İngiltere Büyücedünyası > Apples & Oranges

İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa

(1/4) > >>

Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Knockturn Yolu'nun boğuk ve karanlık havasına karşın Kırmızı ve Turuncu renklerin göz almaktan hiç zorlanmadığı bu dükkan Alpharian'ın sık sık uğradığı yerlerden biri olmuştu açıldığından beri. Çocukluğundan bugüne dek yaptığı ve tarihin en eski işlerinden biri olan ilk mesleğinin etkilerinden belki ölüm döşeğine dek kurtulmayacaktı ama neredeyse hiçbir şey; belki bu Dünya'yı varlığıyla kirleten bir Nesunt'u acılarla dolu bir sonsuzluğa yok etmek bile küçük hırsızlıklarının, cepçiliklerinin ve kapkaçlarının verdiği tadı veremiyordu.
Kapının açılışıyla eşikten geçişini haber veren zille birlikte adam, belki hiçbir zaman hiçbir şey almayacak olsa bile raflardaki ürünleri inceleyerek kasaya doğru ilerlerdi hep; iki hafta önce burada olup şimdiye çoktan satılanlar, yerinde müşterisini bekleyip toz biriktirenler, hızla gelip satılıverildikleri için rafta kendilerine açılan yerin diğer mallardaki düzenle ters durduğu ürünler... Hepsi değişik bir öykü taşıyorlardı üzerlerinde ve Alpharian kimi zaman bir büyü yaratıp, onların öykülerini tek tek izlemeyi dilerdi. Böyle bir şey için Ramyond gibi bir Tılsım ustasının yardımını almak zorunda kalabilirdi, eğer gün olur da bu düşüncesin gerçekten gerçekleştirmeyi kafasına koyardıysa. Şu an için daha önemli bir olguya odaklanmalıydı ama...

Bu dükkanda her zaman için hoşbulunacağını biliyordu, sahibesi Cornelia'nın güler yüzlü ve bu soğuk, karanlık sokaklar içinde açan bir çiçekten belki daha da güzel birisi olması ise bu ortamı adam için daha da seçilebilir konuma sokuyordu. Buraya gelmekten çekinmesini engelleyen sayılı şeylerden biriydi. Evet; Alpharian bir hırsız olabilirdi, yine de bu onun büyüğü saydığı ve yıllarının çoğunu odalarında geçirdiği Mali-Phali-Ty-Co'da her cebine attığını satabileceği anlamına gelmiyordu. Tılsım ustası ve büyüğü olarak gördüğü adamın değerli bulacağı parçaların dışında çok ender şeyler satabilirdi Alpharian; gerçekten de ne olursa olsun "Satmaya utandığı" bazı parçalar olabiliyordu. İşte böyle durumlarda sokakta tanıdıkları, çetelerden bildiği satış noktaları ya da birkaç daha karanlık dükkandan sonra Apples & Oranges geliyordu "en başlarda". Buraya geldiğinde sıcak bir gülümseme ve adıyla çağırılacağını bilmenin verdiği ayrı bir huzur vardı, ya da ayrı bir.. sahiplenilmişlik duygusu? Bilemiyordu ne olduğunu ama bir şeyler vardı burayla ilgili. O şeylerin de Cornelia'nın Açık Kahverengi gözlerinde bir yerde olduğunu savunabilirdi ama kanıtlayabilecek seviyede onlara uzun uzun bakabileceğini ve bakarken de kafasındaki düşünceleri devam ettirebileceğini düşünemiyordu.

Diğer anlamda ise, burada adının -Ryan'ın adının- seslendiriliyor oluşundan da çok çekinmiyordu açıkçası. Ne de olsa çoğu insan normal gazete bile okumuyordu bu ülkede, okuyanlar arasından da çok çok azı sanatla ilgili köşelerle ya da sanata adanmış yayımlarla ilgileniyordu... Buradaki insanların kendini tanıması çok zor oluyordu böylelikle. Hem bir Sanat Eleştirmeni, paraya sıkışıp elindekileri rehin bırakamaz mıydı ki? Gizli gizli iç cebinde getirdiği diğer malları satıyor ya da satmıyor oluşu en fazla başka köşe yazarlarının diline düşerse küçük bir polemik yaratma potansiyeline sahipti, onları da keskin kalemi ile daha da keskin dili yardımıyla yenebilirdi Alpharian. Yavaş adımları bu düşünceleriyle birlikte kasanın bulunduğu tezgaha ulaştırmıştı bile. Cornelia görünürlerde yok gibiydi, bu nedenle adam tahta tezgahın zeminine kapı çalar gibi tıklatmayı seçmişti varlığını girişteki zilden sonra bir kez daha haber vermek için.

.. aman yine geçen geldiğindeki gibi kardeşi Gabriel kapıdan içeri dalmasaydı da durduk yere siniri bozulmasaydı bu sefer.

Das:
[justify]Elimdeki iki iskambil kartını tüm dikkatimle uçlarından birleştirip dengede durmasına uğraşıyordum. Dengemi ve dikkatimi toplamak adına alt dudağımı ısırmış kocaman gözlerle bakıyordum kartlara. Emin olduğumda yavaşça bıraktım ve kartlar bıraktığım gibi durunca yüzümde oluşan başarma ifadesi ile gurur duydum kendimle. Biraz geri çekilip üst üste üçgen biçiminde dizdiğim 3. sırayı süzdüm. Cornelia’nın dükkanında boş oturuyor, kız arkada bir şeylerle uğraşırken ben de kasaya bakıyorum ayağına perdelerin arkasında iskambilden kule yapmıştım. Yani yapıyorum diyelim. Daha ortasındayım. Bitince 7 katlı bir dünya harikası olacak. İskambil destesinden kupa yedilisi ve maça valesini alıp demin oluşturduğum üçgenin yanına tüm dikkatimle oturtmak için bir ameliyat edası ile başladım çalışmalara. Daha bir-iki saniye olmuştu ki dükkanın kapısının açılması ile bize birinin geldiğini belli eden zil şıkırdadı. Zerre umurumda olmadan devam ettim işime. Yediliye biraz yakın mı koydum nedir? O tarafa düşerse önceki yaptıklarımı da bozacak. Valeye yakın koymalıyım... Dükkanın içinde gezen ayak sesleri bir uzaklaşıp bir yakınlaşıyordu. Ben de ellerimi kartlardan çekmek üzereydim. Harika bir dengede tam bırakıyordum ki kasadaki tezgahın üstüne ayı gibi tıklatan şerro tüm dikkatimi tam zamanlamasıyla bozup benim yerimden zıplamama neden olmasaydı... Bu dikkat dağınıklığıyla belim masaya değdi ve neredeyse yarım saattir uğraştığım eserim saniye içinde yerle bir oldu.

“Merlinin karabiberleri!” diye yıkılan iskambillere bir de ben şaplak atarak tüm kartları yere savuruverdim.Ardından bir hışımla yanımdaki perdeyi yana çekerek dükkanın kasa kısmına çıktım.

“Ne var ne? Öldün mü iki saniye yalnız kaldın be adam! Vay anasını satayım nerede bu dükkanın çalışanları? Sanki ne olacak? Sihirli ıvır zıvır satacaksın 4 dakika geç satsan Bakanlık kapına mı dayanacak? Sanki çalıştın kazandın.” diye sıralaya sıralaya kasanın başına geçtim. Herifin de tipini gördüğüm gibi gözümü devirdim. Bu Ryan bilmem neydi. Cornelia’nın aman aman canım cicim müşterisi. “Hıı, sen miydin?” dedim Amerikan aksanımla. “Ne istiyo’n? Bronş mu istiyo’n?” dedikten sonra iç cebimden geçen lanet ettiğim hizip toplantısından kazandığım bronşu çıkardım. En son geldiğinde yarım saat bronşu satmak için dil dökmüştüm de, herif cimrinin teki, nuh demiş peygamber dememişti. Diyor mavi bu. Sarıya boyarım ne olacak yani? Hem harbi hiç memnun değilim hizip işlerine bulaşmaktan. Çıksın elimden de bir de para sağlarsın kafasındayım. Adama bir türlü satamadım.

Bronş da hizip toplantısında çiğnediğim, tadı gitmeyen sakıza yapışmış. Sakız boşa gitmesin diye kağıda sarıp iç cebime atıyorum. İç cebimdeki herşeye yapışıyor anasını satayım. Ryan'ın önünde bronşun üstünden biraz uğraşarak çıkardığım sakızı ağzıma atıp çiğnemeye başladım tekrardan. Immhh, şeftali aroması hala ilk günkü gibi. Üstünde hala sakız parçaları olan bronşu koydum tezgaha, ciddi bir ifade ile baktım herifin meymenetsiz yüzüne.

"50'ye satıyorum ama senin güzel yüzün için 31'e vereyim."
 [/justify]

Cornelia Barthélemy:
Arka taraftaki ahşap masasına keyifle kurulmuş bir halde bir yandan taze demlediği yeşil çayını içiyor bir yandan da büyüyle faiz rafında asılı kalan takıl tukul ne varsa yanına kadar uçuruyordu. Belirli bir hizaya koyup ürünün durumuna göre faizini belirliyordu. Haftalar geçtikçe arttırdığı fiyatlarla rehin bırakanlar alabildiğini alıyordu. Verilen süre aşıldıysa bunu yapmak zorundaydı Cornelia. Bu durum pek hoşuna gitmese de rehinci dükkanının işleyişi böyleydi. Ücreti karşılamayan ise vazgeçiyordu severek rehin bıraktığı şeyden. Bu ay içerisinde yedi eşya vardı elinde. Geçen ay ise on birdi. Cornelia’yı şaşırtan aradan bir yıl geçtikten sonra gelen birisinin olmasıydı. Satın aldığı fiyatı hatırlayamayıp faizi ilk başta normal oranda işlemişti işlemesine ama bir süreden sonra tozlu raflar arasında kalan saatin unutulduğunu düşünmüştü. Antika bir cep saatiydi. Altına işlenen latince sözlerle anlam kazanıyor olmalıydı. Aile yadigarı olduğu her halinden belli olan ürünü satış reyonuna hiçbir zaman koymamıştı Cornelia. İyi ki de koymamıştı. Normalde bu tarz eşyalar anında giderdi. Bir yıl sonra rehin bırakan cadının çıkagelmesiyle tabi ödenmesi gerek tutar muammaydı. Yazıya geçirmediği çoğu rakamı unuturdu kadın. O gün bugündür düzenli bir şekilde tarihlere göre kayıt altına alıyordu. Neyse ki artık dükkânı tam bir sistematiğe oturtmuştu da Das ve Blaze gelip ortalığı kurcaladıklarında ortalığı bir çırpıda toparlayabiliyordu. Evet, günün özeti bu olaydan ibaretti. Das ön tarafta takılıyordu. Gelen takır tukur seslere bakıldığında kendini eğlendirecek bir şeyler bulmuştu bile çoktan. İşine odaklanabilirdi keza bu tarz şeyler mod belirli bir seviyenin üstünde ise yapılmalıydı yoksa Cornelia çok sıkılıyordu ve bu sıralar sık sık aklına düşen geçmişini kafasının içinde kurcalamaya kalkıyordu. Aynı hataya tekrardan düşmemek için gösterdiği bir çabaydı bu. Kafasını oyalamalıydı. Bir iddia sonucunda kazandığı dükkanı ise bunun için biçilmiş kaftandı.

Elindeki tüylü kalemi mürekkebe batırırken bir diğer eliyle çayına uzandı. Havada duran ürünlere bakıp eski fiyatlarıyla karşılaştırmaya başlamıştı. Bazılarının kalitesine göre talep ettiği fiyat kesinlikle değişmeliydi. Hele şu kalp içine hapsedilmiş siyah inci kolye… Havada karada satılırdı bu kolye elitist tiplerin eşlerine. Bakanlık çalışanı tipler bayılırdı böyle şeyler almaya. Gerçi rehin bırakılalı beş ayı geçmişti. Sahibiyle yaptığı anlaşmaya göre üç ay sonra satışa çıkartabilirdi ama yapmamıştı. İçinden bir his beklemesini söylüyordu Cornelia’ya. Bakalım yine tutacak mıydı? Düşüncelerinden sıyrılıp kafada biçtiğini yazmak için parşömeni ortaladı masanın üzerinde. Tüy kalemi parşömenle buluşturur buluşturmaz zilin sesiyle kafasını kaldırıp ön tarafa doğru baktı. Perdenin aralığından geleni göremeyecekti muhtemelen. İlk anda Das’ın halledeceğini düşünürken sesli yüksek söylenmeleriyle homurdandı Cornelia. Müşteri kaçırmak istemeyen cadı işini gücünü bir kenara ayırıp hızlıca ayaklandı olduğu yerden. Blaze uğradığında bile müşteri kaçacak endişesi taşımıyordu Cornelia. İşin başında deli dolu Das olunca olayın rengi değişiyordu tabi. Topuklularını sert şekilde yere vurarak hızlı adımlarla perdeye kadar gelmişti. Kulağına dolan ses satış yapmaya çalışıyordu. Gelen kim ise geleli daha birkaç dakika bile olmamıştı. Meraklı bir şekilde dükkânı bölen perdeyi araladı. Araladığında gördüğü kişi sevindirmiş sayılırdı. Daimî müşterilerden idi Ryan. En azından bir süredir belirli aralıklarla uğradığı için öyle kategorize etmişti adamı Cornelia. Gülümsemesini takınıp,“Tanıdık bir yüz, ne hoş!” derken bir gözüyle de Das’ın yüz ifadesini kontrol ediyordu. Yanlış ellerdeki bir asa gibi patlamasını engellemek adına Das’ın omzuna elini koydu hemen yumuşak bir tavırla. “Gabriel… Yardımın için teşekkür ederim. Ben devralabilirim artık.” Baskılı bir şekilde tamamlamıştı cümlelerini. Bir iki adım gerileyen Das ile eş zamanlı olarak o da ilerlemişti durması gereken yere. Büyülediği ürünleri unutmuştu hızlı olacağım derken. İçeriden gürültünün gelmesiyle anımsamıştı. Anlık çatılan kaşlarını gevşeterek gitmeden önce Das’a seslendi tekrardan. “Dağınıklığa bir göz atar mısın? Sıkıntın da geçer hem.” Kâğıttan kule yapacağına bir yardımı dokunsaydı daha iyi olurdu. Düşen eşyalar içinde hassas bir şey olmadığından dert etmesi gerekmemişti Cornelia’nın ama kolyeyi Das’ın görmeyip basmasından korkmuştu. Bir şey olmamasını umut etti içten içe. Müşteri gittikten sonra birbirlerini yerlerdi artık her zaman olduğu gibi. Ryan’ın tam karşısına geçtiğinde Das’ın arka tarafa geçtiğinden emin olmak için gidene kadar bekledi. Garip bir durum olmasını istemiyordu. Yüzündeki gülümseme bozulmadan sanat eleştirilerini büyük bir ilgiyle takip ettiği adamla ilgilenebilirdi şimdi. “Seni burada düzenli olarak görmek ne kadar güzel Ryan” dedikten sonra hemen devam etmişti,"Nasıl yardımcı olabilirim? Benim için elinde bir şey mi var?” diye sordu meraklı gözlerle. Satış için mi gelmişti yoksa rehin mi bırakacaktı bilmiyordu. Bir sanat eleştirmenini sık sık böyle yerlerde görmezdiniz. Merakı her gelişinde kabarıyordu cadının. O nedenle alacağı cevabı usulca beklemeye koyuldu.

Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
İçeriden geldiği için boğuklaşan bir ünleme dışında bir yanıt alamamış olan Alpharian'ın, bulunduğu yere doğru yaklaşan hızlı adımlarla birlikte bugünkü ziyaretinde kaçınamamış olduğunu anladığı Gabriel'in sevgi dolu hayıflanmalarıyla birlikte, karşı karşıya kalışlarında iki adamın da karşılıklı gözlerini devirmeleri bir olmuştu.
"Hıı, sen miydin? Ne istiyo’n? Bronş mu istiyo’n?" diye soran adamın geçen gelişinden beri bıkmayıp usanmadan -ve utanmadan da- ısrar ettiği hizibinin nişanını satma isteğiyle boğuşmak zorunda kalmıştı yine. Broşun durumu çok hırpalanmış, çizilmiş, kimi yerinden yamulmuş, iğnesinin ucu hem kırılmış hem de yamulmuş olmasa bile; Gabriel'in Alpharian'ın gözleri önünde üzerinden kazıyıp geri ağzına attığı sakızla birlikte her şey tam olmuştu şimdi.
"50'ye satıyorum ama senin güzel yüzün için 31'e vereyim." diyen adamın pasaklılığı ile hınzırlığı karşısında söyleyecek bir şey bulamamanın ve kendisisi gibi saygın birine böylesi bir yaklaşım sergilenmiş oluşunun şokuyla ağzını açıp açıp kapatarak, söyleyecek bir şey bulamayan Alpharian'ın yardımına güzeller güzel Cornelia tam uygun bir zamanda yetişmiş olduğunu müjdeleyen ayak seslerinin duyulması yetişmişti. Kadının sonlara doğru değişen ses tonuyla "Gabriel... Yardımın için teşekkür ederim. Ben devralabilirim artık." diye ortama girişi, onu tam anlamıyla bir kurtarıcı melek konumuna getirmişti Alpharian'ın gözünde.

Gabriel gitmeden önce tezgahın üzerine bıraktığı broşun üstüne ona dokunmaktan çekiniyor olsa bile elini koyup biraz kenara doğru iten Alpharian, adamla göz göze gelip "Hanımefendiyle işim bittiğinde konuşmamız devam edecek..." dercesine onunla bakışmıştı. Bakışlarının odağını Gabriel'den çekip Cornelia'ya çevirirken, adamın gözden yitip gitmeden önce işaret ve orta parmaklarını gözlerine doğru götürüp kendisine geri işaret ettiğini gördüğüne ant içebilirdi adam ama şu an için onunla ilgilenmekten daha önemli birisi vardı karşısında. Tam kadının sözleri karşısında kafasını hafifçe yana eğerek gülümseyip yanıt verecek iken arka odadan gelen gürültü karşısında kendi canı yanmışçasına yüzü birazcık ekşimiş ve gözleri kısılmıştı adamın. Kadın ise kendi yüzündeki gülümsemeyi bozmadan içeriye
"Dağınıklığa bir göz atar mısın? Sıkıntın da geçer hem." diye seslendi. İçeriden bir yanıt gelmese bile, ikili içeriden gelmesi beklenilebilecek potansiyel bir yanıtı kısa bir süre için bekledikten sonra kadın sessizliği bozmuştu:
"Seni burada düzenli olarak görmek ne kadar güzel Ryan. Nasıl yardımcı olabilirim? Benim için elinde bir şey mi var?" diyerek

"Ah, Cornelia; yorgun gözlerim için en güzel kır çiçekleri üzerinde yeni doğan günün ilk ışıklarıyla kutsanmış Gündüz çiği gibisin. İşlerimden olanak bulabilseydim sizi ve güzel işletmenizi daha sık görmeye gelirdim inan ki..." diye söze başladı Alpharian gözlerini Cornelia'nın gözlerinden ayırmadan. Hemen sonra kadının vereceği tepkiyi beklemeden ve biraz da ilgili değilmiş gibi görünme kurnazlığıyla sözlerinin devamını ekledi:
"Senin beğenine sunmak için sabırsızlandığım birkaç parçam var bugün, aralarından en beğendiğini de eğer kabul edersen sana hediye etmek isterim. Her şey para değil ne de olsa. İş arkadaşlığı bile olsa, arkadaşlıklar kazançtan daha önemlidir ne de olsa."
Bu süre boyunca pantolonunun cebinde tuttuğu sol eliyle gövdesi arasında sıkıştırarak taşıdığı ve şu an tezgahın üzerine bıraktığı kalın, Bordo renkli kadifeden yapılma bir ruloyu açtığında, çevreye ışıltılar saçan birkaç eşya ortaya çıkmıştı. Üzeri çeşitli değerli taşlarla bezeli metalden bir sinek biblosu, tam tepesinde Pembe bir inci taşıyan gümüş bir ayna, arkasında takılı olan tüyünün havayla temas etmesiyle birlikte nazlı nazlı dans etmeyi durmadan sürdürdüğü bir tüy kalem, içindeki ışıltılı metalin sıvılaşmış biçimde dönüp durduğu altından kol düğmeleri, Kırmızı yakutlarla döşeli ince bir gümüş kolye, Erumpent kemiğinden yapılma ve ince el işçiliğiyle oyulmuş işlemeli bir tarak...
"Hepsini satmayı düşünüyorum! Aşağı-yukarı 300 Galleon'dan daha fazlasını istemem ama. Sizin de kar sağlamanız gerektiğini biliyorum..." dedi Alpharian canlı bir ses tonuyla Cornelia'nın soracağını öngördüğü sorusuna önceden yanıt verdiği sözlerine başlamadan önce,
"Yaşadığını bile hiç bilmediğim büyük büyük büyük halam ölmüş ve bana mirasından yalnızca bunlar kalmış... Döküntü evimde böyle güzel şeylerin barınabileceği bir yer ya da neden yok ne yazık ki..." diye de açıklamasına devam etti. Söylediği yalanın varlığını bile elinin tersiyle arkasına attığı bir sinek gibi geçmişinde bırakan adam, kadından gelecek yanıtı onun gözlerinin içine bakarak beklemeye koyuldu.

Bu sırada tezgahın arkasında karıştırdığı ceplerinde bulduğu birkaç parça top tiftik, 3 Knut, birkaç düğme ve ataçları elinde tutarak; çaktırmadan yerinden çıkardığı asasını yöneltip:
"Resifors" diye fısıldayıp Gabriel geri gelmeden önce son hazırlıklarını yaptı. Cornelia ile işleri bittiğinde ona ödeme yapması gereken bir broş vardı ne de olsa.
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 4, total 4

Locomotor:
An itibarıyla sitenin ilk PvP (oyuncuya karşı oyuncu) senaryosuna giriş yapmışız gibi görünüyor Alpharian'ın bu hareketiyle. Niyetine bakılırsa bu seride Gabriel olarak bildiğimiz Das'ın pek de umurunda olmayan Kahşin Broşu eşyasını almak için kendisi için pek masraf olmayacak, basit bir numara icra etmeye karar vermişe benziyor.

Şimdi, ortada bir zar atıldı. Suetonius'un deyişiyle "Iacta alea est."

Ortaya GM olarak nelerin masada olduğunu koyuyorum: Bu büyü, büyü uzmanlığı Biçim Değiştirme olan birisi tarafından icra ediliyor. Zar sonuçlarına bakarak ise oldukça gerçekçi görünümlü 31 Galleon üretmeyi başarmış gibi, ilk bakışta. Fakat el altından, gizlice yapılan bir büyü, bu kadar fazla sayıda Galleon'u her hattı, her pürüzüyle mükemmel üretebildi mi? Muhtemelen hayır. Bu durumu fark etmek ise iki faktöre bakıyor.:

Öncelikle Cornelia, ürünlerini incelediği adamın tezgahın ötesinde neyle uğraştığını göz ucuyla vesaire fark edebildi mi? Asıl odağı ürünlerde olduğu için bu, Cornelia adına oldukça handikaplı bir zar olacaktır (Düello zarı). Karşılıklı RP'lerde birisinin bir eylemde bulunduğunu söylemek genellikle anlaşma olmadan yazılmaz, bu sebeple Cornelia'nın ürünleri incelediğini varsayıyoruz. Eğer itirazı varsa bana özelden ulaşabilir, tabii makul bir in-RP gerekçe ile.

İkinci unsur ise sözüm ona Gabriel isimli arkadaşın ticareti yaparken Galleon'lar arasında bir gariplik fark etme ihtimali. Ortada 31 Galleon var ve Alpharian'ın zar sonucuna göre birçok Galleon'un da oldukça başarılı imitasyonlar olduğunu söylemek zor olmaz. Tabii dikkat çekebilecek olanlar da olabilir. Bu sebeple Das'tan da bir Düello Zarı isteyeceğiz.

Cornelia ve Das RP'siz bir şekilde zarlarını attıktan sonra, Alpharian'ın bu küçük oyununun bu kişilerce fark edilip edilmeyeceğine dair ufak bir metin gireceğiz GM'ler olarak. Bu metindeki yönergeler doğrultusunda RP yazmaya devam edebilirsiniz. Das'ın ilk RP'sine bakarak gördüğümüz niyete göre eğer Alpharian başarılı olursa Kahşin Broşu eşyası, Alpharian'a yalnızca 1 Galleon'a mal olarak satılmış ve Alpharian, ufak çaplı temiz bir vurgun yapmış olur. Öte yandan ise şansa bakın işte, dükkana bu ufak büyü numarasının ardından iki düzenli müşteri girmişe benziyor. Gözlemcilerin başarı durumunda olayları bir "mevzu"ya dökme seçenekleri elinde mevcut olacaktır. Arkadaki iki kişi de böylesi bir durumda size destek çıkabilir ve temiz bir meydan dayağı ihtimali söz konusu olabilir.

Şimdilik Cornelia ve Das, yalnızca birer Düello Zarı atsın ve bu noktada bir GM güncellemesi girip içinde bulunduğunuz durum üzerine olanlar hususunda daha açıklayıcı olalım. "Let the games, begin..."

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git