İngiltere Büyücedünyası > Apples & Oranges
İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
Cornelia Barthélemy:
[justify]Cornelia, Das’ı süpürge yıkar gibi yıkarken bir hayli zevk almıştı bu durumdan. Das’ın şımarmasının hiç kesildiğini görmemişti ki şimdi görsün. O pişkin pişkin söylemlerde bulunurken Cornelia’da absürtlükten tutamayıp kendini histerik kahkahalarından birini attı. Dikkat edilirse, artık bu kahkahalarını saklayamıyordu. Kötü yanı ise böyle gülmelere çok alışmıştı. İlk baştaki gibi yadırgamıyordu. Lakin şu an bu kadar gülünecek ne vardı? En azından içinde bir yerde hala mantıklı bir ses yaşıyordu. Das’ın çok iyi olduğunu belirtmesiyle dikkatini çekmediğini anlayınca sinirli halini takınıp bozuntuya vermeyecekti içine düştüğü durumu. Gizlisi saklısı olduğundan değil, henüz kendinin çözemediğindendi. Belli belirsiz şeylerle gidemezdi Blaze ile Das’a. Ne diyebilirdi ki? Benim kendimle ilgili birtakım şüphelerim var. Nasıl şüpheler? Bazen sanki ben bildiğim ben olamıyorum. Gerçekten çok akıllıca. İç sesiyle girdiği kavgayı kazanamadı Cornelia. Das buna iki yıl gülerdi. Blaze ise umursamazdı. Keklediğini düşünürlerdi. O yüzden ses etmemek en cazip gelen seçenekti. Öfkeli suratı kısa süre içerisinde bin parçaya bölünüp yok olmaya başladığında Das’ın çıkışıyla rahatladı cadı. “İyi oldu. Ara ara yıkanmalıydı da.” diyerek iç rahatlatıyordu. Huzurlu bir yüz ifadesiyle dikkati çoğunlukla dükkânın arka tarafından uzaklaşmış bir şekilde esasen olması gereken yere yönelmişti.
Geri döndüğünde ortalığı bir kokladı Cornelia. Beelzebub’ın suratındaki memnuniyetsizlik kolaylıkla okunabiliyordu. Ryan ise o sırada söylencesine kendinden emin bir şekilde devam ediyordu. Neyse ki yokluğunda fazla bir şey olmamış gibi gözüktüğünden kurcalayıp alevlendirmeyecekti. Blaze’in yanına vardığında neden dikkat dağıtmak için uğraşmaları gerektiğine anlam verememişti. Das ne ara geri gelmişti?Sorgulama Cornelia. Ayak uyduracaktı. Bir satışın ortasında daha ne olabilirdi zaten? Ryan’a sarılmayı kesen Das kendini birdenbire yere atıp abuk subuk hareketler yaptığında gülmemek için zor durdurdu kendini cadı. Yüzüne apar topar takındığı endişeli bir ifadeyle devam etti. “Yine hastalığı mı nüksetti acaba? Olamaz. Söylemiştim ona yedekte bulunduralım ilacı için gereken malzemeleri diye.” Zorlama bir şekildeydi. Dizlerinin üstüne çöküp titreyen Das’ı kolundan destek olurcasına tutup “Şimdi hallediyoruz” dedi cadı imalı imalı. Diğer eliyle köşelerinde oturmakta olan adamları çağırdı. “Kollarınıza kuvvet. Das’ı şöyle koltuğa uzandırabilir miyiz? Sıkı tutun. Bunun için de karşılık bekleyecek değilsiniz ya. Biriniz sokağın sonundaki eskiden St. Mungo’da çalışan Gianopolis’i getirip biriniz de ilacı olduğunu söyleyebileceğim kırmızı yoğun iksirini almaya sokağın öbür ucuna gitsin.” derken sesi endişeli olmaktan çok soğukkanlı ve dikta edici bir tondaydı. Söylediği de kesinlikle yalandı. Öyle bir iksir bile yoktu. Ancak adamların dikkati Das'ın haliyle fazlasıyla dağılmıştı. Önceden de ne olduysa belli ki perte çıkmışlardı. Adamlar Cornelia’yı sevmeseydi orada olay kopardı yine ama iyi günlerine denk gelmiş olacaktılar ki yalnızca kafa sallamakla yetinip Das’ı kucakladılar. Gerisi artık Das’ın kurtulma yeteneklerine bakıyordu. Blaze’de o boşlukta hemen neden böyle bir şey yapmak istediyse ortamdan sessizce sıyrılıp adamların oturdukları yere doğru ilerledi. Das uzanırken Blaze ava çıkmıştı, adamlar ise dükkanı hızlıca terk etmişlerdi. Sonradan başlarına bu numaranın bela açmamasını umarak ilgilenmesi gereken bir işi olduğunu da unutmamıştı Cornelia. Ryan’ın yanında belirdi hemen. “Çok üzgünüm. Aksiliklerle dolu bir gün oldu. Bunca aksiliğin ortaya çıkması için de ayağını dükkâna sürümen gerekiyormuş sanırım… “ derken adamın uğursuzluk getirdiğini söylemeye çalışmıyordu asla. Tesadüflerden bahsediyordu.
“Das birazdan kendine gelecektir, oluyor böyle arada sırada, endişeye mahal yok. O sırada biz de yarım kalan alış-verişimizi tamamlayalım diyorum. En azından sizin de değerli vaktinizden daha fazla çalmamış oluruz. Anlaşmamız hala geçerli mi?” dediğinde tam bir satıcı gibi davranmıştı. Mahcup hissetmeyi ise bırakalı çok olmuştu. Ryan’ın anlayışla karşılayabilecek bir yapıda olduğunu düşündüğünden çok sorun etmedi Cornelia. Ne olup ne bittiğini anlayabilecek mi diye ufak bir endişesi olsa da tutup bunu da yüzüne karşı söyleyecek bir adam değildi karşısındaki. Kaba bir davranış olduğunu bilirdi en azından. [/justify]
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Kadının arkasından dükkana giren Gabriel'in "ARANIZDA İLK YARDIM BİLEN VAR MI?" biçimindeki yardım çığlıklarıyla aralarına dalması daha da çok karmaşıklaştırmıştı çoktan çözülmüş durumda olan sahneyi. Üzerinden şapır şapır sular akıyor biçimde duran adamın "SOĞUK SOĞUK TERLİYORUM ÖLECEĞİM SANIRIM. BU BAHSETTİKLERİ KIRMIZI ANTAPOLUS BÜYÜSÜNDEN MI YAPTILAR BANA ACABA HANİ BU ÖLDÜREN VE ÖLÜYÜ GÖRÜNCE BAŞKASINA BULAŞAN BÜYÜ?" diye saçmalaması iyice durumu korkutacak seviyeye çekmişti. Adamın ayakta sanrılar gördüğü ama sular seller gibi de terlediği ortadaydı. Alpharian'ın kolunda ayrılıp diğerlerine yapışarak boğazının kuruluğuyla ilgili böğürmüş, sonra da "Terler boğazımdan çıkıyor sanırım. ÖĞĞĞĞ!!" diyerek bir kez daha böğürdükten sonra bilincini yitirmişçesine yere düşmüş ve titreyerek.. havada süzülmeye başlamıştı?!
Sahneye biraz bir kurtarıcı gibi, biraz da er meydanına inmiş bir Valkyrie gibi inen Cornelia; çok da endişeli olmamış gibi duyulan bir ses tonuyla ama o düşünceyi destekleyen bir mimikle
"Yine hastalığı mı nüksetti acaba? Olamaz. Söylemiştim ona yedekte bulunduralım ilacı için gereken malzemeleri diye." diye söylenerek arkadaşının yanına eğilip düşüncelerine "Şimdi hallediyoruz..." sözlerini de ekleyerek biraz önce Alpharian'ın sözleriyle tokatladığı adamları yardıma çağırmıştı. Bu dağınıklık sırasında Alpharian'ın zeminde hareketlenen ayağına çarpan küçük bir şey vardı; Gabriel'in şu kendine kakalamaya çalıştığı broştu, adam yere düştüğünde cebinden fırlamış olmalıydı. Eğilip aldı Alpharian, ne de olsa ödemesini hazırlamıştı biraz önce...
Ortalık birkaç dakika öncesine göre çokça düzelmiş gibi bir duruma geldiğinde, en sonunda, yeniden karşı karşıya gelebilmişlerdi Alpharian ve Cornelia, kadının yorgun bir sesle
"Çok üzgünüm. Aksiliklerle dolu bir gün oldu. Bunca aksiliğin ortaya çıkması için de ayağını dükkâna sürümen gerekiyormuş sanırım..." sözleriyle birlikte. Alpharian bu minik "Gittiğim yerleri karıştırıyor muyum ben ya hu?" kuşkulanmasıyla birlikte küçük bir gülümsemeyi yüzüne kondurduktan sonra kadın arkadaşının düzeleceğini anlatarak biraz da olsa rahatlatmıştı. Sonrasında Cadı;
".. biz de yarım kalan alış-verişimizi tamamlayalım diyorum. En azından sizin de değerli vaktinizden daha fazla çalmamış oluruz. Anlaşmamız hala geçerli mi?" diye sormuştu. Alpharian soruya karşı şaşkınlığını mimikleriyle belirterek
"Rica ederim, Cornelia; sizinle iletişime geçtiğim bu kısa zaman dilimleri bu yolda harcandıkları için değerli olarak düşünülebilirler yalnızca. Anlaşmamız her zaman için geçerli." yanıtını verdi. Tezgaha serdiği kumaşı kadına sunmak için geri toparlarken, Cornelia'nın da ödenecek Galleon'ları hazırlamasını bekliyordu. Bir an için, yüzünde oldukça muzip bir gülümsemeyle uygulamayı uygun bulduğu bir plan için asasını sessizce yerinden çıkardı. Hızlıca iç cebinden çıkardığı kartvizitlerinden birini tezgaha bıraktıktan sonra asasının küçük bir hareketi ve Alpharian'ın fısıltısıyla güzel Cadı'nın adını paylaştığı Yabangülü bitkisinden yaşayan ve gerçek bir küçük bir üye, tek bir çiçeğiyle minyatür saksısında var oluvermişti. Bu minik sürprizin çok kolay biçimde görülmemesini istediği için ödemesini alacağı para kesesini aldığında Cornelia'nın boş kalan eline bırakıvermişti. Başka gözlerin ve kulakların dinlememesini istercesine kadına
"Sizin için..." diye fısıldayıp yüzünden düşürmediği muzipliği devam ettirerek tezgahtan hızla uzaklaşmıştı.
Alpharian dükkandan çıkmadan önce oturduğu yerden kendisine bakan Gabriel'e;
"Yakala!" diyerek biraz önce yarattığı sahte para kesesini göndermeyi unutmamıştı. Düşünüyordu da zorunda kalmasa kapısından girmeyeceği yerlerde, yolda görse üzerine kaldırım taşı diye bile basmayacağı tiplerle iletişimde bulunmak zorunda olmaktan nefret ediyordu Alpharian... Belki buraya iki haftadan daha uzun süre aralıklarında gelmeyi düşünebilirdi bile. Böyle yerlere gidip, böyle işler yapınca kirlenmiş gibi geliyordu ona, hızla evine gidip temizlenmek istedi. Kirlenmek demişken, ne tür bir sıvıyla ıslandığını bilmediği kolunu asasını çıkarıp kurulamıştı sanki nemli kaldığı her an artan bir lekelenmeyle kirleniyormuş gibi gelen bir düşünceyle olabildiğince hızlı davranarak. Hazır asası elindeyken cebinden çıkardığı broşa "Reducto." komutunu vererek yok etti. Hiçbir zaman işine yaramayacak bir şeydi zaten ve bir daha bu adam tarafından bu takı için rahatsız edilmek istemiyordu kesinlikle. Gabriel gibi bir dalaverecinin Cornelia gibi bir çiçeğe de hoyratlığını sıçratıyor oluşu gerçekten sinir bozucuydu bu adam için. Taş kaldırım yolda ilerlerken "Keşke Cornelia buradan başka bir yerde çalışıyor olsaydı!" düşünceleri doldurmuştu Alpharian'ın kafasını…
Navigasyon
[0] Mesajlar
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git