İngiltere Büyücedünyası > Hogsmeade Kermesi
Hogsmeade Kermesi Gezisi
Charlotte Vera Rillian:
[justify]Samuel eğreti durmayan bir kibarlıkla konuşuyordu. Ne hoş. Yine de ben mahcup hissetmekten alıkoyamacaktım kendimi. Genelde insanlar benim için bir şey yapmazdı, ben onlar için yapardım ve koşulsuz şartsız bir şekilde yapardım bunu. Böyle ufak bir konuda dahi ihtiyacım olduğunda bana yardım edildiğine şahit olmak beni inanılmaz derece mutlu etmişti. Bu nedenle ilk işim yatakhaneye döner dönmez Samuel’e minik gerçekten minik bir şey hazırlamaktı. Yerinde kim olsa aynısını yapardım. O yüzden üstelemedim. Onu çekiştirmeye başlayıp biraz daha kalabalığın azaldığı bir yerde durunca mendilinin benim için beklediğini söyleyince gülümsemem yüzümde fırtınanın ardından çıkan güneş gibi doğmuştu. “Tekrar teşekkür ederim diyerek konuyu kapatıyorum, anlaşılmıştır. Son teşekkürdü, cidden.” dedim ve mendilin temiz kaşan bir yeri var mı diye göz atmaya çalıştım. Kalmamış. Merlin bacaklarına tükürsün bunu yapanların yahu. Son derecede şanssız bir günümdeyim. Bazen hastalık derecesinde olduğunu düşündüğüm pozitifliğimi bastırmaya çalışmadım bile. Çocuğun söylediklerine kulak verdim. Bakıyordu bana öylece. Tamam yani yüzümde krema falan var. Çok çirkin gözüktüğümden eminim ama detaylı detaylı incelenecek kadar değildi herhalde. “Hıhım.” dedim usulca. Nam salmışım ama çoğu ne anlar ki? Doğal yaşam destekçisiyim ben. “Şapkamı ortak salonda ya da herhangi bir yerde unuttuğuma eminim. Acele çıkınca da yatakhaneden bakamadım. Yani… Soğuk hava güzel bence. Diri tutuyor bizi.” diyerek düşüncemi dile getirmiştim. Çocuğun gülmesi hoşuma gitmişti. Çıplak ayak dolaşmalarımı komik mi bulmuştu ki? Yaptığımda yanlış veyahut komik bir şey göremediğimden anlam aranmayacak kadar karmaşık bir yüz ifadesine çalınmıştı yüzüm. Hem her zaman çıplak ayaklarla dolaşmıyordum. Üşütürdüm öyle. Sağlığım konusunda da takıntılı olabiliyordum yer yer. Bazen kalın çoraplarımla dolaşıyorum ortalıkta. Bir güzel kirletiyordum onları ama değiyordu. Rahatsız olmuşum gibi tepki alınca atılıverdim konuşmak için. “Yok yok, önemli değil. Gülmen de bir sakınca görmüyorum. Bir eylemim sonucunda bir başkasının gülme sebebi olabiliyorsam ne mutlu bana.” dedim bütün samimiyetimle. Yüzümdeki karmaşadan eser kalmamıştı çünkü çoktan dikkatim dağılmıştı. El kol hareketi yapan Samuel’in arkadaşlarını gördüğümde onu çağırdıklarını düşünerek söyleyecektim ama alınıp alınmadığımı sorunca tekrardan dikkatim dağıldı. Ne olmuştu? Alınmak falan. Ayaklar. Eylemlerim. Hah şimdi hatırladım. Benim için o kadar sıradan bir şeydi ki… Garipsemiyordum. “Öyle diyorsun… İçin rahat olsun. Kolay kolay alınmam. Ayrıca; alışılagelmiş olmaması için her şeyi yapıyorum ben de.” Başımı salladım kararlılıkla. Evet, yapıyordum bunu ve yapmaya herkesi alıştırana kadar devam edecektim. Fazla ütopik davrandığımı biliyorum. Her neyse… Çocuğun önerisiyle gitmeye yeltendim. Yüzümü görebilirsem ve yıkayabilirsem çok iyi olurdu. “Hadi gidelim o zaman.” Gösterdiği yöne doğru çevirdim vücudumu ve bir iki adımda duraksamak zorunda kaldım.
Büyük bir patırtı -ya da şarıltı mı demeliyim?- koptu. Elime damla damla ıslaklık gelince çevik bir şekilde arkamı döndüm. Gözlerime inanamıyordum artık. Ellerimi ağzıma götürüp şaşkınlıkla kapatırken gülme sesleriyle birlikte hararetli bir biçimde yanımıza yaklaşan Eadwig doğrudan bana bakıyordu. Yardım edip fıçıyı kaldırmak için ellerimi kullanmalıydım. “Yardım ets-…” Bir sonuca vardıramadım cümlemi. Koca fıçıydı yahu. Asamı kullanmak aklımın ucundan geçmemişti. Geçecekse bile önce aklımın dolambaçlı bahçelerinde tuzaklara yakalanmadan elini çabuk tutmalıydı. Kaşlarım çatıldı sözümün bölünmesiyle. Saydırmaya başladı bana Eadwig. Söyledikleriyle suratım bin parçaya bölündü. Umrunda mı değilim? Zahmet etmiş Boleyn paşası buraya kadar bana sırf zevkine söylenmeye gelmiş. Öyle mi!? Yumruklarımı sıktım. O özenle yaptığı saçına kuş yuvası yaparım ben. Damarıma basıldı. Burnumdan soludum solayacağım da o an da Samuel için bilmediğim bir şey söylememişti. Hufflepufflı bir kızın söylemlerini çok net hatırlıyordum. Üzmüştü güzelim Freya’yı. Kimsenin özeli ile ilgilenmiyordum ben. Tek tarafı dinlemekle yargılamazdım hiç kimseyi. Kızın üzülmesi ise somut bir şeydi. Kuzen kavgasının arasında mı kaldım? Emin olamıyordum. Altın çocuğun söylediklerine bakınca da… Samuel ve kurbanı olmak mı? Bana bir şey yapmıyordu ki o. Ne yani şimdi Eadwig beni korumaya mı çalışmıştı? Umurunda değildim hani. Öff, ben ne yapacağımı şaşırdım şimdi. Ne yapacağımı bilememekle basan sinir yüzümü kıpkırmızı yapacak seviyeye gelmişti çoktan. Eadwig’e doğru yaklaştım öfkeyle. İşaret parmağımı diktiğim gibi böğrüne böğrüne bastırıp söylenmeye başladım.“Bana baksana sen! Yaptığının ne kadar çirkin bir şey olduğunun farkında mısın?” diyordum ama bir taraftan dönüp Eadwig’in tayfasındaki tiplere yönelip“Çabuk ona yardım edin. Etmezseniz başınıza ne tür bela alacağınızı tahmin bile edemezsiniz!” diyerek emretmeye çalıştım. İnce sesim tok çıkmıştı. Mavi gözlerim hiddetle tsunamiler salabilirdi ortalığa. Tatlı bir cadı olabilirdim lakin kimseye haksızlık yapılmasına izin vermezdim. Ölümcül bir bakış daha attım. Çocukların hareketlendiklerini görünce Eadwig ile yarım kalan konuşmamı tamamlamaya niyetliydim.“Beni ne zannediyorsun sen? Umrunda değilim ha! Kurban ha! Saçma hareketlerinin kurbanı benim, evet. Olduğum tek şey bu şuan. Beni düşürdüğün duruma bak! Bir daha bana ve yanımdaki herhangi birine böyle bir hareket daha yaparsan… Yaparsan…” Duraksadım. İyi niyetle yapmış olma ihtimali var mıydı? İyi de o zaman niye kendini anlamsız bir şekilde ifade etsin ki? İletişim sıkıntısı mı var ki? Hayır, yumuşamak yok. Narsist ve sert görünüşüne rağmen özünde iyi birisi olduğuna inancımı hiç yitirmiyordum nedense. Toparladım o noktada düşüncelerimi. “Yaparsan… Seni her gün avlarım. Her gün. Ve bu senin az önce ima ettiğin şekilde olmaz ‘Boleyn’. Anladın mı beni?” dedikten sonra hemen Samuel’e bakmak için kafamı çevirdim. Cümlenin bir noktasında sesim titremiş olabilir. Söylerken ben de inanmadım dediklerime ama acı çıkarma konusunda kendi çapımda oldukça yaratıcıyımdır. Dolan gözlerimi tutamadım. Saklamaya çalışmaya lüzum yoktu. Ağlayan bir kişi de güçlü olabilirdi gayet. İçini dışına yansıtacak kadar güçlü biri. Atkımın temiz tarafına süzülen yaşla birlikte turtanın yüzümde kalan kremayı sildim yumuşak bir tavırla. Fıçıdan kurtulmuş olan çocukla ilgilenmeliydim. “İyi misin Samuel?” [/justify]
Samuel Raymond Boleyn:
Çok zor alınırmış, herkesi mutlu etmeye çalışırmış, gidelim diyorum tamam diyor... Gökte ararken yerde mi buldum bu kız melek mi ya? Trip atmayan bir kadın türü, uzun süredir karşılaşmadığım bir tarz. İnanılmaz da tatlı... Önden ilerlemeye başladı, ben de gülümseyerek peşinden ilerliyordum ki kuzenimi gördüm ileride. Bizim de girmek üzere hareketlendiğimiz mekanın merdivenlerinden aşağı iniyordu yanımıza doğru. Elimi kaldırıp selam verecektim ki... Sırılsıklam oldum bir anda. Yağmur değil hayır, sanki üzerime şelale yağıyordu. Bir türlü de bitmiyordu, herkeste mi var yahu bu? Bir bana oluyor sanki. Kokusu da... Anlam veremiyordum hiçbir şeye. Kafama ağır bir kutunun geçmesi ve görüntümün kararması öncesi en son gördüğüm görüntü de sinirli bir Eadwig suratıydı. Kafama düşen sert cismin etkisiyle acıya dayanamayıp yere yığılmıştım. "Ahh!" diye bir inleme de çıkmıştı ağzımdan istemeden. Neydi bu şimdi? Üfff, leş gibi bira kokuyordu. Kot pantolonumun içine sızan sıvıyı hissediyordum, inanılmaz rahatsız ediciydi. Hem de soğuk. Bu şaka olmalıydı herhalde.Değil mi? Başka ne olabilir? Kalkmak istiyordum ama kafamın tepesinde ağrı bunu engelleyecek kadar fazla derecedeydi. Tek yapabildiğim karlar arasında yatmak oldu bir süre.
Bu sırada Eadwig'in sesi geliyordu kulağıma. Büyük salonda ne ne ne? Kurban mı? Bu kadarı da fazla ama. Ben kimi kullanmışım şimdiye kadar? Denedik olmadı, hepsi bu. Zorluyor muyum, kandırıyor muyum? İstemeyen gider abicim. Sana hesap mı vereceğiz. Bir de gelmiş beni kızın yanında rezil etmeye çalışıyor öyle mi? Hayırdır acaba ya, n'oluyor? Doğrulmaya çalıştım ancak kafamın üzerinde öyle büyük bir ağırlık vardı ki kaldırmam imkansız gibi bir şeydi. Zaten sızlamadan dolayı çok da zorlayamıyordum. Charlotte'un sesi geliyordu, kavga mı ediyordu o benim için? Bu kızın içinden neler çıkacak acaba ya? Ama gerek yok hani, benim konuşmamla uslanır o... Ağzımı bozmayacağım "ALOO?" dedim niye hala birinin yanıma gelmediğini sorgulayarak. "Biri şunu kafamdan alacak mı?" Kara saplandım mal gibi kaldım Merlin belanızı versin gerçekten ya. "Geldik abi ya, doğrulsana tutuyoruz." Edward'ın sesini duyunca "Yarın gelseydiniz kardeşim." dedim sinirle.
Oturur pozisyona geldiğimde onlar da kafamdan, artık ne olduğunu anladığım, fıçıyı kaldırmışlardı. Gözüm kararır gibi oldu aydınlıkla beraber, gözlerimi ovuşturdum. "Biz dedik sana çekil ordan diye ama..." "Aga ben ne bileyim ya bunu kast ettiğinizi?" Sırılsıklam olmuştum. Beremi çıkardım sinirle, artık beni ısıtmaktan çok üşütüyordu. Bu sırada Charlotte ve Eadwig hala tartışıyorlardı. Ayağa kalktım karlara gömülmemeye çalışarak. Yanlarına doğru birkaç adım attım. Kavga edeceğim etmesine de kız bırakmıyor kuzenimi. Bildiğin ağzına etti. Bu malın gerçekten amacı neydi peki? Birkaç adım attım yanlarına doğru, Charlotte'u kenara alıp kuzenimden sorardım bunun hesabını ama bana dönen yaşlı gözlerle karşılaşınca ilgilendiğim konunun değişmesi gerekti tabii. Neden ağlıyordu şimdi? Bir de kızı mı ağlattın şerefsiz? "Charlotte..." dedim ilgiyle ona yaklaşırken. "İyiyim ben, sorun yok." Halim pek de öyle gözükmüyordu yüksek ihtimalle. Burnumdan bira damlaları süzülürken ve kirpiklerimdeki damlacıkları görebilirken... "Bir anda çok fazla şey üzerine geldi. Üzgünüm böyle bir durumda kaldığın için. Önemli değil ama benim için. Hadi içeri geçelim, olur mu? Geliyorum hemen." dedim ve Clayton'a bir bakış attım. Böyle konularda çok iyiyizdir, nerde ne yapmaları gerektiğini hemen anlarlar. Özellikle Edward, kzılarla müthiş iletişim kurar. Yanına geldiler ve, "Gel yüzünü yıka istersen." "Bir şey olmaz ya, onlar akraba. Hallederler şimdi hemen." şeklinde ikna ederek içeri sürüklediler.
Onlar içeri geçene kadar üzerimdekileri çıkarıyor ve ıslak kıyafetlerimden olabildiğinde sıyrılmaya çalışıyordum. Atkım, eldivenler, mont, montun içindeki hırka... Pantolonum ve üstümdeki kazak ile tişört dışında çoğu şeyi çıkardım. Kapıya geldiklerinde de içeri geçeceklerine güvenerek daha fazla dayanamayıp Eadwig'in üzerine yürümeye başladım ve göğsünden tuttuğum gibi arkaya fırlattım. "Derdin ne söyle şimdi?" Çöktüm üzerine. "Bunu mu istiyorsun? İlla kavga mı edelim!"
Evet yüzünü yumruklamak istiyorum. Kekoyuz biz napalım. Kavgasız gürültüsüz karaktere başlanmıyomuş, sağ ayakla diyelim sdklfjsd
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 7, total 7
Eadwig Alger Boleyn:
Kız bir anda yüzünde aşırı sinirli bir ifade ile üstüme yürümeye başlayınca ben de çattım kaşlarımı. Boyu da kısa, elini kaldırdı böğrüme işaret parmağını bastırıyor. Yaptığımın çok çirkin bir şey olduğunu söyledi ciyaklayarak. Yaptığım aşırı güzel bir şeydi demedim ben de. Sen de girmeseydin koluna! Gerçekten bu şerefsiz için bana mı bağırıyordu? Ciddi ciddi bu herifi koruyacak mıydı? Gözlerimi kısmıştım kıskançlıktan. Dudaklarım bir çizgi haline gelmişti. Karşımda, saf temiz korunmalı diye düşündüğüm kız, bok kafalı kuzenim için böyle cıngar çıkarıyordu. Arkadaşlarıma Samuel’e yardım etmelerini emrettiğinde çocuklar bana baktı. Ben de kafamı onaylayan bir şekilde öne indirdim dediğini yapmaları için. Charlotte da bana döndü tekrardan. Onu ne zannettiğimi bağırdı yüzüme. Aptalsın, bunu zannediyorum işte. Sonra kalbin kırıldığında tekrar burada olacak mıyım? Asıl düşünmen gereken şey bu! Charlotte, cümlesinin sonunda beni tehdit edince “Rillian!” dedim tıslamaya yakın bir sesle. “Dikkatli ol.” Kızların beni azarlamasını, tehdit etmesini, bağırmasını hiç sevmem. Gördüğünüz gibi; koruyorsunuz, koruyorsunuz, horoz gibi dikleniyor size. Tehditini bitirdiğinde daha da çattım kaşlarını. Çünkü beni her gün avlayacağını söyledi. Hem de benim kastettiğim şekilde avlama değilmiş. Ben o cümleyi ona karşı kurmadım ki. Şeref yoksunu kuzenime söyledim. Ne yani? Ona söylediğim lafları kendi sorumluluğu sayacak kadar sahiplenmiş miydi? Sinirlenince ağlamış, gözleri boncuk boncuk akmaya başlamıştı. O göz yaşları ciddi ciddi kuzenim için mi akmıştı? Kız kafasını önümden kaçırıp kuzenime yardım etmeye koştuğunda da sabit kalıp gözlerimle takip ettim kızı. Kuzenimin yanına gidip bana bağırdığı tondan fersah fersah uzak bir sesle iyi olup olmadığını soruyordu. Dişlerimi sıkmaktan çenem ağrımaya başlamıştı.
Şu, zampara için bana bunu yaptın ya Rillian... Daha doğru düzgün konuştuğunuzu bile sanmıyorum onunla.
Beni böyle azarladıktan sonra onla ilgileniyorsun ya şimdi... Samuel’e saldırıp ağzını yüzünü kırasım geliyor.
Kuzenim bunu da skora döndürmek için hemen kıza koşup ağlamasının sebebini, üst üste çok şey geldiği için olduğunu söylediğinde artık izleyecek bir şey kalmamıştı benim için. Şu hareketleri midemi bulandırıyordu. Arkadaşlarım yanıma gelince Gage kızın ruh hastası gibi bağırdığını söyledi gülerek. “Gidelim.” dedim donuk bir sesle. “Salak bir kız işte. Kurtlara yem olacak.“ O an Gryffindor tayfası kızı bahsettikleri mekana sokuyordu. Cyneric ise bunu neden umursadığımı sordu. Cevap veremedim buna. Zaten vermeyecektim ancak arkamdan koşan bir ruh hastası beni yere deviriverdi. Tüm gücüyle üstüme çullanınca yere düştüm sırtüstü. Bu da ağzından salyalar saça saça derdimin ne olduğunu bağırıyordu yüzüme. “Ya sen ne alakasın koyduğumun aslanı? Al! Kızı götürdün mekana! Harcasana! Bana neden saldırıyorsun?” diye hırladım söylediği şeylere. Kendimi korumak için sol kolumu yüzümün önüne getirdim. Zaten kızı ilk içeri sokmuş, sonra saldırmıştı kötü gözükmemek için. Bu da ne demektir? Bu herif bir *mcı demektir. Kız var diye şekilden şekile girer demektir.
“Lan!“ diye hırladım. “Sik-tir-git!” Neyse ki deminki büyüden sonra asamı yerine koymamıştım. Lavuğa doğru tutup "Everte Statum" büyülü sözlerini söyledim.
Hadi bakalm biz de sağ ayakla yumruk kavgasına asa getirelim.
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 5, total 5
Locomotor:
Sağ ayak çıktı yumruk dövüşünde mertlik bozuldu mu? Hayır ama asa çekildiyse bir sıkıntı var demektir. Ne var ki büyülü sözleri zikretmeyi denediyse de Eadwig, asa eline yediği sağ ayakla daha sözleri bitemeden karşısındaki kuzeni yerine elindeki asa havalanıyor ve sağ bacağının bir adım ötesindeki karların üzerine devriliyor. Belki de surata tekme gelirken iki kelimelik bir büyü kullanmayı denemek ve büyülü sözleri zikredebilmeyi ummak pek iyi bir fikir değildi... Soğuk da hava, biraz yanmıştır sarışın oğlanın eli botu yemesiyle.
Eadwig Alger Boleyn:
Büyüyü yapamadan bu kolumun üstüne basarak asayı elimden düşürmeme neden oldu. "YA BIRAK!" diye bağırarak tepindim altında. Bizim çocuklar da gelip kafayı yemiş kuzenimin omzundan tutarak kaldırdılar üstümden. Ben de kalktım ayağa. Yandan, karların üstünden aldım asamı. Ceketimin içine koydum tekrardan. Hayvan adam koluma bastığı için montumun kolunu sıyırıp kızarmış koluma baktım. Morarsın da yedireyim bu kolu ona. Bir de çocuklara zaten bir şey yapmayacağını bırakmalarını söyleyerek kurtuldu ellerinden. "Ne aptal adamsın sen ya." dedim. O da yoluna çıkmamamı havladı. Senin yolun yol değil ki önüne çıkayım. Güzelim kızı içeride kim bilir ne yapacaksın. Ciğerim yanıyor ama işte. Charlotte mekanın içindeyken beni duyabilsin diye bağırarak; "Umrumda değil o kız. Ne yaparsan yap. Zaten belli baya istekli." dedim. Sonra da bizimkilere "Gidelim şuradan." dedim ve bayan Urswick'in yanına doğru yürümeye başladım. Tüm bu sinir stresi işe vurmak en mantıklısı. Gidip düzeni sağlayayım.
Çıkıyom konudan bye
Navigasyon
[0] Mesajlar
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git