İngiltere Büyücedünyası > Büyük Salon
Kardeşim Çizdirmişsin Kestaneyi
Aethelwulf Ares Caldecott:
Rp out: birinci ağızdan yazmadım ben az önceki rp’yi yaşanmamış kabul ediyorum
[justify]Ares alacağı tepkiye hazırlıklıydı, zaten buna benzer bir düzine tepkiyle de daha önce karşılaşmıştı. Haklılardı, koskoca Carmilla’nın Hogwarts sınırlarına rahatlıkla girip çıkması bir de bunun üzerine savunmasız bir büyücüye bayıltana kadar işkence yapması mantıksızdı. Genç büyücü kimseyi kendine inandırmakla uğraşacak değildi ancak en yakınlarından gördüğü Eadwig’in Carmilla hakkında söyledikleri hassas sinirlerini hoplatmaya yeter nitelikteydi.
“Dediğim gibi,” dedi ciddi bir ses tonuyla. “İstediğinize inanabilirsiniz sizi hiçbir şey için zorlamayacağım.” Ardından bakışlarını tekrar Slytherin’li oğlana çevirdi. “Gerçekten, senden bu sözleri beklemezdim. Bakanlık’ın aptallığı bir yana, böylesine bir katilin yanında yer almayı nasıl aklından geçirebilirsin? Onun hikâyesine inanacak kadar aptal olmanı beklemiyordum. Kadının tek bir amacı var o da güç toplamak, seninki gibi bir aileden gelince oldukça cezp edici bir amaç olduğunu anlayabiliyorum tabii.”
[/justify]
Franziska Strömm:
Aman yarabbim. Kalbim küt küt atıyor. Eadwig'in uzun soğuk ve boğumlu parmaklarını yüzümde hissetmem ile birlikte dışarıdaki kış yaza dönüyor. Bütün vücudum ince ince titriyor. Gözlerime bakan gözlerine kenetlenmişim. İlmek ilmek işliyor yüreğime. Merlin! Yalvarıyorum sana bu an bitmesin. Öfkeli sözleri umrumda değil. Yavaş yavaş ısınıyor bedenim. Yanaklarımın bir domates kadar kızardığını hissediyorum. Ah Eadwig öp beni!
Çocuğun elini çektikten sonraki bir kaç dakikayı hatırlamıyorum. Öncesi de bulanık. Aaa Ares burada. Eadwig'in itleri de burdaymış. Ay kendime gelmem lazım. Ne diyorduk? Carmilla. Bu ikisi tam karşıt görüşte. Birisi kadına bilenmiş naptı bu kadın bu çocuğa da böyle sinirlenmiş. Eadwig ise beklemediğim şeyler söylüyor. Harbi harbi o kadının safına katılıp muggle avlamayı düşünmüyordur herhalde. Fakat dediği şey doğru. Mugglelar ufak ufak tehlikenin farkında. Bizim Fransadakiler bile korkmuş durumda. Beauxbatonsa falan göndermeyi düşünüyormuş dedemler.
"Eadwig'in söyledikleri doğru aslında. Kadının derdi mugglelar ile. Bu onun bir katilden başka bir şey yapmıyor yinede. Büyükbabam ve büyükannem iyiki Fransada. O kadın bütün mugglelara tehlike. " Sonra Ares'e baktım. "Burada birine saldıracak olsa o bizim gibilerden biri olurdu Ares, sana saldırması mantıksız. Ayrıca sana saldırdı tamam, niye öldürmedi? Niye gitmene izin verdi?"
Eadwig Alger Boleyn:
Ares benden bu düşünceleri beklemediğini kırıcı bir şekilde dile getirirken, baktım yüzüne tek kaşımı kaldırıp. Carmilla’ya katil demesi, hikayesinin yalan olduğunu söylemesi pek de önemli bir durum değildi ancak aileme laf kondurması alttan alamayacağım konular içinde yer alıyordu. “Caldecott...” dedim imalı bir şekilde daha fazla uzatmaması için. Strömm de araya girdi Ares’in konuşmasını sonlandırarak. İyi de yaptı. Arkadaşımla tartışmak hiç de hoşuma gitmezdi. Kız Carmilla’ya katil deyip, kendisinin bulanık olduğunu tekrar hatırlattı. Harbiden... Slytherin’e bir bulanık atacak kadar kafayı mı üşütmüştü bu şapka? Strömm, Ares’in yalanını ortaya çıkartmak için birkaç soru sorunca elimi masaya koydum ses çıkartarak. Oradan aldığım güçle ayağa kalktım.
“Caldecott, sevdiğim bir arkadaşımsın. Söylediklerini bir anlık sinirine veriyorum. Yalan söylemiyorsun. Biliyorum. Ancak gözlerinin sana oyun oynadığına eminim. Sizinle oturup burada siyaset tartışmak, aramızı bozmak istemem. Belli ki aynı şeyleri düşünmüyoruz.”
Benimkilere yine kafamla işaret ettikten sonra “Gidelim.” dedim. Hepsi benimle birlikte ayağa kalktı. “Arkadaşlarımı korurum. Orman olayını halletmeleri için uğraşacağım.” dedikten sonra Slytherin masasına doğru döndüm.
(Kimse bir şey demezse, gittiğimi farz edip devam edersiniz.)
Aethelwulf Ares Caldecott:
[justify]Ares, o gün gerçekten iyi bir gününde değildi. Öncelikle hastane kanadından ayrıldığından beri etrafında sorular soran insanlar eksik olmamıştı ve genç büyücü insanlarla arasını iyi tutmaya önem verdiği için elinden geldiğince sabırla yanıtlamıştı. Ancak hikayesi yayıldıkça ve insanlar arkasından atıp tutmaya başlayınca geriye dönüp her şeyi anlatma işini profesörlere bırakmak daha mantıklı en azından huzurlu bir seçenek gibi görünüyordu. Ve kafasını dağıtmaya ihtiyacı olan o anda dönüp dolaşıp yine aynı konunun açılması yükselmesine yetmiş olsa da Eadwig’in yanından ayrılması kendine gelmesi için yeterli bir işaretti. Ares, hiçbir zaman arkadaşlarını bilerek inciten biri olmamıştı, hele ki böyle hassas konularla.
“Bekle! Eadwig!” diye seslendi çabucak. “Özür dilerim, gerçekten öyle demek istememiştim. En yakın arkadaşımsın, aramızın açılmasına müsaade edemem. Olayın aslını da bilmeye hakkın var en baştan düzgün bir şekilde anlatmalıydım, benim hatam,” Başıyla Franziska’yı işaret etti. “Sadece şu dikkatimi dağıttı. Her neyse, gözlerimin bana oyun oynamadığına eminim hiçbir Böcürt size bayıltana kadar affedilmez lanetle işkence etmez, ayrıca Riddikulus büyüsünü kullanmayı adımdan daha iyi biliyorum. Eğer hala merak ediyorsanız bir defaya mahsus yaşadıklarımı anlatacağım.” Ses tonu konuşmaya devam etmek için onay istiyor gibiydi, soran gözlerle arkadaşlarına baktı.
[/justify]
Franziska Strömm:
Ay sinirlendim. Adamın halini hatrını sormaya geliyoruz. Herif bize posta koyuyor. Yok anacım bütün Ravenclaw binası manyak. Bir canımın içi profesörüm Bayan Lowell düzgün ama zaten oda okurken Hufflepuff binasındaymış. Kadın bu Arestir o Mirabelle denen yırtıktır falan onla uğraşmaktan bıkıp istifa etmese bari. Neyse, Eadwig baya kızdı. Köpekleriyle birlikte kalkıp gidiyorduki. Asrın geri vitesi geldi Aresten. Biraz ananı örnek alaydın be evladım. Neyse ölünün arkasından konuşmayayım.
"Ben dinliyorum. Anlat içini dök rahatlarsın. Derdini dökmeyen derman bulamaz diyorlar. Dimi Eadwig?" Benim derdimde sensin be sarı...
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git