İngiltere Büyücedünyası > Biçim Değiştirme Dersliği
1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
Paul Wilson:
Paul her zamanki gibi erken kalkmıştı. Sabah sabah Ravenclaw ortak salonunda aylak aylak dolaşarak yeni yazdığı tiyatro için ilham perilerinin ona gelmesini bekliyordu. Ortak salonun bir köşesinden başlayarak yürümeye başlıyor, kafası duvara çarpınca bu seferde bunu diğer yöne doğru yapıyordu. Bu ilham perileri için bir tehditti. Paul resmen açık açık mesaj yolluyordu: “Eğerki gelmezseniz bu oyun başka bir şeye döner ve suçlusu siz olursunuz.” Bu göz ardı edilemez bir gerçektiki ilham perileri Paul’u seviyordu. Başının üstünde ampul yandığı an genç büyücü rotasını duvardan koltuklara çevirdi ve hemen kağıtlara bi şeyler yazmaya, karalamaya başladı.
Ancak bu Paul’un -favori dersi olan- Biçim Değiştirme dersine giden öğrencileri fark etmesiyle son buldu. Odasına çıkıp eşyalarını ve yeni tiyatrosuyla ilgili parşömenleri çantasına tıktıktan sonra profesörün geçen hafta panoya astığı not aklına geldi. Zemine uzanarak elini yatağının altında gezdirdi ve bir kaç saniye sonra elinde şişirilmeyi bekleyen bir şişme koltuk vardı. Onu da çantasına tıkmaya çalışsada çantası bu duruma çok olumlu bakmadı ve Paul elinde şişme koltukla Biçim Değiştirme dersine gitti.
Sınıf nerdeyse dolmuştu ve gerçekten öğrencilerin getirdikleri şeyler dışında hiç bir öğrenci sırası yoktu. Sadece bir köşede profesörün masası ve üzerinde tipinde bile hayır olmayan dumanlı bir kafatası vardı. Paul kalabalığın arasından geçip arka köşeye kurulmaya karar verdi. Asasıyla koltuğu şişirdi ve kendini çantasıyla beraber koltuğun üstüne attı. Hemen yeni tiyatrosunun parşömenlerini çıkardı ve karalamaya devam etti. Bağıran kafatası düşüncelerini böldüğünde bugün ilk defa dikkatini farklı bir şey çekti. Hep bir konuşan kafası olsun istemişti. En azından derdini konuşmayan oyuncaklardansa bu dumanlı şeye anlatmak daha güzel olurdu. Acaba profesör bu mu diye düşünürken sıranın altından çıkan pijamalı adam Paul’un neşesini fazlasıyla yerine getirdi. Sanki skeç izliyordu.
Pijamalı adam gidipte yerine gerçekten asil duran biri almıştı. Ve verdiği hediyeler, Paul’un profesör ile ilgili ilginç ama güzel düşüncelere sahip olmasına sebep oldu. Kendi hediyesini açan Paul kutunun içinden çıkan fazlasıyla şık ve sihirli tüy kalemi uzun süredir istiyordu. Acaba nerden bildi böyle bir şey istediğimi diye düşünürken profesörün isteğiyle herkes kendini tanıtmaya başladı. Sophia’da kendini tanıttıktan sonra Paul el kaldırıp söz aldı. “Adım Paul Wilson. Oyunculuk ve tiyatro yazıp, yönetmekle ilgiliyim. Hiç bir dersim süper değildir ama Biçim Değiştirme de başarılıyımdır. Ki en sevdiğim ders zaten. Ve ben bir şey sormak istiyorum profesör. Bu konuşan kafadan benim de bulabilme şansım var mı?”
Regina Alexandrovna Romanovna:
[justify]O gün slytherin ortak salonuna kitabını almak için gittiğinde derse geç kalacak olduğuna emindi. Ama yine de koşmamış ya da telaşlı telaşlı hızlı adımlar atmamıştı koridorlarda. Dersleri önemsiyordu ama derslerin kendilerine girecek kadar önemsemiyordu. En sonunda Regina için okul bitiminde alacağı notlar önemliydi geri kalanı pek de umursamıyordu.
Koridorlarda yürürken dersine yetişmek için koşan birkaç öğrenci gördü. Hâlâ daha birkaç kişiyi dışarıda gördüğüne göre öyle çok da geç kalmamıştı demekti. Derin bir iç çektikten sonra biçim değiştirme dersliğinin olduğu kata ardından da sınıfın kendisine ulaştı. Sınıfa girdiğinde profesörü göremeyince etrafta bir hayvan veya öğrenci olmak için fazla olgun bir duruş sergileyen birileri var mı diye baktı. Ne de olsa biçim değiştirme profesörü olduğu için bir animagus ya da Metamorfmagus olma ihtimali yüksekti profesörün.
Derse girmeden önce Hufflepuff bir yaşıtından kendisi için bir oturak getirmesi ricasında bulunmuştu. Derse geç kalma ihtimali üzerine konuşunca kıyamayıp hemen kabul etmişti Mari isimli bu Hufflepuff kiz da. Gözleri ile onu aradı bir müddet. Ardından da çekingen adımlarla kızın yanına gitmişti. Kızın iki kişilik fazlasıyla rahat duran küçük bir kanepe getirmiş olduğunu görünce biraz dona kalmış olsa da bir Hufflepuff'tan iyilik istediğini hatırlayınca durumun normal olduğunun farkına varmıştı. Kızın yanına oturduktan sonra kanepe için önce bir teşekkür etti. Sonrasında da kızın kulağına eğilip fısıldadı.
“Mari Profesör nerede?”
“Sanırım üstünü değiştirmeye gitti.”
Üstünü mü değiştirmeye gitti? Ne diye üstünü değiştirmesi gerekmişti ki? Kızın anlamaz yüzünü görmüş olacak ki Mari konuşmaya devam etti.
“Biz sınıfta profesörü beklerken masanın altından gecelikleri ile çıktı da.”
Bunun üzerine istemese de sessizce gülmeye başladı Regina. Kızçemiz böyle güle dursun sınıfa bir dehşet’ül vahşet girdi. Gülerken bir anda öksürmeye başlayan kızımız gözlerine inanamadı. Bu güzel varlık niye buradaydı? Yoksa profesörleri o muydu? Bu kadar güzel bir insan niye profesör olurdu ki? İnsanlar sadece onu görmek için bile para verip üstüne sıraya girebilecekken niye veletler ders vermek istemişti? Bunu biraz düşündükten sonra kendini durdurdu Regina. Merlin’in bir lütfu karşısına gelmişken onu sorgulamak kabalıktı. Şu an buradaydı ve güzelliği ile onları kutsuyordu adam, bu yeterliydi.
Adama büyülenmiş gözlerle bakarken hediyeler dağıtılmıştı. Sınıftakiler hediyelerini açarken Regina o kutunun içinde ne olduğunu zerre umursuyor gibi durmuyordu. Gözlerinin önündeki manzara dururken başka şeylere dikkat etmek istemiyor gibiydi. Hem ders bitip de bu yakışıklısın bulunduğu ortamdan ayrılmak zorunda kalınca bakardı hediyesin. Şimdi önemli olan gözlerini doyurmaktaydı. Mari onu birkaç kez dürtüp hediyeye bakıp bakmayacağını sorsa da en sonunda vazgeçmişti. Çevresinde ne olduğunu umursamıyor gibiydi kız.
Ve herkesin dakikalar önce fark ettiği konuşan kafatasını da tam bu yüzden profesör kendini tanıtmaya başlayıp bölününce fark etmişti. Kafatasını görmesi ile birkaç saniyelik bir dikkat dağılması olmuş olsa da yine pür dikkat profesörü dinlemeye koyulmuştu. Konuşan bir kafatası fazlasıyla ilgi çekiciydi ama güzele bakmak varken kafatasının ilgi çekiciliği bile fazla dikkat çekici olamıyordu Regina için.
Tabii tüm bu ilgisi tam anlamıyla olmasa da Profesör Xavier Olineaux kendini tanıttıktan sonra öğrencilerden kendilerini tanıtmalarını isteyince geçmişti. İsmi dışında başka ne diyecekti ki? İsmi onunla alakalı üç şeyi özetliyordu zaten. Kim olduğunu, ailesini ve nereli olduğu sadece ismi ile anlaşılıyordu. Başka ne diyebilirdi. Aklına bir şey gelmiyordu. Ama yine de denemesi gerekecekti.
“Ben Regina Alexandrovna Romanovna. Sanırım kendimle alakalı ismim dışında öyle çok söyleyebileceğim bir şey yok. Ama yazmayı seviyorum. Bu yeterlidir umarım. Bunun dışında biçim değiştirme dersinin en çok ilgimi çeken ders olduğu ile alakalı bir yalan söylemek istemiyorum. Fakat sizin dersi nasıl işleyeceğiniz konusunda birkaç sorum var. Masanızdaki kafatası çoğu arkadaşımın ilgisini çektiği gibi benim de ilgimi çekti. Ama ben daha çok derslerinizde bunun dışında başka başka ilginç şeyler gösterecek misiniz bize onu merak ediyorum. Ah bir de bir sorum daha var. Kabalığımın bir mahsuru olmaz diye umuyorum. Cildiniz öyle güzel parlıyor ki hakkında soru sormamak mümkün değil. Cildiniz için hangi bakım ürünlerini kullanıyorsunuz merak etmiştim.”[/justify]
Franziska Strömm:
[justify]Uyanamıyorum. Yatağa yapıştım sanki. Kışın cidden bu yataktan çıkası gelmiyor insanın. Yatakta bir sağa bir sola dönüyorum, arkadaşlarım kalkıyor giyiniyor kahvaltıya falan iniyor bende tık yok. Pijamalarım üstümde yatağın altında takılmaktan daha iyi ne yapabilirim ki ? Derse falan gideyim de yani ne gerek var? SYB olsa yada Karanlık Sanatlar belki gidebilirim ama diğer derslere hiç gidesim yok. Gene hastayım falan mı desem? Biraz tebeşir tozu falan yutsam iş tamam aslında da neyse belki Eadwig bebeğimi görürüm.
Yorganı üzerimden atıyorum, attığım gibi soğuk hava üzerime üzerime koşuyor. Lan! Bu yüzden yorganı tekrar kapatıyorum ve uyku pozisyonuna geçiyorum. Bu bir hata oluyor çünkü bir saatliğine daha uyuya kalıyorum. İlk ders go brrr.
Uyandığımda yatakhaneye asılı saate baktım. Anasını satayım saat on olmuş. Kalk lan kalk kalk. Yorganı bu sefer üzerimden şak diye attım. Soğuk zemin sıcacık ayaklarımla buluşunca bir küfür patlattım ister istemez. Terliklerim nerde benim. Kesin o Eurus gacısı atmıştır bir yere. Neyse koş. Ne dersi vardı, ay siktiret bulurum. Pijamamın üstüne sadece cübbemi geçirdim. Gömlekti kazaktı pantolondu etekti kim uğraşacak şimdi. Koş anasını satayım koş.
Koşarken yatağımın kenarına attığım çantamı aldım. Hızlı hızlı açtım ve ders programımı çıkardım. Biçim Değiştirme dersi varmış. Bunun profesörü değiştiydi dimi. Tanrım ne olur Cynthia gibi malın teki olmasın. Adamın da ilk dersine geç kalıyoruz. Neyse ceza meza verir napalım alıştık Cynthia karısından. Değdi ama ya ne güzel uyudum var ya. Rüyamda Edgar ile dövüşüyorduk. Kıyamam ki ben bebeğime. Umarım onunla kapışmam hiç bir zaman o sabaha kadar sevsin beni Romeo Romeo.
Koridorlardan bebeğini kazanda unutmuş bir anne gibi hızlı hızlı koşarak geçtim. Bir tane birinci sınıf bebesi de benim gibi geç kalmıştı. İksir sınıfının yerini sordu dedim yedinci katta, arasın dursun mal. Bir şey olmaz ama ya iksir profesörü kral hoca. Hoş çocuk benim adımı söylerse sıkıntı. Adımı bilmiyodur ama.
Sınıfın kapısının önüne geldiğimde. Birilerinin birilerine havyar dediğini duydum. Havyar mı yeniyor lan içerde? Zengin yemeği değil mi o? Bu profesörde zengin piçin teki değildir umarım. Yalnız iyi koştum. Baya güzel koştum yalnız. Güzel koştum yani baya iyi. Kapıyı tıklatıp açtım. İçeride kızıl saçlı bir adam. Adam di mi lan bu ? Kadın olmasın, yok ama memesi yok. Ay bu haliyle kadınsa çok üzülürüm ama tahta gibi ya kıyamam. Kadınadam profesörün arkasında bir şey var kafatası.
"Ben ... ananskm yoruldum.. Franziska... ayh Strömm. Slytherinin en süper cadısıyım. Arkanızdaki kafatası yüzünden canım kelle paça çekti. Fransada bir Osmanlı restoranı varda. Böyle hayvanın ayaklarından bir de kellesinden yapıyorlar kaynatıp falan. Şifa şifa. Neyse yerime geçiyorum ben." Yerime geçerkende Ares'e fısıldıyorum. "Götü güzelmiş."
Eadwig Alger Boleyn:
Profesörün kurallarını okuduğum gibi tiksindim kendisinden. Neden? Ben kuralları seven bir adamım. Belli bir gelenek vardır Hogwarts'ta. Profesör, profesördür. Öğrenci, öğrencidir. Sen kuralları koyarsın biz de uyarız. Gelip ne bok yerseniz yiyin derseniz anarşi olur. Bu dersliğin sonu çöplük olacak. Zindandan 1. kata çıkarken mutfaktan 3-5 sandalye kaptık evcinlerinin tüm engellemelerine rağmen. Sonra da dersliğe girip bir kenara fırlatarak üstüne kurulduk. Şu halimize bak. Defter yok, kitap yok. İşsiz güçsüz bir muggle gibi oturuyoruz. Bacağımı diğerinin üstüne atmış, üçgen çizmişim. Duvara yaslanmış gelen gideni kesiyorum. Herkes oturacak şey getirmiş. Gazete serip oturan var lan. Profesör şu öğrencileri bu duruma düşürmeye utanmıyor musun? Düzen ulan düzeeeeen. Her neyse bir ara herkesi susturan bir kafatası bağırmaya başladı. Uçuyor falan. Ulan dedik bu mu profesör? Dersliği düzenleyememiş tabi vücudu yok. Oldukça mantıklı geldiydi ama değilmiş. Bizim profesör uyuyormuş. PUAJAJAJAJAAHJDSKLSAJDAS!
ULAN!
Herif dersliğin sorumluluğunu almadığı gibi uyanamamış! Valla bir anda gülmeye başladım herif gelip özür dilerken pijamasının içinde. "Gerçekten mi?" dedim. "Bu ders bir şaka olmalı. Yatak odası zaten dersliğin yanındayken dersliğe geç kalmayı başarabilmesi inanılmaz." Yanımdaki arkadaşlarımla gülmeye devam ettik. Kafatası bizi götümüzden ısırmakla tehdit ettiğinde de "Ya tamam, kafa açma sen de." dedim. 5 dakika boyunca profesörün ne kadar düşüncesiz olduğu ile ilgili bir kaç cümle daha söyledim. "Annem duysun şu soytarılığı da görün. Dersliği bize dizdirir, geç kalır... Odamı falan kullanın demiş abi. Gryffindor'lular-" Kuzenime baktım direkt. "Kız atarlar odasına. Hiç düşünemiyor mu? Rezillikten başka bir şey değil." Ki zaten gelip tekrar özür diledi. Gece uyuyamayıp masanın altında uyuyakaldığını söylediğinde de gözlerimi devirip "Gereksiz bilgi veriyor. İşimiz var bununla." dedim bizimkilere. Zaten özür diye verdiği hediyeden de anlamadığım bir bilmeceli çocuk oyuncağı çıktı. Dalga mı geçiyor nedir? Hediyelerden sonra oluşan uğultuda ben de profesörle ilgili bir sürü rahatsız olduğum şeyi arkadaşlarıma açıklıyordum ki kızın teki arkadaşllarrr susalmm prof bekliyorrr falan yapmaya başladı. Bu böyle susalım diye bekleyecekse işleyemeyiz ki dersi. Zaten Biçim Değiştirme ne ya? Leş ders. Vereceksin bize Yönetim Kanunu dersi.
Profesörün derse geçecek diye beklediğimiz, ancak onun yerine yanındaki kafatası tarafından bullylendiği. Bu dersin tanışma dersi olacağını söylediği zamanlardan sonra ben iyice kalkıp gitme isteğiyle doldum. Ki zaten istediğinizi yapın diyordu değil mi bu? İlk haftanın dersini sallamıştı zaten, şimdikini de tanışma olarak geçiştiriyor. Bir şey öğretecek mi bize? Benim çocuklara işaret ettikten sonra "Gidelim." dedim. Millet kendini tanıtırken ayaklandık. Bu sırada da Strömm pijamalarıyla daldı içeri. Aha al, çok seversiniz birbirinizi. Kız yere oturacakken "Geç yerimize otur." diye bizim mutfaktan çaldığımız sandalyelere yönlendirdim onu. Profesörün yanından "Tanışma kısmını pas geçiyoruz biz. Zaten herkesi tanıyorum." diyerek geçtim. "Kütüphanedeyiz." diye profesörün "İstediğiniz gibi kullanabilirsiniz." dediği kütüphaneye doğru ilerledik.
Xavier Olineaux:
"Tanıştığıma memnun oldum, Lucien. Piyano çalmaktan hoşlanıyorsan odamın üst katında bir tane var, bir gün bize bir şeyler çalarsın belki. Ayrıca hiçbir düşünce boş değildir, bu boş olarak isimlendirdiğimiz farklı düşünceler zaten bizi bir şeyler yaratmaya iten asıl kaynaklardır, çoğu biçim değiştirme büyüsü boş düşünceden doğmuştur. Sesimin renk tonundan kastının ne olduğunu bilmiyorum ancak hoşuna gitmesine çok sevindim ve haklısın, derslerimizde neredeyse hiç teorik işleyiş olmayacak. Kendini tanıttığın için çok teşekkür ederim." dedi ve söz almak isteyen diğer öğrencilerine döndü. Kendi odasından alınmış olan bir koltukta sıkış tepiş oturan üç öğrencisini fark etti, onlara bakarken ortadakiyle göz göze geldi. Öğrenci de anında ayaklandı, kendini tanıtmaya başladı. Boleyn soyadını duyunca tek kaşını kaldırdı, şimdiden gözünde belli bir profil oluşmaya başlamıştı ancak önyargılı olmak istemediği için düşüncelerini zihninden yok ederek dinlemeye koyuldu.
"Tanıştığıma memnun oldum Samuel, dersime ilgili olman beni ne kadar mutlu etti bilemezsin. Dersliğe erken gelmeniz kesinlikle sorun değil benim için, gelmişken farklı şekilde değerlendirebilirdiniz ancak..." dedi, doğru kelimeleri aramak için duraksadı. "Aynı benim gibi derse olan heyecanınızdan uykusuz kaldığınızı varsayıyorum. Ah, koltuğu ödünç almanızda sorun yok, aslında rahat bulup kullanmanız cidden hoşuma gitti. Duyuruda belirttiğim gibi bu kapıdan içeri girdiğiniz an gördüğünüz her şey size ait. Gerçi... Üç kişi için biraz dar değil mi sizce de çocuklar?" koltuğun iki yanına düşen kitapları, oturdukları koltuğun tıpatıp aynısına dönüştürdü. "Böyle rahatsanız ne ala gerçi. Keyfinize göre takılın, kullanmasanız da olur." dedi kıkırdamadan önce, Samuel'in iki arkadaşıyla da tanıştıktan sonra kitapları koltuk niyetine kullanan bir Ravenclaw öğrencisine döndü. Sorduğu soru karşısında bir anlığına şaşırmış, bastırmaya çalışsa da ağzını kapatarak kıkırdamıştı.
"Ah! O gazeteyi çok takip ediyorum İngiltere'ye yerleştiğimden beri. Tanıştığıma çok memnun oldum Ares, annen kadar parlak biri olduğunu düşünmemde sakınca yoktur umarım. Beklentilerim yükseldi şimdi... Ayrıca, şampuanımı piyasada bulabileceğini düşünmüyorum çünkü özel olarak yaptırıyorum ancak ilgiliysen sana da yaptırabilirim." dedi. Hemen ardından söz almak için söz alan Slytherin'li bir cadıya yöneltti dikkatini. Kendisi gibi soylu bir ailenin iyi yetiştirilmiş bir evladı olduğu apaçık ortadaydı. Kızın selamlamasına karşılık olarak gülümsedi, sağ elini göğsüne götürüp sol elini arkasına atarak hafifçe öne eğildi, aynı ailesinin ona öğretmiş olduğu gibi. 'Kafatası' sorusuna kadar her şeyi gülümseyerek dinliyordu, sonra ifadesi hafiften değişse de zoraki bir şekilde güldü. Bu soruyla birlikte kafatası sinirle uçarak kızın dibine kadar girdi.
"Bana bak şeker kız-" diyordu ki Xavier tarafından tutulup geriye çekildi. "Barbatos, leydilere böyle davranılmaz. Hatta direkt kimseye böyle davranılmaz ama görgü kurallarını biraz yavaş öğreniyor gibi bir halin var." dedi Xavier ancak Barbatos oralı olmadı, Xavier tarafından tutulurken konuşmaya devam etti. "Havyar bana sahip değil, ben ona sahibim! Aklından geçen her bir düşünceyi duyuyorum, bana bağlı yaşıyor! Köpeğim gibi bir şey, ki öyle de olmalı, BEN Kİ ŞEYTANLAR KRALI, TANRILARA DENK VARLIK BARBATOS! DÜNYADA, HAYIR, EVRENDE VAR OLAN EN GÜÇLÜ BÜYÜCÜ!" diye lafa başladığında profesör iç çekerek eliyle kendi alnına vurup çaresizce "Başladı yine..." diye mırıldanıyor. "Barbatos, vücudunun geri kalanı bile olmayan bir adam için çok konuşuyorsun. Bırak da dersimi işleyeyim, hm?" diye sordu nazikçe. Adının Barbatos olduğunu öğrendiğiniz kafatası ise sinirli sinirli homurdanarak öğrencilerle uğraşmaya gidiyor.
"Cidden çok özür dilerim. Memnun oldum Sophia. Büyük bir ailenin tek çocuğu olmak, en büyüğü olmaktan daha zor olsa gerek... Gösterişli şeylerden hoşlanmana sevindim, cübbendeki broşu beğendiğini varsayıyorum o yüzden. Güle güle kullanman dileğiyle! Biçim değiştirmeye bu kadar ilgili olman o kadar mutlu etti ki beni... Dersi teorik işlemeyeceğiz ancak herhangi bir araştırma, deney veya proje yapmak istersen beni burada bulabilirsin, her şeye açığım. Ve... Uhh..." dedi gözucuyla Barbatos'a bakarken. "Yeterince açık mıydı bilmiyorum ama... Maalesef ki sahip olduğumdan değil, kendi kendine bir şekilde geldi ve kurtulamıyorum." mahcup bir şekilde gülümseyerek söz isteyen başka bir öğrencinin yanına ilerledi.
"Paul, tanıştığıma cidden çok memnun oldum ancak akıl sağlığına değer veriyorsan bu acımasızlığı kendine yapmazsın. Ancak evet, bu 'konuşan kafadan' bulma ihtimalin çok düşük olsa da var. Sayıları çok az olsa da dünyanın her yerine dağılmış durumdalar, nasıl bulabileceğinizi söylemeyeceğim gerçi... O bir yana dursun, sınıfımda ne kadar yetenekli öğrenciler varmış böyle? Neredeyse hepsi biçim değiştirmeye ilgili, sanatla ilgilenenler de var... Belki kullanabiliriz bunu." derken gözleri parlıyordu, aklına çeşit çeşit fikir geldiği ifadesinden anlaşılıyordu. Sonraki öğrenciye geçti. Bu öğrenciler Xavier'ın bakım rutiniyle ne çok ilgileniyordu öyle!
"Tanıştığıma memnun oldum Regina, ayrıca dürüstlüğün için teşekkürler. Yazı yazmayı seviyorsan..." bakışları tiyatroyla ilgilenen öğrencisine döndü. "Paul'la birlikte ilginç bir şeyler çıkarmanızı cidden o kadar isterim ki! Evet, en az Barbatos kadar ilginç şeyler göstermeyi planlıyorum aslında size. Biçim değiştirme dediğimiz şey sonsuzdur ve ne kadar kapsamlı olduğunu bu yıl kendiniz deneyimleyerek öğrenin istiyorum. Ve sorun kaba değil ancak çocuklar, bakım rutinimle bu kadar yakından ilgileneceğinizi tahmin etmezdim!" dedi gülerek. Arkadan Barbatos "KARI MISIN LAN SEN?!" diye bağırmaya yeltenmişti ki, görünüşe göre Xavier'ın sabrı taşmıştı. Çünkü deminden beri sakin ve tatlı olan profesör, anlık sinirle eline geçirdiği kalın bir ansiklopediyi hızla Barbatos'a fırlatarak zavallı yaratığın duvara amele sümüğü gibi yapışmasına sebep olmuştu. Hiçbir şey olmamış gibi sakince gülümseyerek lafına devam etti. "Cinsiyetçilik hoş bir şey değildir çocuklar. Neyse... Afrodit Tozu, Venüs Damlası gibi birkaç ürünü karıştırarak kendi hazırladığım şeyleri kullanıyorum Regina'cığım. Kullanmak istersen hiç çekinme, odamdan bulabilirsin." Afrodit Tozu ve Venüs Tozu kolay bulunabilen malzemeler değillerdi ve bir kutusu için açık arttırmalar yapılıyor, binlerce galleona satılıyorlardı. Xavier ise bunu sanki pazardan rahatlıkla alıp kullanıyormuş gibi anlatıp geçmişti, başka bir öğrenci konuşacak mı diye bakınırken içeri giren pijamalı öğrenciye dikkat kesildi. Yataktan çıkar çıkmaz geldiği belli oluyordu, kız nefes nefese konuşurken Xavier gülümseyerek izledi kızı.
"Ettiğin küfrü duymadım Franziska, tanıştığıma memnun oldum. Bugünlük geç kalmanı görmezden geleceğim çünkü kendim de geç kalmışken kimseye kızma gibi bir lüksüm olduğunu düşünmüyorum. Slytherin'in en süper cadısı olduğunu umarım yıl içinde de bize kanıtlar ve binadaşlarının göğsünü gururla kabartırsın! Ayrıca..." dedi yüzüne muzip bir gülümseme yerleşirken. "Şu kelle paça hakkında biraz bilgi edinsem iyi olacak sanırım, diyorlar ki uçan sihirli kafatasları pişince özel güçler kazandırıyormuş insanlara."
"HAYIR KAZANDIRMIYOR, HAVYAR, BENİ YERSEN SENİ VAR YA...!" diye çığırmaya başlayan Barbatos, ağzına sokuşturulan bir kağıt topu yüzünden susmak zorunda kalıp sinirle masaya geri oturmuştu. Xavier ise sınıfa bakınmaya devam ederken birkaç öğrencisinin havalı havalı kalkıp gittiğini gördü. Gülümseyen yüzünü ciddi bir ifade almış, tek kaşını kaldırarak izliyordu çocukları. Masanın üstündeki resimli sınıf listesine bakarak çocukların ismini bulmaya çalışırken Barbatos ise hızla kalkıp sarışını cübbesinden çeke çeke Xavier'ın yanına getirmişti. Xavier da listede bu çocuğun adını bulabilmişti; Eadwig Alger Boleyn.
"Barbatos, soylu delikanlıları bu şekilde çekiştirmek ayıptır. Eminim ki Bay Boleyn de temiz ve düzgün imajını korumak isteyecektir, kıyafetlerini bozmuş olman onu rahatsız ediyor belli ki." dedi ciddi şekilde. Diğer öğrencilere yaptığının aksine ifadesiz bir şekilde bakıyordu. Duruşu değişmiş, daha özgüvenli, nereden geldiğini göstermek isteren bir hal almıştı. "Bay Boleyn, Barbatos'un kusuruna bakmamanızı rica ediyorum. Anlayabileceğiniz üzere kendisi görgü kurallarından yoksun ve kabadır, saygın insanlara nasıl davranması gerektiğini bilmiyor." Bakışlarını Barbatos'a çevirdi ve keskin bir bakış attı, bu hareketiyle Barbatos sus pus kesilmişti. Görünüşe göre Xavier baskınlığını gösteremiyor değildi, canı istemiyordu. "Annenizin bu 'soytarılığı' duyması benim için sorun olmayacaktır, kendisiyle yakın zamanda görüşmüş olduğum gerçeğini göz önünde bulundurunca... Fakat Victorine Hanım'ın oğlundan beklenmeyen hareketler sergilemeniz cidden çok üzücü bir durum. Daha... Saygılı bir tavır beklerdim Boleyn'lerin başına geçecek kişiden. Ah, yanlış anlamayın tabii ki bu dediğimi. Sizi serbest bırakmış olmam, dersime kafanıza göre girip çıkabileceğiniz anlamına gelmiyor. Sanıyorum ki istediğiniz gibi kullanma hakkını ders dışı zamanlarda veriyordum, duyurudaki cümlenin yanlış anlaşılabileceğini düşünmemiştim. Böyle bir durum söz konusuysa özür dilerim ancak hayır Bay Boleyn, size verdiğim haklar arasında dersimi bölmek ya da katılıp da keyfinizce ayrılmak yok. Ders bitince kütüphaneye uğrayabilirsiniz." çocuğu baştan aşağı bir süzdü, sonra getirdiği sandalyelere baktı.
"Siz de haklısınız tabii, bu şekilde ders işlemek rahat olmayacaktır." Asasını sandalyelere yöneltti ve en ortadakini kocaman, konforlu bir kral tahtına, yanındakileri ise nispeten daha küçük ancak aynı rahatlığa sahip asilzade koltuklarına çevirdi. Gülümseyerek Eadwig'e döndü, "Umarım sizi memnun edebilirler, layıklar mı bilmiyorum ama... Eğer ki dersime yeterince katılırsanız, gittiğiniz ortamda size yakışan tahtlara oturabileceksiniz Bay Boleyn. Yılın geri kalanında bu huzursuzluğu yaşamamayı ve dersime en çok katılanlardan biri olmanızı umuyorum." dedi ve çocuğun arkadaşlarıyla birlikte oturmasını bekledi. Eadwig oturduğunda Xavier aniden bir şey hatırlamış gibi kıpırdandı, "Bay Boleyn." dedi. "Dersten sonra ofisime gelmenizi rica ediyorum." Bunu demesiyle birkaç öğrenci "oooOOOOoOoOoooOO" demeye başlamıştı ki Xavier hepsini susturdu, "Cezaya kalmayacaksınız, Yönetim Kanunu dersi vereceğim size. Aile yönetme deneyimlerimin hepsini size aktarabilmek fena olmazdı." dedi ve masasına oturdu.
"Çocuklarım, sanıyorum ki hepsi bu kadar. Hala vaktimiz olduğuna göre derse hafiften giriş yapabiliriz! Bu dersin ilk kuralı ise... Profesörünüz ne derse koşulsuz şartsız inanıp yapmak. Biçim Değiştirme'nin temelinde hayalgücü yatar çocuklar. Bu yüzden sizden kendi sıralarınızı getirmenizi istedim, odamdaki koltuğu almanız çok hoşuma gitti mesela Samuel. Alırkenki amacınız her ne kadar benim isteğimden farklı olsa bile iyi bir iş başardınız, tebrikler. Ben sizden en rahat olacağınız şeyi getirmenizi istemişken bana inanmayanların veya ciddiye almayıp rastgele bir şeyler getirenlerin olduğunu görmek üzücü. Gördüğüm üzere Ameterasu ve Lucien, kendi yapmış oldukları sıralarda oturuyorlar, oldukça da rahat duruyor!" dedi çocuklara şefkatle gülümseyerek.
"Sıra meselesini kapatalım, tamam... Bazılarınızın söylediği gibi ders tamamen uygulamaya bağlı olacak çocuklar, sıkıcı teorik dersler midemi bulandırıyor. Yılın sonunda biçim değiştirme büyüleriyle harikalar yaratabiliyor olacaksınız, her kitapta yazan yok efendim fareyi kedi yapmakmış da bilmem neymiş de, o saçma sapan büyülerle işimiz olmayacak bizim. Hayal gücünüzü aktif kullanarak beni şaşırtmanızı istiyorum!"
"Havyar, Havyar, ben anlatayım mı devamını, ne olur anlatayım, kaç yüz yaşında adamım bak benden iyi kaynak mı var bu çocuklara?" dedi Barbatos heyecanla. Xavier ise ona hiç güvenmediğini gösteren bir bakış atmışsa da çocukların eğitimini ön planda tutmalıydı. Barbatos'un cidden çok ilginç şeyler bildiği su götürmez bir gerçekti ve öğrencilerini de bundan mahrum bırakmak istemezdi, gülümseyerek başıyla onayladı.
"Bakın bana bebeler! Biçim Değiştirme büyüleri aynı havyarın dediği gibi hayal gücüne bağlıdır, sonsuzlardır yani! Ben bir zamanlar şu Boleyn bebesinden bile daha yakışıklı, zengin bir adamdım. Şaraptan çeşmelerim, güzel güzel cariyelerim, bitmeyen param vardı... Ama siktiriboktan bir biçim değiştirme büyüsü beni bu hale soktu! İnanabiliyor musunuz, beni, beni, yüce Barbatos'u!" diyerek konudan sapıyordu ki, Xavier'ın boğazını temizlemesiyle konuyu değiştirdi. "Neyse işte. Şimdi dersin ilk uygulamasına geçiyoruz! Hobbaaa!" diyerek en üst raflardaki rastgele bir kitabı aldı ve bir öğrencinin oturmakta olduğu sırasına fırlattı. Öğrencinin biraz önce oturduğu yer artık kanlı canlı bir kutup ayısıydı! Profesör panikleyip geri eski haline çevirecekti ki, öğrencisinin bu durumdan gayet memnun olduğunu ve ayının da arkadaş canlısı olduğunu fark edip vazgeçti.
"Cansız maddeleri canlılara çevirmek çok zevkli, değil mi sümüklü bebeler? Şimdi de canlıyı cansıza dönüştürelim!" diyerek Xavier'ın asasını elinden aldı Barbatos, eli yoktu tabii ki, havada süzdürüyordu. Yerde gezinmekte olan küçük bir tırtılı kocaman bir şarap şişesine çevirdi. Xavier ve Barbatos'un da bakışları şişeye yöneldi, iştahla bakıyorladı şişeye. Lanet yaratık, profesörün derste içemeyeceği gerçeğinden faydalanarak şişeyi ağzıyla kaptığı gibi kafasına dikti, şişeyi masanın bile arkasına gidecek kadar öteye fırlattı. Birkaç öğrenciyle birlikte Xavier da şişenin olduğu yere dönmüş, zavallı tırtılın eski haline döndüğünü ancak paramparça olduğunu görünce önüne dönmüştü. Bir öğrenci seslendi, "İÇKİNİN TADI NASILDI?!"
"Böcek gibiydi..." diye hüzünle cevapladı Barbatos. Sonra sırıttı. "Şimdi de güzel bir canlıdan rastgele bir dönüşüm göreceğiz çocuklar!" dedi, bir iksir şişesini Xavier'ın üstüne fırlattı. Profesörünüz bu hamleyi beklemiyor olacak ki, kafasına çarpan şişeyle beraber masanın arkasına doğru düştü. Birden bire masanın arkasından gökkuşağı gibi rengarenk, parıl parıl bir duman yükseldi. Birkaç saniye sessizlik oluştu, duman dağılırken profesörden hareket gelmedi.
------
-Profesöre ne olduğuna bakmaya gidebilirsiniz, yerinizde durabilirsiniz, kafanıza göre takılın ama profesöre ne olduğunu yazmayın, orada bırakın.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git