İngiltere Büyücedünyası > Apples & Oranges
İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Biraz önce sol elinde tuttuğu küçük kesenin ağırlığı ceketinin cebinde yerini bulmuşken, Cadı'nın istediğini yaptırmış olmanın verdiği yüreklenmeyle az da olsa şımaran minik bir kız gibi omuz silkmesi ve tatlı tatlı sallanışı Alpharian'ın gözünden kaçmamış ve adam yüzünde zehirli bir gülümsemenin yer etmesini son anda engelleyebilmişti. Biraz önceki sözlerine karşılık kadının;
"Katılmamak yanlış olur, iş gelip geçicidir ama dostluk baki kalmalı... Çok naziksin. Ancak hiçbirini kabul edemeyeceğimi her halükârda biliyor olman lazım. Aksi mümkün değil. Teşekkür ederim, düşünmen bile çok hoş, mahcup ediyorsun beni." deyişi hediye konusunu sunduklarıyla yapamayacağı mesajını kesin biçimde vermişti bile.
Kadının sözleri arka bölümden gelen şangırtılarla parazitlense de, Alpharian odağın kendisinde daha da yoğunlaşmış durumda olduğunu düşünmek istiyordu. Gabriel adlı varoş delikanlısının içeriden gelen
"Sorun yok! Bardak kırdım ehe." sözüyle aralarına giriyormuşçasına odak dağıtıyor oluşu şu an çok da önem vereceği bir şey değildi.
Yine de ücret konusunda adamın yaptığı teklife dışarıdan bakan herkesin anlayamayacağı ama Alpharian gibi işi olarak ölümle dans etmek olan birinin eğer gözünden kaçırırsa yaşamının bitimiyle sonlanacak bir hatası olacağı gözlem yeteneğinin yakalayabildiği bir ışıltı belirmişti kadının gözlerinde. Evet, belki bu satıştan beklediği gibi kar edemeyecekti adam ama bunun yerine neredeyse ne zaman istese buraya bir şeyler satabileceğinin garantisi yerine geçebilecek köprüler kuruyordu. Buna kesin gözle bakabileceğine inanıyordu şimdi. Neredeyse her şey planına uygun olarak ilerliyordu şu an...
"Elinde tutmak istemediğine emin misin?" diye soran Cornelia'ya yanıt vermeye gerek duymadığı bakışlarıyla kadını kararının inandırıcılığına inandırdıktdan sonra; "Anlaştık diyelim mi o zaman?" sözüne ise gülümseyerek yanıt vermekle yetinmişti. Tam Cornelia'nın el uzatmaya yeltendiğini düşündüğü bir hareketlenme anında içeriye gelen müşteriler, bir kez daha Alpharian ve Cornelia arasındaki iletişimi baltalamaya özen gösterir gibilerdi. Yukarılardan birileri bugün bu adamın işlerini bozmayı çok istiyordu anlaşılan... Cadı'nın aralarındaki antlaşmalarını perçinlemek için hareketlenmiş eli, şimdi gelen müşterilere oturup bekleyecekleri yeri gösterirken; kadının yumuşak sesi ise
"Sizi şu tarafa alalım beyler. Biraz bekletip öyle ilgileneceğim sizinle maalesef." diyordu Alpharian'a yöneltilmek yerine. Kadının çekingenlik sezgisi verdiği hareketlerinden kuşkulanan Alpharian, biraz sonra iletişimlerinin bu yeni gelen müşteriler nedeniyle tam anlamıyla kopacağını öngörmüştü. Cornelia'nın beden dilinde çok az da olsa o iki kişiyle ilgili olduğunu da ayrı olarak sezebildiği bir güvensizlik olsa bile, içeriden bir kez daha gelen gürültü ve sonrasında Gabriel'in
"Cornelia'm! Kankaliçem bir bakar mısın? Önemli. Sadece sen bak ama. Cimriler gelmesin. İçeri bile bakmasın hiç. Ailevi bir şey. Aileyiz ya biz hani. GELSENE NOLUR CORNELIA!" biçimindeki yardım çağrılarından hiçbir ayrımı olmayan sözleriyle daha erken biçimde iletişimlerinin koparılışının gelip çatmasına engel olamamıştı.
Kadının "Bir saniye. Hemen geliyorum. Baktın gelmiyorum içeri dalmaktan çekinme. Ne ile karşılaşacağım meçhul nasılsa..." sözleriyle birlikte bu durumun daha da eğlenceli bir seviyeye geleceği yavaş yavaş ortaya çıkmış bulunuyordu perdenin arkasına doğru sanki orayı görebiliyormuş gibi bakan Alpharian için. Bir an yeni müşterilere doğru ilerlemeye yeltenmiş olan kadının hiç göstermediği ve neredeyse sertçe olarak betimlenebilecek olan hareketleriyle gerisin geriye dönüşü ve yüzünde tatlılıktan daha çok Gabriel'in canını almaya girişeceğine hazır olduğunu anlatan bir gülümsemeyle içeri girişi göz açıp kapayıncaya dek yaşanıvermişti bile. Şimdi içeriden açık seçik olmayan bir biçimde ve yer yer yükselen, yer yer sıkılmış dişler arasından tıslanılan ama ön tezgahtan dinlenince anlaşılmayan sözler kullanılıyordu ama nedeni ya da konusunu belki en yüce Kehanet ustalarının özenli çalışmalarıyla anlaşılabilirdi belki. Şimdi tezgahın başında mallarıyla birlikte tek başına kalan adam, içeriye gelen tipleri görmek ve belki biraz da olsa ortamdaki ağırlığını ve önemini bu iki ayak takımından kişiye belirtmek için arkasını dönmüştü. Dirseklerinin ikisini de dayadığı pozuyla, Ryan Kirkhammer'ın şu "yetkin bir züppe" rolüne bir kez daha bürünmeliydi şimdi. Hani şu çıtkırıldım bir görüntüye sahipmiş gibi olsa da sosyete içindeki ağırlığını bulunduğu ortama sezdirebildiği. Çok uyanıkmış gibi göstermediği yarı kapalı gözleri, kendini beğenmiş gülümsemesi ve kendisiyle gurur duyan ses tonuyla sessizliği bozarak söze girdi:
"Eh, havalar bugünlerde pek de tatlı değil mi beyler? Aman yok, şimdi düşündüm de; bazen genel kitlenin düşünceleri ve halktan gelen genel sağduyuyu duymak rahatımı bozar.. ama bu sefer gerekli değil."
Hır çıkaracak olsalar bile, onlara ilgisini yöneltip kendini onların seviyelerine indirerek aşağılamayacağı düşüncesini aşılamayı amaçlamıştı karşısındakilere. Yaşantısı boyunca çok tipten insanla karşılaşmıştı ama Knockturn'ü dolduran topluluktan insanlara hiçbir konuda söz bırakmamak ve eğilim ile isteklerini çok önceden köreltmek gerektiğini iyi biliyordu...
Locomotor:
Halihazırda aşırı işlek olmayan işletmenin müşterileri, muhtelif sebeplerden ötürü olabildiğince hızlı halletmeyi bekledikleri işlerini icra edebilmek için beklemeleri gerekmesinden pek memnun değillerdi. Yüzü yaralarla kaplı olan, siyah ve biraz yıpranmış gözükse de kaliteli kumaştan beze sarılı ve orta boyutlu bir kutu gibi gözüken "emanet"ini oturduğu koltukta kucağına yerleştirmiş, onu izleyen genç de izlediği figürün oturmasının ardından yerleşmişti.
Tezgahın öteki tarafında yaşanan minik kaos sonucu ana avluda üç -muhtemelen her biri "tehlikeli" olarak nitelendirilebilecek- adam kalmıştı. Artık alfalık gerilimi midir, eğlence midir, aksiyon arayışı mıdır bilinmez, sessizliğin hakim olduğu ortamda tüm yakışıklılığı ile Ryan bozmuştu sükuneti. Ağzından dökülen her bir söz ile oda adeta genç eleştirmenin kibri ve egosu ile doluyor, bu dükkanı üç adam için "fazla küçük" bir hale getiriyordu.
Duydukları sonrasında Boris oldukça sakin bir ifadeyle kendilerine laf çarpan tipe bakarken zaman zaman anlık olarak yanındaki partnerini kontrol ediyor ve ondan gelebilecek bir aksiyona karşı tetikte bekliyordu. Daha yaşlı, çok daha çirkin ve belki de sadece yaralarından ötürü çok daha öfkeli olan adamsa kucağındaki "emanet"i koltuğun, partnerinin olduğu tarafına bırakıp doğruldu ayağa.
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=YMVi4Sy021Y[/youtube][/spoiler]
"Halktan gelen sağduyunun rahatını bozduğu tek kişi sen değilsin..." diyerek yavaş ancak sağlam adımlarla karşısındaki "denyo"ya doğru ilerlemeye başladı, amacı belirsiz bir şekilde. Ryan burada bir şey yapacaksa aşağıdaki spoiler'ı okumasın ama izin verecekse baksın diyelim gerilim olsun. (:
[spoiler]Ryan'ın yanına, göz temasını hiç bozmadan gelen yaralı suratlı tip, sağ elini genç adamın sol omzuna koyarak can yakacak miktarda sıkmaya başladı. "Bu ortamlarda, hatta genel olarak ortamlarda... Tanımadığın insanların tersine gitmeyi hep sever misin delikanlı?" diyerek gözlerinin içine bakmaya devam etti yüzündeki tepesi atmışlığı gizleme konusunda pek de başarılı olmayan gülümsemesiyle. "Bu izbe sokaklara senin gibi yakışıklı, çizik görmemiş bir yüze sahip bir genconun gelmesi... Yazık değil mi gül cemaline?" Rahatsız olduğu her halükarda belliydi. Siniri bozulmuştu, koltukların orada duran ve son sözler üzerine koltuğundan doğrulup ellerini önünde kavuşturarak beklemeye koyulmuş poker suratlı gencin aksine. Ancak bir iki kere mekan sahibesinin geçtiği kapıyı kontrol eden gözleri ve korkutucu yüzüne yakışmayacak eyleme girişmezliği, burada doğrudan bir mevzu çıkartmaya niyetli olmadığının ve racon kesmeyi denediğinin bir ibaresi olabilirdi.[/spoiler]
Blaze:
[justify]
Knockturn Yolu'nda, bir alacak verecek işi için uğradığım dükkanın arka kapısına çökmüş etrafı kolaçan ederken içerden adamın çıkmasını bekliyordum. Sokağın başında ve sonunda gözcülük yapan gençleri izliyordum bir yandan da. Bazen greçekten gerekli bir iş yapmıyor olsalar da kendilerini önemli hissetmelerini sağlamak gerekiyor. Yoksa cidden özenmeleri gereken bir iş olursa onun altından kalkamazlar. Benim Bay Austin'den alacağım kumaşların gizli hiçbir yanı yok mesela. Geçen aylarda bir iyilik istemişti, e biz de adabıyla yerine getirdik. Karşılığında da çocuklara cübbe dikmemiz için kumaş verdi ucuzundan. Bu sene yeni başlayacak olan birkaçına ve boyu bu yaz 15 cm, hatta belki daha da fazla uzayan ergenlik çağındaki bebeler için de yeni cübbeye ihtiyaç vardı. Zaten buralara geldiğimizden beri severim bu adamı; Kennard Austin. İkinci el kıyafet, çanta, ayakkabı satan kendi halinde bir dükkan işletmecisi. Bize zamanında çok yardımı olmuştur. Bu aralar üzerimizde var olan darlığı bir nebze de olsa azaltan yegane şey şu an bana uzattığı eskimiş kumaşlar. "Yardımının karşılığı bunlarla çıkıyordur umarım Blaze." derken yüzündeki samimiyet gözlerinden okunuyordu. Normalde çok atarlı giderli bir ilişkimiz vardır aslında ama bugün niyeyse duygusal davranıyordu. Geldiğimde de -şimdiye kadar hiç yapmadığı bir harekettir- beni içeriye davet etmişti de ben kabul etmedim. İşim gücüm var ne yapayım içerde?
"Tamam abi ya. Sağ ol, yeter bu. Ne yaptık sanki?" Kaçırdım gözlerimi ben de. "Hadi ben kaçt-" Tam arkamı dönmüş, merdivenden bir basamak atlamış ve kaçmaya hazırlanıyordum ki Bay Austin'in sözleriyle durmak zorunda kaldım. "Dur dur. Bir şey daha var." dedi elini cebine atarken. Kaşlarımı kaldırdım. Para falan çıkarırsa valla yaşlı maşlı demem dövüşürüm şimdi burada. Dilenci miyiz biz, neyin sadakası lan? "Ne çıkarıyorsan çıkarma gerek yok. Ben yoluma gideyim." dedim demesine ama "Hemen asabileşme bir dur!" diye kaşları çatık kızmaya başlayınca kafamı yana eğdim. "Kaç yaşına gelmişim, senden huysuz değilimdir. Gençliğin ateşi işte aaah ah!" Hala ceplerinden arayıp arayıp bulamadığı şey üzerine bir de bu sözleri sarf etmesi beni iyice sabırsızlaştırıyordu. Sustum, çattım kaşlarımı, etrafa bakmaya başladım derken önüme bir kağıt uzattı. "Bir kadın geldi, alışveriş yapmak için. Hiçbir elbiseyi de beğenmedi ya neyse. Boş boş da konuşuyordu deneme kabinindeyken. Burada birilerini arıyormuş, ona getirdi konuyu. Aklınca laf alacak ya benden. Yer miyim? Yüzü boyalı deyince ben de çaktım olayı dedim sen yaz adresini, isterse o seni bulur." Uzattığı kağıt parçasını boş elimle yakalayıp bir göz attım. İsmini görünce anladım zaten olayı. Eskilerden... "Blaze!" Adımın seslenilmesiyle doğruldum. Bana doğru gelen Marlo'yu görünce Bay Austin'e dönüp "Tamam, teşekkür ettim." diyerek omzuna vurdum bir tur. Sonra da adresi cebime sıkıştırıp Marlo'ya ilerlemeye başladım.
Marlo'nun dükkanı gözlemesini istemiştim bugün. Kara listemizdekilerden herhangi biri gelirse bana haber vermesi gerekiyordu. Eleştirmen lavuğun geldiğini söylediğinde elimdeki kumaşları çocuğa uzatırken söylenmeye başladım. "İki haftada bir mesai harcatmaya başladı bu da bize." Cornelia'ya tutuldu kesin. Nereden buluyorsa böyle her hafta getirecek yeni şeyler.
Zaten iki sokak alttaydı Apples & Oranges, iki dakika var yok. Kumaşları birinin eve götürmesini söyledikten sonra çocukları sokakta bırkarak dükkanın kapısına kadar geldim. Her zaman içeri girmeden önce camdan durumu kontrol eder, ne var ne yok anlar, öyle girerim. Cornelia ve Das ortalıkta gözükmüyordu. Ksanın arkasındaki perdeye kısa bir göz atmayla gölgelerinin hareket ettiğini görebildim ama neler olduğunu çözememiştim. İçerideyse üç tane müşteri vardı. İkisi sürekli gelenlerden, diğeri de bu lavuk işte. Ne demişti kim bilir. Cornelia'ya yaptığı gibi millete de yavşak yavşak konuştuysa tabi atarlanır millet. Aralarındaki gerilim sadece görerek bile anlaşılıyordu. Zil sesiyle beraber gelişimi duyurarak içeri girdim. Dışarının soğuğunun üzerine içerisi fazla sıcak gelmişti. Burnumun kızardığını ve ellerimin buz kestiğini yeni farkına varabilmiştim. Ellerimi birbirine sürtmeye başlayıp dudaklarıma yaklaştırmış ve gözlerimi dikmiş bütün ilgileri bende olan üç adama bakarken nefesimle ellerimi ısıtmaya çalışıyordum. Anlık olarak dağılmış dikkatlarini kaybetmeden konuşmaya başladım. "Beyleer. Bir sorun mu var?" Bu sırada sorunlarıyla zerre ilgilenmiyordum. Aklımdan geçen birkaç soru vardı.
1 - Das ve Cornelia neden burada değil? Bu sorunun cevabı, içeriden gelen gürültüleri de hesaba katacak olursam oldukça ilgi çekici duruyor.
2 - Bu adamlar arasında geçen kavga beni nasıl ilgilendiriyor? Valla Ryan'ı bir tur dövseler hoşuma gider. Mekanda yapmasalar daha iyi tabi.
3 - Ne getirmişlerdi? Gözlerim yanlarında getirdiklerini arıyordu. Kasanın oralarda birkaç ürün vardı, tamam. Bir de bir kutu... Merak ettim. Görmem lazım. Hmm... Biraz dikkat dağınıklığıyla çözülebilir mi?
Kavgalarını hiçbir şey söylemeden ilgiyle izlerken tam doğru anı yakalayarak dışarı çıkmalarını sağlamaya çalışacaktım. Derken içeriden gelen Cornelia'yı görmemle sakin adımlarla yanına gitmeye başladım. Perdeyi açışıyla içeriyi de kısaca görebilmiş, Das'ın ıslak giysierini fark edebilmiştim. "Siz... Yok sormayacağım. Bunlar?" dedim açıklama bekleyerek. Sonra ikisinin duyabileceği bir şekilde fısıldadım. "Dikkatlerini dağıtıp dışarı çıkarın çabuk. 1 dakika bile verseniz yeter, bakmasınlar bu tarafa." Das varken dikkat dağıtmak dünyanın en kolay planıydı zaten. Cornelia da mekan sahibi bir hanımefendi olarak dükkanında kavga edilmemesini rica edecekti. 10/10.
[/justify]
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
İçinden "Al işte, hıyar..." demeden edemedi Alpharian. Annesiyle babası kavga etmiş çocuk gibi (Öksüz ve yetim Alpharian'ın bunu nereden bildiğini sormayın işte) bir kendisine bir de içindeki korkaklığı dışarı çok fazla vurmadan bakan genç adamın yanında oturan yüzü façalı yaşlı tip harekete geçmişti işte.
"Halktan gelen sağduyunun rahatını bozduğu tek kişi sen değilsin..." diyerek mızırdanmıştı adam Alpharian'a yaklaşmadan önce ve "Bu ortamlarda, hatta genel olarak ortamlarda..." deyip omzunu sıktığında da "Tanımadığın insanların tersine gitmeyi hep sever misin delikanlı?" diye sorarak daha da eğlenceli bir duruma sokmuştu havayı. Adamın sıktığı omzundaki sinirlerden iletilen sezgi daha sinapslarına varmadan önce Alpharian'ın beyni kaslarını sertleştirip acıyı azaltması emrini vermişti bile. İlk kez tehdit edilmiyordu bu adam ne de olsa, ilk kez de canı acıtılmıyordu üstelik...
"Bu izbe sokaklara senin gibi yakışıklı, çizik görmemiş bir yüze sahip bir genconun gelmesi... Yazık değil mi gül cemaline?" sözleri adamın şu an için ağzından çıkan son sözler olmuştu çünkü kim, istediği derecede delikanlı olursa olsun; dirseğinin altındaki yumuşak dokuya ucu dokunan ve o an için ortamdaki kimsenin hangi ara çekildiğini görüp duymadığı bir bıçak, Humeroulnar eklemine hedeflenmiş biçimde ışıldayıveriyordu oracıkta, adam bu hatayı yapmaktan vazgeçmeye çalışabileceği noktayı geçmeden çok önceden beridir.
"Dingili kırık at arabası gibi her zıtlaştığının üstüne mü yürürsün sen böyle paşam?" dedi Alpharian yüzündeki o alık bakan gözleri, kendini beğenmiş gülümsemesi ve gönenç ses tonunu bozmadan. Sonra da yanıt beklemeden ekledi:
"Öyle olduğu da ortada gerçi, sorduğum hata. Yüzünde kalan izlerinden anlaşılabiliyor. Kolunu bir daha kullanmamak istiyorsan bir kılını daha kıpırdat, haydi. Bekliyorum..."
Façalı adamın zaten bu sözleri duymadan önce Cornelia'nın çekildiği kapıya doğru bakan gözleri şimdi yeniden Alpharian'ın biri diğerinden ayrı renkli gözlerine bakmaya geri dönmüştü. Ryan görünümü ve adı altında gizlenen katil sözlerine devam etmeyi seçti:
"Bak ben yeğinlik peşinde olan bir adam değilimdir. 'Yeğinlik Adamı' takma adını daha çok benimsediğimi söyleyebilirim; bu ikisi bir diğerinden ayrı tanımlardır, gördüğün üzere."
İşletmeye birlikte girdiği büyüğünün tehlike altında olduğunu geç de olsa anladıktan sonra koltukta ayaklanan adam için de sözleri hazırdı Alpharian'ın.
Bir "STAK!" sesinden sonra bir anda sağ elinde ortaya çıkan asasını yöneltip:
"Dön ulan tüneğine, lavuk! Pislik çıkacak yoksa..." demişti açık açık ilk kez tehdit edici bir ses tonuna bürünerek. Beklenmedik bir anda pusuya yattığı çalıdan çıkıp atılan bir kurt gibi hırlamıştı neredeyse. Sonra önündeki adama gözlerini geri yöneltip:
"Biz ölümle burun buruna az gelmedik ama kafa kafaya çok vermişliğimiz oldu arslanım! Genelde racon değil, kafaları keser benim gibi 'çiziksiz yakışıklı' adamlar..." diyerek sözlerine devam etti. İkiliden yanıt gelmeyince, daha dingin bir ses tonuna geri dönüp devam etmeyi uygun bulan Alpharian:
"Knockturn'de bile bulunsak, içinde olduğumuz böylesi güzel bir işletmede bunca kabalık yeterli bence. Size geri çevirebileceğin ama çatışmaktan çekindiğin için geri çevirmeyeceğin bir öneride bulunacağım yaşlı ve 'saygın' dostum." dedi biraz önceki kişiliğiyle hiçbir ilgisi olmayan soğuk ve derin karanlıklardan çıkıp geri gelmiş bir tutumla. Gözleri ve kafasının yönlendirmesiyle kanepeye doğru imleyici hızlı bir hareket yaptıktan sonra:
"Kalktığın yere çiziksiz kıçınızı geri oturtun bayım. Önerim kısaca budur." dedi.
Genç adam isteksizce yavaş hareketlerle birlikte yerine otururken harekete geçmeyi hemen seçmeyen yaşlı olanla konuşmaya devam etti, adamın içinde bulunduğu durumla ilgili konuda onu inandırmasını sağlamak gerektiği ortadaydı;
"Çünkü biraz önce dediğim gibi; yeğinlik peşinde olan adamlar dürtülenmeyle eyleme geçerler ve gerekli olmasa bile yeğinliğe başvururlar, üstelik çoğu zaman bunu kendilerine verdiği zevk için yaparlar. Bir 'Yeğinlik Adamı' ise durum ve ortam gerektiğinde, gerektiği için yeğince eylemlere başvururlar.." Yaşlı delikanlının bakışlarından ayırdığı gözleri kanepede duran gence yöneldikten sonra sözlerine devam etmişti Alpharian, ne de olsa vermeye çalıştığı ders ikisine de yönelikti:
".. ya da şu anlık içinde bulunduğumuz durumumuzda olduğu gibi; yalnızca savından ya da ağızlarından çıkan sözlerden vazgeçmemek için direnç gösterme adına istekli olduklarından. Yeğinliği bir dürtü olarak değil, zorunluluk olarak hesapladıkları için kısacası... Bir Yeğinlik Adamı seni dizginlemek için dövebilir ama, yeğinlik peşinde olan bir adam yalnızca ona komik baktığın için bile canını yakmaya çalışabilir."
İşletmenin açılan kapısıyla birlikte Knockturn Yolu köşelerinde arada sırada gözüne takılmış olmasından öte tanışmışlığı olmayan sarışın bir "Sokak çocuğundan bozma" kadın olarak tanıdığı kişi içeriye girmişti. O anda üçlünün odağını üzerine çektikten ve ellerini ısıtmaya çalıştıktan sonra onlara:
"Beyleer. Bir sorun mu var?" diye sorduğunda Alpharian sesini boğazını temizleme görüntüsü altında gizleyerek bileğindeki mekanizmasına geri soktuğu bıçağıyla birlikte, önceden çekmiş bulunduğu asasının ufak bir salındırılmasıyla yaptığı büyüyle ortaya çıkıveren ışıltıdan ortaya var olan ufak bir kol düğmesini artık bıçaksız olan sol eliyle havada tutup:
"İşte böylece kolay bir Biçim Değiştirme büyüsüyle olmadık çöpü satmaya çalışıyorlar rehinci işletmelerine beyler!" demişti sunum yapıcı mutlu bir ses tonuyla. Yaptığı büyü hiçbir yetenek gerektirmeyecek seviyede düşük bir göz boyama olsa bile diğer iki adam da bunu önemsemiyordu ne de olsa. Genç kadının sorusunu sorduktan sonra hızla içeri gitmesiyle birlikte belki bitmesini istemeseler de biten kavgalarından dolayı dağılan adamlar için ortamın büyüsü tam olarak bozulmuştu. En son façalı serseriye yerine geri oturmaya giderken "Seni adam yerine koyduk, yerini yadırgama..." diye fısıldayıp göndermişti Alpharian. Bu iş burada bitmemiş olsaydı bile, ona söylenilenleri hazmetmesi hızlı bir işlem olmayacaktı ne de olsa.
Das:
Cornelia geldiği gibi kapıdan çıkmamamla ilgili konuşunca "Oooohoooo!! Kankaliçem zor duruma düşünce seni çağıramayacak mıyım ben? Ne bu eleştirel yaklaşımların." diye üste çıkmaya çalıştım. Kız gelip omuzlarımdan çekiştirmeye başladı. O çekiştirirken ben de ellerimle ittirerek yardım ettim ama nafile. Sıkıştım üvey kardeşim kıps. "Valla bir şey yapmadım!" diye klasik yalandan yeminlerimden salladım ortaya. "Sığıyormuyum diye deniyordum. Sığıyormuşum da çıkamıyormuşum öğrenmiş oldum. Dur dur aynı anda asılalım." Cornelia ile birlikte aynı anda çekiştirdikten sonra iyice belim acımaya başladı. "Ceketten dolayı oluyor ya. Yırtılırsa var ya kendimi yere atarım." Biraz daha uğraştık kankaliçemle. O da diyor ki Blaze olsa çoktan halletmişti. "Canını yiyeyim Blaze'i çağırma." dedim ben de. "O beni burada ikiye böler, dışarıda tekrar birleş-. Hop! Asa yok! Büyüsüz çıkar KANKALİÇEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEM!" Cümlemi bitiremeden bir anda sinirlenen Cornelia, asasından tazyikli su atması ile pencereden dışarı bağırarak fırladım. Sanırım sabahtan beri Cornelia beni dışarı itmeye çalışıyordu. Ben de ellerimle kendimi içeri çekmeye çalışıyordum. Arka pencereden dışarı fırladığım gibi 1-2 metre ötedeki duvara yapışmam bir oldu. Duvardan yere kaydım yavaşça. Bir kaç saniye yerde hareketsiz yattıktan sonra "Uğğaahh!" şeklinde, mağara adamı gibi bağırarak doğruldum. Tamamen ıslak, yara bere içinde, belimde delice bir acı ile olmama rağmen ilk söylediğim şey "ÇOK İYİYDİİ!" oldu. İçeriden bana bakan Cornelia'ya "Hadi bir daha!" dediğimde yüzünde oluşan sinir tarif edilemezdi. Kız içeriden bana bir şeyler atmaya başlamadan ayağa kalktım "Tamam tamam!" diyerek. Sonra da hızlı adımlarla tekrar içeri girdim. Neden? Çünkü amacım zaten kayıtları görmemesiydi kankaliçemin. Pencereye sıkıştım saçmalığıyla dikkatini dağıttım. Botlarımdan şappıdı şıppıdı sesler çıkara çıkara yürürken dükkanın ön tarafından Blaze girdi. Bel kısmı yıpranmış ceketimin etek kısımlarını sıkmaya yeni başlamıştım ki, öndekilerin dikkatlerini dağıtmamız gerektiğini söyledi. Şu üçlü olarak dikkat dağıtma işi dendi mi bana konuşuluyor demekti. "Bana ne yapacağımı söyleme." dedim. Sakin bir şekilde Blaze'in yanından geçtim. "Ama tamam." Boğazımı temizledim. Sonra da kendimi perdenin dışına attım.
Ön tarafta bu zibidi Ryan ile iki tane de tekinsiz dandirik mankafalar vardı. Cornelia'cığımın uğraştığı tiplere bak. Neyse iş iştir. "ARANIZDA İLK YARDIM BİLEN VAR MI?" diye bağırarak bunların yanına attım kendimi. Önce Ryan'ın koluna tutunup tamamen ıslak olmama rağmen sanki sadece alnım ıslakmış gibi elimin tersi ile sildim. "SOĞUK SOĞUK TERLİYORUM ÖLECEĞİM SANIRIM. BU BAHSETTİKLERİ KIRMIZI ANTAPOLUS BÜYÜSÜNDEN MI YAPTILAR BANA ACABA HANİ BU ÖLDÜREN VE ÖLÜYÜ GÖRÜNCE BAŞKASINA BULAŞAN BÜYÜ?" Ryan'a sarılmayı bırakınca da dönüp iki mankafanın yanına doğru ilerledim. Sanki sesim çıkmıyormuş gibi, "Öğğğğğğğğ öğğğğğğğğğğğ boğazımmmmmmm çok kuruuuuuuuuğğğ. Terler boğazımdan çıkıyor sanırım. ÖĞĞĞĞ!!" Bir anda boşluğa bakıp yere attım kendimi sanki ölmüş gibi. 1-2 saniye ölü gibi yattıktan sonra "ÖĞAAAAĞĞĞĞĞ!" diye böğürerek yerden havaya yükseldim. Bu sırada da vücudumu sanki içime cin kaçmış gibi titretiyordum.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git