İngiltere Büyücedünyası > Apples & Oranges
İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
Das:
Vay keltoşa bak hele. Üstü sakızlı bronşumu çoruyor.
Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 4, total 4
Cornelia Barthélemy:
(In Poseidon We Trust diyelim)
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3
Locomotor:
Görünüşe bakılırsa Ryan'ın asa hareketlerini, malları inceleyen Cornelia fark etmemişe benziyor. Şu anda Alpharian'ın elinde otuz, kusurları olsa da en azından ortamdakileri ikna edici 31 Galleon mevcut (maliyet: 1 Galleon). Bu Galleon'lar ise ilk bakışta "Gabriel"in, yani Das'ın dikkatini çekmeyecek gerçeklikte. Das'ın zarı, yalnızca Alpharian ve Das arasında bir para etkileşimi olacaksa geçerliliğe girecek. GM metinlerinden aldığınız bilgiler konusunda meta yapmadan, bu kondisyonlar ışığında karakterlerinizi dilediğiniz gibi canlandırarak RP'lerinize devam edebilirsiniz. Zar ve GM güncellemesi gerektirebilecek olası durumlar için kurguyu biz de takipte olacağız, sizler de sorularınızı özel mesajla sorabilirsiniz.
Das:
[justify]
Elit herifin ağzı açılıp kapanan tipine bak. Bıyığa bak... Bana benziyor mu lan yoksa biraz? Benim sakallar daha güzel. Hem de böyle kamyon çarpmış gibi bir ifade ile bakmıyorum karşımdakine. Tabi nutku tutuldu tipsizin. Cornelia gelmese biz böyle engelli gibi bakışırdık. Sonra ben bunu bozacak laf falan ederdim kudururdu falan ama işte... Arkadan gelip bana sallamasyon adımla hitap edip bundan sonrasına bakacağını söylediğinde karşımdaki herifin yüzüne tip tip bakarak mırıltılı bir sesle "Tabi ki kankaliçem..." dedim Cornelia'ya. Zaten cimri herif almak istemiyor ki. Sikkoriko bir bronş için 31 Galleon da fazla ha harbi. İyi kekliyorum milleti. Masanın üstünden aldığım artık haşatı çıkmış olan bronşu cebime attıktan sonra geriye çekilip Cornelia'nın arkasına geçtim. İki parmağımla gözlerimi gösterip, sonra da Ryan'a çevirdim parmaklarımı. Cornelia geldiğinde içeriden gelen gürültüye bakmak için perdeden arka tarafa geçtim sonra da. Irz düşmanı Ryan'ın sesi boğuk boğuk geliyordu kulağıma. Perdenin arkasına geçtiğim gibi yerden kestim ayaklarımı ve süzülmeye başladım etrafta esneyerek. Kartlar leş gibi yerlere dağılmıştı ancak dağınıklık hiçbir zaman beni rahatsız etmemiştir. Bu yüzden boşverip Cornelia'nın oturup hesap kitap yaptığı tarafa doğru süzüldüm. Ryan sevgilime yavşak cümleler kurarken ben de yerdeki eşyaları belimden çıkarttığım asa ile uçuruyor, bir yandan da "İyy Cirnilia; yirgin gizlirim için in gizil kir çiçikliri izirinde yini diğin ginin ilk işikliriyli kitsinmiş gindiz çiği gibisin!" şeklinde çocuğun kankaliçeme söylediklerini ağzımı buruşturarak tekrar ediyor. Gözlerimi deviriyordum. "Düşüyor mu böyle kardeşim?" Bu İngiliz yavşakları ne böyle ya? Kardeşinin yanındaki kıza yavşarlar, flörtünün yanındaki kıza yavşarlar! Herkes gavat herhalde burada. Ben de yavşayayım bundan sonra anasını satayım! "Ahhh, o güzel yüzünü görmek ne güzel Cornelia! Buraya geldim sadece seni böyle sıvamaya. Ohh, yavşa anasını satayım yavşa. Salyaların yere aktı kardeşim. Sonra biz temizliyoruz oraları..." Yerdeki eşyaları uçurup masanın üstünde koyup, aynı zamanda Ryan zibidisini taklit ederken havada 1 metre havalanmış çapraz durmaya başlamıştım. Bu sırada da herif aşkkuşum Cornelia'ya eşyaları göstermeye başlamıştı seslerden anladığım üzere. Bak her lafıyla yavşıyor herif ya! Baya baya ters dönmüş havada sinirlenmemeye çalışıyordum. Biz buraya geldiğimizde kendimizi kardeş diye tanıtmayacaktık ya. Osmanlıyız, bunlar da benim cariyelerim diyecektim. O zaman bak bu İngiliz beyefendileri yanaşabiliyor mu? "Benim fakirhanede böyle güzel şeylerin barınması için bir neden olmak ister misiniz hanımefendiii?" Herifin bu laflarına sinirim ile birlikte "Senin ağzının ortasına çizmemin ucunu bir geçiririm!" diye hırlayarak tavandaki eski püskü avizeye tekmeyi çaktım! Tekmelemem ile üstündeki cam parçalardan bir tanesinin yere düşerek paramparça olması bir oldu. Olduğum yerde öylece durup kafamı kaldırarak yere baktım ters durduğum için. "Sorun yok!" diye bağırdım içeri doğru. "Bardak kırdım ehe." Cornelia ağzıma sıçacak.
Düzelerek aşağıya indim. Asamla bu sefer de temizlik yapma büyüsü yapıp çevredeki cam parçalarını temizlemeye başladım. Tavandaki avizeye de bi reparo çaktım. Yahu bu dükkan ne karışık oldu iyice. Cornelia iyi çekiyor müşterileri. Masanın altına kaçmış olan parçaları görebilmek için yere çömdüğümde masanın yanındaki bel boyunda çekmeceli dolaba gözüm kaydı. Çekmecelerinin camla süslenmiş olması nedeniyle gözüktüğü için en alt çekmecesindeki parıltılı bir eşya bana aşırı tanıdık geldi. Dizlerimin üstüne eğilip masanın altına doğru emeklemeye başladım. Masanın izin verdiği kadar açtım çekmeceyi. Masanın bacaklarına çarptığı için fazla dar bir boşluk sundu bana. Asayı tutmadığım elimle o dar yeri zorlayarak çekmecenin içinden parıldayan eşyanın zincirini yakalayıp çektim. Eşyayı çıkartmam ile gözlerimin kocaman açılması bir oldu.
Gümüşten yapılma çiçekler ile süslü, kapaklı bir aynaydı bu. Barthélemy'nin masasında bir çok kez gördüğüm... Arada bir durup bakardı. Kendisine baktığını sanmıyorum. Hiç dikkat etmese de fazlası ile yakışıklı bir herifti. Şanslı piç. Tüylerim diken diken oldu onu hatırlayınca. Hiç düşünmeden yerden kalkmaya çalışınca kafam masaya çarptı. Tabi ya, ben masanın altındaydım... Böyle hayvan adam gibi masaya kafayı gömünce masanın üstündeki defter ve yanındaki mürekkep de el ele düştüler masadan. Mürekkep de... "Hay merlinin apış arası!" Kızın defterinin yarısı simsiyah mürekkep olunca Barthélemy'nin karı karı parlayan aynasını karadelik olan iç cebime tıkıştırdım. "Sorun yok! Pencerenin kenarı gevşemiş de, onu takıyorum ehe." Asamı mürekkebe tutup "Aguamenti ulan Aguamenti!" şeklinde sıvıyı asaya çekmek için büyüyü uyguladım fısıltıyla. Ne yazık ki aklıma gelen büyü işime yarayacak büyünün tam tersiymiş. Asamı uzattığım deftere asamın ucundan suyun çıktığını fark ettiğim an dedim eyvah... Cornelia ağzıma sıçacak çarpı iki.
"Hayır hayır! Tergeo ulan Tergeo!" nidası ile yolladığım suyun mürekkeple birleşmiş halini temizledim defterin içinden. Defteri elime aldığımda kurumuştu. Ancak emekleyerek yerden kalkayım, defteri de açık bir şekilde masanın üstüne koyayım planımdan sonra fark ettim ki, yaptığım büyüler güzelim hesap defterinin içindeki yazıların da yok olmasını sağlamış! Bomboş defteri gördüğüm gibi kapağını kapattım. Dönüp kapalı olan perdeye baktım. Cornelia hala o zırtapozla flörtleşiyor olmalıydı. Bu yüzden olay yerini terk etmek yeterli olacaktır. Ben yapmadım ki yani... Biri girmiş, defteri silmiş aaa kim yapmış acaba? Çevreme bakındım bir sağa bir sola. Arka kapıdan çıkarsam ses çıkar. Açık camdan kaçmak en mantıklısı. Masanın yanından havalanıp yavaş yavaş süzülerek pencereye uçtum. Açık cam biraz dardı ama ben de çok yapılı bir adam değilim yahu. Yapılı adam olsam bunca herif düello yapmak için sıraya geçmez korkarlar. Çok zekice bulduğum için ilk olarak ayaklarımı geçirdim pencereden. Bacaklarım, kıçım, belim... Vücudumun alt tarafı aşırı rahat bir şekilde geçti ama omuzlarım mı geniş benim nedir? Bir türlü göğsümden yukarısını geçiremedim. Üstümdeki ceket de birikince tabi iyice dandik bir hal aldı. Şöyle 2-3 dakika kendimi dışarı çıkartmak için uğraştım. Sonra vazgeçip içeri tekrar geçmek için uğraşmaya başladım. Ulan! Dışarı çıkamadığım gibi içeri de giremiyorum! Olduğum yerde deli gibi çırpındım sinirle. Nedir lan bu? O merlinin belası üfürükçü cadı her hafta gel yanıma demişti. Gitmediğim için uğursuzluk büyüsü mü yaptı nedir? Yahu gitsem de cinsel hastalık kapacağım! Pencereye neden girdim ki ya? Kapıdan çık işte! Ses çıkarsa çıksın, bakkala gittim dersin! Kafama sıçayım!
"Cornelia'mmm!!" diye bağırdım olduğum yerden. "Kankaliçem bir bakar mısın? Önemli. Sadece sen bak ama. Cimriler gelmesin. İçeri bile bakmasın hiç. Ailevi bir şey. Aileyiz ya biz hani. GELSENE NOLUR CORNELIA!" Off...
Aynanın temsili resmi. Esin'e buradan selam çakıyorum.
[spoiler][/spoiler]
Cornelia Barthélemy:
Das içeri doğru yöneldiğinde Cornelia’ya bir rahatlama gelmiş miydi? Pek sayılmaz. İçerisi bu denli karışmışken daha da beter olacağını Das’ı tanıyıp da bilmeyen yoktur herhalde. Cornelia yıllardır derleyip düzenliyordu bir şeyleri ama bir şekilde her şey olacağına varıp dağılıyordu zaten. Amansızca verdiği bu mücadele cadının rutini haline gelmişti. Öğrenilmiş çaresizlik örneği olarak yiine yapar, yine düzenlerdi. O yüzden lüzumsuz yere düşünmemeye karar vererek müşterisiyle ilgilenecekti her zaman yaptığı gibi. Das’ın tamamen kendi halindeliğine erişmiş olduğundan emin olmak için son kez daha perdenin aralığından görmeye çalıştı ama beceremeyince bıraktı cadı. Hafif dikkatinin dağılmışlığıyla sorusunu yinelemek adına ve bölünmediğini kanıtlamaya çalışırcasına,“E-evet?” diye bir ekleme de bulunurken Ryan’ın diktiği gözlerinden kaçamamıştı pek tabii. Tebessümü kaybolmadı yüzünden Cornelia’nın. Ardından gelen iltifatın ardından içten içe utangaçlık hissetmiş olsa da anlık hislerini belirtmeyecek kadar profesyonel birisiydi. Yalnızca iş hayatı için değil, Ulysses’in eğitimi sayesinde hayatının her alanında yabancıların yanında bunu uyguluyordu. Uygulamak zorundaydı da. O yüzden kibarca cevap verecekti adama ve insanlığın getirisi olan zaafları yansıtmayacaktı. “Bu güzel söylemin için teşekkür ederim,” derken gözlerini kaçırmamış; çiğ tanesinin kırılganlığından arınmış bir halde cesur bir şekilde bakışlarına karşılık vermişti. Kısa süreyle devam etti uzatma gereği duymayarak, “Elbette senin gibi kaliteli bir müşteriyi sık sık görmek isteriz. Ne yazık ki bir dükkân sahibesi olarak aynı yoğunluğu paylaştığımı söyleyememek üzücü bir durum.” Rehinecilik söz konusu olduğunda düzenli bir gelir yoktu maalesef. Şartlar el vermiş olsaydı buradan çok farklı bir yerde daha kendine uygun bir meslek icra edebilirdi Cornelia ama yazgısını kontrol altında tutmayı başaramamış, o farkındalığa küçük yaşta erişmiş olsa dahi uzun bir süreç sonrasında toparlayabilmişti karman çorman gözyaşı ve kana bulanmış hayatını. Halinden şu an memnun olsa da bazı zamanlar hayıflanmadan geçemiyordu işte.
Nazlı bir çiçek edasıyla Ryan’ın hamlesini görür görmez omuz silkerek belli belirsiz olduğu yerde sallanmıştı. İş arkadaşlıkları önemliydi Cornelia için. Bağlantılar olmasa herkes olduğu yerde sayardı. Ryan, elindeki ürünleri sunmaya hazırlanırken Cornelia’nın sıcakkanlılığını hissedebileceğiniz bir tonda yanıtladı. “Katılmamak yanlış olur, iş gelip geçicidir ama dostluk baki kalmalı”, dediğinde atladığı bir kısım olduğunu fark etmemişti. Aceleyle lafa girdi.“Çok naziksin. Ancak hiçbirini kabul edemeyeceğimi her halükârda biliyor olman lazım. Aksi mümkün değil. Teşekkür ederim, düşünmen bile çok hoş, mahcup ediyorsun beni." Arka taraftan gelen tangır tungur seslere kulak kabartmıştı bir yandan. Kabartmamak neredeyse imkansızdı ki Das’ın arka tarafta ortalığı birbirine kattığından şüpheleniyordu. Sorun olmadığını belirttiğinden güvenmeyi seçti Cornelia. Seslenmekle kendi haline bırakmak arasında kararsız kalıp kadife rulo açılıp saçıldığında ürünlere kısa bir göz gezdirişiyle ürünleri yakından incelemek için biraz daha kendine doğru çekti ruloyu cadı. Erumpent kemiğinden yapılma tarağın değeri bile halihazırda daha fazla ederdi. Yakından bakmak için eline aldı. Mücevherata fazlasıyla doymuştu, ilgisini hiç çekmemişti incili ayna ya da yakut döşemeli kolye. Bir kadının genelde ilk önce ilgisini o çekerdi ama zaten yakuttan ziyade safir bu sıralar daha çok göze gelen bir değerli taştı. Eh, asıl alıcı da kendisi değilse nasılsa. Tüy kalem okulun açılacağı bu zamanlarda ilgi görebilirdi. Ayna ise bir kadının vazgeçilmezlerindendi. Sinek biblosu için “farklı” zevkleri olan bir sürü müşteri bulabilirdi Cornelia. Bu ürünleri boşlukta toz tutan rafa pek ala yerleştirebilir, kazanç sağlama açısından çok iyi bir konuma geçebilirdi. Adamın biçtiği değere göre alım gücünü bir gözden geçirmesi gerekirdi Cornelia’nın. Yüksek bir meblağ istememesini umarak sıkı bir pazarlığa oturmaya hazırdı. Ne istediğini sormak için kollarını sıvayıp dudaklarını aralamasıyla henüz söze giremeden Ryan’ın istediği fiyatı öğrenmişti. Gözleri karanlıkta parlayan bir kedi gibi ışıltıya bürünmüştü muhtemelen. Zira işlerin bu denli azalmasıyla verebileceği maksimum galleon bu kadardı. “Elinde tutmak istemediğine emin misin?” diye sormadan da geçemedi Cornelia. Bunca güzel ürünü elinden çıkartmak istemesine bir anlam vermeye çalışmıştı orada hemen. Belki hoş bir çağrışımı yoktu bunca şeyin. Düşünceli bir tavra bürünmüşken cevap alması çok uzun sürmemişti. Demek döküntü evinde böyle güzel şeylere yer yoktu ve miras kalmıştı. İlgisini tamamen adamın getirdiklerine yöneltti. Sahtecilik denemesine karşılık bir inceleme yapmalıydı belki ama zannetmiyordu, taşlar konusunda tecrübeliydi. Bir pürüz olsa dahi Cornelia anlamamışken başkaları nasıl anlayacaktı? Aldığı cevabın inandırıcılığını da sorgulamak istemesine rağmen içten içe üzümün bağı armudun sapı olduğunu biliyordu. Göz yummak da bir seçenekti. Aralıksız bir şekilde ürünlere bakarken fazlasıyla vakit kaybetmiş hissediyordu. “Anlaştık diyelim mi o zaman?”
El sıkışmak için yeltendiği sırada içeriye birilerinin geldiğini haber eden zilin çalmasıyla bir iki adım yana kayıp gelene bakmak için başını uzattı. Gelen kişileri görünce elini kaldırdığı gibi hemen yan taraftaki eski püskü koltukları işaret ederek onlara seslendi. “Sizi şu tarafa alalım beyler. Biraz bekletip öyle ilgileneceğim sizinle maalesef.” Boris ile Beelzebub idi adları. Boris görünüşten de anlaşıldığı üzere daha genç olandı. Öfkeli bir karaktere sahip olmasının yanı sıra yüzüne baktığında hiç anlaşılmazdı. İşaret edilen yere geçerken başıyla Cornelia’ya bir selam vermiş ve müşterisini süzmeden edememişti. Beelzebub ise adının hakkını verecek kalibrede karanlık görünümlüydü. Yüzündeki yara izlerinin sebebini bilen yoktu. Sorulmasından da hoşlanacak bir tipe benzemediğinden Cornelia iş sınırlarını aşmadan belirli bir sohbete hakimdi bu tiplerle. Beelzebub da üstten bir bakış atmayı es geçmemişti. Göz ucuyla bakarken görmemezlikten geldi Cornelia bakışlarını. Knockturn Yolu alelade bir yer değildi ne de olsa, bu civarların ne ile ünlendiği herkesçe bilinirken bu dükkânın arada sırada bir köprü görevi görmesi beklenmedik bir şey sayılmazdı. Sohbet etmeyi her ne kadar çok istese de Ryan’ı oyalamak istemiyordu. Alış-verişti bu sonuçta. Bekletilmeyi sevmeyen Beelzebub’ın vakit geçmeden homurdandığını duyar gibi olduğunda yüz ifadesini bozmadan monoton bir sesle giriş yapacaktı ki Das tarafından yine yeniden bölünmüştü. Yönünü değiştirmek için atıldı. İçeriye geçmeden önce Ryan’a bunu belirtmeliydi. Eh, biraz da mahcupluk hissetmiş olabilirdi. “Bir saniye. Hemen geliyorum. Baktın gelmiyorum içeri dalmaktan çekinme. Ne ile karşılaşacağım meçhul nasılsa” diyebilmişti Ryan’a.
O ses. Merlin’in kulakları çınlamış mıdır sizce? Bilinmez. Boris ile Beelzebub’ı beklettiği alana adım atmaya kalkıştığı an Das’ın sesi derinden ancak epey gür gelmişti. Başına bir şey gelmişti kesin. Bu tonlamayı ve ‘Cornelia’m’ girişini çok iyi biliyordu çünkü cadı. Ne aksi bir gündü! Üç yerde birden olamazdı ya! Sakin sakin iş görmeliydi. Ryan’ın da baktığını fark edince derininden bir nefes alıp yapmacık bir gülümsemeyi zoraki takındı yüzüne. Das’ın söylediklerini adamın duymamasını umut etse de nafileydi. Hışımla perdeye doğru ilerledi. Öyle hızlı geçmişti ki aralığı perdeyi geri çekmeyi bile düşünmemişti. ”Sadece iki dakika yahu.” Abartıyordu tabi Cornelia o sırada. Merakına yenik düşerken neye nasıl zarar geldiğini kafasında döndürüp dururken gördüğü manzara karşısında nutku tutulmuştu. Yerin eskisine nazaran daha temiz olmasına ek olarak bir iki değişiklik daha var gibiydi ama henüz çözememişti. Tüm aylarını, günlerini ve yıllarını burada geçirdiğinden artık en minik değişiklik bile gözüne toz parçası gibi kaçıp rahatsızlıkla dikkatini çekiyordu. Zaten onu daha çok şaşırtan Das’ın düştüğü durumdu. Önüne gelen saç yoğunluğunu tek elde toplayarak omuzlarından aşağıya arkaya doğru salarken hararetle söylenmeye başladı. “Nereye böyle? Kapıdan çıkamadın dimi? İlla atacaksın imzanı.” Yanına gidip pencereyi ve nasıl sıkıştığını çözmeye çalıştı Cornelia bir yandan da eliyle çenesini sıvazlıyordu. Yahu bu adam ince yapılı bir şeydi. “Nasıl becerdin sen bunu? Hayır ya da… Niye kaçıyordun asıl sen onu söyle bana. Ne yaptın? Söyle en iyisi bak.” Böyle derken asıldı bir yandan Das’a. İtip kaktırıyormuş gibi hissetmişti kocaman adamı. Biçim değiştirme büyülerinde pek iyi olduğunu düşünmezdi Cornelia. İnsan vücuduna uygulamaktan çekinirdi. Yardım alsa fena olmazdı aslında ama Das’ın bütün sokağa duyurarak Ryan’a söylediklerinden sonra mantığı çağırmaya meyletmemişti. İki tarafı da kızıştırmaya gerek yoktu.“Kıpırdat sen de kılını biraz. Olmuyor böyle. Blaze olsaydı şimdi seni iki kere sokup çıkartmıştı buradan.” Biraz daha uğraştıktan sonra başaramadığında karar kılmıştı Cornelia. Aslında bırakmak lazımdı bunu orada, Cornelia severdi böyle acı çıkarmaları da işte ama daha yaratıcı şeyler de bulunabilirdi. Bir sınırlandırma yapmaktansa eğlence çarkını bir şekilde çevirebilirdi. Alnında ufaktan biriken ter damlalarını hissettiği an ile kas gücü ile olan savaşını bırakmıştı kadın.“Eeeeh! Yeter!” diyerek eteğinin beline yerleştirdiği asasına davrandı hemen. “Üşütürsen yine ben bakacağım sana yine ama... Dört ayak üstüne düşeceğini umalım her zaman olduğu gibi” derken bir an bile tereddüt etmeden asasını ortalayıp büyülü sözleri söyledi."Aqua Eructo"Su elementinin karşısında herkes ve her şey dayanıksızdı. Asasının ucundan çıkan su ile tazyikli bir şekilde yıkıcı bir etki vererek Das’ı dışarı atmayı planlıyordu. İçeri sokmaktan ümidi kesmiş olması söz konusu bile olamazdı. İçeriye dolacak suyu önemsememişti. Bir çaresine bakılırdı elbet. Müşteri kaçmadan da gidip ödemesini yapmalıydı sonuçta. Elini çabuk tutup içeriye dönmek istiyordu Cornelia.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git