Dünya Ülkeleri > Aziz Michael Kilisesi

Aziz Michael'ın Kanatları Altında

<< < (4/5) > >>

Iris Ashworth:
[justify]Şansları nasıl yaver gittiyse sıkıntısız bir şekilde koridora girebilmişlerdi. İlk izlenimde koridora yerleştirilen gaz lambalarının yaydığı aydınlık oldukça seyrekti. Lambalar takip edilince koridorun uzunluğu kolayca anlaşılabiliyordu. Sessizliğin kol gezdiği bu koridorda soğuk hava her yeri kaplamıştı. Alfred ve William’ın asasının ucundan çıkmaya başlayan ışık ile biraz daha önlerini seçebiliyorlardı artık. Birkaç adım daha attılar.  Koridorun yanlarda olan demir kapılar göze çarpıyor ve iyice merak konusu olmaya başlıyordu Iris için. Alfred’in kapılardan birini açmak için yeltendiğini gördüğünde yapmaması için lafa atılmasına gerek kalmadan kapalı olduğunu gördüler. Hepsi mi kapalıydı? Ne vardı acaba içlerinde? Bakmamaları lazımdı. Bazen bilmemek veya görmezden gelmek iyi bir seçenek olabilirdi. Her bir kapının üzerinde yazan latince kelimeleri ezberine almaya çalıştı cadı. Latinceye ilgisi vardı Iris’in ancak diğer dillerle birlikte eş zamanlı olarak çalıştığından böylesine zor bir dili tamamen öğrenebilecek ve çeviri yapacak bir seviyeye gelmemişti, henüz. Etrafı incelemek için fazla vakitlerinin olmadığını biliyordu, aşina olduğu birkaç kelimeyi zihnine atarken asıl kapıya yaklaştıklarında hıçkırık sesiyle bölündüler. William kısık bir sesle herkesin aklına düşeni dile getirmişti: “Yoksa… André… O olabilir mi?”

Giderek artan hıçkırıkların sızlattığı kalpler bir anda can bulmuşlardı. Ufak bir ses dahi olsa peşine düşerlerdi. Adımları büyütüp hızı arttırdıklarında giderek o tınının arkadaşlarına ait olduğuna emin oluyorlardı. Koridorun sonuna doğru vardıklarında ise artan ses ile hangi kapıyla cebelleşmeleri gerektiğini biliyorlardı artık. En azından öyle olduğunu düşünüyorlardı. Kulağını kabarttı Iris. William, “Bulmuş olabiliriz.” der demez el çabukluğuyla “Alohomora” ile kapıyı açmaya çalışmıştı ancak nafileydi. Mutlaka bir anahtar, bir giriş yöntemi, işe yarayacak herhangi bir şey olmalıydı. Alfred,”Gürültü yapmadan nasıl gireceğiz ki içeriye?” diye söylenirken Iris’in aklına bir plan gelmişti. William ile Alfred kapının kenarlarını yoklamaya başladılar diğer taraftan. Iris ise pek umutlu olmamakla birlikte gürültü yapmayan bir şeyden yana kullanacaktı tercihini.”Bir şey denemek istiyorum. Tutar mı bilmiyorum ama…” Genç kız, saçındaki babaannesinden kalma iki tane olan üzerinde renkli taşlardan yapılma antika bir çift telli tokayı çıkardı. Bulundukları dönemde artan suç oranlarıyla birlikte büyükbabasının muggle dostlarından öğrendiği ve Iris’e şaşkınlıkla anlattığı bir şeyi denemeye kalkıştı: tokalardan ikisini de ayırarak doksan derece açık hale getirdi ve bir tanesinin tırtıklı kısmını yukarı doğru büktü. Daha sonra diğerinin düz tarafı kilit deliğinin en altına yerleştirdi, diğer tokanın da bükük ucunu yavaşça deliğe yerleştirdi ve oynatmaya başlattı. Tokanın oynattığı kilitler aracılığıyla anahtarın şeklini hayal edip yavaş yavaş kilitteki mekanizmaları oynatmaya başladı ve bir tanesi çıt sesiyle beraber açıldı. Sırayla tüm hepsini denemeye devam edecek ve eğer başarabilirse; sonuncu mekanizma da açıldığında, kilitin rahatlamasıyla en altta tuttuğu tokayı ve bu tokayla da kilidi döndürebildiğini fark edecekti.

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 2, total 2

Rota Fortunae:
Birçok yaşıtları için boyu aşacak denli zor büyüleri icra etmek bu stresli durumda Mirabelle için de Lily için de zor gibi duruyor. Neyse ki yanlarında onlara kaçmaları gerektiğini hatırlatacak mantığın sesi Michael var. Onlar merdivenlerden aşağı koşmaya başlarken üzerlerine doğrultulan asalar nedeniyle neredeyse altını ıslatacak çocuklar da telaşla henüz birkaç saniye önce en kötü kabusları olan yetişkinlere sığınıyorlar. Neyse ki korkuyla tekleyen konuşmalarının anlaşılması ve bina içinde yiyecek çalan çocuklardan daha tehlikeli şeylerin olduğunun öğrenilmesi az da olsa zaman alabilir ve gruba kaçmak için birkaç saniye daha kazandırabilir.

Eurus'un tüm uyarılarına rağmen Ares'in merakına yenik düşüp tekmelediği kapı, çocuğun tabanlarını sızlatacak kadar sertmiş gibi duruyor; fakat anın heyecanından mıdır yoksa düşmanlarının kendilerini desteklemesi için sürekli dua ettiği ilahi güç, kudretini bu seferlik ona mı bahşetmiştir bilinmez, büyük bir gümbürtüyle kendisini tutan menteşelerden kurtulan kapı yere seriliyor.

Tüm gece boyunca ihtiyatı bırakmayan Iris'in gerçekleştirmeye çalıştığı garip muggle yöntemi de elindeki tokanın kırılmasıyla hüsran ile sonuçlanıyor. Tam bu esnada Ares'in açtığı kapının sesi tüm koridoru dolduruyor. "Gizlilik buraya kadarmış." diyen William daha asasını kaldırmaya vakit bulamadan harekete geçen Alfred yanındakileri geriye doğru ittirip 'Bombarda Maxima' ile metal kapıyı, yine metal olan eşiği ve taş duvarın da bir bölümünü yerle bir ederek şaşkınlıkla kendilerine bakmakta olan André ile aralarındaki engeli kaldırıyor.


Ardı ardına kopan gürültülerin hazırlıksız yakaladığı tek kişi André değil; Ares'in indirdiği kapının ardında ilk gördüğü şey sıra sıra dizilmiş birkaç yatak oluyor, içlerinde ise başta şaşkınlık sonra öfke ile ayılan yüzler. Uykuda yakalandıkları bu  durum sebebiyle tedirgin olduklarını anlamak güç değil, fakat içlerinden daha kararlı gözüken birinin bağırmaya başladığı sözler diğerlerine de cesaret veriyor.

"Sancte Michael Archangele, defende nos in proelio..."

Birkaç saniye içinde hepsinin ağzından eş zamanlı dökülen savaş narasına dönüşüyor sözler:

"...in infernum detrude Satanam aliosque spiritus malignos, qui ad perditionem animarum pervagantur in mundo..."

Kendilerine hep öğretildiği gibi bu şeytanlara karşı hazırlıklı bir saldırıya girme lüksüne sahip olmadıklarını bildiklerinden, plansızca kapının önünde duran Ares'e hücum ediyorlar.

Bu sırada diğer odalarda da belli belirsiz sesler duyulmaya başlanıyor, koridor boyunca odalarda uyanan birileri var gibi. Irıs ve yanındakiler André'yi odasından çıkarırken, koridorun diğer ucunda da telaşla onlara doğru koşturan Mirabelle ile Michael beliriyor. Onların epey arkasında da bir kapı gürültüyle çarpıyor, ufaklıklar sonunda tanık oldukları manzarayı anlatabilmiş anlaşılan.

[spoiler]- Kalıp savaşmayı deneyecek bir cengaver olmadığı sürece kaçmanızı bekliyorum. Önerim tekrara düşmemek için birbirinizin rpsinin devamı olacak bir kaçış yazmanızdır. Sizden önce yazılanların başarısı/başarısızlığı sizin yazdıklarınızı etkileyecek gibiyse GMlere başvurabilirsiniz.
- Odalardaki kişiler henüz deneyim kazanmamış, geleceğin cadı avcıları. Bir zamanlar kendi fikirleri olan, şimdi ise yıkanmış beyinleriyle tek bir düşmana inandırılmış kuklalar. Sürpriz saldırılar yapamasalar, gizemli silahlar kullanamasalar bile kendilerini feda edip üzerinize atlamaya hazırlar, bunu göz önünde bulundurarak yazın.
- Kısa süre içinde diğer odalardan da dualara destek gelmeye başlayabilir, hemen ardından da kapılar açılıp hücuma katılabilirler. RPlerinizde kullanabilirsiniz.[/spoiler]

Aethelwulf Ares Caldecott:
[justify]“Hassiktir!”

Ares’in tekmelediği demir kapı büyük bir gürültüyle devrilmiş ve içeriye ufak da olsa bir ipucu bulma umuduyla göz gezdirdiğinde karşılaştığı manzaraya olan şaşkınlığını atlatamadan bir mücadelenin içine girmeleri gerekmişti. İçeride sıra sıra dizilmiş yataklar vardı ve sahipleri uyandırıldıkları için epey bir kızgın olacaklar ki birden mavi cüppeli oğlanın üstüne çullanmışlardı. Asasına bile uzanma fırsatı bulamayan Ares birkaç adım gerilemiş ve tam da o sırada imdadına hemen yanındaki Eurus yetişmişti.

Genç kız bakışlarıyla 'aferim sana geri zekalı' diyordu adeta, kaşla göz arasında çektiği asasıyla “Everte Statum!” diye haykırmıştı, en azından Ares’in kendini kurtarmasını sağlamaktı amacı. Ares, büyünün yardımıyla kendisini sarmalayan kollardan uzaklaşmış ve hemen ardından Eurus’u kolundan yakalayarak koridora girdikleri kapıya doğru koşmaya başlamıştı. Hemen peşinden geldiğini tahmin ettiği kukla kılıklı varlıkların dikkatini dağıtmak adına bir “Lumos Maxima!” yolladı arkasına. Kör edici parlaklıktaki ışığın görüş açılarını kısıtlamasını ve kendilerine kaçacak süre tanımasını umuyordu.[/justify]

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 5, total 5

Mirabelle Starlight:
Panikle merdivenlerden koştur koştur iniyordu üçlü. Mirabelle, hala ihanetin etkisi altındaydı. Uzun bir koridora geldiklerinde karşısında arkadaşlarını görmüştü. Bu merdiven sadece kiliseye mi bağlanıyordu yani? Biraz daha dikkatli bakınca aralarında André'nin de olduğunu görmesiyle üzgün ifadesi yok olur gibi olsa da çocukcağızın haliyle içi gitmişti. Yanındakilerle birlikte diğerlerinin yanına ulaşınca Alfred'in sırtındaki André'ye daha yakından bakma şansını yakalayabildi, baloda çocuğu yanına alsaydı şu an hiçbiri burada olmayacaktı. Daha girişte şüphelendiği duayı duyunca panikledi.

Sakince kaosa baktı. Ne güzel! Şüphelendiği dua okunuyordu, kırık bir kapı vardı, arkalarından biri geliyordu, önlerinde her an saldırabilecek bir zombi sürüsü vardı... Kendini göstermemesi, eninde sonunda geri dönmesi gerektiği için masum rolü oynamalıydı ama ikinci kez vicdan azabı çekecek hali yoktu.

"Aaah! Susun, Langlock! Şu kapılar da kapalı kalsın... Colloportus!" dedi ve duayı okumalarına, odalardan çıkmalarına engel olmaya çalıştı. İşe yaramaz bir hamle miydi? Dua sadece kuruntudan ibaret bir şey miydi? "Ay, şey yapın, Robin! Robin, Robin, Robin!" dedi ne demeye çalıştığını kendi bile zor anlarken.

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8

André Harris:
Üstü çıplak, altında günlerdir giydiği pantolonuyla cezasını düşünüyordu kumral saçlı oğlan. Belki de haklıydı karşısındaki kadın, hak ediyorlardı yargılanmayı, koskoca camiadan birkaç kişi bile çıkıp bu suçları alınamadığı için üzerine, yardımda bulunmayı denemediği için muggle'lara. Ancak istemsizce bile olsa bir cadı avcısının yanında bulunmaması gereken yegane eylemde bulunmuştu: Büyü... Şimdiyse çekecekti cezasını. Günler, haftalar sonra ilk defa tanışacaktı birileriyle. Tanımadığı insanlar bile olsa... Konuşacak birileri vaat edilmişti uslu bir çocuk olursa kendisine. Şimdiyse elinden alınmıştı yegane iletişim imkanı. En son ne zaman birisiyle konuşabilmişti kendisi haricinde? Ağlamaya devam ederken titriyordu rutubetli odada vücudu. Kısmen sırtındaki sızılardan, kısmen soğuktan, kısmen duyduğu suçluluktan, çoğunlukla ise kaybettiği imkandan...

Kendine acıma seansı, ötelerden gelen absürt bir çatırtı ve kırılma sesiyle kesilmişti. Meraklı bir oğlandı André her daim, bu sebeple kapıdan kafasını uzatıp kontrol etmek istiyordu lakin kendisini sandalyeye bağlayan halatlar ile pek mümkün değildi bu. Hemen sonrasında kapının öteki tarafından işittiği tanıdık ses ve bilindik sözler ise tavşan gibi açılmasına sebep olmuştu gözlerinin: "Bombarda Maxima!"

Patlamanın etkisiyle sandalyesi -haliyle kendisi- yan devrilmiş olsa da karşısında gördüğü üçlüyü görmesiyle boğazı düğümlenmiş, heyecandan konuşamaz hale gelmişti: "S-Siz... I-Iris? Wi-l-l-iam? Alf-Alfred? Sizin bb-bura... Burada..." Halihazırda ağlamakta olan oğlan apayrı bir ağlama boyutuna ulaşmıştı mutluluktan. Başta sadece zangırdıyordu tepkisizce. Kendisiyle konuşuldukçaysa tepkilerini verebilmeye başlamıştı. Gözleri hiç olmadığı kadar irileşmişti heyecanla, ümitle. Güler yüzlü olmasına karşın hiç olmadığı kadar yukarı kıvrılmıştı dudakları. "B-Ben... T-Teşek... Teşekkür... Ederim. S-Siz... B-B-Ben..." ve daha çok ağlamaya başlamıştı. Gerçi titriyordu gözleri ama pek ağlayabildiği söylenemezdi. Susuz kalmış bünyesi gözyaşı üretebilmeyi bırakmış sayılırdı. Ama tüm mimik ve jestleriyle, yanakları ıslanmazken bile ağladığını anlamak mümkündü oldukça acınası bir haldeki oğlanın.

Kendisi çıkartılırken yürümekte zorlanıyor, ayak uydurmakta güçlük çekiyordu. Halsizdi, bitkindi, canı acıyordu. Her bir adımında burada geçirdiği vaktin çoğunda bağlı olan el ve ayak bilekleri sızlıyor, omuzlarının her ileri geri hareketinde sırtı yanıyordu. Ama kararmıştı gözleri hem korku hem de heyecanla. Geri düşürmek istemiyordu arkadaşlarını, söyleyecek ise çok fazla şeyi vardı. Bir yandan koşarken asasız olduğu için insanlara ayak bağı olmamaya çalışıyor bir yandan da tonla gerekli yahut gereksiz soru soruyor veya cümle kuruyordu:

"Yalnız siz... Hogwarts açılmamış mıydı?"

"Siz de mi? B-Ben... Çok..."

"Büyü yapma...mızı önleyebiliyorlar!"

"Ş-Şey, burada başka çocuklar da var demişlerdi, o-onları..."

"Çok garip aletleri var, a-at arabalarına özellikle dik-kat..."

"Yani b-ben... Ne diyeceğimi b-bilemiyorum..."

"S-Siz nasıl buldunuz burayı?"

"S-Siz de mi? B-Buraya kaç kişi? Kiml... Te... Teşekkür ederim..."

"B-Bir saniye, o 'çocuk'lar... Ben... Pardon..."

[spoiler]Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 4, total 4[/spoiler]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git