İngiltere Büyücedünyası > Hogsmeade Kermesi

Hogsmeade Kermesi Gezisi

(1/3) > >>

Gwyndolin Lowell:
[justify]Elindeki parşömende ismi yazan çocukları bir bir okudu. Parşömenin sonunda ismi çizili üç kızcağızın adını görünce kalbine küçük bir sızı saplanmadan edemedi. Çocuklar güzelce sıraya geçtiklerinde düşük sınıfların izin kağıdı olup olmadığını kontrol etti. Bir kaç tanesinde izin kağıdı yoktu ve onlara gelemeyeceklerini söylemek her zaman üzücü olmuştu. Onlar üzgün üzgün kaleye dönerken yağan karla birlikte öğrenciler yavaş yavaş adımlamaya başladı. Bir kaç tane çıkıntı dışında problem yoktu. Franziska sağa sola laf atıyor, Eadwig ve tayfası ortamı kesiyor grup rutin bir şekilde köye iniyordu.

Alana indiklerinde ortalık pek şendi. Bayram havası her yere sinmeye başlamıştı. Işıklar asılmış kardan heykeller yapılmış ve dükkanların nefis yemeklerinin kokusu ortama sinmeye başlamıştı. Özellikle turtanın kokusu Gwyndolin'in karnını acıktırmaya yetmişti bile. Öğrencilere iyi gelecekti bu. Çok fazla şey yaşanmıştu bu sonbaharda. Ölümler kesilmemiş, acı dinmemişti. İnsanlar korkar olmuştu. Carmilla denen bir kadın ortalıkta kol geziyordu ve bakanlık her zamankinden daha aciz hissetiriyordu. Neyse dedi kendi kendine, bunları düşünmek için değil bunlardan kaçmak için gelmişlerdi buraya. Yüzüne gülümsemesini kondurdu ve kermes alanının girişinde duran öğrencilere döndü. Tekrar bir yoklama aldı, fire vermemişlerdi. Zaten Cynthia yanındayken öyle bir şey pek mümkün olmazdı.

"Tamamdır çocuklar. Kermes alanından çıkmak yok. Hava kararmadan bir saat önce burada buluşacağız. Dağılan olursa profesörünüz(Cynthia) ile papaz olursunuz. İyi eğlenceler!"

Cynthia Jean Urswick:
Kermes alanına inerken yanımdaki kız öğrencinin birine "Ruj denen şey bir kurtadamın anüsünü dudağına sürmekmiş. Augustin Efendi'nin Sihirli Vaaz'larında okudum. Sürme kızım, daha çok gençsin yanlış yollara girme." diye mükemmel bilgilerimden veriyordum. Tüm çocuklar kermes alanına dağıldığında şöyle bir baktım herkesin nerede olduğuna, kızların erkeklerin fazla yakınlaşmadıklarına emin olmak için. Bu sırada da meslektaşım çocuklara çok uzaklaşmayın yoksa profesörünüz kızar falan diyordu. Beni bir canavar, kötü niyetli kadın gibi göstermeye çalışıyor aklınca. Kendisi tatlı tatlı gülümsüyor bak. Erkek öğrencilere mi tatlı gözükmeye çalışıyorsun sen kaltak? Bu kadın namussuzun teki. Kocişime de söyledim, dedim namussuz dolu okul. Kocişim sakinleştirmese hepsini dava ederim de işte. Kimin kocası buuğğ...

"Profesör Lowell, canııım!" diyerek yanına gittim kadının. Başımı tuttum kehanette bulunuyorum ayağına. "Tatlım sen çok dikkat et ya. Eğer dikkatsiz davranırsan üç vakte kadar canın yanabilir. Eh, sen tabi ahır hayvanları ile ilgileniyorsun alışkınsındır pisliğe de... Şerefsiz yollara düşme canım tamam mı?" Gülümsedim buna. Ben bunun gibi heriflere gülümsemem kocişime sadığım. Bunlar böyle başı boş cadılar. Milletin kocişini yoldan falan çıkartmaya çalışıyorlar. "Kermeste de dikkat et tamam mı canım? Öğrenciler yanlış anlamasın. Seviyorum seni." Kadından yüzümü çevirdiğim gibi yüzümdeki gülümsemeyi sildim. Öğrencilerin arasında zebellah gibi dolaşmaya başladım.

Adrian Hodge Harlow Darkworm:
Özenle süslenmiş mekanı incelerken kahverengi saçlının düşündüğü tek şey  "'Kime şaka yapabilirim?'" sorusunun cevabıydı. Çocukluğundan beri insanlarla uğraşmaya ayrı bir ilgisi vardı. İnsanların kafasına bir şeyler geçirmek veya üzerinde büyüler uygulamak her zaman hoşuna gider ve zevk verirdi kahverengi saçlıya. Islık öttüre öttüre gezinirken gözüne takılan turtalarla yakışıklı yüzüne sinsi bir sırıtış yerleşti. [color=#f0002c.]"Yemek savaşı!'[/color] Mis kokulu turtaların dizildiği standa yaklaştı ve turtalardan üç tane aldı. Islık öttürmeye devam ederken asasını çıkarttı ve asasını turtalara doğrultup, yumuşak ama düzgün hareketlerle sallayarak  "Wingardium Leviosa." sözlerini söyledi. Bu sözlerle turtaların havalanmasını sağladı. Satıcının yanından uzaklaşırken "'Acaba ilk kurbanım kim olsa?' diye düşünürken bir köşede sessiz sessiz duran Michael Throd'u görünce kıkırdadı ve asasını çocuğa doğrultarak turtalardan birinin çocuğun suratına yapışmasını sağladı. Michael etrafına mal mal bakınırken Hodge hoplaya zıplaya çocuğun yanına gitti ve  ""SELAMM PISIRIK MICHAEEL!! BENİ ÖZLEDİN Mİ?" " diye bağırarak uçurduğu turtalardan birini daha çocuğun suratına geçirdi.  ""HAHAHAHHAAA!! ÇOK KOMİK GÖRÜNÜYORSUN!" " kahkahalarla gülerek şaşkın çocuktan uzaklaşırken gözüne yeni bir kurban kestirmek için etrafına bakındı. Odağını kesip turtanın eline gelmesini sağlarken Mirabelle'i fark etmişti ve adeta öküz gibi  ""MIRABELLE!!" diye bağrınırken elinde tutuğu turtayı kızın kafasına geçirdi.  ""YEMEK SAVAŞI!!"

Mirabelle Starlight:
Kermese gidemeyeceği için üzülen öğrenciler vardı ve Mirabelle onları çok iyi anlıyordu, daha önce izin olmadığı için bazı etkinlikleri kaçırmıştı ve arada hala hatırlayıp üzülürdü. Gerçi bu sadece birinci sınıfta olmuştu çünkü bazı kitaplarda okuldan Hogsmeade'e açılan bir kapı olduğunu görmüş, denemiş ve gerçekliğini doğrulamıştı. O zamandan beri ne zaman okuldan çıkmak istese elini kolunu sallaya sallaya çıkardı. Yani... Çoğu zaman. Madem bu ayrıcalığa kendisi sahipti, bugün üzülen öğrenciler de olmalıydı!

"Bakın, size ben hiçbir şey söylemedim tamam mı?" demişti karşısındaki öğrencilere. "Biz ayrılınca çaktırmadan çıkın, profesörlere görünmeyin. Onun dışında bir sorun yok. Bana borçlusunuz ama ha! Hadi iyi eğlenceler, muah!" diyerek yanlarından ayrılmış, kağıt üstündeki annesi olduğu için Mirabelle'in yasal yollarla dışarı çıkabilmesini sağlayan Profesör Lowell'ın yanına gitmişti. Yanda bir de Cynthia diye çirkin, tipsiz, hayırsız bir yaratık vardı ancak genç cadı o şeyi görmezden gelmeye karar verdi, sataşası yoktu bugün. Topluca kermes alanına gittiler, buram buram yemek kokusu Mirabelle'in ağzının sulanmasına sebep olmuştu, şimdi gördüğü her şeyi yemeden nasıl dayanacaktı bu kız?

Mutlu mutlu geziniyor, bir şeyler kemiriyor, daha fazla kemiriyor, her şeyin tadına bakıp mutlu olduğunu belli eden sesler çıkarıyordu. Bu mutluluğu şeye kadar sürdü tabii... Adrian'dan gelen bir turtaya kadar. Sinirle çocuğa döndü, yakasına yapışacaktı ki çocuğun 'Yemek savaşı' diye bağırmasıyla bir durdu, düşündü. Düşünürken de yüzündeki turtayı yalamayı ihmal etmedi. "TAMAM LAN KABUL, YEMEK SAVAŞI!" diye bağırdı. Sonra bir masaya çıktı, kendine ses yükseltme büyüsü yaptı ve konuşmaya başladı. "BİRİCİK ARKADAŞLARIM, BU YIL ÇOK ZOR ZAMANLAR GEÇİRDİK DEĞİL Mİ? KAOS DOLU BİR YILDI! O YÜZDEN YILIN SON AMA BU SEFER EĞLENCELİ KAOSUNU BAŞLATMAMA İZİN VERİN, MÜSAADENİZLE, 1865 ARALIK AYI BÜYÜK YEMEK SAVAŞINI RESMİ OLARAK BAŞLAMIŞ SAYIYORUM!" dedi. Adrian'ın sahne ışığını yüzsüzce çaldıktan sonra lafı bittiği gibi üstüne her yerden çeşit çeşit yemekler fırlatıldı. Masadan atladı, diğerlerinden geri kalmayacaktı elbette. Önüne gelene acımadan fırlatıyordu yemekleri, yüzüne bir şey geldiği an utanmazca alıp yiyor, hatta yapabildiğinde ağzıyla yakalayıp tadını çıkarıyordu.

Farkında değilmiş gibi yaparak büyük bir şerbetli tatlı kazanını Profesör Urswick'in üstüne uçurup ters çevirerek içindeki her şeyi kadının üstüne boşaltmak, yaptığı en eğlenceli şeydi. Hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etti tabii...

Franziska Strömm:
Aman aman nerelere geldik, daha demin okuldaydık. Öğlen vakti diktiler bizi buraya. Sırf bizimkiler gidiyor diye gidiyorum demek isterdim ama yalan. Sırf Eadwig kuşum gidiyor diye aldım dedemden izin. Canım profesörüm Gwyndolin hocam kağıtlarımızı kontrol etti. Kağıdı olmayanları yolladı. Yanında şu Cynthia karısı olmasa kesin onları da sıkıştırırdı araya.

Neyse başladık yürümeye. Gözüm Eadwigte tabi. Yanındaki danalar olmasa gidip konuşucam ve tüm kainatın görüp göreceği aşkımız başlayacak ama danalar bir türlü gitmiyor. Neyse var aklımda bir şeyler halledicez.

Kermes alanı tam beklediğim gibi bir dünya yemek ot bok püsür her yerde. Gözüm tabi Eadwig bebeğimde. Onu etkilemem lazım. He yapsam ne yapsam. Bu bebe bira içmeyi seviyor. Dur bakıyım bulabilcem mi birşeyler. Tabi biz Almanya'da yaşarken bira bulmak kolaydı. Bira içmeyeni dövüyorlar o memlekette.

Bana bir şey lazım. Şu Cynthia karısının kenafir gözleri kesin üstümdedir. Beyin yerine saman koymuşlar kafaya. Bak bak bide nasıl yavşak yavşak konuşuyor Gwyndolin hocama. Neyse bu başladı dolaşmaya ortalarda hapishane memuru gibi. Sonra ordan bir çığlık, bir feryat. Ordan turtalar öbür yandan meyveler ne oluyor anasını satayım diyemeden Mirabelle yırtığı bağırdı. Yemek mi savaşı iyi lan yapın ben aradan sızarım şimdi.

Eadwig bebeğim kenarda duruyor bu ergenler gibi yemek savaşı falan boş iş. Ne kadar havalısın sen ya yerim seni. Bebeler birbirine girmişken. Aralardan sızıyorum. Tezgahlardan birisi bardaklara koymuş biraları satıyor tanesi 2 galleondan tabi dayım yemek savaşı muhabbetinden dalmış gitmiş. Arkadaki fıçılara bakan yok. Çektim asayı fıçıları tutan kemeri cart diye kestim. Fıçılardan birini asamla kaldırdıktan sonra yatay bir biçimde yuvarlamaya başladım. Tee Eadwig aşkımın yanına kadar. Çocuk daha ne olduğunu anlamadan yanındaki danalara söyledim. "Bardak çalamadım gidin bardak bulun gelin de içelim Hadi çabuk!" dedim ve fıçıyı daha izbe bir yere yuvarladım. Yuvarlarken kalçamı hafif dışarı çıkardım ve "Eadwig yardım eder misin canım ağır da bu ehe." dedim. İtleri bardak ararken bizde Eadwig ile izbe bir yer bulalım bakalım.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git