İngiltere Büyücedünyası > Biçim Değiştirme Dersliği

1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi

<< < (3/6) > >>

Charlotte Vera Rillian:
[justify] “Ne demek o satıcılar sizi kandırdı? Nasıl olabilir böyle bir şey ya? Bakanlık ile iletişim kurmadınız mı? Şaka gibi. Hafta sonu babam mektup yazacağım ve söylediklerinizi birebir aktaracağım. Ev cinlerine sarı parlak saç çıkaran iksir diye kaşıntı iksiri kitlemişler. Büyücü dünyası giderek üçkağıtçılar ile dolmaya başladı. Hem siz nasıl kandınız ki buna? Ama… Endişe etmeyin. İsimlerini tek tek bana veriyorsunuz… Tabii size gerçek isimlerini verdiklerini zannetmiyorum. Tamam… Durun, durun…” Hevesle krem rengi el emeği göz nuru kendim ördüğüm çantamdan muggle işi kalemlerimden birini çıkardım. Parşömeni ararken cinlerden birinin sorusuna kocaman gözlerimi heyecanla belertip sorusuna karşılık verdim. “Ne yapıyor olabilirim? Size yardımcı olmaya çalışıyorum. Resmim iyidir. Bu tiplerin görünümü sizin anlatımlarınız ile çizmeye çalışacağım. Hadi, daha fazla vakit kaybetmeyelim, anlatın bakalım.” Dediğimde durdurulamaz bir şekilde hızlı konuştuğumun farkına varıp biraz soluklanmaya karar vermiştim. Çok sık yapıyordum bunu. Heyecanlanınca kendini kaptırıyordum hemen. O sırada çantamın derinliklerine attığım parşömen parçasını bulamayınca etrafa bakınmaya başladım ama yine aynı cin tarafından bölündüğümde elimi yüzüme kapatıp başımı umutsuzca salladım. “Ne? Geç mi kaldım? Olamaz. Ya da olur. Neden olmasın? Size yardımcı olmadan gitmeyeceğim bir yere. Ekiyorum dersi bugün.” derken surat ifadem çok netti. Ancak üç beş cinin aynı ağızdan konuşmasıyla bunu ders sonrasında tekrar geri gelmenin iyi bir fikir olacağını da düşünüyordum. ”Hayır, derse gidiyorsun. Biz burada olacağız. Bizim için yapmak istediğin şeye oldukça minnettarız ama derslerini engellememeli bu. Hem geri geldiğinde sana lahana çorbası yaparım bak. Önce derse git gel de.” Lahana çorbası mı? Merlin aşkına, bu cinler beni benden iyi tanıyor olabilirlerdi. Gözlerimdeki ışıltı neredeyse koca mutfağı aydınlatacak kadar genişlemişti. Tezgâhtan hoplayarak kalktım. Üstümü başımı düzgünce toparladıktan sonra duvarda asılı olan saate bakıp çok geç kalmamış olduğumu kendimi çaresizce inandırmaya çalışmayacaktım bile. Cinlere gülümsedim. Daha fazla vakit kaybetmeden oradan ayrılırken “Bekle beni lahana çorbası!” diye neşemi yansıtarak koşa koşa çıkmıştım.

Bir merdiven, iki merdiven, üç merdiven… Şöyle kaykılayım, aman çarpıyordum az daha, çekilin, daha hızlı, çabuk çabuk diye Hogwarts’ın koridorlarında ince ses tellerimi parçalıyordum.  Yanlış kata çıkmışım işte. Hayıflanmaya vaktim yoktu. Yine de kendime söylenmeye devam ederek birinci kata inmek için koşturuyordum. Biçim Değiştirme güzel dersti ama yorucuydu. Var olanı değiştirmek mantığıma sığmıyordu. Bütün ders boyunca sinir olacağım şeyler gösterecekti yeni profesör kesin. Anlamsızlığını dile getirip tartışmaya girmemek için dilimi kilitli tutmuştum yıllardır ve yine bunu yapmaya devam edecektim.  Nihayet sınıfa varabildiğimde derin bir soluk aldım ve profesörün durdurmasına izin vermeden koşarak içeri girdim ve dudaklarımdan onca nefessizliğe rağmen anlaşılır cümleler dökülmüştü. “Charlotte Vera Rillian, altıncı sınıf. Geç kaldığım için çok özür dilerim. Bir daha olmayacak Profesör….. Olineaux.” Soyadını son anda hatırlamıştım. Göz teması kurmaktan da kaçınmıştım sebepsiz yere. Lakin… Bir sorun vardı. Şaşkınlıkla bana bakan birkaç tipi umursamadan etrafı süzdüm. Sahi ya! Kendi yerimizi kendimiz mi bulacaktık ne yapacaktık öyle bir şeyler vardı. Eee ben bir şey getirmemiştim. Gerçi gerek de yoktu. Merdivenlere destek olan ağaçlar oradaydılar. Herkes için. Şu an en çok benim için oradaydılar. Tırmanacaktım. Sıkıldıkça bir daldan bir diğerine geçerdim. Baya kalın eski ağaçlardı bu iki ağaç. Aralarında fısıldayarak beni misafir etmek istediklerini işitebiliyordum. Kızın birinin öksürmesiyle dikkatim dağılınca merakla çevirdim bakışlarımı. Niye ki? Kaş göz işareti yaparken gösterdiği yere baktım hemen. Ayakkabılarımı mutfakta unutmuşum. Hay aksi! Ben de diyorum neden bu kadar ferah hissediyorum kendimi. Kıza omuz silkerek önemsediğim bir detay olmadığını gösterdim. En kolay çıkış güzergahını kafamda belirleyip kollarımı sıvayıp koyuldum tırmanmaya. Kollarım biraz güçsüzdü benim. Çıkmaya çalışırken çok zorlandım ama ses çıkarmadan hızlıca halletmiştim. Kalın dala vücudumu yerleştirir yerleştirmez dalı okşamaya başladım. Çantamı da minik dal çıkıntılarından birine doğru asarken içinden örgü bir bez çıkardım. Gökkuşağının bütün renkleri üzerindeydi. Malum havalar soğuyordu ve ben ağaçlara örgüler örüyordum. Binanın içinde olması onun üşümeyeceği anlamına gelmezdi. Yüzümde büyük bir mutlulukla dala yerleştirmeye çalıştım. Belki profesör ile konuşup zamanla tamamen kaplayabilirdim onu. Profesör… Evet, onu düşünmüşken derse odaklansam iyi olurdu. Ayaklarımı sallayarak sınıf arkadaşlarımın hepsini karşımda görebildiğimden keyifle onları incelemeye başladım. Tahtı görünce bir an afallasam da üstünde durmayarak göz gezdirmeye devam ediyordum ki adının Barbatos olduğunu fısıldaşmalar doğrultusunda anladığım ve yadırgamamaya çalışarak -bu çok büyük ayıp olurdu- dinlemeye çalıştım. Gerçekten… ama gerçekten…. Biçim değiştirme beni beklenmedik şekilde çok fazla zorluyordu. Canlıyı cansıza dönüştürmek… Hmmm. Hoşuma gitmedi.Ne yapalım? İlgiliymiş gibi davranmaya çalışıp bir şeyler kapmaya çalışacaktım. En azından deneyecektim. Dikkatimin saniyesinde yine yeniden dağılmasıyla ağaçla konuşmaya başladım. İçimden tabi. Ne kadar da güzelsin… Yalnız mı hissediyorsun burada? Ailen var mıydı? Nasıl geldin buraya? Yoksa hep burada mıydın? Hikayeni anlatsana bana… Kopan gürültüyle irkilip olduğum yerde sendeledim. Az daha düşecektim. Kendimi sağlama almaya başarınca karmaşaya yönelttim bütün ilgimi. Yığılan cüsseyi gördüğüm zaman göz bebeklerim büyüdü. Yığılıveriyordu profesör orada. “Ayyy!” diyebildim bir panikle. Aşağı inmeye hazırlanıyordum şimdi. Profesöre ne olduğuna bakacaktım.  [/justify]

Samuel Raymond Boleyn:
Profesör Olineaux'un koltuğunu ödünç almış olmamızdan hoşnut olduğunu dile getirmesiyle bu adamın gerçekten de kurallarla sıkıntısı olduğunu ve bu dersin bir fiyasko gibi geçeceğini anlamıştım. Her an her şey olabilirdi bu derste, tetikte kalmak gerekiyordu. Ayrıca onun gibi uyuyakaldığımızı belirttiğinde de pek bir anlam verememiştim neden böyle dediğine. Dersten önce çok uyuduğunu söylüyordu herhalde diyerek çok da üstelemedim bu konuyu kafamda. Sıkıştığımızı fark edip bize aynısından iki koltuk daha yaratınca gözlerim parlayarak gülümsemeye başladım. Oh be! Normalde ceza yerdik, bu adam bizi daha da ödüllendiriyor. Kral! Clayton ve Edward da olayın etkisiyle gözlerini aralamışlardı ve neler olduğunu anlayınca gülümseyerek kalkıp yanlardaki koltuklara geçtiler. Onlar da kendini tanıttıktan sonra Clay bana dönüp bunun nasıl gerçekleştiğini sorunca -az önce uyukladıları için takip etmemişlerdi pek- ben de anlatmaya başladım heyecanla. Derken konuşmaya başlayan kuzenimi görmemle yüzümün geri solması bir oldu. Kendini beğenmişliğini göstermese olmayacak çünkü , değil mi? Bir de yengemden bahsetmiyor mu her yerde... Kafayı yersin.

Profesörün yanındaki değişik bir evcil hayvan olduğuna inandığım kafadan oluşan agresif yaratık kuzenime saldırınca kahkahayı patlatmıştık hep beraber. Eadwig'i severim ama, hak ettiğini bulduğunu görmek de güzel bir his. "Annenizin bu 'soytarılığı' duyması benim için sorun olmayacaktır, kendisiyle yakın zamanda görüşmüş olduğum gerçeğini göz önünde bulundurunca... " Vayy, Boleynleri mi tanıyormuş bu adam? Yengemle nasıl bir görüşme gerçekleştirmişlerdi acaba, o kadar da pis bir imada bulunacağını sanmıyorum adamın. İş hakkındadır. "Şşt sizinkileri tanıyormuş ya." Edward bana seslendiğinde sadece "Hıhı." şeklinde bir tepki verdim. Ne yapayım ya, beni hiç ilgilendirmiyordu bu olaylar. Sadece ciddi bir şekilde Profesör'ün diyeceklerini dinliyordum, sonunda laf sokacağım ayağına kuzenime bir taht yarattığında neredeyse bu duruma karşı çıkmak için ayağa kalkıyordum ki kendimi tuttum. Kuzenim somut olarak sınıfın bir köşesinde kendi krallığını kurduğunda biz burada basit bir koltukta oturuyorduk, bazıları ise yerde gazetelerde veya iki üç kitabı birleştirerek rahat etmeye çalışıyorlardı. Bu muydu şimdi eğitimde eşitlik? Bizi özgür bırakmakla bu bir miydi? Her ağlayana istediğini vermek, ses çıkarmayanların sürünmesine göz yummak... Bu dersin işleniş biçimi şimdiden hoşuma gitmemeye başlamıştı bile. İyi niyetli ama kötü sonuçlu bir düzen kuruluyordu.

Ders hakkında konuşmaya başlayınca bütün hevesim kırılmış bir şekilde sınıfın arka taraflarına doğru yerleştirilmiş koltuğunda, solumda oturan Edward'a dönerek "Tam bir fiyasko." dedim. "Niye? Koltukta oturuyoruz daha ne olsun?" dediğinde göz devirdim. Adam karşımızda tahtta oturuyordu. Ha, komik duruyordu orası ayrı ancak istediğini elde etmişti. Edward'ın beni anlamayacağını fark ederek sağ tarafımdaki Clayton'a yaklaştım. "Şunlara bak. Ne sanıyorlar kendilerini? Kafasına da taç koyalım çok istiyorsa." Clay güldü kısaca. "Bırak ya, evciliklerine devam etsinler." Hah, işte bu. İşte bu yüzden Clayton'ı seviyorum.

Biz kendi aramızda konuşurken dikkatimiz dağılmıştı, Profesör'ün asasının uçan hayvanı tarafından çalındığını görünce ilgimizi tekrar çekmişti sınıfın ön tarafları. Neler oluyordu gerçekten? Bir anda ortada büyük bir şarap şişesi beliriyor, ardından bu şişeyi kafatası içiyor sonrasında da bir solucana çeviriyor? Profesör de olanları endişeyle izliyordu bunlar yaşanırken. Lan asasız büyü yapamıyor musun, durdursana hayvanını! OF! Bu da yetmiyormuş gibi Profesör bayıldı! Bekledik ama kalkıp kendini göstermiyordu geri, sınıfta da büyük bir sessizlik oluşmuştu. Ayağa kalktım hızla ve gökkuşağı renginde dumanlar çıkan masaya ilerlemeye başladım. "Bir şey olduysa sınıf başkanlarıyla beraber hastane kanadına taşımamız gerekiyor Profesör'ü."

Lucien Vanidestine:
Lucien, kendisini tanıttıktan sonra sessizce oturup diğerlerini dinlemeye ve profesörün sesinin renginin tadını çıkarmaya başlamıştı. Sınıftaki diğer öğrencileri pek tanıdığı söylenemezdi, genelde Slytherin ortak salonundan, hatta yatakhanesinden mümkün olduğunca çıkmayan ve Ameterasu dışındaki insanlarla olan etkileşimini olabildiğince az tutan genç büyücünün çok fazla insan tanımaması anormal değildi tabi. Sınıftaki öğrencilerin çoğuna göz aşinalığı vardı, ama ne isimlerini öğrenmek ne de arkadaş olmak gibi bir gayesi olmadığı için hiçbirini tanımıyordu. Ama diğerlerini dinlerken, ister istemez bir üstünlük duygusuna kapılmıştı, kendisinin en iyi olduğu konusunda yanılmadığının kanıtı gibiydi konuşan "sınıf arkadaşları".
Biçim değiştirme kitabını eline alıp can sıkıntısıyla karıştırdı. Kitapla boş boş bakışmak bile sınıftakilerin profesöre hangi bakım ürünlerini kullandığını sormalarını ve öğrenmek istemediği şeyleri anlatmalarını dinlemekten iyiydi sonuçta. Sonunda ismini öğrendikleri şu tuhaf varlık da üstüne tuz biber olmuştu tabi. Eh, dürüst olması gerekirse insanlardan daha çekilebilir duruyordu.

Yanındaki kız tarafından dürtüldüğünde boşluğa dalıp gitmişti. Ameterasu, büyük bir heyecanla fısıldadı. "Luci luci, şu Barbatos çok şirin değil mi? Şuna bak, arkadaş olmak istiyorum!" Ameterasu'nun bu hallerine alışmasına rağmen hala bir insanın böyle olabilmesini reddeden genç büyücü 'ciddi misin..' ifadesiyle bakmaktan başka bir şey yapmadan önündeki kitaba geri döndü.

Sınıftan birisi, sanki ders yokmuşçasına pat diye kalkıp gitmeye çalışınca kafasını kaldırıp bu salağa bakma ihtiyacı hissetti. Diğer insanların yaptığı aptallıklar onu ilgilendirmezdi, adını birkaç saniye önce duymasına rağmen ilgisini çekmediği için unuttuğu bu çocuğun saçma tavrı dikkatini çekmişti sadece. Profesör'ün imalı hareketine hafifçe gülümesemekle yetinip tekrar kendi düşüncelerine döndü, ta ki kül rengi sesi duyana dek.
Barbatos'un eline bir asa vermenin hayatını en az %80 riske soktuğunu düşünen Lucien, hem bu tuhaf şeyin herkesi öldürme ihtimaline karşı tetikte olmak için, hem de anlattığı şeyleri bir parça merak ettiğinden derse odaklandı. Barbatos'un bir tırtılı içki şişesine ve birisinin sırasını bir ayıya dönüştürüşünü izledi dikkatle. Sonunda manyak şey şişeyi profesörün kafasına attı!
Masanın arkasından çıkan dumanın hayra alamet olmadığını sezen genç büyücü, kafasındaki 'bi haltlar olacağını biliyordum' düşüncesi ile profesörün masasının yakınına koştu.
 

Sophia Catherine Lorence:
Selamını verip sorusunu sorduktan sonra karşındaki profesörünün de kendisini selamlaması, yobaz ayak takımından ziyade şimdi kendisiyle eşit denebilecek düzeyde bir soyluyla karşı karşıya olduğunun göstergesiydi. Bu selamlama genç kızın keyfini yerine getirmiş olacak ki hafifçe gülümsedi. Çok olmamıştı ki cırtlak bir sesle, kendisine doğru uçan kafatasıyla neredeyse burun burunaydı. Ne kadar burnu olmasa da, bulundukları durumda birbirlerine oldukça yakınlardı. Gözleri olması gereken yerlerde siyah büyük çukurları ve ağzından çıkan dumanın görüntüsü ve kokusu genç cadının karşısındaki görüntüye tiksintiyle bakmasına yetmişti. Kendisine yapılan bu saygısızlığın kabul edilemez olduğunu dile getirecek iken araya giren profesör ile Sophia sessiz kaldı. Adının Barbatos olduğunu öğrendiği, kafatası kendi ve Profesör Olineaux hakkındaki yorumlarına devam ederken sarışın cadı düşündü.

"Gerçekten bir dolandırıcı mı, yoksa bir zamanlar çağının en güçlü büyücüsü mü?"

Onu düşüncelerinden çıkaran şey profesörlerinin sesiydi. Kendisine dönüp tekrar konuşmaya başladığında safir mavisi gözleri dikkatle biçim değiştirme profesörlerinin üzerindeydi. Özürünü hafifçe kafasıyla kabul ederken, söyledi.

"Verdiğiniz broş için teşekkürler profesör. Onu en güzel davetlerde kullanacağımdan hiçbir kuşkunuz olmasın. Dersimizin teorik olmaması beni mutlu etti."

Sözünü bitirdiğinde yavaşça kadifemsi koltuğuna oturarak, yerine yerleşti. Profesör son olarak kafatası hakkında konuştuktan sonra kendisine baktı. O an karşısında mahcup bir gülümseme ile duran adama acıdığını hissetti. Böyle baş belası olan bir kafatası ile kim uğraşmak isterdi ki? Fakat  kafatasının dedikleri doğruysa dünyanın en güçlü büyücüsü bir zamanlar kendisiyse bu oldukça işe yarar olabilirdi. Uçan ve konuşan bir kafatasının dediklerinin doğruluk payı olduğuna dair elinde kanıt yoktu. Belli ki bu onun bir uydurmasıydı. Ama araştırmaya değer bir mesele olabilirdi. En yakın vakitte uçan kafatası hakkındaki araştırmalarına başlamalı, ilk kaynağı olarakta profesör ile konuşmalıydı.

O bunları düşünürken, profesör yavaş yavaş tüm öğrencilerle tanıştı. Dersin sonuna doğru vakitleri kaldığını fark ettiğinde hafiften derse giriş yapmak istediğini belirtti. Sophia düşüncelerini kafatasından uzaklaştırıp, dikkatini karşısındaki adama verip dinlemeye başladı. Profesör Olineaux, Biçim Değiştirme'nin hayal gücünden ibaret olduğundan bahsederken dersin komutasını Barbatos aldı. Bir raftan aldığı kitabı öğrencilerden birinin sırasına fırlatmasıyla, sıranın aldığı şekil bir kutup ayısından başka bir şey değildi. En son ülkesinin doğu kesimlerinde görmüş olduğu bu hayvanın kendi doğasına göre oldukça sakin ve uyusal olması genç kızı şaşırttı. Profesörü de şaşırtmış olacak ki sırayı eski haline çevirmekten vazgeçmiş gibi gözüküyordu. Kafatasının daha ne yapabileceğini merakla beklerken, profesörlerinin asasını havada kavrayıp, asanın yardımıyla küçük tırtılı şarap şişesine çevirmesi genç kızı kafatasının asa kullanabilmesinden daha çok şaşırtmıştı. Gözleri fal taşı gibi açılmış daha ne olabileceğini beklerken, bir iksir şişesinin profesörlerinin üzerine dökülmesi bir olmuştu. Masanın arkasından duman yükselirken, profesörleri hareketsizdi. Sophia korkuyla oturduğu yerden kalktı ve ellerini ağızına kapatarak korkuyla bağırdı.

"Profesör... O-o hareket etmiyor... Yoksa...yoksa o...ÖLDÜ MÜ?!"

Reina Carter:
Genç cadı panikle bir yandan cübbesini  giyerken diğer yandan ablasından hatıra kalan kolyeyi bulmaya çalışıyordu. Ne akla hizmet çıkarmıştı ki onu? Şimdi onun yüzünden kahvaltıya geç kalacaktı. Geç uyanmanın verdiği endişe ile hazırlanırken aklına Profesörlerinin gönderdiği mektup gelmişti, işin ucunda herhangi bir şaka yoksa dersliğe vardığında bomboş bir sınıfla karşılaşmalıydı. Bu yüzden evinden getirdiği pratik japon tarzı masalardan götürmeyi planlıyordu dersliğe, zaten çok güçlü olduğu söylenemezdi.

Reina hazırlıklarını tamamlamış, yerde rahat bir şekilde oturmak için yanına minderini ve gerekli ders araç-gereçlerini almıştı, ortak salondan çıkarken garip bir görüntü vereceğini düşünse de kimsenin durumu ondan farklı değildi ve bu durum mavi cübbeli cadıyı bir nebze rahatlatmıştı. Reina kahvaltıya bu yükle inmek istemediği  için doğruca dersliğin yolunu tuttu. İçeri girmeden önce derslikte öğrencilerin olacağını tahmin etmemişti lakin sınıfta güzelce konumlandırılmış mor bir koltuk ve üzerinde üç öğrenci bulunuyordu. Diğer öğrencilerin yaratıcılığına karşın getirdiği masaya göz ucuyla baktı, genç cadı abartıdan hoşlanmazdı bu yüzden önemsemeyerek minderini ve masasını önlerde olacak şekilde yerleştirdi. Yerleşmesinin ardından bulunduğu odayı incelemeye başladı, tam karşısında öğretmenler masası ve üzerinde bir… kafatası? Bulunuyordu. Ürktüğünü belli  etmemeye çalışırken tüm duvarları kaplayan kitaplık ilgisini çekmişti, eğer çekingenliğini üzerinden atabilirse ders çıkışı kitapları incelemek çok isterdi.

Reina ders başlayana kadar gelen giden öğrencileri izlemiş, dikkatini ise önünden aniden fırlayan kafatası dağıtmıştı. Uçarak öğrencilere bağırıyor, bunun karşısında ise tüm öğrenciler susmuş bir şekilde olayı izliyordu. Sessizliği bozan öğrencinin sorusuna karşılık beklediği cevabı almıştı. Bu çirkin şey kesinlikle mektuptaki Profesör olamazdı- derken Reina oldukça maliyetli görünen pijamalarıyla beraber masanın arkasından çıkan adama karşın şaşkınlığını gizleyememişti. Dersin asıl Profesörü olduğunu düşündüğü bu adam masasının dibindeki kapıya doğru koşarak tekrardan ortalıktan yok olmuştu. Reina daha fazla bu yaratık ile baş başa kalmaya dayanamazdı, bu yüzden olabildiğince hızlı Profesörün gelmesini diledi içinden… Bir süre sonra tekrardan ortaya çıkan Biçim Değiştirme Profesörünün az önceki halinden eser yoktu... Kızıl saçlı adam bir asa hareketiyle masasının altındaki hediyeleri öğrencilerine dağıttı. Reina o masanın altına neler sığabildiğini açıkçası merak ediyordu, dersin başından beri masının neredeyse dibinde oturuyordu ve ne hediyeleri ne de uyuyan Profesörlerini fark edebilmişti. Pakete olabildiğince zarar vermeden açan cadı içinden çıkan hediyeyle beraber yüzündeki tebessüme engel olamamıştı. Elini deri kaplama defterin üzerinde gezdirirken verdiği hissiyatla gözleri istemsizce kapanmıştı. Bu derste öğrenecekleri ile defteri doldurmak için sabırsızlanıyordu.

Yerde oturmanın verdiği rahatlık ile bir yandan Profesörünü dinlerken söze giren yaratığa göz devirmeden duramamıştı, etrafta kahkalarla beraber uçan yaratık kızıl saçlı adamın büyüsüyle beraber bir süreliğine susturulmuştu. Enerjisinden ödün vermeyen adam kendisini tanıtmış ve aynı şekilde öğrencilerden de kendilerini tanıtmalarını beklemişti. Kendisi hakkında konuşmaktan pek haz etmese de ‘gelenek gelenektir’ diye düşünmeden edemedi. Gönüllü öğrencilerden sonra kendisini tanıtmak için az önceki pozisyonunu bozmuş dizlerinin üzerine otururken söze girmişti:

-Adım Reina Carter efendim, İngilterede babamla beraber yaşıyorum. Genel olarak sanatın her türlüsünden hoşlanırım. Uygulamalı olarak dersinizde pek bir başarı gösterebileceğimi sanmıyorum ama yardımlarınızı açığım… diyerek sözlerini sonlandırdı.

Sessizce diğer öğrencileri dinleyen Reina,  sınıf arkadaşlarının ne kadar çok yönlü olduğunun farkına varmıştı. Farkına vardığı bir diğer olay ise Profesörlerinin öğrencileri olağanüstü bir ilgiyle dinlemesi ve yanıt verirken kullandığı kelimelere dikkat edişiydi. Bir eğitimciye yaraşır şekilde davranıyordu (dersin ilk kısımları görmezden gelindiğinde). Genç cadı bazı sebeplerden dolayı olabildiğince asa kullanmaktan kaçınırdı, bu yüzden uygulamalı derslerle oldukça başı beladaydı lakin bunu aşması için içten içe kızıl saçlı adamın yardım etmesini umuyordu… Genç cadı kendi kendine düşüncelere dalmışken Biçim Değiştirme Profesörünün halihazırda hoşlanmadığı yaratığa ansiklopedi fırlatmasıyla gerçekliğe dönmüştü. Adamın hiçbir şey olmamış gibi sözlerine devam etmesi hayret ediciydi. O sırada gözü pijamalarıyla dersliğe giriş yapan cadıya takılmıştı, üslubunun oldukça ilginç olduğunu düşünmüş lakin Profesörlerinin dert etmediğini görünce o da umursamamıştı. Dersin huzurunu bozmaya yemin etmiş yaratık tekrardan çığırmaya yeltense de ağızındaki kağıt topu yüzünden öfkeyle masaya oturmuştu, bu yakınlık Reinayı rahatsız etse de gözlerini Kızıl saçlı adamdan ayırmamaya çalıştı.

Genç cadı Profesörlerini dikkatle izlerken mimiklerinin değiştiğini fark etmiş ve kızıl saçlı adamın baktığı yere gözlerini dikmişti. O sırada yaratık hızla Slytherin öğrencisini cübbesinden çekiştirip Profesörün yanına kadar sürüklemişti. Sarışın öğrencinin davranışları gerçekten saygısızdı ve Reina bu duruma kayıtsız kalmak istemese de Profesörünün sözlerini dinlemek için kendisini tuttu. Beklediği gibi kızıl saçlı adam gerektiği cevabı vermişti, birkaç öğrenci düşüncesine göre ortalığı karıştırmak istiyordu ki hep bir ağızdan ‘ooOOOOooOO’ demeye başladılar, neyse ki hepsi susturuldu.

Cadı mavi cübbesini düzeltip dersi dinleme pozisyonuna tekrardan geçmişti, biraz daha ders içeriği konuşmaya başladıkları için heyecanlanan cadı dersin tamamen uygulamaya olduğunu öğrenmesiyle karmaşık duygular içerisine girmişti, dersin başında kendisine hediye edilen defter şimdilik boş kalacak gibi duruyordu. Adamın ders ilerleyiş biçimi her cadı ve büyücü için inanılmaz gelirdi, Reina ‘cadı’ ismini ne kadar hak ediyor tartışılırdı tabii.

Heyecanla araya giren yaratık dersin kontrolünü ele almış gibi gözüküyordu, Reina açıkçası ondan bu tarz numaralar beklemiyordu. Kitaplığın en üst raflarından aldığı kitabı rasgele bir öğrencinin sırasına fırlatmıştı, bir anda etten kemikten bir kutup ayısına dönüşen sıra çoğu öğrenci gibi genç cadıyı da dehşete düşürmüştü… Kızıl saçlı adamın elinden asasını alan yaratık bir tırtılı şarap şişesine dönüştürüp kafasına dikmişti- tabii bunların hepsi derste oluyordu. Barbatos öğrencilere rasgele bir dönüşüm  göreceklerinin haberini verdikten sonra beklenmedik bir şekilde iksir şişesini Biçim Değiştirme Profesörlerinin üzerine fırlattı, başına çarpan cisimle beraber masanın ardına doğru düşen adamın bulunduğu yerden dumanlar yükselmeye başladı. Reina panikle ayağı kalkmış ve Profesörlerini kontrol etmek için yere çömelmişti.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git