İngiltere Büyücedünyası > Hogwarts Bahçesi
Hogwarts'ta Hayatta Kalma Rehberi Kural 38: Gece 2'den sonra yat ve uyu
Douglas Noe Birthstone:
[spoiler]Yakalandınız. :) [/spoiler]
Bahçeye Çıkmadan Önce
Saat gecenin bilmem kaçıyken ayakta olmak kırk beş yaşındaki adamın canını çok sıkıyordu." 'Hayatımda dört saatten fazla uyudum mu acaba?' " diye söylenirken yüzüne bastırdığı yastığı bir yerlere fırlattı ve ayağa kalktı. " 'Uykum da kalmadı. Lanet...' " Kendi kendine bir şeyler mırıldana mırıldana üzerini değiştirdi. [Siyah pantolon, gömlek ve pelerin] Ofisi de kendisi gibi boğucu olduğundan ve bu boğucu hava kendisini daha da daralttığından bahçeye çıkmak üzere ofisini terk etti.
[Bahçeye Çıkmadan Çok Az Önce]
Merdivenlerden inerken duyduğu şiddetli sesle gözleri irileşmiş,kaşları çatılmıştı. "Ne oluyor lan?" diye mırıldandı ve merdivenlerden hızlı hızlı inerek bahçeye çıktı.
Bahçe
Bahçeye çıktığında sinirli bir şekilde nefes alıp vermişti. Normal bir vakit olsaydı 'Serin hava... diye düşünüp mutlu bir şekilde bu havanın tadını çıkarabilirdi ancak bu saatte bu sesi kimin çıkardığını bulup yakalaması gerekiyordu. İçinde sert parıltılar bulunduran mavi gözlerini etrafta gezdirirken,ayağına giydiği hafif yüksek ayakkabılarının çıkardığı tıkırtılar eşliğinde yürüyordu. Biraz uzun bir yürüyüşün ardından bir şeyler görünce sırıttı ve hafif dumanların ve seslerin yükseldiği bölgeye ilerledi. Biraz yaklaşınca bir grup öğrenci görünce suratı sinirle çarpılmıştı kırk beş yaşındaki büyücünün. Ayağındaki ayakkabıların çıkardığı ‘Tak,tak’ sesiyle öğrencilerin yanına gitti ve yüksek sesle " “SİZ BU SAATTE NE YAPIYORSUNUZ?” " diye bağırdı.
[spoiler]Eveet. İlk yakalama rolüm hayırlı olsun sdfsds. Eğer birinizden mantıklı bir açıklama duyarsa Noe sizi biraz daha bırakacak. (ama bu ceza almayacağınız anlamına gelmiyor :D )[/spoiler]
André Harris:
Mirabelle'in tehditlerinin şaka olup olmadığı konusundaki kararsızlığı, en azından yumruk yemediği için kısmi bir rahatlamayla sona ermişti. Ne var ki bu rahatlama, çikolata saçlı kızın verdiği doğruluk cevabı karşısında pek uzun sürememişti. "E-... B-..." az önce kaçındığı yumrukları misliyle yeme korkusuyla yanakları iyice kızarmış halde kalakaldı yalnızca. Ne diyebilirdi ki böyle bir durumda? Korkmalı mıydı, sevinmeli miydi -yardımına çokça da yetişiyordu zira- emin değildi.
Nitekim bu duygu karmaşası içerisinde muhtemelen beynini allak bullak edecek yegane faktörler de denklemin içerisine girmişti Regina'nın ansızın eşiğinden döndüğü kız kıza öpüşme ve hemen sonrasında kendisini ne sebeple olursa olsun malum sıralamada ikinci sıraya koymuş olması neye uğradığını şaşırtmıştı kumral saçlı oğlanı. Aralarına katışan kız ileyse darmaduman olmuştu her şey. Franziska... Kendisiyle dönemin başlarındaki bir tılsım dersinin çıkışında ettikleri malum muhabbetten sonra bir daha hiç sıradan bir gözle bakamadığı kız şimdi burada, gecenin köründe belirmek zorunda mıydı? Üstelik bu kadar sırların bu kadar tehlikede olduğu bir oyun oynanırken. Kızı görmesiyle beraber artık kızarıklığı tüm yüzünü sarmalamıştı. Sadece gülümseyebildi sessizce ve bir jest amaçlı kızın oturacağı yere doğru asasını sallayıp ufak bir koltuklama tılsımı uyguladı.
Sonrasında yedikleri baskının ise kurtarıcısı olacağını düşünmüştü lakin üzülüyordu. Franziska ortama henüz yeni gelmişken özellikle bitmek zorunda mıydı hemen?.. Neyse ki Eadwig kafa oğlandı da kendilerine kaymakbirası da sağ olsun ufak bir kıyak geçmeye hazır gibiydi. Hemen asasının bir hareketiyle büyük bir bardak yaratıp doldurdu içerisine tepeleme birayı uzattı "Oo, hoş geldin; buyur gel," diyerekten.
Bu olayların ardından şişe çevrildi, ve... Çevrilmez olaydı... Gerçekten de birbirlerine mi denk gelmek zorundaydı şişe? Bir anlığına ağzı şaşkınlıkla açıldı sadece, kal geldi. Gelen soru ise... Lanet olsun... Neye uğradığını şaşırmış bir halde yalnızca ağzı yarı açık bakakaldı. Ama böyle devam edemezdi, karşısında hoşlandığı kız varken -öyle bir şey varsa şayet- karizmasını koruması lazımdı. Yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi ama gözleri vurun bana dercesine bakıyordu. Gerçekten düşündüklerini mi söylemeliydi? Yalan söylese şansını kaybedebilir miydi? En baştan beridir bir şansı dahi var mıydı ki? Ağzını araladı ne diyeceğini bilemeden. Bir şeyler demesi lazımdı zira. B-Ben... Franziska... Açıkçası bunu şu anda s-söylemek b-biraz zor ol-sa da seninle öyle bir vakit geçirmek mu-
Hızlı adım tıkırtıları ve bir azar, uzun boylu ve özellikle gecenin bu saatindeki endamı ve siyah giyim tercihi sebebiyle bir hayli korkutucu hale bürünen antik rünler profesörünün baskınıyla kesilmişti cümlesi. Bir yandan minnettardı, bir yandan korkuyordu. Kendisi konuşuyordu az önce ve açıklama yapmak bu noktada ona mı düşerdi? Buradaki muhtemelen herkes, hiç doğru düzgün konuştuğunu görmediği Gaye bile kendisinden daha iyi bir şekilde konuşabilirdi muhtemelen. Ama sorumluluğu üzerinde hissetti, hemen ayağa doğruldu. "P-Profesör! Özür dileriz, bazı s-sıkıntılar çıktı ve ş-şurada bir sütun büyüyle hareketlenip bize saldırdı! Şey, bayağı saldırdı yani k-kesinlikle biz yıkmadık!" diyerek arkadaki mermer yığınını gösterdi. "S-Sonra ise, s-sonra ise bu f-fıçıyı bulduk ve b-biraz moral olsun diye... Özür dileriz!.."
(edit: çizili kısımlar sonraki RP'deki dirsek sonrası susturuldu sdf)
Eadwig Alger Boleyn:
André bana bir bardak uçurduğunda havada yakalayıp şerefe hareketi ile diktim kafama. Yanlarında bir elimde bardak, bir elim belimde dikilmek yerine André'nin yanına oturacaktım. Çocuğa ilerlerken de bizim binadan Franziska, çocuğa eğer her dediğini yapsam benimle sevişir misin gibi bir soru sordu. Kendi kendime "Hmph!" diye gülümsedim. André yavşayanların var oğlum. Kimse bana bakmıyor ayağına kızları cezbediyor. Düşüyor demek ki böyle. Herkes kendi ekmeğinde işte. André'nin yanına geçtikten sonra oturmak için hareketlenecektim ki Hogwarts'tan yanımıza bir harabenin yürüdüğünü gördüm. Kim lan bu korkuluk? Oturmak yerine gözlerimi kısıp baktım buna. Profesör mü acaba? Değilse döverim de. Profesör galiba bu. André kendisine gelen soruya kekeleye kekeleye cevap verirken ortadaki şişeyi tekmeledim yana doğru. Sonra da Ares kankama "Fıçıyı yok et." dedim sessizce.
Bir anda bağıran profesörün etkisiyle herkes yerinde zıpladı. Sessiz sessiz oturuyoruz, gelip bağırıyor harabe. Derin bir nefes aldım sinirlenmemek için. Bağırılmaktan hiç haz etmem çünkü. İt kopuk muyuz ki bağırıyorsun lan zargana kılıklı? Ergenim, sinirliyim, çok kötü eserim de annemin öğrettiği politik yaşamı uygulamaya çalışıyorum. André sessizlik oluşunca bir anda profesörden özür dileyip sıkıntılar çıktığını söyledi. Kekelemesi, acele etmesi, heyecanlanması direkt red flag olduğundan cümlelerinin daha yarısına geldiği gibi dirseğimi karnına sertçe indirerek nefesini kestim çocuğun. "Evet." dedim hemen. "Sıkıntı çıktı." Omzundan tutup André'yi oturması için yere bastırdım. Şimdi konuşup herkesi cezaya bıraktıracak gereksiz yere. Profesörün yanına yürüdüm elimdeki izin kağıdını ona uzatarak. "Öncelikle, bağırmayın. Profesör Urswick'ten izin kağıdımız var. Kehanet dersi ödevi için ayin yapıyorlar. Ben Slytherin sınıf başkanıyım yanlarında gözetmenlik yapıyorum. Bağırdığınız için sıkıntı çıktı, şimdi tekrar başlamaları gerekecek." Sesimi bizimkilerin duyması için biraz daha yükselttim. "Saat 3'te iznimiz olmasa burada olmazdık zaten. BÜYÜK SORUMSUZLUK OLURDU!" Gülümsedim profesöre. "Şimdi izin verirseniz, şu ödevi bitirsinler de yataklara dönelim. Sabah dersimiz var."
Franziska Strömm:
Ah Andre, senin kızaran yanaklarını yerim. Akademik kariyerimin belkemiği...
Çocuğun kızaran yanakları karşısında bağıra çağıra kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu. Gerçekten Andre ile 24 saat geçirseler 23 saati Andre'nin tılsımlar hakkında zırvalamasıyla geçerdi muhtemelen.
Daha sonra profesör geldi sonrada geldiği gibi gitti. Franziska'nın üzümlü keki Eadwig karizmasını ve zekasını kullanıp göndermişti. Çocuğa bakarken gözleri parladı ama bunu belli etmedi ve yanan ateşini Andreye döndürdü. Sesini yer yüzündeki en seksi kadının sesine çok yakın bir hale bürüyüp gözlerini biraz ıslattı ağlamak üzere görünen bir kadın gibi.
"Ama Andre geçen gün öyle demiyordun..." dedi üzgün bir ses tonuyla. Hayalleri yıkılmış bir kadın gibiydi. "Benimle evleneceğini söyledin sonra bir şarkı söylüyordun...
Seni alır dağlara çıkar
Saçından tutar belini sıkar
Yumulup dudaklarına
Sabaha kadar
Ne yapmazdım... diye. Sen beni oyalıyor musun Andre ha?!"
Eadwig Alger Boleyn:
Profesör söylediklerimden sonra yüzüme sinir olmuş bir şekilde baktı. Ben de yüzüne baktım. Sonra da arkasını dönüp gitti adam. Gittikten sonra gözlerimi devirip tekrar döndüm yanımda oturanlara "Ne bağırıyor ifrit oldum." dedim. Bu sırada da bizim binadaki, André'ye yavşayan kız daha da seksi bir sesle konuşmaya başladı. André'nin geçen ona öyle demediğini, evleneceğini söylediğini söylediği gibi "Pfft! " sesi çıkararak güldüm. "Yok artık." dedikten sonra kızı dinlemeye başladım yüzümde gülümsemeyle. André'nin söylediği şarkıyı kız söylerken gülümsemem daha da büyüdü. Dağlara çıkmak, saçından tutmak, belini sıkmak, dudaklarına yapışmak ve daha neler neler yapmak?
André'ye dönüp "Ne?" dedim. "Oğlum sen demiyor muydun manita işleriyle aram iyi değil diye? Neler yaparmışsın söyle biz de bilelim kullanalım be oğlum! Sadece kendine saklama tavlama taktiklerini." Başladım gülmeye. "Söylesene tekrar nasıldı söylediği şarkı? Saçından tutup belini sıkar... Haşin erkek Harris! Ahahahahah! Düşüncesi bile komik Strömm, Merlin seni korusun gece gece hiç güleceğim yoktu." Kızın yanına oturdum gülmemi durdurmaya çalışarak. "Anında nikahı bassa beklerim ama! Bir kızın elini tuttuğunu sanmıyorum. Yanlışsam yanlışsın de Harris. Birini bulalım çocuğa. Yazıktır. Mezun olacağız 2 senemiz kaldı. Strömm senin arkadaşın vardır diyeceğim de, senin gibi kızla da uğraşılmaz. Kuzen, senin var mı arkadaşın? Harris'e yapalım. Dağa çıkartsın."
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git