Dünya Ülkeleri > Aziz Michael Kilisesi
Mahşer Gecesi - 1. Sezon Finali
Cornelia Barthélemy:
[justify]Nicholas’ın asasının çatırtısıyla dikkati bir anlığına çalınmıştı Cornelia’nın. Gözlerini devirmekle yetindi. Değişik bir adam bu. O sırada kızgın kumların uçuşmasıyla geriye doğru kaçınmadan da edemedi. Şansa, şahin gibi gözler o kum tanelerinin arasından birkaç görüntü kapmayı başarmıştı. Kukuletalı adamlar… Nereye gidiyorlardı öyle? İçeri girmenin vakti gelmişti artık. Sesler kulaklarında yükselmeye başlamıştı. Aceleleri olabilir miydi? Bir ayin mi dönüyordu? Belli ki buradan kan dökmeden çıkmak neredeyse imkansızdı. Raiden’ın attığı koruma büyüsüyle geçebilmişlerdi zaten. Holü geçmeden önce odaları kontrol etmenin gerekli olduğunu düşünüyordu. Öncelikle hördüklerini ekiple paylaşmalıydı. “Sağ ve sol taraf… Kapılara doğru dağılalım mı?” Arka taraftan gelen gürültüler ile Zain’e, Seth’in ekibinin ne durumda olduğunu sormasını söyleyerek fısıltıyla devam etti.“İçerideki şapkalı silüetler gördüm. Baksak iyi olur. Arkadan gelen kalkanı hazırlasın.” diyerek derin bir nefes aldı ve nabzını düşürmeye çalıştı hazırlık için. Zain telepatik olduğu için biraz daha arkada kalmalıydı. Sağ tarafa doğru yöneldi Cornelia. Hemen ardından Nicholas ve Harvey’den sağ veya sol seçimi yapmalarını belirtmek için başını iki tarafa savurdu. Tercih onlarındı. Hır gür çıkacaktı ancak Cornelia’nın aklına başka bir şey gelmiyordu şu anlık. Asasını hazırda tuttu. İlk hamlesi tekme atarak kapıyı açmak ve şapkalı kişilere“Cascading” atmak olacaktı. Arkasından gelecek olan da Harvey ya da Nicholas bir koruma kalkanı oluşturacaktı. [/justify]
Yetenek 1d10 : 1, total 1
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 3, total 3
Raiden Minamoto:
Kapının açılmasıyla bir tuzakla karşılaşmaları bir olmuştu. Böyle bir şeyin olabileceğini düşünmüştü ama bu olduğunda şaşırmadığı anlamına gelmiyordu. Kapıdan sağ salim geçmelerinin ardından solda gördüğü odaya yanında seherbazlardan biriyle ilerledi. Odaların ikisinde de bazı sivri şapkalı figürler görülebiliyordu. ‘Sivri mi şapka?’ Asasına sıkıca tutunan Raiden yanındaki seherbazın onun biraz daha önünden ilerlemesine izin verdi. Eğer biri ilk ölen olacaksa bu neden kendisi olsundu ki? Gördükleri figürlere yaklaşırken de asasını iyice kaldırıp figürlere doğrulttu ve “Incendio” sözcüğünün ağzından dökülmesine izin verdi.
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10
Kont Sati Von Richmond:
Seth Depulso ile taşı arka kapıdan içeri gönderdi. Ön kapıyı sorunsuz şekilde geçen taş arka kapıyı aştığında ise bir tuzağı daha tetiklemişti. İkinci kapının kemerinden gürültülü bir şekilde inen kocaman bir giyotinin yere vurmasıyla ahşap zemini ve taş duvarları zangır zangır titretir olmuştu.
Meredith Revelio ile arka kapıyı ve giyotinin düştüğü eşikteki tuzakları açığa çıkarmamaya çalışmıştı. Ancak giyotinden sonra hiçbir tuzak kalmamış gibiydi. Seth ve ekibi koşar adım içeri daldılar. Karşılarına rahiplerin vaaz verdikleri ambon çıkmıştı. Hemen yanında ilerisinde ise tören salonu duruyordu ve karanlıkta her ne kadar seçilemese de orasının cadı avcısı kaynadığını çok iyi biliyorlardı. Nitekim ambona yaklaştıkları gibi üzerlerine ok ve mermi yağmaya başlamıştı. Hem Seth, hem Meredith bir şekilde okları ve mermileri savuşturmayı başardılar. Ancak yanlarındaki isimsiz NPC, göğsüne aldığı mermi darbeleriyle bilinçsiz bir şekilde yere yuvarlanmıştı.
Cornelia, sağındaki kapıyı açıp içeriye adımını atmış ve büyüsünü savurmaya çalışmıştı. Asasından süzülen ışık huzmeleri cadı avcılarına vuramamış ancak gözlerini bir nebze kamaştırmıştı. Bu yine de okların isabetini engellememişti. Bir tanesi tam karnına saplanırken diğeri ise omzundan vurmuştu onu. Kanaması vardı ve tedavi görmediği takdirde birkaç tura kan kaybından bilinçsizce yere yığılması mutlaktı. Bu sürede Yetenek ve Destek zarlarına eksi alacağı ise kesindi. Cadı avcıları ise odanın içinde savunma haline geçmişlerdi.
Raiden soldaki kapıyı açmış ve önünde başka bir seherbazla içeri adımını atmıştı. İçerde bulunan cadı avcılarına büyüsünü yollamaya çalışsa da asasından çıkan alevler dört bir yana manasızca savrulmuştu. Cadı avcılarının sivri şapkaları alev alırken, fırsattan istifade eden yanındaki seherbaz lanetlerini yollamış, karşılığında ise cadı avcılarının arbaletlerinden yayılan oklara hedef olmuştu. Seherbaz NPC cansız bir şekilde yere yığılmış, lanetlerle savrulan cadı avcıları ise bilinçsiz bir halde kaskatı şekilde yere düşmüşlerdi. Şans Raiden'ın yanındaydı. Ancak şimdi büyüsünden kaynaklanan şekilde alev alan odadan bir an önce çıkması gerekecekti.
Tören salonu artık her iki ekibin de tam önündeydi ve cadı avcılarını barındırdığı gayet biliniyordu. Zaman azalıyor, kıskaç daralıyordu.
[spoiler][/spoiler]
O sırada başka bir yerlerde...
Bay Twinkle tutulduğu mahzende ve bağlandığı sandalyede nihayet acının etkisinden kurtulmuş, okkalı küfülerinden birisini daha etmeye hazırlanmaktaydı.
“Buradan kurtulduğumda hepinizi küçük birer kurbağaya çevirip, dillerinizi koparacak ve asla yakalayıp yutamayacağınız sivri sineklerle dolu kavanozlara kapatarak-“
“Ziyaretçilerimiz var... Sihirbazlar!”
Edgar hışımla odaya girmiş, peşinde o başbelası tüy yumağı olduğu halde soluğu Jean ve Lenore’un yanında almıştı. Şık giyimli ama paspal görünüşlü, gözlerinin altı çökmüş ve etrafındakilerde karamsar hisler uyandırabilecek tuhaf birisiydi.
[spoiler]
Edgar - Kara Kedi[/spoiler]
“Seherbaz dedim sana, seni kara kuru ucube!”
Üçünün de bakışları bir anlığına Bay Twinkle’a dönmüştü. Lenore’un yüzünü endişeli ve onaylamaz bir ifade kaplamış gibiydi. Tam da cüceyi üsturuplu bir şekilde paylamaya niyetleniyordu ki, Jean söze girdi.
“Tam da bize söylendiği gibi.”
“Onları karşılamadan evvel bu işi bitirmeliyiz. Ödememi riske atmak istemiyorum. Bize mührü kırmamız gerektiği söylendi.” Edgar, göz altları kararmış bakışlarını Bay Twinkle’ın üzerindeki kan lekelerinde gezdiriyordu. Yanından ayrılmayan kedisi çevik bir zıplayışla başseherbazın kucağına yerleşmiş ve ufak diliyle kan lekelerini yalamaya başlamıştı.
“Ah, ne kadar da tatlı!” dedi Lenore, ürpertici bir sevecenlikle. “Sen de benim gibi sevdin mi Twinkle’ı, minik şey! Yaralarını mı iyileştiriyorsun yoksa?"
“Şu kedini cücenin üzerinden alsan iyi olur Edgar. Akıttığım kanları israf edecek!”
Edgar dişlerinin arasından tıslar bir tonda tüy yumağına seslendi. “Buraya gel, evlat!” Kara kedi, uysal bir köpek misali uzaklaştı başseherbazdan ve Edgar’ın yanına vardı. “Doktor! Daha fazla geç olmadan başlasak iyi olur. Vaktimiz kısıtlı.”
Twinkle neler döndüğünü kestirmeye çabalıyordu. Seherbazlar muhtemelen kiliseye gelmişti, nihayet. Fakat bu delilerin bahsettikleri... Mühür, kan... “Ne mühründen söz ediyorsunuz sizi muggle bozuntuları!”
“Birazdan anlayacaksınız başsihirbaz...” Edgar, lafını bitirmesiyle odanın ortasında bulunan heykele yaklaşmıştı kısa adımlarla. Belinden baltasını sıyırdı. Sanki heykele zarar verebilecekmiş gibi savurdu onu taş yapıya doğru. Bir yandan da anlaşılması zor fısıltılar dökülüyordu dudaklarından. Baltası tam da taş yapıya denk geldiğinde aniden durdu. Demir, taşa değmemişti. Ancak bir çatırtı duyuldu. Beyaz bir toz bulutu yayıldı taşın çatırdayan yüzeyinden. Hızla çatırdamakta olan bir yarık açıldı taş meleğin başından ayak parmaklarına kadar.
Edgar sözlerini bitirdiğinde, ortadan ikiye yarılmakta olan olan taş heykel etrafını toza bulayarak parçalarına ayrılmış ve dağılmıştı dört bir yana. Heykelin olması gereken yerde ufak bir sunağı andıran mermer bir yapı duruyordu. Sanki taştan bir platform gibi. Üzerinde ise bir sembol vardı. Sanki mermere oyulmuş bir yanık izinden ibaret gibiydi. Edgar, eserinden memnun bir sanatçı gibi heykelin paramparça olmuş kalıntılarını süzmekteydi. “Böyle nadide bir işçiliği heba etmek... Doğru kişilere satılsaydın şayet, paha biçilmen zor olurdu Aziz Michael.”
[spoiler][/spoiler]
Lenore yanına yaklaşıp başseherbazın yanına çöküvermişti yeniden. Elleriyle saçlarını okşuyor, parmaklarıyla kaldırdığı yüzüne gözlerini dikiyor ve adeta Bay Twinkle’ın bünyesine sahte bir huzurun karışımını zerk ediyordu.
“Sakın telaş yapma sevgilim. İstediklerini aldıklarında, seni serbest bırakacaklar. Hem, yanında ben varım tamam mı? Sakın korkma...”
Not: Bir sonraki GM Metni saat 01:00'da girilecektir.
Cornelia Barthélemy:
[justify]Nasıl olduğunu anlayamadığı bir şekilde Cornelia başarısız olmuştu. Koruma kalkanı yok muydu? Arkasından gelen yetişememiş miydi? Hiçbir fikri yoktu o anda. Karnında bir baskı hissetti. O an aklına ölen arkadaşı Lenore geldi. Hogwarts yıllarından onun güzel kahkahası kulağında çınladı. Elini sıcaklık hissettiği yere götürdü. Eline bulaşan kana bakarken bir tane de omzuna saplanan okla dirayeti yitip gidecekti. Ta ki aklına Das ve Blaze gelene kadar. İkinci okla birlikte geçirdikleri bütün anlar ışık hızında belirmişti. Yediği oklardan daha hızlı bir anımsamaydı bu. Yere önce dizlerinin üstünde düştü. Her şey buraya kadar mıydı? Ölecekse bile bu kadar kolay olacağını hiçbir zaman düşünmemişti. Nicholas’ın gelmesini beklemeliydi. Yetişebilir miydi? Kalan gücünü pelerinin cebinindeki Felix Felicis’i içmeye harcayacaktı. Minicik şişeyi zorlukla kavradı. Yapacağı şey işe yaramalıydı. İşe yaramak zorundaydı. Ağzına götürdü. Karnındaki sıcaklık giderek artarken Cornelia sadece susamış gibiydi. Bitirdiği şişeyi yere bıraktı kendiyle birlikte. Diz üstünde kapanıyordu. Derin nefes almaya çalıştı. Yaşadığı onca şeye rağmen tutunmaya çalışıyordu yaşama. Ulysses’in sesi sarmaladı onu.Hiçbir şey daha bitmedi. Yap şunu. Kendinden başkasına güvenemezsin hele de kritik anlarda. Ölmezsin, kalkarsın ve öldürürsün. Haklıydı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. Sonra histerik bir kahkaha. Ardından olabildiğince hızlı hareket etmeye çalışarak hala bir diğer eliyle büyük bir kuvvetle tuttuğu asasını karnına doğru götürdü. “Vulnera Sanentur” dedi kuvvetle ve acı çeken bir sesle. Ölecekse bile gülerek gidecekti bu adaletsiz aptal dünyadan ama henüz pes etmeye niyeti yoktu. Okları çıkarmayı deneyebilirdi ama az da olsa ilk yardım bilen birisi onları oradan çıkartmanın daha bir sonuç yaratacağını bilirdi. Büyünün yapacağı herhangi bir etki ona yardımcı olabilirdi. Biraz olsun yaptığı iyileştirme büyüsü işe yararsa kendini St. Mungo’ya cisimlemeyi deneyecekti. Belki de bir ekip arkadaşı o sırada gelirdi. Doğrulmaya çalıştı acının mide bulantısıyla. Sürünmenin ona yakışmadığını ve bu travmalarını çocuk yaşta aştığını biliyordu. Eğer olur da mucizeler vuku bulursa bu odadaki herkesi yakacaktı öfkesiyle.[/justify]
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 6, total 6
Talih 1d10 : 5, total 5
Seth Carter:
Mezar taşını fırlattığımda Zian’ın sesi yankılandı kafamda. “İyi durumdayız.” dedim. “Her yer tuzak dolu. Dikkatli olun. Siz ne durumdasınız?” Kapı kırılınca da giyotinin üstünden atlayarak geçtiğimiz gibi ok yağmuruna tutulduk. Bana doğru gelenleri koruma büyüleriyle engelledikten sonra yanımdakilere baktım. Hoffman ve benim aramda duran meslektaşım bizim kadar hızlı olamamıştı. Göğsüne yediği arbalet okları ile yere yığılınca dişlerimi sıkıp karşıma baktım. Tören salonuydu bulunduğumuz yer. Büyük ihtimalle beyinlerini yıkadıkları insanlara vaaz veriyorlardı burada. O insanların çektikleri acıları, Cwén’i, André’yi her gördüğüm şeyi hatırladığım için aşırı sinirlenmiş bir şekilde bize ok atmış olan adamlara doğrulttum asamı. Ellerindeki arbaletleri doldurmaları bir hayli zaman alacaktı. Bu yüzden bizimkilere elimle geçmeleri için işaret yaptım. “Ventus!” sihirli sözcüklerini söyleyip asamı salonda duran cadı avcılarına tek tek gelecek şekilde gezdirdim. Bu şekilde hem hareket ettiremeyecek, hem de arbaletlerini doldurmalarını engelleyecektim. Hoffman’ın yaptığı koruma büyüsünün içinde kalmaya çalışarak onlar diğer odaya geçtiğinde de arkalarından ilerleyecektim.
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 6, total 6
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git