Dünya Ülkeleri > Aziz Michael Kilisesi

Aziz Michael'ın Kanatları Altında

<< < (5/5)

Iris Ashworth:
[justify] Başarısız bir girişim sonuçlanırken Alfred’in ataklığı ile işin rengi değişmişti. William’ın da takati kalmadığından dediği gibi, gizlilik buraya kadardı. William bir an bile tereddüt etmeden en önden girmişti çocuğun yanına. Belli belirsiz bir şeyler mırıldandı çocuk. William ne durumda olduğuna baktı hemen.“İyi misin? André biziz. Arkadaşların.” dedi Alfred zihni bulanmış ve tükenmişliği çok açık bir şekilde belli olan çocuğa.”Seni burada bırakamazdık." derken ışık biraz daha yüzüne vurduğunda çocuğun kan çanağı olmuş gözleri ve yaraları daha net hale gelmişti. Türlü türlü işkence görmüş olmalıydı. Canı yanıyordu. Iris, kimsenin bu durumda olmasını istemezdi. Ona yapılanlar düpedüz canilikti. Çıkardıkları gürültüyle birleşen -muhtemelen diğer arkadaşlarının katkıda bulunduğu- karman çorman seslerle vakit onlar için işliyordu artık. Zaman, içinde bulundukları durumda ana unsurdu. William’ın, “Hadi çıkaralım onu buradan.” demesiyle Alfred ve William çocuğun iki kolunu da kavrayıp omuzlarına attılar porsuğun destek alıp kalkabilmesi adına. William bu şekilde ilerleyemeyeceklerinden uzun bir süre karanlıklarda kalmış güçsüz çocuğun kolunu alıp sırtlanırcasına hareketlendiğinde Alfred, “Bana bırakın.” demesiyle William ve Iris biraz daha önden gitmek için atıldılar. Arkalarını ve önlerini kontrol edip gidiş yollarını açacaklardı ki Mirabelle ve Michael’in onlara doğru koştuğunu gördüler.

İkisi de onlara katıldığında latince sözler yükselmeye devam ediyordu. Savunma yapmalıydılar. Sorunsuz geçen bir içeriye sızma operasyonu gerçekleştirdikleri gibi kaçabilecekler miydi? İşte orası muammaydı. Savun ve kaç. En mantıklı hamle bu olurdu. Olabildiğince hız kazanırken, Mirabelle adamotunu hatırlatmıştı. “Şimdi değil. Biraz daha dayanalım. Tamamen çıktığımız anda koridora fırlatırız.” demişti. Kendilerini etkilemeyecek bir şekilde kullanmalıydılar. Fırsatı bulduklarında Robin’e veda edeceklerdi, hiç kaçarı yoktu. Ares ve diğerlerinin yanına vardıklarında “Kiliseye doğru! Çabuk.” diye bağırdı. Geldikleri yöne doğru koştururken, Iris hala arkadan gelmekte olanlara, görüş açısı yakalayabildiğinde, “Immobulus” atmak için asasını kaldırdı.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 1, total 1[/justify]

Michael Throd Sigurðsson:
İkiliyi çekiştire çekiştire merdivenden inerken tek düşündüğü şey bir an önce buradan kurtulmaktı. Merdivenlerden inmeyi bitirdiklerinde kafasını bir saniyeliğine eğerek nefesinin düzene girmesini bekledi. Kafasını kaldırdığında gördüğü manzarayla gözleri kocaman açılmıştı. Birkaç saniye sonra buraya gelmelerini sağlayan kapının gürültü çarpmasını duyunca irkildi. 'Şimdi boku yedin Michael. Normalde hep iç sesine kızsa da bu sefer haklı olduğunu biliyordu. Derin bir nefes aldı ve gözleriyle etrafı taradı. Kırık bir kapı vardı.  Değişik sesler yankılanıyordu ve başına gelebilecek en kötü şeyi yaşıyordu. KAFASI ÇALIŞMIYORDU! Derin bir nefes aldı ve elini asasına attı. Birilerini öldürmek son isteyeceği şeydi ancak bunu yapmaya mecburdu. O sırada onların etrafını kuşatanlardan biri Michael'ın hareketini fark etmiş ona doğru ilerlemeye başlamıştı. Michael hareket eden insanın ona yaklaşmasına izin vermeden asasını çıkardı ve "Petrificus Totalus!" sözlerini söyledi. Ortalık saniyesinde karışmıştı ve Michael asasından büyüleri ardı ardına savuruyordu. Asasını saldırmaya hazırlanan birinin yüzüne doğrultup "Furnunculus!" sözlerini söyledi. Büyüyü yaptığı kişi çığlık çığlığa yüzünü tutunca Michael'ın beyninde iç sesi yankılandı. 'VAAAY! Sen Michael Throd olamazsın. Harika be!' Michael tanrıdan sabırlar dileyip Dikkatimi dağıtma. diye mırıldandı ve büyülerini havada uçurmaya devam etti.

[spoiler]Lütfen düşük çıkma zar. Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8[/spoiler]

Rota Fortunae:
Soğuk taş duvarların arasında yaşanan can pazarı gitgide şiddetini sürdürüyor, çocuklar tarafından etkisiz hale getirilen her bir saldırgana karşılık odasından ikişer üçer tanesi savaşa katılıyordu. Eurus, Ares ve Iris'in yolladığı büyülerle açılan boşluktan kiliseye doğru koşarlarken Mirabelle'in susturduğu avcılar sessizliğe gömülse de dindar topluluktan yükselen dua sağır edercesine yankılanıyor, belli ki kendilerinde cesaret karşılarındaki genç cadı ve büyücülerde de moral bozucu bir etkiyle çınlıyordu. Cesaretlerini kırabilecek tüm bu manzaraya karşılık talih onlardan yana olacak ki, hiçbir sorun yaşamadan merdivenlere kadar ulaşmayı başardı grup. Hemen arkalarında ise kimisi yaralı, kimisi dilsiz kalabalık onları takip ediyordu. Önlerinde kurtuluşları, peşlerinde ise esaret belki de ölüm. Talihleri son anda onlara sırtını çevirmezse kendilerini ve arkadaşlarını özgürlüğe kavuşturmaları çok yakın.

[spoiler]- Toplu kurtuluşa dair sadece birinizin yazması yeterli.
- Daha fazlasını yapmayı arzulayan olursa elbette yazabilir. Fakat zar sonucuna göre konunun uzayabileceğini de göz önünde bulundursun.[/spoiler]

Aethelwulf Ares Caldecott:
[justify]Talihin olağanüstü bir şekilde kendilerinden yana olmasında tanrının parmağı olduğuna emindi Ares; dine bile dönebilirdi o anda, eğer buradan sağ çıkabilirlerse Pazar günleri kiliseye bile giderdi. Iris ve diğerlerinin peşlerinden geldiğini gördüğünde kaderi için kumar masasına oturmuş yüce yaradanının nelerden feragat ettiğini merak etmeden duramadı. Sözde organize bir kurtarma ekibi olmaları gerekirken daha görevin en başında ayrı düşmeleri hiç de iyi bir başlangıç sayılmazdı oysa, yine de bir şekilde başarmış gibi görünüyorlardı. André yanlarında, William ve Alfred’in omuzlarındaydı; merdivenlere arkada kimseyi bırakmadan ulaşmış sayılırlardı; geriye yalnızca bu lanet yapıdan ayrılmak kalmıştı.

“Aptallığının bedelini bize ödettiğinin farkındasındır umarım!” dedi yanında koşan Eurus öfkeyle, hemen ardından arkasına bir bakış attı ve Michael’e yaklaşmak üzere olan bir oğlana Colloshoo yolladı.

“En azından deneyim oldu diyemez miyiz sevgilim?”

“Başlatma deneyimine!” Arkasındaki mavi-sarı cüppelilere döndü bu sefer. “Hadisenize neyi bekliyorsunuz bir düzine piç kurusu tarafından yakalanmayı mı? Zahmet olmayacaksa daha hızlı koşun!”

Merdivenlere ulaştıklarında önce Iris’in oradan çıkmasını bekledi Ares; peşinden William, Alfred ve André’yi yolladı; hasar görmüş olmalarına rağmen peşlerinden gelmekte olan kişilere daha dikkatli baktığında aslında aralarında çok da fazla yaş farkı olmadığını fark etmişti. Burada çocuklara ne yapıyorlardı böyle? Korkunçtu ancak şu an bunu düşünmenin sırası değildi. Michael’i de yukarı yollarken aralarındaki mesafeyi kapatmasına çok az bir yol kalmış çocuğa doğrulttu asasını, “Stupefy!” diye bağırdı var gücüyle.

Eurus ise grubun en gerisinde kalan Mirabelle’i sinirle yukarı itti ancak kız aniden aklına bir şey gelmiş gibi geri dönmüştü. Ares’in ona seslenme fırsatı bile olmadı, nereden çıkardığını bilmediği buruşuk bir bitkiyi “Yeet!” diye bağırarak onları takip eden güruha doğru fırlattı. “Koşun!”

İnsanın huzurunu kaçıran Latince sözler korosundan da gür, kulakları sağır edecek türde bir çığlık yankılanmaya başladı koridorda. Bir adamotunu öylece salmak ne kadar akla yatacak bir fikirdi bilinmez, artık sadece yakalanmamak için değil kulak zarlarının iyiliği adına ayrılmak zorundaydılar oradan.

Tanrının kutsal mekânına leke sürmüşlerdi belki o gün, yapacakları son hamle ise ulaşılamamayı garantilemek adına merdivenleri ateşe vermek olacaktı. Plana ne zaman dahil olmuştu bilinmez, anlık gelişiyordu her şey, cenneti simgeleyen bu ulu yapıyı ateşe vermek ironik bile sayılabilirdi. Kendilerine şeytanın hizmetçisi diye suç atan insanların eline malzeme vermekti nihayetinde. Fakat bir kez daha olan olmuştu, kaşla göz arasında Michael ile birlikte merdivenlerden aşağı yuvarladıkları tahta kürsüye bir Incendio yolladı Ares.

Ve en sonunda kaçtılar, kilisenin kasvetli ortamından buz gibi açık havaya çıktılar.

Soluklanmak için vakitleri yoktu ne yazık ki, bir çalılığın arkasına sakladıkları süpürgelerine doğru koştular duraksamadan. Son bir pürüz çıkacaktı karşılarına, içlerinden bazılarının süpürgesi orada değildi. Ellerindeki tek kurtuluş biletinin süpürge ile en kısa sürede oradan uzaklaşmak olduğundan çözümü ayakta kalanları arkalarına almakta bulmuşlardı.

William, André’yi; Alfred, Michael’i ve Eurus bundan hiç hoşnut olmasa da Ares, Mirabelle’i arkasına almıştı. Tabii ki de kalpsiz olmadıklarından yaralı porsukları André’ye yolculuk boyunca kendinden geçmemesi adına kısa bir ‘hayır benimkini giysin’ tartışmasının adından Ares oğlana cüppesini vermişti.

Yükünü Rab’be bırak, O sana destek olur. Asla izin vermez doğru insanın sarsılmasına.

Havalandılar.[/justify]

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

Locomotor:
Bir adamotu için sert çene hatlarına, çekici bir mizaca ve -kelimenin tam anlamıyla- dayanılmaz sesiyle Robin Sherwood, yakışıklı adamotunun çığlıkları yankılanmaya başlamıştı kilisenin koridorlarında. Halihazırda yankı yapmaya müsait olan boş ve geniş koridorlar sesin iyice ekolanmasına sebep olurken neye uğradığını şaşıran genç kilise militanları, çikolata saçlı cadının eylemine karşı ne yapması gerektiğini bilen genç büyücülerin aksine çaresizce yere yığılmışlardı. Kimisi biraz kıvranarak, kimisi kıvranamadan hareketsiz bir şekilde yerde uzanmaya başlamıştı cansızlaşmaya başlayan bedenlerin.

Genç büyücülerin, kurtardıkları yıpranmış oğlanla kaçışını geriden takip etmeye çalışan ve görüş açısında olmayan sayısız kilise mensubu de olay mahalline yeterince yaklaştıklarında yere yığılmışlardı. Havasından geçilmeyen yakışıklı kuzgunun hemen yakındaki tahta kürsüden yükselttiği alevler ise bir nevi yaraya tuz basmak olmuştu. Alevler yükseliyor, yayılıyor, müdahil olabilme potansiyeli olan kilise mensuplarıysa Robin'in çığlıklarına dayanamayarak yere yığılıyorlardı. Nihayetinde dostlarını kurtarmaya gelen gençler binayı terk eylerken arkalarındaki kaos ve enkaz anbean büyümekteydi.

Iris, Michael, Eurus, Ares, Mirabelle, William ve Alfred oldukça gergin, tehlikeli lakin başarılı operasyonları sonucu bitap düşmüş André'yi, ölü bilinen dostlarını kahramanca kurtarmış ve ulaştıkları süpürgelere adeta "doluşarak" uzaklaşmaya başlamışlardı. Arkalarında bıraktıkları kaos ise normalde tek kişi taşımak üzere dizayn edilmiş süpürgelerin tüm yavaşlıklarına rağmen pek kovalanamamalarına sebep olmuştu. Yalnızca Iris ve Michael'ın yakınlarından birer ok geçmişti ve bu ikili, hızlı reflekslerle kendilerini koruyabilmişlerdi. Artık rota belliydi: Hogwarts.


Acaba genç kahramanlarımızı okula döndüklerinde ne bekliyor olacak? Arkalarında bıraktıkları kişisel süpürgeleri bir sıkıntı teşkil edecek mi? Yangın söndürülebilecek mi yoksa şiddete şiddetle karşılık vererek muazzam bir nefret zincirine katkıda mı bulunmuş olacaklar? Yangın söndürülse bile arkada kalan yakışıklı adamotu, ilk kimler tarafından bulunacak? Büyücülük toplumu adına arkada kalan bu sihirli bitki ne gibi komplikasyonlara sebep olacak? Belki gelecek tertemiz ve berrak olacak lakin şu anın kaotikliğinin geleceğe izlerini taşıması da bir hayli olası. İleride bu cesur lakin haylaz maceracıları ve büyücülük dünyasını nelerin bekleyeceğini ise zaman gösterecek...

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git