İngiltere Büyücedünyası > Biçim Değiştirme Dersliği

1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi

<< < (4/6) > >>

André Harris:
[justify]Kumral saçlı oğlan, nefes alış verişi koşturmasından ötürü düzensizleşmiş bir şekilde dersliğe doğru ilerliyordu. Geç kalmıştı. Çok geç kalmıştı. Cadı avcılarının elinden kurtarıldığından beridir kabuslardan muzdarip idi oldum olası kendisi adına tatlı olan rüyaları. Bölük pörçük uykuları, saatlerce yatağında uykuya dalamadan kıvrandığı geceleri genellikle sabahın ilk ışıklarının kendilerini göstermesine doğru vücut direncinin anca bitmesine, bu sebeple de sabah derslerine uyanmakta güçlük çekmesi anlamına geliyordu. Bu sabah da işte böyle bir ders günü sabahı idi André için.

Profesörün kendi sıralarını getirmelerini istemesini garip bulmuş olsa da ortamlarda ilginç sohbetlere gebe olduğu kesindi öncesinde. Büyük Salon'daki yemek saatlerinde, arkadaş ortamlarında, Hufflepuff Ortak Salonu'ndaki şömine başı muhabbetlerinde; özetle her yerde herkes bu konuyu zaman zaman gündeme getirmiş, birçok espriye ve birçok uygulanacak esprili fikrin zikredilmesine gebe olmuştu. Fakat kendisinin farklı olmasını umduğu, havalı olduğunu düşündüğü bir fikri vardı. Sınıfa geldiğinde cebinden yere bir taş bırakacak, ufak bir Resifors ile onu bir sıraya çevirecekti. Minik bir koltuklama tılsımı da yaparsa... Voilà!

Sınıfın kapısını aralayıp abidik gubidik oturma düzeniyle birbirinden alakasız mobilyalara oturan herkesi gördüğünde yüzündeki özür dilemeye hazır mahcubiyet istemsiz ince bir tebessüme yer bırakmış olsa da tanıdığı bir ses sahibinin, Sophia'nın kopardığı feryat, bir anlığına kalakalmasına sebep olmuştu. Profesörün başına her ne geldiyse o kadar dikkat çekici olmalıydı ki kim bilir kaç dakika geç kaldığı dersin dersliğinin kapısını açtığında kendisine neredeyse kimse dönüp bakmamıştı bile.

Hızlıca profesörün olduğu tarafa doğru ilerledi, en azından insan hareketliliğinin olduğu ve bu sebeple profesörün de bulunduğunu düşündüğü yöne. Charlotte, Samuel, Lucien, Reina... Kalabalıklaşıyordu çevre anbean. Gelir gelmez girmeye çalıştı söze ve "Ş-Şey, selamlar... P-Profesöre b-belki şey mi d-denesek..." diye kekeledi Samuel'ın hastane kanadını dile getirmiş olması üzerine. Eğer ölmediyse belki de ayağa kaldırmanın bir yolunu biliyor olabilirdi okuduğu bazı tılsım kitaplarından. Asasını çekti sarı işlemeli cübbesinin sol cebinden ve ağzını araladı: "R-Re-Ren-ner..." ancak sözleri tamamlayamadı.

Hala unutamıyordu o rahibenin, cadı avcısının sözlerini; büyücülerin muggle'lara yüzlerce yıldır etmiş olabileceği zulümü. Artık mümkün olmasa dahi büyü yaparsa sırtına yirmi kamış yeme ve yemek hakkını kaybetme ihtimali canlandı zihninde. Tüm bunlar, kendisini ifade edebilmeyi büyüler ile, tılsımlar ile hayatında ilk defa başarabilmiş oğlan için acı vericiydi. En büyük ilhamı, en büyük özgüveni artık en büyük korkularını, çekincelerini ve travmalarını barındırıyordu çünkü. İşte şu anda da kalakalmıştı belki de yerde yatan kızıl saçlı adama yardımcı olabileceği bir anda. Elinde asası ancak zihnindeki fikirlerden ettiği şüphe sonucu işe yaramaz halde...[/justify]

Aethelwulf Ares Caldecott:
[justify]Ares iyi bir gözlemci ve dinleyiciydi, çevresini analiz etme ve çıkarımlarda bulunma konusunda rakip tanımaz bir yeteneğe sahipti ancak bu durum canı istemediğinde tersine dönebiliyordu. Profesör Xavier Olineaux teker teker öğrencileri yanıtlamaya başlamıştı ve genç büyücü kendi sorusu geçtikten sonra derse olan dikkatin büyük çoğunluğunu daha çekici birine vermeye karar vermişti: Eurus’a.

Yeşilli cüppenin içindeki kız arkadaşı sınıfa girdiklerinden beri pasif agresif bir ifade ile sessizce otuyordu yanında, kollarını göğsünde birleştirmiş ve bolca göz devirmişti. Yüzündeki ifadeye rağmen büyüleyici güzelliğinden hiçbir şey kaybetmiyordu, hatta genç büyücünün gözünde ayrı bir çekiciliğe sahip oluyordu. Profesörün konuşması arkada sürerken kızın kahverengi bukleleriyle oynamaya başladı eliyle.

İnsanların ömrünün çok uzun olmadığı bu devirde on altı yaşındaki bir ergen bazı eylemleri gerçekleştirmek üzerinde uzun uzun düşünmeye ihtiyaç duymazdı. Ares’in halen derste olduklarını göz ardı edip kız arkadaşının dudaklarına bir buse kondurduğunda da aklından tek bir şey geçiyordu. Dünyanın en güzel kızıyla sevgiliydi.

Eurus’un aklından geçenleri okuyamıyordu fakat kız onu itmemişti, anın tadını çıkarabilirdi, fazla ileri gitmeden tabii. Büyülü anları bir trajediyle noktalanmak durumunda kalmıştı, olayların nasıl bu raddeye geldiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Sınıfta bir kaos vardı ve öğrenciler “profesör öldü!” diye bağırıyorlardı. Sınıfı terk edip kalan zamanı buluşma noktalarında geçirmeyi mi teklif etmeliydi? Kararsızdı.[/justify]

Regina Alexandrovna Romanovna:
[justify]Regina profesörün sınıftakilerle konuşmalarını tüm dikkatini vererek dinledi. Adamın gözlerinin içine aşkla bakıyordu ama kendisini tanımıyorsanız bu bakışın sıkıldığındaki bakışlarından tuhaftır ki pek bir farkı yoktu. Yanında oturan Mari kızın aklından geçenleri görebiliyordu tabii. Hogwarts’a ilk geldiklerinden beri tuhaftır iyi anlaşıyorlardı. Çoğu Regina’nın Mari’yi kullanmak için kıza yakınlaştığını ve bu ilişkinin tamamen Regina’nın çıkarları üzerine kurulu olduğunu düşünse de ikili birbirlerine her zaman karşılıksız yardım ediyordu. Mari arkadaşının bakışlarının asıl manasını anlamıştı anlamasına ama ağzından çıkacak herhangi bir lafla ders çıkışında kızın soğuk tavırlarına katlanmak zorunda kalmaktan korkuyordu. Regina sevmezdi insan içinde böyle şeyleri konuşmayı çoğu onun Mari ile yalnız kaldıklarında konuşmalarını duysa içine bir şeylerin kaçtığını bile düşünebilirdi.
 
Mari arkadaşını dürtüp ona ‘Profesörü gözlerinle yemesen mi artık.’ dememek için kendisini zor tutarken Regina da kendisini profesörü gözleriyle yememek için zor tutuyordu. Profesör Xavier Olineaux kuzeni Samuel’e kapıdan girdiklerinde gördükleri her şeyin onların olduğuyla alakalı bir cümle kurarken gülmeden edemedi genç kız. ‘Bu istersek onun da bizim olduğu anlamına gelmez mi?’ Mari’nin kulağına eğilip bunları söylemekten kendini son anda alıkoyabildi.
 
Sıra kendisine geldiğinde ondan önce konuşan çocukla alakalı bir şey demişti profesör ama aldırış etmedi bunlara. Aldırış etse de adamın son sözlerini duyduğunda her şeyi unuturdu zaten. Odasına girmek için açık davet olarak görebilir miydi bunu? Evet. Evet görebilirdi. 
 
O bu düşüncelerle güle dursun tanışma faslı devam etmekteydi. Binadaşı Fransizka koşturarak sınıfa girmiş, Kuzeni Eadwig soytarılığından laf yemiş sonrasında profesörün odasına düpedüz davet almıştı. Tabii bunlardan kızın dikkatini tek çeken o davet olmuştu. Suratı asılmıştı. Ama kendini hızlıca toparladı Regina. En azından çalıştı.
 
Tanışma faslı kapandıktan sonra çoğunluğun asıl eğlenceli bulacağı kısımlar gelmişti. Kafatası bir şeyler söylüyordu ama ders dinlemeye istekli gelmeyen Regina pek de dikkatle dinlemiyordu bunları. Kendisi daha çok profesörlerini kesmekle meşguldü. Konu ne olursa olsun daha sonra kendisi çalıştığında her zaman daha iyi öğreniyordu zaten. O böyle düşüne dursun profesör kafasına iksir şişesi yemişti. Şaşkınca dönüp bir Mari’ye baktı Regina. Profesöre ne olduğunu anlamak için oturduğu yerden ayağa kalktı ve bir iki adım çekingen bir şekilde ilerledi. Bir duman yükseliyordu adamın düştüğü yerden bu dumanın çekilmesini beklerken birkaç adım daha ileri gitmişti genç cadı. Duman dağılmaya başladığında ne olduğuna bakmaya ve anlamaya çalıştı Regina.[/justify]

Xavier Olineaux:
Profesörün arkaya çakılmasıyla bazı öğrenciler istiflerini bozmadan hayatlarına devam etmiş, bazıları ise insanlık edip adamın başına üşüşmüştü. Baktıkları yerde profesörden geriye sadece cübbesinin kaldığını gören çocuklardan biri, daha da detay vermek gerekirse André, korkuyla çığlık attı, "AAAH! P-PR-PROFES... PROFESÖR YO-YOK OLMUŞ! N-NE-..?!" Bunu demesiyle tam bir keşmekeş başlayacaktı ki aklı başında bir öğrenci olan Samuel cübbeyi kaldırıp bakmayı akıl edebilmişti. Bu hareketiyle birlikte sonunda ne olduğunu görebildiler, sekiz dokuz yaşlarında küçük bir çocuk kocaman gözlerle, korku içinde onlara bakıyordu.
[spoiler]
[/spoiler]

Bir kız "Yiaa, tipe bak oy kuzuuum!" diyerek çocuğun yanağını mıncırmaya çalışınca küçük çocuk irkilip ağlamaya başladı. Siyah saçlara sahip olan başka bir Slytherin öğrencisi, kızı tersleyerek kızıl çocuğu kucağına aldığında çocuk şaşkınlıkla kendini kucağına alan kişiye baktı, şaşkınlığı sayesinde ağlaması kesilmişti. Birkaç kişi çocuğun tatlılığına karşı ilginç sesler çıkarıp, 'Tipe bak!', 'Yerim seni!', 'Yaa şeker şey!' gibi şeyler söylerken Samuel ortamı sakinleştirip durumu kontrol altına alabildi ve Barbatos'a dönüp neler olduğunu, düzeltip düzeltemeyeceğini sordu. Barbatos'un ise bu sonucu beklemediği belliydi.

"Uhh, havyar?" diyerek çocuğa yanaşmasıyla zavallıcığın korkuyla çığlık atıp Lucien'e, kucağında durduğu öğrenciye sımsıkı sarılıp 'korkunç yaratıktan' saklanmaya çalışması bir oldu. Lucien, minik Xavier'ı sakinleştirirken Barbatos iç çekerek, "Bizim havyar bu, tıpatıp aynı kokuyor." dedi. "Düzeltilir düzeltmesine sarı olmayan Boleyn bebesi ama madem öğrencisiniz, alın size yeteneklerinizi gösterip binanıza puan kazandırma fırsatı!" Aniden havaya fırladı ve sınıfa seslendi.

"BEBELER! İsteyenler çıkabilir, gidin hadi. İsteyenler ise hav-... Profesör Olineaux'u geri çevirmeye çalışabilir. Birkaç saat veya bir iki güne kendiliğinden geri dönüşecek zaten ama yeteneklerinizi göstermenizde sakınca yok! İçeride bulunan her şeyi kullanabilirsiniz, takılın kafanıza göre..." Lafı bittikten sonra çıkan öğrencileri tekrar durdurdu, aklına bir şey gelmişti. "Ödeviniz, kendi biçim değiştirme büyünüzü tasarlamak. Sadece tasarlayacaksınız ama, denemeye kalkmayın! İnciğine cıncığına kadar tasarlayıp sonraki ders getirin, duruma göre dönem veya yıl boyunca derslerin yanında bir de onla uğraşacak olabilme ihtimalimiz var! Hadi çıkın gidin şimdi."

Tabii, bu bağırmaları bebiş Xavier'ı biraz daha ağlatmıştı sanki...

----
Barbie'yi duydunuz, denemek isteyenler deneyebilir. Çok lazım olursa en son bitirmek için dördüncü bir rp daha atarım. Çıkanlar isterlerse rp yazmasa bile olur ancak yazmayacaklarsa bana site içi mesajla veya discorddan belirtsinler.

Lucien Vanidestine:
Lucien, profesörün olduğu, daha doğrusu artık olmadığı yere yaklaştığında boş bir cüppeden başka bir şey göremedi. Birisi korkuyla profesörün yok olduğunu söylediğinde gözlerini devirmemek için kendini zor tuttu, böyle bir durumda gözlerini devirmemeliydi. Şükürler olsun ki birisi cüppeyi kaldırmayı akıl etmişti.
Cüppenin altındaki şey Lucien'in görmeyi beklediği en son şeyden bile fersah fersah uzaktı. Profesörleri küçük bir çocuk olmuştu! Kızın birisi minik bir çocuk olmuş profesörlerini ağlayınca sinirlenen Lucien kızı tersleyip çocuğu kucağına aldı, ağlaması durunca gülümsedi hafifçe. Cüppeyi kaldıran çocuk Lucien'in tüm bunların sorumlusu olduğunu düşündüğü Barbatos'a beler olduğunu sorduğunda tuhaf varlığın şaşkınlığını sezse de hala şüphelenmeden edemiyordu.
Barbatos'un korkan profesör çığlık atıp korkuyla Lucien'e sarıldığında genç büyücü onu sakinleştirmesi gerektiğini düşündü. Çocuğun saçlarını hafifçe okşarken Sakin ol, sana zarar veremez. Korkmana gerek yok, tamam mı? dedi şefkatli bir sesle. Bir yandan da altın rengi diye düşündü, profesörün çocuk halinin sesinin rengi çok hoş bir altın sarısıydı.
Barbatos'un söylediklerini dinlerken her ne kadar onunla ağır bir laf dalaşına girmek istese de kendisini tuttu, şu an profesörle ilgilenmesi gerekiyordu.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git