemi aldı. Masalarda genellikle mürekkep bulunurdu.İlk çocuğun sorgu odasına girmeden önce derin bir nefes aldı. Çocuk sorgulamak. Hala çocuk sayılır mıydı bunlar? Canilerdi, oynanmış bir beyne ev sahipliği yapıyorlardı. Kilisenin öğretileriyle sapkınlaştırılan çocukların söylentileri hep duymuştu ancak gözleriyle görmek farklı ve daha çok rahatsız edici bir hissiyat uyandırıyordu. Yine ifadesiz bir yüzle kapıyı açtı hazır olduğunda. Olduğu yere bağlanmış olan çocuğa baktı. Çökük yanakları, kanlanmış renkli gözleri, karışık saçlarıydı Cornelia’nın sokakta rastladığı ve yardımcı olmaya çalıştığı çocuklardan bir ayrım teşkil etmiyordu. Yumuşak mı davranmalıydı yoksa sert mi? Teknikler değiştirilebilirdi. Emin olduğu en önemli şey ona ve diğerlerine tedbirli yaklaşacağı idi. Nicholas’a hücum eden putperestlerden biri bu, sırf çocuk olduğu için vicdan malzemesi yapılacak mıydı? Yapılmamalıydı. Vicdan, hayati konularda kafa bulandırırdı. Bilgi lazımdı Cornelia’ya.

Elindekileri masaya bıraktı sessizce. Karşısına oturana kadar çocuğun yüzünden gözlerini hiç çekmedi. Üstüne giydiği kıyafetlerin neredeyse her birinin sağ ve sol koluna özel alan yaptırmış, asasını her an hızlıca çekebilecek şekilde ayarlamıştı. Çocuğa asa çekecek -hele de böyle kurumsal bir yerde-  hali yoktu. Giderek çamura battıkları büyü toplumunda yaşamanın getirisi olarak önlem almayı artırmıştı Cornelia. Çocuğu biraz daha süzdükten sonra başlamaya hazırdı. Oturduğu anda kurduğu ilk cümle “Sana zarar vermek gibi bir niyetimiz yok.” olmuştu. Yalan. Cornelia ilk ters hareketinde tokadı çarpabilirdi ağzına(en en iyi ihtimalle) ama yapmamak için direnecekti. Yapmacık olan ama karşı tarafa hiç öyle yansımaması için yıllarca çalışılmış hareketi olan gülümsemelerinden birini takınıp devamını getirdi konuşmasının. “Adını öğrenebilir miyim? Kilise ile bağlantını bize anlatır mısın?” demişti. Ailesi ile ilgili bilgileri bilerek sormamıştı. Farklı bir şey vardı aklında kadının. Öncelikle çocuğun söyleyeceklerine göre yol biçecekti sorgunun gidişatını. Ayrıca, kibar davranmaktan da haz ettiği söylenemezdi.

[spoiler=Not]Çocuklarımızı sevip kollayalım lütfen. Linçlemeyiniz sakın adjfj karakterimin geçmişi ve birtakım sorunları doğrultusunda tehlike içeren çocuklara bakış açısına göre yazılmıştır ve yazılmaya devam edecektir. ^^ [/justify]

Kont Sati Von Richmond:
Sandalyede oturmakta olan çocuğun narin cüssesinden ötürü aşağı yukarı on yaşlarında genç bir çocuk olduğunu kestirebilirdiniz. Yine de feri gitmiş gözlerinde gezinen yaşlı ruh, bunun tam tersini söylüyor gibiydi.

Kadının sesini duyduğunda bir anlığına kaldırdığı başını, Cornelia'nın cümlelerinin bitmesiyle poflayarak önüne eğdi huysuzca. Ayaklarını sabırsızca sandalyenin tahtasına vururken birbiri ardına, hoşnutsuzluğunu ele veren tonlamayla yanıtladı kendisine sorulanları.

"Sana konuşacağımı sanıyorsan yanılıyorsun Babil'in Fahişesi! Rahibe Lucille bizi sizin gibilerin diline karşı yeterince tembihledi. Hem konuşmazsam ne yaparsın? Yoksa ona yaptığınız gibi beni de mi iblisten peydahladıklarına kurban etmeye kalkarsın?"

Konuştukça gözlerinin buğulandığı görülüyor, sesinin çatallaştığı duyuluyordu.

"Sizin gibiler kiliselerimizi yaktınız! Benim gibileri öldürdünüz, ahlaksız ritüellere kurban ettiniz. Yalan mı!? Rabb'in merhametine sığın cadı! Yoksa yaptıklarının cezasını bu dünyada olmasa da, diğer dünyada çekeceksin!"

Sözlerinin sonuna doğru düşmüştü sesinin gücü. Yutkundu. Başını öne eğip güçsüzce susuverdi.

Cornelia Barthélemy:
[justify]Sıktığı çenesini gevşetti Cornelia. Genç çocuğun saydırdığı söylemler ve ithamlarına bakılınca gereğinden fazla yumuşak davranmanın bir önemi olmadığını kavramıştı kadın. Onlar yalnızca nefret tohumlarıydı. Piyondular bu oyunun içerisinde. Acıması mı gerekiyordu? Vicdanen bir nebze huzursuz hissedebilirdi ancak boyundan büyük laflar eden pirenin haddini bilmesi gerekirdi. Değişmesi uzun sürmeyen yüz ifadesi artık yerini sahte gülümsemeden simsarlığa bıraktı. “Bacaksız. Ailen sana büyüklerinle nasıl konuşulacağını öğretmedi mi?” derken aklından türlü türlü işkence yöntemleri geçiyordu. Kurumsal bir yerde çalışmanın bağlayıcılığından neden nefret ettiğini tekrar hatırladı. Yediği okları, Bay Twinkle’ın düştüğü durumu, Nicholas’ın gırtlağından akan kanı… Asıl soru, bağlayıcılık tarzı şeyler ne zaman durdurmuştu ki kadını? Çocuğun buğulanan gözlerini es geçti. Güçsüz sesi kulaklarını tırmalamaktan başka bir işlev görmüyordu ne yazık ki. Aniden ayaklandı. Çocuğun bağlı bulunduğu sandalyenin yanı başına eğilerek tuttu çenesini. Baş parmağı ve işaret parmağı ile çenesini sıkıyor, sivri tırnaklarını çocuğu sızlatacak kadar bastırıyordu. “Sana söylediklerinin aksini savunmayacağım. Kendi türümü kanıtlamak gibi bir çabam yok. Dünya grilikten oluşan bir yer, evlat. Hamsın, pişmen lazım. Ne hale geldiğini görebiliyor musun? Ağzından çıkanları işitiyor musun? Nefretle doldurmuşlar… sen ve senin gibi bir sürü çocuğu. Çok yazık. Sence pervasızca savurduğun ithamlardan farklı bir şey yapıyor musunuz?” Çenesini ittirdi.

Güzellik bir yere kadar işliyordu. Çok zorlamadan çift taraflı oynayabilirdi. Kapıyı aralayıp dışarıda bekleyen çalışana içeri gelmesini belirtti. İki elinde zorlukla taşıdığı tepsiden demirden yapılma servis tabaklarını ve suyu bırakmasını bekledi. Çocuğun tam önüne yerleştirilmişti. Çalışan çıkana kadar bekledi sabırla. Kapının kapanmasıyla sandalyesini zeminde rahatsızlık uyandıracak bir sesle çekiştirdi ağır ağır. Yanına oturdu.“Neyse ki bugün iyi günümdeyim. Uslu bir çocuk olursan seni Rahibe Lucille ile görüştürebilirim. Hemen yan odada. Eminim ki sana anne sıcaklığını verem kadının yanında olmayı istiyorsundur. Merak etme, konuşursan sana yardımcı olacağım. Öncelikle yemek yiyelim.” derken bir yandan da servislerin kapağını kaldırıyordu. Dumanı üstünde tüten biri tavuk biri dana olmak üzere bitkilerle süslenmiş, özenle deri ve yağlarla birlikte pişirilmiş yemeklerin kokusu tüm odayı doldurmuştu. Su bardağını çocuğun önünden biraz daha uzağa çekti. Bıçak ve çatalı özenli bir şekilde eline alırken“Hangisini yemek istersin?” diye sordu kadın. Sesi az önceye göre daha ılımlı çıkıyordu artık ilginç bir şekilde. Haliyle çocuk bağlı olduğu için yemeği kendisi yedirecekti Cornelia. Yapacağı seçim adını henüz bilmediği çocuk için aslında oldukça önemliydi.[/justify]

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 3, total 3

Kont Sati Von Richmond:
Gözleri açılan çocukcağızın canını acıtan tırnaklardan ötürü ağlamaklı olduğu su götürmezdi. Yine de kokuları tüm duyularını dolduran o leziz yemekleri fark ettiği gibi masaya yumulmaktan geri kalmamıştı. Kendinden geçercesine yemeye başladı önüne konan biftekten. Ne bir rahibe vardı onu izleyen, ne de bir eğitmen... Sadece, o melun cadı vardı. Cadı!

Bir an yemekten başını kaldırdı. Tavuk yağıyla lekelenmiş dudaklarını gömleğinin manşetlerine sildi. Sanki bir şey fark etmiş gibi duraksamıştı kocaman olmuş gözleriyle...

"Yoksa, yoksa zehir mi kattın içine... Zehir kattın tabi! Joseph söylemişti, sizin örümcek çişinden zehirler ürettiğinizi söylemişti! Beni konuşturmak için hangi zehri kattın içine, söylesene kafir kahpe!"

Tam da ettiği lafların üzerine ağzındaki biftek parçalarını öksürürcesine yere tükürmeye başlamıştı ki, hala acısı taze olan tırnakları hatırladı bir kez daha. Kadının bu sefer tırnaklarını boynuna geçirmesinden korkar gibi başını gömleğinin yakalarından içeri sokarcasına kaçırıyordu şimdi siyah saçlı cadıdan...

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git