İngiltere Büyücedünyası > Biçim Değiştirme Dersliği
1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
Xavier Olineaux:
Profesör Olineaux, geçen hafta panoya astığı duyurunun yanında herkese bir mektup göndermişti. "Lütfen gelecek hafta olacak dersten önce sınıfa kendi sıranızı kendiniz götürün. Normal masa ve sandalye olmasına gerek yok, derste nasıl rahat ederim derseniz onu getirmenizi istiyorum." Bunu neden dediğini dersliğe girince anlıyordu öğrenciler, geçen yıl sınıfta olan sıralar yoktu, sınıf bomboştu. Sadece kapının tam karşısında bir öğretmen masası vardı. Bazı öğrenciler profesörün dediğini yapıp önceden getirip yerleştirmiş, bazıları bugün getirmiş, bazıları çeşitli nedenlerden dolayı tenezzül bile etmemişti ve ayakta kalmak zorunda kalacaklardı.
Öğrenciler yavaş yavaş sınıfa doluşmaya başlarken, koca dersliğin içinde görünürde bir profesör yoktu. Sadece masanın üstünde kafatası gibi duran, ağzından duman çıkan garip bir şey vardı. Gelen öğrenciler meraklı gözlerle masanın üstünde duran şeye bakıyor, bazıları umursamamaya çalışarak arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Biraz zaman geçti, dersin başlamasına beş dakika, belki de daha az kalmıştı ve neredeyse tüm öğrenciler sınıftaydı ancak sınıfta hala profesöre dair hiçbir şey yoktu, sadece masada duran kafatası vardı. Sınıftaki sesler yükseldikçe yükseldi, ders boş diye sevinenlerden tut ilk dersten profesörün gelmemesine sinirlenenlere kadar çeşit çeşit öğrenci vardı. Her sınıfta olduğu gibi biraz önce orta düzeyde seste konuşmakta olan bu çocuklar, şimdi bağıra bağıra sohbet ediyor, bazıları direkt dersten kopmuşken bazıları da profesörün nerede olduğuyla ilgili tahminler yürütmeye çalışıyordu.
Masadaki kafatası birden havaya fırladı ve bağırmaya başladı, "KESİN ULAN SESİNİZİ, APTAL VELETLER! CIR CIR CIR NE ÖTTÜNÜZ BE, KAFA ÜTÜLEMEKTEN BAŞKA İŞİNİZ YOK MUDUR SİZİN?"
Sınıf birden tamamen sessizliğe büründü. Herkes şaşkınca karşısında uçan garip şeye bakıyor, ne döndüğünü algılamaya çalışıyordu. Sonunda bir öğrenci sessizliği bozmaya karar verdi ve çoğu kişinin aklında dönen o soruyu sordu, "Ee, şey... Profesör siz misiniz?"
Kafatası bir süre karşısındaki öğrenciye boş boş baktı. "Ha? Ne profesörü be? Ben ki, koskoca şeytanlar kralı, tanrılara denk varlık..!" duraksadı, bir şey fark etmiş gibiydi. "Oh, dur bir dakika. Siz şeyi mi bekliyordunuz bir saattir..." dedi ve arkasına dönüp masanın altına doğru bağırmaya başladı. "ŞŞŞT, HAVYAR! BEBELERİN GELDİ, KALK KALK KALK! UYAN LAN!"
Öğrenciler hala beyin yanması yaşarken, masanın arkasından bir kafa çıktı. Kızıl bir kafa. Deminden beri masanın altında uyumakta olan profesör, yerde yatan halinden oturur hale geçti ancak uzun saçları yüzünü kapattığı için görünmüyordu. Bir öğrencinin, "Oha, kızıl ve seksi bir karı mıymış profesör?" diye mırıldandığını duysa da duymamış gibi davrandı. Sonra aniden kendine geldi ve olan bitenin farkına vararak hışımla ayağa kalktı. Üstünde aşırı pahalı olduğunu bas bas bağıran, desensiz bir pijama takımı vardı. Yüzü hala saçları yüzünden görünmüyordu.
"Aman tanrım! Çocuklar, çok özür dilerim! Ben hemen geliyorum, tamam mı?" dedi, sesi kalın ve boğuktu. Belli belirsiz bir Fransız aksanı vardı bir de. Adamın sesini duyan, vücudunu gören az önceki öğrenci hayal kırıklığına uğradığını belli eden bir ses çıkarttı. Xavier ise koşar adımlarla masanın dibinde olan bir kapıya doğru koştu. Son anda durdu ve uçan kafatasına döndü, "Sakın. Sakın çocukları yemeye ya da öldürmeye çalışma. Birazdan geleceğim." dedi ve kapıdan içeri girdi. Tekrardan bir sessizlik oluştu. Kafatası, öğrencilere baktı ve alaylı bir tonda konuştu, "Sırf yapma dediği için yapasım geldi. Hanginizin kıçından bir ısırık alayım bakalım, hm?" diye sordu. Ciddi bakışlarla karşılaşınca kaşlarını çattı. "Aman be. Şaka yaptık. Gülün diye. Ehıhıhığğ."
Ders saati geldikten yaklaşık beş dakika sonra profesör geri geldi. Az önceki halinden eser yoktu, biraz önce yüzünün görünmesini engelleyen dağınık ve uzun saçları şimdi güzelce taranıp düzeltilmiş, adamın çekici yüzüne maske olmayı bırakmışlardı. Pijamalarının yerini soylu bir aileden geldiğini gösteren lüks kıyafetler almıştı. Yüzü tertemizdi, tek bir pürüz veya leke yoktu. Resmen ay gibi parlıyordu. İri, turuncuya çalan kehribar gözlerini öğrencilere çevirdi. Çocuklara döndüğü an gözleri parıl parıl parlamaya başladı adamın, işine aşık olduğunu anlamak için insan sarrafı olmaya gerek yoktu.
"Dersime hoş geldiniz güzel çocuklarım! Az önceki olay için lütfen beni bağışlayın, heyecandan tüm gece uyuyamadığım için masanın altında uyuyakalmışım. Cidden çok özür dilerim! Hatta, lütfen özür hediyelerimi kabul edin!" dedi ve asasını sallayarak oraya neleri sığdırabildiğini sorgulatan masanın altından çeşit çeşit hediye paketleri çıkardı. Paketler uçarak rastgele öğrencilerin önüne kondu. Normalde bunları derse girişte tanışma hediyesi olarak vermeyi planlıyor olsa da plandaki minik değişimden kimsenin haberi olmadıkça bir sorun oluşturmazdı sonuçta. Hediyeler yüzünden sınıftaki ses miktarı hafiften artmaya başlasa da çocukların hevesini kırmak istemedi, gülümseyerek kendileri sussun diye bekledi. Sonunda bir öğrenci, işte o her sınıfta bulunan öğrenci, sınıfı susturdu.
"Arkadaşlar, profesör susalım diye bekliyor!" diye bağırdığında kalan öğrenciler sessizleşti. Bazıları o öğrenciyi taklit etti, gıcık olduklarını belli etmeye çalışırcasına.
"Teşekkür ederim." dedi Xavier, parlak gülümsemesini yüzüne yerleştirerek. Öğrencilerine daha yakın hissetmek için masasından uzaklaştı ve sıraların önüne geçti. "Evet! Açıkçası, ilk defa resmi bir sınıfta ders verdiğim için biraz gerginim ve ne yapmam gerektiğini tam olarak bilmiyorum. Umarım hatalarımı mazur görür ve sizler için olabilecek en iyi profesör olmama yardımcı olursunuz kuzucuklarım. Benim adım-"
"HAVYAR! HIAHIAHIAHAIAH!"
Bir süredir sessiz olan kafatası, bu anı bekliyormuş gibi son ses bağırdı ve kahkahalara boğuldu. Gülerken oradan oraya uçuyor, bir yere çarpınca başka yere dönüp bir de oradaki yere çarpıyordu.
"Lafımı tamamladığın için teşekkürler, çok yardımcı oldun." dedi sarkastik bir tonla Xavier. Asasını uçan şeye doğrultarak susturma büyüsü yaptı, birkaç dakikalığına rahat olacaklardı. "Üzgünüm, kendisi biraz... Şeydir. Her neyse. Benim adım Xavier Olineaux, çocuklarım. Hepinize uygunsa ilk dersimizi tanışmaya ayırmak istiyorum. Derslerimde sıkılmayacağınızdan ve yüzde bin beş yüz verim aldığınızdan emin olmak istiyorum, o yüzden de sizi güzelce tanımam gerek. Dersler sizin istediğiniz şekilde ilerleyecek, isteklerinizi belirtmekten çekinmeyin yani!" dedi gülümsemesini bir saniye bile bozmadan, enerjisinden ödün vermeden.
"Evet, hadi başlayalım! İlk önce gönüllülerden başlayalım kendimizi tanıtmaya. Sonra da söz almayanlar da konuşabilsin diye sırayla kalkarsınız. Önce adınızı ve soyadınızı söyleyin, daha sonra da benim bilmemi istediğiniz her şeyi. Alakasız olsa bile önemli değil, dün akşam yatmadan önce ne düşündüğünüzü bile söyleyebilirsiniz! Ayrıca, kendinizi tanıtmanız bittikten sonra dersle ve benle ilgili beklentilerinizi de duymak istiyorum. Derste ne işleyelim, nasıl işleyelim, nasıl etkinlikler yapalım... Aklınızdan geçen her şeyi dinleyeceğim. O zaman, başlayalım!"
--------------
-RP'lerinizin başını, benim yazdıklarımla çelişmediği sürece keyfiniz nasıl istiyorsa öyle yazabilirsiniz.
-Hediye kutusundan ne çıktığı tamamen size kalmış; uzun zamandır çok istediğiniz bir şey, sizi mutlu edecek bir şey, okulda çok işinize yarayacak bir şey, pek hoşunuza gitmeyen bir şey veya daha önce hiç görmediğiniz çok ilginç bir şey çıktığını ve buna olan tepkinizi yazabilirsiniz. Kafanıza göre yazın işte bir şeyler.
-Kendinizi tanıtırken lütfen sadece adım soyadım şu, şuralıyım deyip geçmemeye çalışın. Aklınıza gelen her şeyi yazabilirsiniz. Profesöre kendi hakkında kişisel sorular da sorabilirsiniz. (Mesela nereli olduğunu, kaç yaşında olduğunu, neden profesör olmak istediğini, o uçan kafatasının ne olduğunu vs.)
Lucien Vanidestine:
Lucien, yılın ilk biçim değiştirme dersine geç kalma korkusuyla saatler kala Ameterasu'yu uyandırmış, kahvaltısını yaptığından ve ders için gerekli her şeyi hazırladığından emin olmuş, dersin başlamasına daha hatrı sayılır bir vakit kala ortak salondan çıkmalarını sağlamıştı. Bu gibi durumlarda kendisini Ameterasu'nun annesi gibi hissediyordu, ama elinden bir şey gelmezdi, her ne kadar azarlasa da arkadaşı da böyle birisiydi işte.
Erken çıktıkları için birazcık erken gelmişlerdi dersliğe. Profesör, cidden sıraları kaldırmıştı. Lucien ilk başta bunun bir şaka falan olduğunu düşünmüştü ama şaka olmadığını kendi gözleriyle görüyordu şu an. Kendisi sıra niyetine getirecek bir şey bulamamıştı, neyse ki Ameterasu bir çift "arkadaş minderi" yapmış ve derse gelirken yanına almıştı da tüm ders boyu ayakta dikilmekten kurtulmuştı genç büyücü. Sınıf yavaş yavaş dolarken kafasını biçim değiştirme kitabına gömüp yanındaki arkadaşının bitmek bilmeyen konuşmasını dinler gibi yapmaya başlamıştı. Bir süre sonra, daha doğrusu sınıfın gürültüsü onu rahatsız etmeye başlayıp beyninde rahatsız edici bir renk cümbüşü oluşmasını sağlayınca kafasını kaldırıp etrafa rahatsız olduğunu belli eden bir bakış attı. Tüm sınıfı susturabilmesinin bir yolu olmadığını düşündüğü için profesörün gelmesini beklerken etrafı incelemeye karar verdi, böylece kafasını dağıtabilir belki.
Etraftaki kitaplar onu mutlu etmiş, evinde gibi hissetmesine sebep olmuştu. Herkes kendi sırasını getirdiği için sınıf biraz farklı gözüküyordu. Sınıfın kocaman olmasını da sevmişti Lucien, dar alanlardan hazzetmeyen birisi olarak burası cennet gibiydi onun için. Bakışları profesörün masasının üzerindeki tuhaf şeye takıldığında bu şeyin ilgi çekici olduğunu düşünüp daha dikkatli inceledi onu. Elbette dersliğe girer girmez fark etmişti o şeyi, ama o an o kadar da dikkatini çekmemişti. Her ne kadar yakınına gidip incelemek istese de bu içgüdüsünü bastırdı, o şeyin ne olduğunu bilmiyordu, saçma sapan maceralara gerek yoktu.
Masanın üzerindeki tuhaf varlık önce tüm sınıfa bağırıp herkesin susmasını sağlamıştı. Lucien bunun için ona minnettar olabilirdi, kafasının içindeki renk patlaması dinmişti sonunda. Sonra, acaba bu şey mi profesör diye düşünmüştü, kendisiyle aynı şeyi merak eden birisi bu soruyu sorunca varlık profesör olmadığını söylemiş ve profesörlerine seslenmişti.Profesör, masanın arkasından saçı başı dağınık ve üstünde pijamalarla çıkmıştı. Eh, lucienin pek hoşuna gitmemişti bu, sorumsuz biri gibi görünüyordu ama kendine önyargılı olmaması gerektiğini hatırlattı. Şu an yanında oturan sarışın kızı da ilk başta "geveze, aptal ve uzak durulası" bulmuştu ama evrenin minik cilvesi mi, yoksa önyargısının bedeli mi bilinmez o kız şu an sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen arkadaşlarından biriydi.
Ameterasu'nun "Oha , kızıl ve seksi bir karı mıymış profesör?" dediğini duyması ile dirseğini kızın böğrüme geçirmesi bir oldu, bir de bağırmıştı resmen! İçinde bulunduğu durumun farkına varan profesörleri hışımla ayağa kalkıp öğrencilere birazdan geleceğinü söyleyerek kapıya doğru koştu. Ameterasu'nun hüzünlü bir iç çekişin ardından "of kadın değil miymiş ya..." diye mırıldandığını duyunca "Ameterasu sus bence" dedi gözlerini belerterek.
Profesör, çıkmadan önce masanın üzerindeki değişik şeye kimseyi öldürmemesini söylediğinde o şeyi inceleme isteği daha da artmıştı, ama kendisini öldürebilecek şeyi gidip pat diye dürtmek boşu boşuna ölmek gibi bir şey olurdu ve Lucien'in uzun yıllar ölmeye niyeti yoktu.
Kızıl saçlı adamın gelmesini beklerken düşüncelere daldı, eh aslında hep düşüncelerde yaşıyordu o. Profesörlerinin sesi ilk başta daha koyu bir kahverengi gibi gelmişti ama güzel bir şekilde giyinip geldikten sonra az önceki hali için özür dilerken aslında daha açık bir kahverengi olduğunu fark etti Lucien. Sıcacık ve güzel bir renkti, oldukça hoşuna gitmişti. Eh, artık biçim değiştirme dersleri o kadar da sıkıcı geçmeyecekti galiba. Üstüne üstlük dağıtılan hediyeler dersin başındaki önyargılarını tamamen yıkmış, hatta onları düşündüğü için azıcık vicdan azabı duymasına sebep olmuştu. Profesör oldukça kibar ve cana yakın duruyordu.
Yanındaki kızın, resmen gözleri parlayarak açtığı paketteki kelebekli tokaları görünce yüzündeki kocaman aptal sırıtış görünce 'sen iflah olmazsın' dercesine gözlerini devirdi.
"Artık rastgele hediyelerde bile aksesuar alıyorsun Su, bunun için özel bir hilen olduğunu falan düşünmeye başladım."
"Eh, güzel şeyler beni seviyor, ben de onları seviyorum. Birbirimizi etkiliyoruz, ne yapabilirim ki?" Kızın özgüvenli bir tavırla söyledikleri hafifçe gülmesine sebep oldu. Kendi paketinden çıkan şey de uzun zamandır alıp okumak istediği, ama sürekli ertelediği bir kitaptı, artık elime kadar geldiğine göre okumalıyım diye düşündü. Kitabın kapağını hafifçe okşayıp kenara koyduktan sonra sınıftan biri çıkıp susun diye bağırana ve tüm sınıf sessizleşene kadar gözlerini profesöre ve şu değişik varlığa dikip bekledi.
Sonunda tüm sınıf susup profesör konuşmaya başlayınca o güzel kahverenginin kendisine verdiği mutlulukla dinlemeye koyuldu. Söylenenleri anlıyorfu evet, ama o an Lucien için söylenenlerden çok profesörün sesinin rengi daha önemli geliyordu. Tamamen rahatlamış ve mutluydu, ta ki kül grisi çığırmayı duyana kadar.. Havyar mı demişti o salak şey?
Ameterasu'nun kendini tutamayıp kahkaha attığını, daha sonrasında ise kahkahasını öksürük krizine dönüştürerek gizlemeye çalıştığını duyunca 'bazen cidden salak oluyor' diye geçirdi içinden.. Bir yandan da içten içe şu yaratığa sinirlenmişti, hem ders bölünmüştü hem de profesör susmuştu!
Sonunda, profesör ismini söyledi. Xavier Olineaux diye içinden tekrar etti Lucien, dürüst olmak gerekirse telaffuzu biraz zor gelmişti, yanlış telaffuz edip rezil olmak yerine içinden biraz pratik yapmak mantıklı görünmüştü genç adama. Daha sonrasında kendilerini tanıtmaları istenmişti. Lucien bu işlerde pek iyi olduğunu söyleyemezdi ama deneyecekti. Elini kaldırıp söz aldı.
"Adım Lucien profesör, Lucien Vanidestine. Biçim değiştirmede mükemmel değilim ama elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz. Piyano çalmayı, ders çalışmayı boş boş bir şeyler hakkında düşünmeyi ve kitap okumayı severim, hediyeniz için de teşekkür ederim bu arada Sesinizin ilginç bir renk tonu var, bunun sayesinde derslere de daha kolay odaklanabileceğimi umuyorum. Ders işlenişi konusunda şu anlık tek isteğim teorik derslerden çok uygulamalı dersler yapmak, ama bunu zaten yapacağımızı düşünüyorum o yüzden pek de bir istek olmuyor galiba"
Samuel Raymond Boleyn:
[justify]-Dersten bir hafta önce-
Biçim Değiştirme senenin en beklediğim dersi oluyor genelde. Bu sene de farklı bir Profesörden göreceğim için neler öğrenebilirim merak ediyordum. Ancak ilk hafta ders işlemek yerine sadece ders kurallarıyla ilgili bir not yolladı bize. Çocuklarla Gryffindor Ortak Salonunda oturmuş hepimize gelmiş olan notu okuyorduk. "Oğlum, bu okul bize sıra bile vermeyecekse işlemeyelim ders falan! Kazanını kendin al, cüppeni kendin dik, sıranı derse getir! Yok artık!" Clayton'ın dediklerine bir kahkaha patlattım. Harbiden de her sene bu Hogwarts alışverişi işi yormaya başlamıştı beni de. Boy attıkça cübbeyi de değişmek gerekiyor, annem her yaz şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırdı. Para sıkıntı değil ama babamdan her sene de cübbe mi değişilirmiş şeklinde bir tepkiyle karşılaştığımız için uzamam suçmuş gibi hissetmiyor da değilim.
"Ayrıca biraz fazla özgür tutmamış mı bizi? Yani gel istediğini yap, ortalığın ağzına .. demiş adam. Çok istiyorsa..." Öyle mi gerçekten yoksa bu bizi denemenin farklı bir yöntemi mi? Yani düşünsene Profesör olmuşsun, koskoca ofisin var, odan var, sınıfın var... Diyorsun ki alın çocuklar sizin bu konuda hiçbir emeğiniz olmasa da tepe tepe kullanabilirsiniz izin veriyorum, özel alanıma girebilirsiniz! Ben hayatta yapmazdım. Ama ne yaparsak yapalım şu an resmi olarak hakkımızdır. Yazılı sözü var Profesör Olineaux'un.
"Tam olarak öyle demek istememiş aslında. Fazla iyi niyetli olduğunu düşünüyorum." dedim gözlemimi dillendirerek. Sıra taşımak çok zahmetli bir işmiş gibi gelmişti ilk başta ama bunu işimize yarayacak bir hale getirebilirdik. "E kalkın gidelim hadi sınıfa. Bakalım bir etrafa belki düşündüğümüzden daha kolay olur." Evet, bir şey düşünüyordum. Kendinizinmiş gibi kullanın dediyse dışarıdan değil de içeriden bulabilirdik istediklerimizi. Ben böyle dediğimde onlar da meraklandıklarından kalktık ve yola koyulduk.
Sınıf eski bildiğimiz sınıf değildi. Tamamen yenilenmiş, kitaplarla çevrilmiş -uzun süredir bu kadar kitap görmemiştim ve ne kadar okumayı özlediğimi fark ettim bu görüntüyle- ve bir yandan da tam anlamıyla bomboştu. Sıralar yoktu. Birkaç kişinin belli ki bu nottan sonra getirdiği sandalye ve minder, birkaç da defter duruyordu üzerlerinde ama bu kadar. Tam karşımızdaki kapıya doğru ilerledim, buradan olmalıydı giriş. Ofisini ve odasını görmemiz gerekiyordu. Kapıya yaklaşıp açmadan önce duvara asılı levhalara göz gezdirirken Edward'ın "Bakın, eğer bana diyorsa ki en rahat edeceğin şeyi getir... BEN YATAĞIMI GETİRİRİM!" Heyecanla ve biraz da öfkeyle bağırdı çünkü bunun gerçek olamayacağını biliyordu. "Öyle değil mi ama? Bu kadar optimistlik de çok fazla! Asla en rahat halimizde olamicaz işte!"
"Yatak da biraz abartı dostum." dedim Eddy'ye cevaben. Kapı kolunu bastırdım ve... "BUM! Tam 12'den!" dedim gözlerim parlayarak. Profesörün kitapların içinde kaybolmaya yüz tutmuş odasında mor bir koltuk duruyordu. Üzeri tozlu sayfalarla ve parşömenlerle dolu olsa da iki vurup tozunu aldık mı bir şeyi kalmazdı. Peşinden Edward ve Clayton da girince ne düşündüğümü çözmüşlerdi. "Süpeerr. Ama bunu almamıza izin verir mi ki?"
"Kendi malın gibi demedi mi?"
"Keşke başka bir şey isteseydim! Ama nerede uyuyacak o zaman adam? Kızabilir buna..."
"Eddy... Yatağını almayacağız tabii ki. Hadi şu koltuğu taşımama yardım edin."
-Bir Hafta Sonra-
Bir hafta önceki dahice buluşumuz sonrasında bugün erkenden kalkmış ve koltuğumuzu kimse sahiplenmeden önce sınıfa gelmiş, yerimize kurulmuştuk. Koltuğu öyle bir yere yerleştirmiştik ki hem bütün sınıfı çok iyi görebiliyor hem de kenarda istemezsek katılmayacağımız bir konumda takılabiliyorduk. Eddy derste uyumak için ortada olmak istemediğini söylemişti. Buraya erken gelebilmek için sabahladığımız için de baya uykuluyduk yani, bir dalmışız... Gözlerimi "HAVYAR!" kelimesine açtım. Sınıf sonuna kadar dolmuş, hatta ders bile başlamıştı. Öyle bir uyuma yok. Hemen Clayton ile Edward'ı dürtükleyerek "Şşşt başlamış ders." şeklinde uyardım ve Profesör'ün dediklerine kulak vermeye başladım. Bizi tanımak istiyormuş, bu dersin içeriği kendimizi tanıtammız üzerine olacakmış. Klasik tabi yeni gelen Profesörler'in bunu istemesi her zaman çok doğal. Keşke biz de 6 senedir birbirimizi tanımıyor olsaydık da bir değişiklik olsaydı. Bütün sınıf şimdi teeek tek baştan kendini anlatacak biz de bilmiyormuşuz gibi buna vakit ayıracağız. Bu bir tık sıkıcı cidden.
Lucien konuşmaya başladığı sırada önümde, ayaklarımın neredeyse dibinde oturan kıza baktım. Esnemek istiyordum ama dibimde koyduğu bir kutu bunu engelliyordu sıkışıp kalmıştım. Zaten rahat ederiz diye odadan aldığımız koltuğa da üç kişi sıkışmaya çalışınca çok rahat olmuyormuş onu fark ettim. Acil bir çözüm bulmalıyız bu konuya da. Her neyse. "Şşşt." yaptım kıza. "Kutunu çekebilir misin, ayağımla çarpıp zarar vermek istemiyorum." dedim. O da ilk değişik bir şekilde koltuğa ve bana baktıktan sonra kutunun Profesör'ün bir hediyesi olduğunu ve bana ait olduğunu anlattı. Ardından bu koltuğu nereden bulduğumuzla ilgili bir soru iletince "Bilmem. Pratik zeka diyelim." dedim gülümseyerek. Ardından eğilip kutuyu aldım ve salladım içine bakmadan önce. Sonra kıza seslendim tekrar. "Sana ne vermiş? Aynı mı herkesinki?" dedim onda aynı kutudan olmadığını bilerek. Önünde defter gibi bir şey duruyordu. Kaldırıp salladı bana doğru. [/justify]
[spoiler][/spoiler]
"Hmm bir özelliği falan olsa güzel olurmuş." dedim. Sonra Profesör'ün büyük ihtimalle dikkatini dağıttığımızdan bu tarafa baktığını görünce ayaklanıp "Ben de kendimi tanıtmak istiyordum." dedim. Konuyu tamamen farklı bir yöne çekmekti amacım bir yandan da. "Adım Samuel Raymond Boleyn. Biçim Değiştirme dersine çok ilgiliyim, geçen senelerde de her dönem almaya çalışıyordum. Bir de kusura bakmayın biraz erken geldik sınıfa, siz başlayana kadar biraz kestirelim demişiz sonra... Ha evet bir de koltuğunuzu ödünç aldık ama, sorun olmaz umarım? Notta istediğiniz gibi kullanın diyince biz de bunu uygun gördük rahatlık adına." Uslu bir çocuk gibi gülümsedim.
Aethelwulf Ares Caldecott:
[justify]Bir eylül sabahı; üç kız kardeşin trenden atlaması bir asır önce, Aziz Michael Klisesi’nde yaşananlar daha dünmüş gibi hafızalarda tazeliğini sürdürürken ilk Biçim Değiştirme dersi gelip çatmıştı. (buraya Ares’in henüz psikolojik açıdan yeterince darbe yemediğini ve yüzündeki o havalı yara izinin de henüz var olmadığını not düşelim)
Genç büyücü erkenci sayılırdı. Bir erkek öğrenciye göre fazla uzun sabah rutinini (burada amacımız cinsiyetçilik yapmak değil ancak kaç erkeğin sabah rutini altı aşamadan oluşuyor ki?) tamamlamış ve kız arkadaşını Büyük Salon’un girişinde karşılamak üzere ortak salonlarından ayrılmıştı. Fazlasıyla enerjikti, tanıdığı tanımadığı herkese selam veriyor ya da yola devam etmeden önce durup bir iki laflıyordu. Popüler ve sosyal bir karaktere sahip olmasının getirisiydi bunlar.
Büyük Salon’un girişinde iki Gryffindor’lu ile Quidditch hakkında sohbet ederken kız arkadaşının geldiğini görmüş ve yanlarından ayrılmıştı. Ares, Eurus’a aşıktı, bunu defalarca dile getirmiş olabilirdi ancak bıkmıyordu. Kızın saçlarının kokusuyla yarışabilecek tek şey annesinin parfümüydü, gülüşünü bir kere görmek bütün gününü neşelendirmeye yetiyordu, zekası ise karşı konulamazdı hayatında gördüğü en zeki kız olabilirdi belki de. Kız arkadaşında aşık olduğu detayların sınırı yoktu, her geçen gün aralarına bir yenisi daha ekleniyordu.
Çapkın bir gülüş ile Eurus’u karşıladı, bir centilmen edasıyla elini öptü ve birlikte her zaman kahvaltı yaptıkları yere doğru yöneldiler. Büyük Salonun büyülü tavanı sisli bir atmosfere bürünmüştü o gün ancak kız arkadaşının gözlerinin içine bakmak onu masmavi günlük güneşlik bir hava gibi günü aydınlatmaya yetiyordu. Her zamanki küçük atışmalar eşliğinde kahvaltılarını yaptılar ardından Biçim Değiştirme dersliğine doğru yola koyuldular. Ve eh, o küçük atışmaları yolda rutin tartışmalarından birine dönüşmüştü. İki buyurucudan daha azı beklenemezdi zaten.
Biçim Değiştirme dersliğine geldiklerinde Ares oldukça önemli bir şeyi unuttuğunu fark etti. Profesörün gönderdiği notu ciddiye almamış ve oturmaları için hiçbir şey getirmemişti yanlarında. Ayakta kalacaklar gibi görünüyordu, Eurus “ne demek sandalye getirmeyi unuttum?” temalı bir nutuğa başlamak üzereyken aklına pratik bir çözüm gelmişti. Alışılmışın dışında bir genişliği olan odanın her bir yanı kitaplarla doluydu ve profesör gerçekten burada istedikleri gibi
davranabileceklerini söylediyse birkaç kitabı oturak yapmak için almasında hiçbir sakınca yoktu.
Asasını çıkardı ve üst üste yapılmış Accio büyüleri ile raflardan koltuk yapmaya yetecek kadar kitap toplamayı başardı. O sırada sınıf da neredeyse dolmuş ve içeriye hakim olan lakırdı da bir hayli şiddetlenmişti. Genç büyücü özenle kitapları yerleştirdi, kız arkadaşı her ne kadar yaptığını onaylamıyor gibi gözükse de en sonunda teslim olmuştu. Gerçek bir koltuk kadar rahat sayılmazdı oturakları belki, yine de ders boyunca ayakta dikilmekten iyi bir seçenekti.
Devasa bir kafatasının (burada kastettiğimiz kafatası kesinlikle gerçek dışı ağzından ve gözlerinden parlak dumanlar tüten tarzda bir kafatasıydı) hiddetli bağırışı tüm sınıfı susturmuştu. Öğrenciler, şaşkınlıkla havada uçan şeye bakıyor hatta içlerinden Muggle doğumlu olanlardan bazıları boyunlarındaki haç biçimindeki kolyeleri tutmuşlardı. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adına. Amin.
“Ee, şey…” dedi Ares, ses tonu eğleniyor gibiydi. “Profesör siz misiniz?” Kafatası bir süre boş boş ona bakmış, anlamadığı bir şeyler gevelemiş ve sonra odada bulunanların beklemediği bir diğer eylemi gerçekleştirmişti. Masanın altında uyuyan bir profesör olması pek çokları için alışılmışın dışında, bazıları halen burada ne döndüğünü irdeleyememişken genç büyücü gayet keyifle takip ediyordu olayları.
Uzun kızıl saçlı belki de hayatında gördüğü en güzel adam (Eurus kadar olmasa da) çıkmıştı masanın altından. Uykudan yeni uyandığı her halinden belli olan profesörleri, uçan kafatasına öğrencileri yememesini tembihledikten sonra hızla gözden kaybolmuştu. Bu sözler Ares’in kafasında tek bir soruyu uyandırmıştı: Kafatası içlerinden birini yerse n’olur? Komik ve ilgi çekici bir manzara yaratacağı kesindi, kurban için aynı şey söylenemezdi tabii.
Profesör çok geçmeden dönmüştü ve az önceki halinden hiçbir eser yoktu. Çok daha çekici ve göz alıcıydı (Tekrar ediyoruz Eurus kadar değil). Öğrencilere birer özür hediyesi yollamış, genç büyücü kendisine gelen paketi sanki uzun zamandır sakladığı bir sürpriz gibi Eurus’a uzatmış ancak tabii ki de genç cadı bunu yememişti. Yine de denemeye değerdi ve bu eyleminden hiçbir pişmanlık duymuyordu.
Yakışıklı ve tapılası bir güzellikte olan profesörleri, bir enayinin sınıfı susturma çabasının ardından derse geçmişti, nihayet. İlk dersleri olduğu için öğrencilerden kendilerini tanıtmalarını istemişti. Bunun üzerine bazıları söz almaya başlamıştı bile, Ares Gryffindor’lu oğlan sözlerini tamamladıktan sonra konuşmak için izin istedi. “Aethelwulf Ares Caldecott, Veritas Libertate Gazetesinin yazarı Sadie Rosemary Caldecott’un oğluyum. Derslerimizi oldukça heyecanla bekliyorum ancak merak ettiğim bir şey var saçlarınız için hangi şampuanı kullanıyorsunuz?”[/justify]
Sophia Catherine Lorence:
Sophia yavaş ve kendinden emin adımlarla zindanlardan yukarı kata doğru uzanan merdivenlere doğru ilerlerken bir yandan da kıyafetlerini düzeltiyordu. Hafif tozlanmış cüppeye ve kıvrılmış bir eteğe kim tahammül edebilirdi ki? Yılın ilk biçim değiştirme dersine her zamankinden daha özenli gitmek istiyordu. Çünkü biçim değiştirme, sarışın cadının ilgili olduğu iki dersten biriydi ve bunu onun gözünde daha değerli kılıyordu. Profesörün panoda önceden belirttiği gibi kendi sırasını hazırlanmıştı, daha çok hazırlatmıştı.
Koyu yeşil kadifemsi tek kişilik koltuğu ve mütevazi çalışma masasını alt sınıf Slytherin öğrencilerine birkaç gün önceden taşıtmıştı. Sonuçta bir leydinin tek başına böyle külfetli bir işi yapacağı nerde görülmüş. Sınıfa geldiğinde öğrencilerin onun için yerleştirdiği kanepeye rahatça kurulmuş, çantasından ders için gerekli malzemeleri hazırlamaya başlamıştı. Sınıf yavaşça dolmaya başlarken, Sophia sınıfı incelenmeye başlamıştı. Sıralar yerine farklı alternatifler kullanıldığı için normal bir derslik olma havasından kaçan bu sınıf, oldukça büyük ve ferahtı. Öğretmen masasının üstünde duran kafatasını andıran obje kızın dikkatini çektiğinde meraklı bakışları duman çıkaran kafatasına kitlendi. Yaklaşık on dakika tedbirli ve meraklı bakışlarını üzerinde tuttu. Fakat hiçbir şey yapamadığına kanaat getirdiğinde gözlerini tuhaf kafatasından çekti. Sınıfın içindeki gürültü arttıkça Sophia'nın sıkılma kat sayısı artıyordu. En son beyaz dantelli eldivenlerinde kaç tane çiçek motifi olduğunu saymaya başlamış, sürekli aynı yere bakmaktan başı ağrımaya başladığında vazgeçmişti.
O sıkılmaktan bayılma safasına gelirken sınıfı inleten bağrışmalar birden sessizliğe büründü. Gürültüyü sonlandıran şey, havaya fırlayıp bağırmaya başlayan kafatası olmuştu. Bu ani bağırış bazılarını korkutsa da Sophia'yı şaşırmıştı. Hiçbir vasfı olmayan bir süs eşyası olan nesne uçuyor üstelik konuşuyordu. Bir işe yarıyormuş diye düşünmeden edemedi sarışın cadı. Bu şaşkınlığını üzerinden daha atmamışken öğretmen masasının arkasından gözüken kızıl bir kafa daha bir hayrete düşürdü onu. Üzerindeki pijamaları ve yüzünü örten kızıl saçlarıyla karşılarında duran kişi biçim değiştirme profesörlerinden başkası olamazdı. Profesör hızlı bir özür ve bir koşuşturmaca ile sınıfı terk ederken Sophia kafasını masaya dayamış bir an önce bu dersin bitmesini bekliyordu.
Profesör tekrar sınıfa geldiğinde Sophia kafasını kaldırmış, daha düzgün bir şekilde oturmuştu. Profesör söze başlamadan karşısındaki adamın yeni halini dikkatle inceledi. Kesinlikle on dakika önceki halinden eser yoktu. Üzerindeki kıyafetlerin geçen hafta incelediği butik dergisinde gördüğüne nerdeyse emindi. Özür olarak kendisine sunulan hediye kutusundan birkaç hafta önce beğendiği fakat babasına söylemeye fırsat bulamadığı yakut broş kutunun içinden çıktığında neşeyle güldü.
Gösterişli broşu cuppesine takarken, böyle telafi edilen geç kalmaları memnuniyetle karşılayacağını düşündü. Profesör hafif aksanı ile konuşmaya başlarken, genç cadı dikkatle dinlemeye başlamıştı. Kızıl saçlı adam kendini tanıtmanın tam ortasındayken yapılan şaka sarışın cadıyı güldürmezken sınıftaki diğer öğrencileri eğlendirmişti. Lafına kaldığı yerden devam etmeye başladığında profesörün isteği çok şaşırtmamıştı, haklı olarak öğrencilerini tanıması gerekiyordu.
Sarışın cadı birkaç kişi söz almasının ardından çabucak bitirmenin en iyisi olacağına karar vermiş ve o da söz hakkı almıştı. Hafifçe eliyle eteğini kaldırmış ardından dizlerini bükerek gereken selamlaşmayı yaptıktan sonra konuşmaya başlamıştı.
"Ben Sophia Catherine Lorence. Lorence dükalığının tek kızıyım. Gösterişli ve zarif şeyler hoşlanırım. Biçim değiştirme dersi ilgi alanımı kapsayan bir ders olduğu için Gamp kanunlarını ve bir hayvanın insana dönüştürülebileceği hakkında teoriler merakımı uyandırıyor ve profesör sizin için de bir mahsuru yoksa neden bir kafatasına sahip olduğunuzu sorabilir miyim?"
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git