17 Nisan, 2026 09:23:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Scarlet Masquerade  (Okunma sayısı 787 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #30 : 14 Kasım, 2021 19:58:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İşte orada, bilinen bir şehrin, bilinir bir köşesinde, bilinmeyen bir kadın, vampir dişleri parlayan bir adamın kollarındaydı. Kalbi büyük bir hızla atıyor, vücudu gitgide ısınıyor ve taşlaşmış duyguları birer birer çözülüyordu. Her dönüş, her bakış ve her söz sanki sihirliydi. Lakin sonra, hiç beklenmeyen bir anda bütün lambalar söndü, sihir kayboldu. Balo salonu bir anda ruh emiciler tarafından basılmış gibi soğudu, bütün mutluluk yavaşça çekildi. Güzel kokularla yıkanmış bedenindeki tüyler bir anda dikildi, parmaklarının ucunda bir soğukluk hissetti. Kendini yavaşça Seth'in kollarından kurtardı. Bütün bedeni bu harekete karşı durmaya çalıştı. Bütün kasları adamın kollarına tekrar geri dönmek için yalvardı Cwénhild'e. Lakin kızıl saçlı kadın onları dinleyemezdi. Yapması gerekenler daha önemliydi. “Sancte Michael Archangele, defende nos in proelio, contra nequitiam et insidias diaboli esto praesidium.” Bir takım uğursuz sözleri duyuyordu kulakları yavaşça kalabalığı yararken bedeni. Asasının ucundaki ışık güçsüzdü, tedirgindi. Tıpkı salondaki diğer ruhlar gibi. Gözleri Mira'yı aradı. Fakat karanlığın içinde onu bulmak imkansızdı. Bir yumru içine oturdu. Bir korku, uzun zamandır hissetmediği bir duyguydu bu, zaten kendisi için hissetmiyordu. Mira'nın saçının bir teline gelebilecek en ufak zarar bütün bu mekanın alevler içinde cayır cayır yanmasına yeterliydi. Bir sis perdesi yavaşça yükseldi, yanmakta olan ahşabın kokusu. Bir şeyler olacaktı, bir şeylerin olacağını hissediyordu. Kötü bir şeyler, zalim bir şeyler! “...qui ad perditionem animarum pervagantur in mundo. Amen!” Bir ıslık sesi muazzam bir hızla havayı deldi ve geçti. Karanlığın içinde kaybolmuş bir adam Cwénhild'in tam önünde şaşkınlıkla olan biteni izliyorken o ıslık sesi adamın bacağıyla buluştu. Acı içinde kıvrıldı adam, dizlerinin üstüne çöktü. Elleri oku arıyorken bir ok daha adama isabet etti, tam boynundan. Kızıl saçlı kadının ayaklarının önüne yığılıverdi adam. Cansız bir şekilde.

İvedilikle asasını çekti kadın. Kendisini ve etrafındakileri korumak zorundaydı, bir kalkan yaratıp bütün büyücüleri içinde toplayıp bu katliama karşı durabilmeyi amaçlıyordu. Kendisinin yaratacağı başka bir katliam ile tabiki. Fakat, yapamadı. Asası onun sözlerini dinlemedi, hayır asası onun sözlerini duymadı! Sanki derin bir uykuya yatmış gibiydi, bir tahta parçasından farkı yoktu! Tekrar denedi, bir büyü yapmayı daha denedi lakin başaramadı. Kimse, balodaki kimse büyü yapmayı başaramıyordu. Bir yolunu buldular ha? diye düşündü. Şaşkınlığının arkasındaki korku biraz daha güçlüydü artık. Tavanın üzerinde beliren sembolü gördü gözleri. On beş yıl, on beş yıldır yaptığı bu iş, bunların olmaması içindi işte! Mira gibi yavruların bir takım radikalleşmiş bağnazlar tarafından katledilmemesi için çabalamıştı. Lakin olmamıştı, becerememişti! Ölüm yine her yerdeydi. Onlarca karanlık silüet savunmasız kalmış büyücüleri bir bir avlıyordu. Gözlerinin önünde ölen büyücülerin sayısını takip edemedi. Böyle duramazdı, bir şeyler yapmak zorundaydı! Kaçamazdı, bir koyun gibi avlanmayı beklemeyezdi. Bu yobazlara istediğini veremezdi. Eğer bugün burada ölecekse bu, bir korkak gibi kaçarken sırtına yediği oklar sebebiyle olmayacaktı. Hayatı boyunca savaşmıştı. Annesiyle, cinsiyetiyle, adını ve yüzlerini unuttuğu onlarca suçluyla, her zaman savaşmıştı. Şimdi de kaçmayacaktı savaştan, dimdik duracak ve bir aslan gibi kükreyecekti. Belki onun sayesinde bir iki kişi daha kaçabilirdi buradan. Belki...

Daha iyi yürüyebilmek için topuklu ayakkabılarını çıkardı, olduğu yere çöktü ve elbisesinin yırtmacını yırtarak bacaklarına daha fazla manevra kabiliyeti verdi. Silahlanmalıydı, büyüler çalışmıyordu. O yüzden asasını elbisesinde ayarlanmış yere tıkıştırdı ve gözlerini açtı. Bar tarafına ulaşabilirse orada bir şeyler bulabilirdi. Meyveleri kesmek için bir bıçak, belki bir satır belki başka bir şey. Herhangi bir şey! Lakin ilk olarak oraya ulaşmak zorundaydı. Cesetlerin arasından sıyrılarak, sessizce, mucidin kendisi tarafından paketlenmeden önce oturduğu bar kısmına gitmeye çalışacaktı. Eğer oraya ölmeden ulaşabilirse kendisini barın arkasına atacak ve bütün çekmeceleri karıştırmaya başlayacaktı. Bir bıçak, kesici herhangi bir alet işini görürdü. Ondan sonra karanlığı kendi avantajına kullanmayı deneyecekti. Bütün bu kıyımın içinde gölgelere ve karanlığa karışıp avcıların o değersiz boyunlarını kesmeye çalışacaktı. Ne kadar avcı öldürebilirse o kadar fazla hayat kurtarabilirdi. Bıçaklar savrulacak, kemikler parçalanacak! Savaş günü, kan günü... Güneş doğmadan kızıl gün bitmeyecek!

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8


Çevrimdışı Isolde Aideen O'Malley

  • Mekan Sahibi
  • 7. Seviye
  • İleti: 28
  • 52 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Isolde Aideen O'Malley
  • Güç Puanı: 0
  • It's time to wine down
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Mag Mell Taverna Sahibesi
  • Cemiyet: La Fay Şifacılar Topluluğu
  • Biçim Değiştirme Gücü: 8
  • Lanet Gücü: 7
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Animagus, 2. Seviye
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #31 : 17 Kasım, 2021 16:33:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Isolde bir gözlemciydi. Kısa bir bakışla çözebilirdi karşısındakinin bütün hikayesini, sokakta geçirdiği yıllar kazandırmıştı ona bu yeteneği. Hayatta kalabilmek için kimin iyi kimin kötü olduğunu ayırt etmeyi öğrenmesi gerekmişti. Konuklarının maskeler ardına gizlenmiş simalarını izlemek gençlik yıllarına, kafasının karışık olduğu zamanlara götürmüştü onu. Ancak bu defa bilinmezlik kabuslarını süsleyen bir canavar değil, parçaları birleştirilmeyi bekleyen bir yapboz gibiydi. Ve Isolde her bir parçayı yerine koyacak, bundan zevk alacaktı.

Minik böceğin kulak okşayıcı melodileri büyülü orkestrayla birleştiği, dinleyenleri de haklıca mest ettiği sırada kendine bir şampanya doldurdu, kusursuz işleyen baloyu izlemeye koyuldu. Her şeyin sarpa saracağı daha bariz olamazdı; her şeyi kusursuz yapan da buydu. Fırtına öncesi sessizlik.

Abanoz saatin çanları bu olay için kurulmuş gibi çınladı ışıklar söndüğünde, ortama kasvet ve korku hakim olurken Isolde bunu tahmin edebildiği için az kalsın kahin diyecekti kendine. Aynı zamanda kızıyordu kendine, dahiceydi nihayetinde, önce kendisi akıl etmeliydi böylesi bir finali, ucunda ölüm bile olsa müteşekkirdi cadı avcılarına.

Kırmızı sıvı dolu kadehi dudaklarına götürdü insanlar panikle kaçışmaya başlarken, sırf biraz canları tehlikeye giriyor diye böyle bir yaygara çıkarmalarını hiçbir zaman anlamlandıramamıştı kuzguni saçlı kadın. Taverna harabeye dönecekti ve eğer hasar büyünün onarabileceğinin üzerine çıkarsa bütün işleri kız kardeşine devrederek çekip gitmek en mantıklı seçenek gibi görünüyordu.

Bir başka yudum almak için davrandı kadehine, elbette bir noktada dahil olması gerekecekti olaylara fakat o nokta gelene kadar tablonun tadını çıkarmayı hak bellemişti kendine. O sırada ne olduğu anlaşılmayan bir cisim çarptı eline; kristal kadeh düşüp tuzla buz olurken Isolde bunun Tanrı'dan bir işaret olduğunu anladı.

Gözleri hemen minik böceği aradı, dehşete düşmüş bir ifadeyle kendi yaşlarında bir oğlana saldıran cadı avcısına donmuş halde bakarken buldu onu. Tedbir amaçlı baldırına sakladığı zehir kaplı bir hançer ile birlikte kıza doğru ilerledi. "Gidiyoruz." Bu kadar basitti yapmaları gereken, yanlış bir adımla patlamadan mayın tarlasının çıkışına ulaşmaktı yalnızca. Kızı kolundan tuttuğu gibi bara doğru sürüklemeye başladı, kel arkadaşı Dickerson'un tezgahın altına saklandığını tahmin edebiliyordu. Ve tahmin ettiği gibiydi de, bira fıçısının yanında cenin biçiminde yatmış devasa adama seslendi hiddetle. "Aptal adam, tavernayı yıkıyorlar!" Keline bir şaplak attı ve ayağa kalkması için ensesinden yakaladı. "Marseille'yi bul, buradan gidiyoruz."

Kel dev felix felicis almış gibi fırladı ayağa, arkasındaki rafın sekizinci sırasındaki parmak büyüklüğündeki şişeleri cepledi ve bir görev adamı misali biricik garsonlarını getirmek amacıyla harekete geçti. Isolde her ne kadar ciddi ve odaklı kalması gerektiğini bilse de adamın önüne çıkan herkese elindeki şişeleri fırlatmasına gülmeden edemedi.

Ciddiyetsizliğinin bedelini ödeyecekmiş gibi hissediyordu ama kaderin önüne ne çıkaracağını kim bilebilirdi ki? Eğer bu gece ölürse katiline teşekkür edecekti. Şimdilik barın büyük tezgahının arkasında durmak onları güvende tutuyor gibi görünüyordu. Çok geçmeden dev adam omzuna attığı bir kadınla zıpladı yanlarına. Marseille'yi bırakmasına fırsat vermeden "Haydi!" dedi Isolde, barın arkasındaki gizli geçitte gözden kaybolmadan önce son bir kez arkaya dönüp baktığında tavandaki mührü kırmaya çalışan bir grup insana karşı göz devirmeden edemedi.

"Ne olurdu uslu uslu ölseniz, tavernayı talan ettiniz!"[/justify]

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9
« Son Düzenleme: 17 Kasım, 2021 19:07:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Isolde Aideen O'Malley »

Çevrimdışı Lucien Vanidestine

  • Slytherin
  • 2. Seviye
  • İleti: 5
  • 87 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Lucien Vanidestine
  • Güç Puanı: 28
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: mel
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 4
  • Tılsım Gücü: 8
  • İksir Kabiliyeti: 5
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #32 : 21 Kasım, 2021 16:58:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Balonun oldukça sakin, hatta sıkıcı geçeceğini düşünüp bunalmış bir halde oturduğu yerden insanları izleyip arkadaşının heves dolu konuşmalarını dinlemek ve arada ona cevap vermek dışında pek bir şey yapmayan genç büyücü için ortalığın birden karışması şok etkisi yaratmıştı. Neler olduğunu tam anlayamasa da pek iyi şeyler olmadığını söyleyebilmesi için neler olduğunu bilmesine gerek yoktu. Ortamın yanması, çığlıklar, ve tüm bunlara sebep olduklarını tahmin ettiği siyah figürlerle birlikte ortam tam bir ölüm kapanına dönüşmüştü.

Beyninde çalan tehlike çanlarıyla yanındaki kızın kolundan tuttuğu gibi ayağa kalktı ve onu da sürükleyerek hiçkimsenin dikkatini çekmeden çıkışa doğru ilerlemeye başladı. İnsanların korku dolu çığlıkları ve etrafta uçuşan farklı dildeki sözler gözlerinin önünde rahatsız edici bir renk cümbüşü oluşturuyordu. İlk önceliği yanındaki genç cadıyla birlikte güvenli bir şekilde dışarı çıkabilmekti, ama başını ağrıtan sesler ve nesneleri ayırt etmesini bir nebze de olsa zorlaştıran karman çorman renkler yüzünden bunun mümkünatı azalıyordu. Önünde telaşla koşan insan kalabalığı sağ olsun, çıkışa gitmeyi geç, yaklaşamıyordu bile. Ortada durmak tehlikeli olduğu için kızı bırakmadan kendini yere attı ve seri şekilde emekleyerek barın arkasına attı kendini. Hangi akla hizmet buraya geldiğini kendisi de bilmiyordu, ama karışan sesler, renkler, kalabalık, hepsi çocuğun düşünme yetisini elinden aldığı için aklına gelen ilk şeyi yapmak zorunda kalmıştı. Arkadaşıyla birlikte saklandığı yerin hemen arkasından cadı avcılarının nefret kusuşunu duyabiliyordu. Acaba onları görmüşler miydi? Emin olamıyordu, kontrol de edemiyordu. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu.Arkadaşına döndü ve barın diğer tarafından çıkıp gitmesini işaret etti. Kızın kendini koruyabileceğini biliyordu. Kız saklana saklana giderken kendisi yalnız kaldı. Eline bardan bir içki şişesi aldı, en kötü ihtimalle birinin kafasına geçirip koşarak kaçardı. Sorun yok, diye düşünüp cadı avcılarının bakmadığı bir anda emekleyerek bardan uzaklaşmaya başladı. İnsanların arasından değil de masaların altından ilerliyordu. Bu şekilde kapıya kadar gidecek, yakalanırsa şişeyi kullanacaktı. Bir sorun olmayacaktı.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 9, total 9

Çevrimdışı André Harris

  • Hufflepuff
  • 9. Seviye
  • İleti: 49
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To André Harris
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 30
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 2
  • Travma: En Büyük Hayal Kırıklığı
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #33 : 21 Kasım, 2021 19:49:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Balonun kalanı boyunca genç şövalye bozuntusu Mirabelle'e muhafızlık yapıyor, bu esnada çokça sohbet ediyorlardı. Gerçi konuşan daha çok Mirabelle idi ancak kumral saçlı oğlanın pek de var olmayan sosyal kabiliyetleri düşünüldüğünde muhtemelen bu, çok daha sağlıklı olandı. Gerilim ve stres ile ailesinden habersiz geldiği bu mekanda yalnız geçirdiği her on dakikada bir kontrol ettiği baba yadigarı gümüş köstekli saatinin yelkovanı kim bilir kaç tur atmıştı çikolata saçlı kızın yanında geçirdiği süre boyunca. Her şey güzeldi, babasının yıllardır kendisine öğretmeye çalıştığı -tabii bu daha çok Sör Beauvoir'nın başarısı olsa gerekti- her türlü beyefendiliği, içinde bulunduğu şövalye zırhının da verdiği cesaret ile uygulamaya dökmeye çalışıyordu. Bir insanla ikili olarak diyalog kurabildiği ender anlardan biri içerisindeydi, mutluydu. Ta ki balo salonuna o uğursuz karanlık çökene kadar...

İlk anda şaşırdı herkes gibi ancak maskeli balonun bir etkinliği olabileceğini düşünerekten girişken bir adımda bulundu. Sağ eliyle, belinin sol tarafındaki süt beyazı demir kılıcın mücevher işlemeli kabzasını kavradı ve kükredi aptalca olduğunu çok yakında idrak edeceği bir cesaret ile: "Endişeniz olmasın leydim, ben sizi korurum!" Oyundu onun için an içerisinde içinde bulundukları durum; farkında değildi karanlıkta saklanan uğursuzluğun, gölgelerin örtemeyeceği korkunun. Çıkışını takiben Fransızca fısıltılar yükselmeye başladı salondan. Hayır, Fransızca değildi bunlar; başka bir şeydi... Lakin pek uzun süremedi dil analizi. Yaklaşık üç metre ötesindeki orta yaşlı bir cadının asasından yayılan loş ışığın aydınlattığı alandan hızla geçen bir ok önce düşüncelerini, hemen ardındansa takım elbiseli bir erkeğin yüreğini delmişti an içerisinde. Adını yahut yüzünü bilmediği o adam yere, ayağının yarım metre ötesine düşmüştü cansızlaşmaya başlayan bedeniyle. Gözleri irileşti kumral saçlı oğlanın. Salonun muhtelif yerlerinden birkaç patırtının daha geldiğini duydu.

Çığlıklar doldurdu kulaklarını, kaçışmaya meyletti insanlar görüşündeki. İşte o noktada yükselen uğursuz, gür sesler, salonun dört bir yanından yükselen ancak aynı hayırsız kelimeleri zikreden gür sesler yararak aldı dağınık ve düzensiz çığlıkların yerini; yekün, tek bir ses misali: "Malleus Maleficarus!" Işıklar söndü. Sağ eliyle kavramakta olduğu soğuk metalin dokusunun değiştiğini, tahtaya geri dönüştüğünü hissetti. İnsanlar birer ikişer cansız bir biçimde yere yığılırken ise kimse cisimlenmiyordu. Kendisi henüz bilmiyordu malum tekniği ancak kaçması gerekmez miydi diğerlerinin? Karanlığı bozan boy boy silüetler yalnızca daha çok çığlık atıyorlardı, daha çok korkuyorlardı, ayakları üzerinde çil yavrusu misali dağılıyorlardı.

Kendisiyse içinde bulunduğu konumu unutmuş, yavaşça adımlıyordu bilmediği bir yöne doğru. Yüzü düşünceli, korkuyla titreyen eli; kılıcından ayrıldı ve asasına gitti. Zeki bir oğlandı André, tahmin ediyordu giriştiği eylemin sonucunu lakin inanamıyordu. Gerçekleşecek sonuçtan emindi zihni ancak yüreği ve ümidi, düşüncelerinin hızına ayak uyduramamıştı. Salladı asasını bir hilal şeklinde, çaresizce. Hiçbir şey olmadı. Tahmininin doğruluğundan dolayı ince bir gülümseme bürümüştü miğferinin altındaki dudaklarını. İşte o anda sol yanağından aşağı süzülen damla, hissedebildiği tek şeydi. Çığlıklar kulaklarını, karanlık gölgeler gözlerini uyuşturmuş şekilde kalakaldı bir süre. Nefes alıp veriyordu sadece. Bir anlığına nefesi düzensizleşti, art arda iki kere nefes aldı. Duman... Yangın? Zihni bir boşluk olmayı o an içerisinde bırakmıştı. Adımını yerden kaldırırken ikinci bir duyusu geri geldi ve ayakkabısının, yerden yükselmesini zorlaştıran, yapışkan bir sıvıya bulanmış olduğunu fark etti: Kan...

Gözleri dehşetle açıldığında ve çevresine gerçekten dikkat etmeye başladığında yanındaki kızı kaybettiğini fark etti. "Mirabelle!" dedi içinden. Sağına soluna bakındı hızlıca. Onu korumalı- koruyabilir miydi ki? Gerçek oklar atılıyordu insanlara... Duraksadı bir an yine. Arkadaşına yardım etmeliydi, öte yandan kendisini bile kurtarabileceğinden emin bile değildi ki! Gözleri karardı, halihazırda karanlıkken ortam pek yardımcı olmuyordu. Çıkışa doğru yönelmeliydi, belki yol üstünde denk gelebilirdi ona... Yanakları sırılsıklam, gözbebekleri irisine yer bırakmayacak kadar genişlemiş bir halde ilerlemeye başladı sağı solu tarayarak. Mekanın tek çıkışı vardı. Sonra duraksadı. Buraya gelenler her kim ise bir kıyım yapmaya gelmiş ve çıkışlarını önlemişlerdi. Herkesin kapıya yöneleceğini bekliyor olmalılardı, kapı değildi buranın çıkış yolu. Pencereler... Balodaki ilk vakitlerini yalnız başına geçiren oğlan duvar köşelerinde çokça bulunduğundan dolayı bir hayli iyi biliyordu pencereleri. Evet, oralardan çıkabilirdi! Adımlarını ilerletirkense pencereye yakın olan karaltılar fark etmişti. Sabitlerdi. Burada bir kişi kaçmıyorsa o kişi... Hayır, yöneldiği taraf güvenli olmasa gerekti. Düşünce treni son hız devam ederken sol tarafındaki merdivenlerden yükselen, oldukça iyi tanıdığı bir ses ile bölündü hesaplamaları.

"Profesör! Profesör Yamashita!" diye seslenmekten kendisini alıkoyamadı şaşkınlık ve ümit ile sesin kaynağına. Başını çevirdiğinde üst kattaki devasa yangından dolayı ön tarafı aydınlık olan, merdivenin ortasındaki ruh emiciye döndü ve göz göze geldiler ilk anda. Arkasında, henüz merdivene adımlamamış arbaletli figürleri yangının ışığının açısı sağ olsun seçebiliyordu rahatlıkla kendisi muhtemelen siyah bir karaltı iken. Tabii seslenişi profesörün peşindeki figürlerin dikkatlerini üzerine çekmiş olabilirdi. Ama bu değildi şu anda aklında olan... Bir açmazda kalmanın eşiğindeydi sonsuz değer verdiği kısa boylu cadı, bir şeyler yapmalıydı...

"Orası yangın! Sizi alayım!" diyerek profesörünün inişini yumuşatacak bir masa çekmeye meyil etti yanından. Masa düşündüğünden ağırdı lakin sırtından yangının sıcağını hisseder, ciğerleri kara ve öksürüklere tutulmasına sebep olan dumanlarla dolarken masanın üzerinde gördüğü iki ateş viskisi şişesi aklına bir fikir getirdi. "Yangın profesör, şey, arkaya, duvar, ateş!" diyerek şişeleri aldı ve profesörle kendisinden hepsi aynı yönde kalan infazcıların arasına, daha çok kendi yakınına iki şişeyi fırlattı açıyı olabildiğince lehlerine tutmak adına. Malum kişilerin üstlerine fırlatmak aklına bile gelmemişti porsuk yürekli şövalye bozmasının. Kendisinden yaklaşık bir metre yüksekteki cadıya düşüncelerini korkudan mütevellit düzgünce anlatamamış olsa da takipçileriyle aralarında bir ateş duvarı yapmak ve kendilerine uzaklaşma imkanı yaratmak istiyordu. Sonrasındaysa... Aklına gelen bu fikrin sonrası tamamen boşluktu minik şövalyenin. Ama Profesör Yamashita yanındaydı, belki kendisine yardımcı olabilirdi, değil mi? Bu mezbahadan sağ çıkabilmenin bir yolu varsa ancak o bilebilirdi...


Bu RP, isabetlilik amacıyla mekan sahibinden balo salonunun krokisi alınarak yazılmış ve iki katlı bir evin merdiveninden masa örtüsü fırlatmak suretiyle bir fizik testine tutulmuştur. Görseldeki turuncu X André, mavi X Mirabella'yı, kırmızı kutular GM metnince betimlenen cadı avcılarını, sarı çizgi ise çekilmek istenen ateş duvarını temsil etmektedir. Bu RP, öyküsel bütünlüğün sağlanması adına yalnızca belli bir noktaya kadar André'nin gözünden kaleme alınmıştır.
[spoiler][/spoiler]


Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

Çevrimdışı Mirabella Yamashita

  • Hogwarts Profesörü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 980 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Mirabella Yamashita
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Duygu
  • Meslek: Tılsım Profesörü
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 26
  • İksir Kabiliyeti: 2
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #34 : 21 Kasım, 2021 19:55:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Çoktan görevini tamamlamış ve belki de istemediği bir kabuğa bürünmüş genç kadın salondan çıkmak üzereydi ki birden salonun ani bir karanlığa bürünmesiyle olduğu yerde kalakaldı. Neler oluyordu? Sayısız cadı ve büyücüye ev sahipliği yapan bir baloda tüm ışığın kaybolması gibi bir şey söz konusu bile olamazdı. Tabii eğer bir sorun varsa... Hemen içeri doğru ilerledi körlemesine atabildiği en hızlı adımlarla. Karanlığa henüz alışmamış gözleri kendini nereye götürür bilmezken asasının ışığını yakmayı akıl edebildi salondakilerle eş zamanlı sayılabilecek bir anda.

Sonra önce uğultudan net seçilemeyen ancak daha sonra Bella'nın kulağına çok da yabancı gelmeyen sözler doldurmaya başladı salonu. İlk başta hiçbir şey anlamasa da sonra tanıdık bir kaç kelime çarptı kulağına: savaştan, şeytanın kötülüklerine karşı korumadan, şeytanın cehenneme yollanmasından bahsediyordu. Bella'nın araştırmalarında karşısına çıkan ve muggle'ların 'dua' diye adlandırdıkları sözlere benziyordu. Ancak bu sözler bütünü, hiç mi hiç tanıdık değildi genç kadın için. 'Yeni çıkan bir tür 'dua' olmalı ancak neden, nasıl burada okunuyor bu muggle sözleri? Bir terslik var, bir şeyler yapmam la-' diye düşünürken aniden ıslık sesini andıran sesler ve asalardan çıkan büyüler böldü kadını. Gözleri şaşkınlıkla açıldı, kendini hem korumaya alabileceği hem de belki bir şeyler düşünmek için zaman kollayabileceği yukarı kata dikti gözlerini. Büyük bir hızla merdivenlere ilerlerken daha önce duyduğu hiçbir şeye benzemeyen iki kelimeyi duydu kulakları, ardından da asasındaki büyünün ve lumosların bir bıçak gibi kesildiğini fark etti.

Birkaç basamak yukarı çıkmıştı şimdi. Yukarıdan gelen kırmızı sarı renklerden ve aydan başka bir ışık kaynağı kalmamıştı koca salonda. Bu yapılan son hareketin de hiddet ile, yüzündeki maskeyi çıkardı hışımla. Hatırlayabildiği tek Latince kelimeleri haykırdı büyük bir kuvvetle. "Ave Maria." Belki bu saldırganları yukarı çekebilir ve böylece insanların kaçmasını sağlayabilirdi ya da ateşkes anlamına geliyordu belki bu kelimeler ve bu kıyıma son verilirdi. Bilmiyordu genç kadın. Tam umutsuzca, kendisine dönmüş 3 saldırgana bakıyordu ki oldukça tanıdık, sevdiği bir sesi işitti kulakları. "Andrè! Sen? Burada, nasıl?" Çocuğu ve korku dolu bakışlarını görmesiyle birlikte bütün planı bozulmuştu genç kadının. Şimdi tek bir amacı vardı o da öğrencisini buradan çıkartabilmek. Önce çocuğun bölük pörçük duvar,ateş, yangınlarından bir şey anlamasa da iki şişe ateşviskisini fırlattığını görür görmez omzundaki pelerini çıkarttı. Birkaç basamağı atlayarak çoktan asma balkonu kaplamış yangına tuttu pelerinini ucunu. Sonra da sanki bu yaptığı bir büyüymüşcesine havada dalgalandırıp attı pelerini alkolle bulanmış zemine. "Incendio," diye bağırdı bu sırada. Belki saldırganlar duyardı ve belki alkol ve ateşin buluşmasıyla aniden harlanan ve bir duvar haline gelen alevleri büyü zannederlerdi.

Hızla atladı bulunduğu merdiven pervazından. Yerden belki dört, beş basamak yüksekteydi ama soluduğu dumanlar nedeniyle biraz dönmüştü başı. Sendeleyerek koştu öğrencisinin yanına. "André, sebebini anlayamadığım ancak büyük ihtimalle son söyledikleri uğursuz kelimelerden kaynaklandığını düşündüğüm bir şekilde büyü yapamıyoruz. Senden istediğim, ne olursa olsun kendini koruman. Muggle yöntemlerine başvurmamız gerekebilir." Omuzlarından tutup gözlerine bakarak keskin bir kararlılıkla söyledi bunları çocuğa. Ancak hızlı olmaları gerekiyordu. Önlerindeki alev perdesi ne kadar dayanırdı, bu meçhuldü. Hızla sağı solu taradı gözleri. Alkol... İksir en kötü olduğu daldı cadının ama biraz önce Harris'in yaptıkları kendine bir ilham olmuştu. "Harris, kılıcın!" dedi ve daha çocuğa fırsat bile bırakmadan kaptı elinden. 'Ruh emici olmak için kat kat giyinmemin hiç bu kadar işe yarayacağını düşünmemiştim,' diye geçirdi aklından. Bir parça yırttığı kumaşı hızla doladı tahtaya, sonra da biraz önceki alevlere tuttu ucunu. "Sıkı tut, sakın bırakma, kafanı ve kalbini koru bununla," diye çocuğun eline tutuşturdu. En yakınındaki viski şişesini de kapıverdi. İçene yırtık kumaştan tıkıştırdı yapabildiği kadar. Yaklaşan bir saldırgan görürse kılıçtaki alevle ateşe verip saldırgana fırlatabilirlerdi. Sonra da bara doğru koşmaya başladı André ile birlikte. Amacı, barların genelde sahip olduğu arka mutfağı, oradan da çıkışını bulabilmek ve o çıkışı kullanıp ilk cisimlenebilecekleri alanda öğrencisiyle Hogsmeade'e dönmekti. Buradaki olayların nedeni ise çok sonradan araştırılmak içindi. Tabii sağ kalabilirse... Öğrencisini de kurtarabilirse...

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10

Çevrimdışı Kont Sati Von Richmond

Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #35 : 23 Kasım, 2021 13:39:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kanla yoğrulmuş karanlık geceyi dolduran çığlıklar, yaralıların çaresizce inlemeleri ve ölülere dökülen ağıtlar. Bir kabus gecesi yaşanıyordu bugün Mag Mell'de. Hemen dışarda, balo salonuna bakan büyük pencerelerin önünde ise purosundan son bir nefes daha aldı kızıl cübbenin sahibi. Bir Engizitör kostümünü andırıyordu kıyafeti. Yanında kukuletaları ve bol dökümlü cübbeleriyle minyatür kuleleri andıran yarım düzine siluetle beraber, pencereden görünmekte olan can pazarını andırır manzaranın tadını çıkarıyor gibiydiler.

Parmaklarıyla vurduğu purosunun külü, sonbaharın taze esintisine kapılıp arkasında atıl şekilde beklemekte olan at arabalarının tekerlerine doğru savruldu. Kukuletalılara doğru çevirdi başını. Kapüşonu gözlerini kapatıyor, yüzünü kara bir gölgeyle kaplıyordu. Ak düşmüş sakalıyla kemerli burnunun arasına sıkışmış dudakları aralandı belli belirsiz ve şu sözler döküldü peşinden de. “Çocuk... ve Seherbaz.”

Kukuletalı kimseler at arabalarının başına geçtiler. Arabaların pencerelere dönük kapıları açıldı...



Kızıl saçlı seherbaz barın arkasından eline geçirebildiği silah benzeri, bıçak, şişe fark etmeksizin ne bulabilirse cadı avcılarına fırlatmaya başlamıştı. Yanına yaklaşmaya cüret edeni ise buna kalkıştığına pişman ederek birer birer etkisiz hale getiriyordu. Melon şapkalı bir tanesinin kafasında şişe parçalamış, şişenin kırık parçasıyla başka bir cadı avcısını güzelce haklamıştı. Fırlattığı çatal ve kaşıklar ise tam hedefini bulmuştu, öyle ki cadı avcıları artık devirdikleri masaları siper olarak kullanmaya başlamışlardı. Yediği birkaç okun da kadını durduramadığını fark edince, kral kılığındaki cadı avcısı, üzerine bir takım şişelerden döktüğü sıvılarla kaplı kılıcını çekerek kendisine yaklaşmıştı. Cwenhild’in bıçakla karşılık verdiği bu mücadele, ne yazık ki pek uzun sürmemişti. Kralın çift eliyle birden kavrayıp savurduğu koca kılıcı, kadının yırtık eteğinden sarkan bacağını bulmuş ve ciddi bir yaralanmaya sebebiyet vermişti. Topallayarak bara yaslanan kızıl saçlı seherbaz, önce elindeki son silahı olan kırık şişe parçasıyla direnmeye niyetlense de, bir süre sonra başının kuvvetli bir şekilde döndüğünü fark etmiş ve bilinçsizce yere yığılmıştı. Gecenin sonunda bir Kral tarafından kucaklanmak suretiyle bilincini kaybettiği yerden kaldırılacak ve belirsizliğe götürülecekti. Sorgulanmak üzere tabi ki...



Ne talihsizlik ki, kızıl saçlı kadının barda yaşadığı heyecan esnasında göremediği ve yanından sürünerek geçen melek kostümlü Lucien de tam o esnada masaların birisinin altından emekleyerek çıkışa varmaya çalışıyordu. Seherbazın tam önünde yere yığıldığını görünce bir an çığlığı koyacak gibi olsa da, bir şekilde kendisine mukayyet olabildi. Masaların altından emekleyerek kaçma planını şu ana kadar başarılı bir şekilde icra ettiği söylenebilirdi. Hatta en son girdiği masaya takılan kanatları, emeklemesiyle birlikte masayı da hareket ettiriyor ve karanlıkta ona doğal bir kamuflaj sağlıyordu. Bu yönden bir hayli talihli sayılabilecek genç adam, bir melek kılığında geldiği baloyu bir masa kılığında terk ediyordu.



Mag Mell'in sahibi Isolde ise, kel arkadaşının desteğiyle terk etmek üzereydi bu kanlı baloyu. Yaşananların sorumluluğuna dair bir ibare barındırmıyordu yüzündeki ifade. Şansı yaver gidecekti ki, içeriyi en iyi bilen kişi olarak kolayca çıkışa varacak, ancak uğradığı hasar yapılacak büyülere rağmen can sıkıcı derecede büyük olacaktı.



Şövalye kılığındaki delikanlı ve Tılsım Profesörü Yamashita’nın mücadelesi ise salonun diğer köşesinde tüm hızıyla devam ediyordu. Andre’nin alkol şişeleriyle yangın çıkarma ve cadı avcılarının önüne set çekme planı başarıya ulaşmış gibiydi. Mirabella ise giydiği kat kat kumaşı kullanarak aynı şekilde kaçacakları yol için alevden bir barikat çekmeyi başarmıştı. Cadı avcıları ise bu ikiliye yaklaşamayacaklarını anlayınca uzak mesafeden vurabilme güdüsüyle germeli yaylarına başvurmuş ve kısa boylu kadını hedef almaya başlamışlardı. İkili bara ve arkasında mutfağa açılan kapıya doğru dolu dizgin koşmaya başladıkları esnada, kadının sırtına saplanan birkaç ok, ruh emici kostümünü aşmış ve vücuduyla temas etmişti. Buna rağmen tüm gücüyle ve haliyle öğrencisinin de desteğiyle, sendeleyerek ilerlemeye gayret gösteriyordu. Tam barı aşıp, mutfak kapısına doğru hareketlenmişlerdi ki salonun öbür ucunda, büyük bir şangırtıyla iki adet zıpkın; saplarına halatlar bağlı olduğu halde pencerelerden fırlayıvermiş ve tam da barın arkasındaki kapıya isabet etmişlerdi. Zıpkınların kapıya saplanmasıyla bağlı bulundukları yerlerden kopan halatlar, garip bir mekanizmayla dönerek savrulmaya başlamış ve profesörün hemen önünde, kapıya doğru ilerlemekte olan genç büyücüye isabet etmişlerdi. Seri şekilde daireler çizmekte olan halatlar, birkaç saniyeden kısa bir süre içerisinde çocuğun etrafında dönerek onu hareket edemeyeceği ölçüde bağlamışlardı. İpler, üzerlerine bir sıvı sürülmüş gibi ıpıslaktı ve çocuğun kostümüne değdikleri anda kati bir surette kenetlenmişlerdi. Öyle ki genç büyücünün vakti olsa dahi bu halatlardan ve oluşturdukları bağdan kendisini bir süre daha kurtaramayacağını söylemek pekala mümkündü.

Halatlar bir mekanizmayla çalıştırılmış gibi gerisingeri, son sürat çekmeye başladılar Andre’yi. Profesör, elinden kayıp giden çocuğun kollarını yakalayabilse de, çocuğu çeken gücü durdurmak için gösterdiği çaba nafileydi. Hatta kendisi de halatların çekildiği pencerelere doğru sürükleniyordu kesin bir surette. Yine de Andre’yi bırakmamak için direndi. Birkaç okun daha etini deldiğini hissetti. Cadı avcılarını uzak tutmak için oluşturdukları alev duvarına kadar bırakmadı, etrafı halatlarla mumyalanmış gibi çevrilen ve kaskatı kalmış çocukcağızı. Alevlerin içerisine girdi bir anlığına, sonra da kendisine bakan nefret dolu gözleri gördü, şapkaların altında yuvalanmış. Sonrası ise zifiri karanlık. Derin yaralar ve yanık izleriyle kaplı bünyesi daha fazla dayanamadı bu umarsız şiddete. Yarın sabah gözlerini St. Mungo hastanesinde açacağı su götürmezdi.

Çocuk ise halatların ucunda at arabasına kadar çekildi son sürat. Bir tabutu andırır kutunun tam içerisine çekti halatlar onu. Çelik kapak kanadı. Kilitler takıldı. At arabası, ağır tıngırtılar eşliğinde engebeli bir arazide yola koyuldu bilinmeze doğru.



Bir sabah yağmuru söndürmeye başlamıştı Mag Mell'de yanan alevi. Tavanda oluşan çatlaklar temizletecekti zemindeki kan lekelerini. Çok kayıp verilmiş, çok can yanmıştı dün gece burada. Mazide kalması gereken bir savaşın, yeniden ilanını duyuruyordu manzara.

Hayatın içinden gerçek bir kesit izlediniz.


Cwénhild Muirghéal: Cesaretinin bedelini az daha canıyla ödüyordu. Cadı Avcıları tarafından sorgulanmak üzere alıkonuldu. Akıbeti henüz bilinmiyor.

Isolde Aideen O'Malley: Umursamazlık huyuydu. Tavernasını yaktılar. Bana mısın demedi. Şimdi beş parasız sokaklarda... Şaka, şaka. Bir ara büyülerini Mag Mell'in tadilatına harcasa iyi olacak. Harabeye döndü güzelim mekan.

Lucien Vanidestine: Şansı hep yaver gitti. Şiir gibi kaçtı. Bahtın açık olsun masaadam!

André Harris: KAÇIRILDIN! Nerede olduğu ve akıbeti bilinmiyor. Cadı avcıları tarafından kaçırıldı. Evet... Tarafından!

Mirabella Yamashita: Sorumluluk sahibi bir profesör olarak elinden geleni yapsa da öğrencisini kurtaramadı. Yanık izleri ve yaralarının iyileşmesi için St. Mungo'da bekleniyor. Kendisine acil şifalar diliyor, geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
« Son Düzenleme: 23 Kasım, 2021 13:49:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Kont Sati Von Richmond »