İngiltere Büyücedünyası > Düello Salonu
[Son 8] Samuel R. Boleyn v Mirabelle Starlight
Aldrik Solaris:
İçinden gelenleri söyleyen ultra yakışıklı ve ultra karizma büyücü kafasındaki kapşonu düzeltim sırtını geri yasladı. Ama hesapları dışında, gözünden kaçan bir şey vardı. Ravenclaw bölüm sorumlusu ona çok yakın oturuyordu. Kadının sinir bozucu sesi bu sefer de bu olaya karışmıştı. "Tamam belki kadına trende biraz yürür gibi yaptım ama her şeye de gıkpık denilmezki. Ölümlü dünya. Ya üç gün sonra ölmüşsün ya da bugün ne fark eder." diye düşündü. Kadına doğru dönüp: "Profesör sizin fikriniz size benim fikrim bana. Kendi işinizi bakın. Dün yüzüme beş iksir patladıktan sonra benden 'ay dikkat edin yavrularım' gibi bir psikoloji beklemeyin. Hem zaten benim lafımla yapacaklarsa beyinsizlerdir, ölsünler daha iyi." dedi.
Douglas Noe Birthstone:
Düellolar, düellolar...
Öğrenciyken çok katılmak istediği ama insanlarla konuşma fobisi olduğundan katılamadığı o düellolar...
'Keşke kendimi zorlasaydım...'
Elindeki orta büyüklükte, sapında bir sürü rünün bulunduğu kılıcın sapına bakarken düşündüğü şey ne kadar büyük bir salak olduğuydu. Düelloyu, yapılan saldırıları takip etmesi gerektiğini bilse de aklı birçok düşünce arasında zıplaya zıplaya geziyordu sarı saçlının.
'Sonunda daha da delirdin Noe...'
Locomotor:
Zaman ilerledikçe, iki taraf da birbirine karşı belirgin bir üstünlük edinemedikçe gerilim izleyiciler arasında yükseliyordu. Ancak düello sahasında, tüm bu gergin bakışların üzerinde olduğu ikili arasındaki gerilim yükseliyordu asıl. Tatlılıklar, centilmenlikler kalmamıştı artık. Amaç vardı, hırs vardı, zafer arzusu vardı. Bir Ravenclaw zekasından bekleneceği üzere birkaç aşamalı planını uygulamaya koymayı amaçlayan kız, fitilini çekti yükselen gerilimin kullandığı büyüyle. Sonrasında yaratacağı boşluk ileyse hazırlığına koyuldu hıızlıca.
Karşısındaki cesur, aslan işlemeli cübbe giyen şövalye ise kudretliydi, hızlı düşünüyordu, yine binasının şanlı bir mensubundan bekleneceği gibi. Patlamanın gücünü rakibine karşı kullanacaktı...
Büyü başarılı oldu fakat kısmen. Samuel, kalkanlarını yeterince kuvvetli yapamadığından sarsılarak geriye uçtu. Mirabelle ise ne yazık ki çiçeklerini yaratmaya çalışırken ortada gerçekleşen patlamaya hazırlıksız yakalandı. Dumanlar yükseldi ahşaptan. Alev çıkmadı lakin yanık kokuyordu. İki savaşçı da birbirlerinden uzaklaşarak yere düşmüşlerdi. Genç bedenler yıpranmıştı lakin henüz amaçları, hırsları devam edeceğe benziyordu. Fakat çok hassas birer ipe bağlıydı bu iradeler.
Atan alır arkadaşlar. Avantaj yok, zar atıyorum. Durumlar eşit. 1 gelirse Mirabelle, 2 gelirse Samuel yazar.
This dice roll has been tampered with!
Rolled 1d2 : 2, total 2
Franziska Strömm:
Bu. Kadın. Tam. Bir. Ruh. Hastası. Bunu yetiştiren aile sabahtan akşama afyon çekiyorlardı herhalde. Neler diyor bu ablacım. Yok dikerler, yok crucio, yok yurt falan allahım çıldırıcam. Kadının memelerine bastırdım kafamı gülmemek için zor duruyorum. Aslında gülüyorum da sesim ağlıyormuş gibi çıkıyor. Biraz ağlayayım bakalım ne yapacak profesör. Ağzımı kadının elinden kurtardım. İyice bastırdım kafamı göğüslerine. "Profesör ne olacak bana.. hık?" diye sordum kendimi o kadar inandırdım ki bir iki damla göz yaşı düşüyor harbi harbi gözümden. "Bu Eadwig denen hain kullandı beni! Ev alacağım sana kat alacağım sana dedi. Evleneceğiz dedi. Annemlerle konuştuk bu yaz dedenden istemeye gelicez seni dedi. Kırmızı kurdele bağlayacakmış belime profesör. Yalanmış meğer!" dedim. Baya baya inandım ağlıyorum hıçkırıyorum kadının memelerine memelerine. Eadwig bu dediklerimi duysa ağzıma sıçar. "Ben ne olacağım profesör, ya gebe kaldıysam? Nasıl okurum ben, okumak istiyorum ben profesör! Sizin gibi güçlü, odaklı ve iyi kalpli bir kadın olmak istiyorum ama bu Eadwig hem bunları elimden aldı hemde çiçeğimi kokladı, koklamaklada kalmadı, kopardı! Yardım edin profesör bir başıma kaldım!"
Samuel Raymond Boleyn:
Büyülerimizin çarpışmasıyla yerden kesilmişti ayaklarım. Arkaya doğru hızla fırlamış ve aynı hızla yere çakılmıştım. Kafamı yattığım yerde sağa sola çevirdim. Oturanlara bakıyordum, onlar da şaşkınlıkla bizi izliyorlardı. Profesör Urswick bir kızı boğuyor gibiydi. Evet, orada da ayrı bir düello dönmekteydi. Charlotte nerdeydi? İzliyor muydu acaba?
Tamam, etrafı düşünmek yok. Full odak, saldırı. Bitireceğim artık bu işi.
Ayağa zıpladım hızla. Kollarımı sıvadım, şimdi pazularım biraz daha gözüküyordu. Mira da yerden kalkıyordu. Gülümsedim kısaca. "Sence de yetmez mi? Pes etmek istemez misin Mira?" dedim güçlü olanın kendim olduğunu bilerek. Ardından son saldırımı yapmak için birkaç adım aldım ileriye doğru. "Stupefy!"
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git