[justify]Başarısız büyü girişiminin ardından profesörün yok olduğunu görmesi üzerine kopardığı feryat sonrası gözleri bir anda kararmış, dizleri boşalmıştı kumral saçlı oğlanın. Sırtını ve ağırlığını en yakın yere verdi düşmemek için. İnsanlar profesöre ne olduğunu görme amacıyla merakla yaklaşıp daracık bir alana sığıştıkça bölgedeki temiz hava oranı azalmaya, halihazırda kötü hisseden oğlanın toparlanabilmesinin iyice önüne geçmeye başlamıştı. Kısık fısıldaşmalar, belirgin konuşmalar ve bağrışmalar... Çevresinden tamamen kopan ve uzak taraftaki duvara apar topar yönelip sinen oğlan için her desibeldeki her bir konuşma farklı bir gürültü haline gelmeye başlamış ve tüm seslerin yekün kalabalığının etkisiyle göğsünün ortasında sıkışma hissetmesine, içinden çıkamadığı bir şekilde daralmasına sebep olmuştu. "...yıl boyunca ÇOCUK öldü sana zarar veremez senin tarafın. Sadece şov için büyünüzü... kullanabilirsiniz..."
Yıllar boyunca muggle çocukları ölmüştü büyücüler sebebiyle ve bunların hiçbiri büyücülere, kendisine zarar vermemişti. Bazı iyi büyücüler olsa bile bunlar çoğunlukla şov olarak kalmış, muggle'lara hakkıyla yardım eden bir büyücü komünitesi hiçbir zaman var olmamıştı. Aziz Michael Kilisesi'ndeki Rahibe Lucille'in öğretileri tekrar zihninde yankılanıyordu. Suratını avuçlarının arasına aldı, bacaklarını salarak kendisini yere bıraktı sırtı arkasındaki pervaza yaslanır pozisyonda. Binadaşı Maisie'nin kendisini sarsmasıyla kendine geldi: "André! André! Yine mi?.. Kendine gel, André!"
Kızın asasıyla suratına su çarpması sonrası kendine gelmiş ve asıl krizin kendisi değil, profesör olduğunun tekrar bilincine varmıştı. "T-Teşekkür ederim... Profesör... P-Profesör gerçekten y-yok mu oldu?" diye karşılık verdi dostuna. "Profesör... Şu anda çocuğa dönmüş. Galiba iki güne geçecekmiş ama şu sinirli yaratığın ya da büyücünün, her ne ise, dediğine göre. Düzeltmeyi deneyebilirmişiz istersek. Ders bitti ama, kriz falan da yok boş ver bunları, seni Ortak Salon'a götüreyim."
Sarı cübbeli oğlan, yavaşça doğrulmaya başladı: "Tekrar teşekkür ederim."
-Yine mi kilise?
Oğlan, kafasıyla onayladı hafifçe.
-Geçelim ortak salona, konuşuruz...
İki porsuk, kalabalığın çevresini dolaşırken insanlar sorunu henüz çözebilmiş gibi durmuyordu. André ise kendisini büyü yapabilecek gibi hissetmese de yanından geçtiği bir arkadaşına mırıldandı: "Finite belki çözer, yan etkisi de olmaz..." Aldığı tepkiyeyse belli belirsiz karşılık verip devam etti binadaşının kolundan destek alarak yürümeye.
-Hayırdır, millete talimat vermeye ne zaman başladın?
-Talimat değil, ben-
-Oysaki bana bayağı talimat gibi gözüktü...
-Ben sadece...
Küt saçlı kızın kıkırdamasıyla ara verdi itirazına. Bembeyaz kesilmiş olan yanaklarında utançtan da olsa bir kızıllık, canlılık belirtisi var olmuştu. Bunu fark eden kızın kıkırtısı yerini sıcak bir gülümsemeye bıraktı: "Can sıkıntısı sana yakışmıyor. Ama en basit şeylere utanman hiçbir zaman sıkıcı hale gelmeyecek sanırım..."
-Sen ci...
-Bak, birazcık toparladın. Daha fazla itiraz falan istemiyorum.
Az önce yaşadıklarından sonra an içerisinde bu hale düşürüldüğüne inanamıyordu, gülümsedi şaşkınlık içerisinde: "Ya, sen... Sağ ol. Gerçekten."
-Hah işte şöyle! Dediğim gibi, sıkılmak sana yakışmıyor; sen böyle ne bileyim: Utan, minnettar falan ol...
-Hobi olarak?..
-İtiraz mı duyuyorum?
-Yo, yoo... Katiyen...
-Aferin...
Birinci sınıftan beridir birbirinin arkasını kollayan ikili, Hufflepuff Ortak Salonu'na gitmeye devam ettiler. Maisie henüz her şeyi açıklamamıştı André'ye: Ödev bekleyebilirdi; öncesinde konuşulacak olaylar, edilecek sohbetler ve içilecek sütlü çaylar vardı...[/justify]