17 Nisan, 2026 09:02:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Scarlet Masquerade  (Okunma sayısı 785 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #15 : 31 Ekim, 2021 17:55:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(İncili kadın)

Pembe soğuk tonlu porselen bir korsenin kaşmirden yapılma iplerini son bir kez daha sıktım. Bulunduğumuz kapalı toplumun içinde giymek için oldukça cesur bir tercihti. Maskelerin yüzleri gece gibi örtüleyeceğinden emindim. Herkesin anlamlı bir şeyler giymeyi deneyeceği bir yerde farklı bir görüş olarak zıt bir ucu temsil etmek daha cazip gelmişti. Korsenin üstüne şal benzeri bir şey takıştıracak, arı şeklinde bir broşu iliştirecek, başka hiçbir şey giymeyecek, yalnızca; transparanlığı kapatacak düzeyde çok katlı beyaz bir tül etek geçirecektim altıma. Boşvermişlik gibi duruyordu ama ayıplanmak kimin umurundaydı? Parıldayan yüzümü gösteremeyeceğim hiçbir yer için vaktimi harcayamazdım. Planlarım daha farklıydı. Aynanın karşısına geldiğimde elimdeki mataradan dolu dolu yudumlar alıverdim. Her zaman içmeye gidilecek yerden önce başlamak en güzelidir. Ekşiyen bir suratla “Iyyk. Çok çirkin tadı. İçenler nasıl içiyor bunu, ne midesizler var ya.” diye söylendim kendi kendime ironikliği görmezden gelerek. Dudağımın kenarından akan sıvıyı baş parmağımla sildikten sonra makyaj masamın üzerinde duran maskeye uzandım. Her milimetresi inciyle kaplanmış olan beyazlık hoşuma gitmişti. Fiyakalı duruyordum. Burnuma tam oturduğunda ince iplerini başımın arkasında bağladığımda hazırdım çoktan. Güneşten çalınma bir sarılıkta olan saçlarıma da göz süzdüğümde özgüvenli bir gülümse takındım yüzüme. Bu baloda yapmam gereken çok şey vardı. Önce bir arkadaşımı bulmalıydım.

Kasıtlı bir geç kalma ile balonun yapılacağı tavernanın arka sokağına cisimlenmiştim. Bedava içki için herkes oradan oraya koşuşturuyor, kokoş kadınların kadınların kahkahaları sokağı dolduruyordu. Açtım bacakları biraz daha hız kazanabilmek için. O sırada etrafı da gözetliyordum. Görünüşü dikkat çeken birçok tip var gibiydi. Bu kadar zor olmasını beklemediğimden ve gördüğüm üzere fazla bir hazırlık yapılmış olduğundan gözleri dört açmak lazımdı. Kapıya vardığımda genç görevliye yöneldim. İsmimi soruyordu. Ne diye kayıt yaptırmıştık ki? Adımın sorulmaması lazımdı ama anlaşılan bu kısım atlanmıştı. “Hiçbir şey.” dedim. Tabi, adam anlamadı ve boş gözlerle bakındı bana. “Tatlım ne var illa afilli bir şey mi bulmam lazımdı? Uğraştırma beni.” Sokak ağzına geçmem saniye sürmemişti. İyice kayan ağzımı toparlamaya uğraşmadan kolumla ittirdim hafifçe adamı. Saçımı da savurdum şöyle bir içeri geçerken. Eteğimin tüllerinin katmanını tutturamamış olmak canımı sıkmıştı. Fazla kat atmışım. Çok lazım gibi. Ne zahmetli işti bu da yahu. Önce ağzımda kalan leş gibi tadı silmek için bara ilerleyip bir içki kaptım kendime. Falcıyı da hemen gözüme kestirmiştim gidip biraz laf kalabalığı yapmak için ama buraya eğlenmeye gelmemiştim. İçkimden ilk yudumumu alır almaz hazırlayan barmene çevirdim kafamı.  Canlı gözlerinden yola çıkarak “Yakışıklı olduğun kadar kokteyl hazırlamada başarılı olsaymışsın seni kaçırmazmışım. Yazık oldu.” dedim bıkmışlıkla. Anlaşılan bugün içecekten yana şansım yoktu. O matarayı evde bırakmayacaktım. Ayık ama bayık kafamı toparlayıp etrafa bakındım. Ne kasmışlardı. Tanrı desen var, tüm takımyıldızını üstüne toplayan var, arbalet ile dolaşan rahibe de var. Kaçıklar toplantısına döndürmüşler burayı. Söylenmemek için odağımı değiştirdim çabucak.

Biraz daha etrafa bakındıktan sonra görmem gereken ışıltıyı görmüş, ona doğru ilerlemiştim büyük bir dikkatle. Köşe başına geldiğimde iz süren bir kaplan gibi mesafemi ayarladım ve dilimi biraz törpüleyerek -yabancı değil ama işte ne olur ne olmaz diye- selamlaştım bulduğumla. “Kargalar ile melekler birbirine girmiş bu gece. Tüy mü yoluyoruz yoksa sadece izliyor muyuz uçuşunu? Umarım yoluyoruzdur. Daha sıkıcı bir gece olamazdı çünkü.” diyerek sivri dişli adamın görünüşünü incelemeye başladım. Giydiği şeye çok fazla dikkat etmemiştim başta ama şimdi gözüme çarpıyordu. “Dişler yakışmış”. Fazla uzatmadan koluna girdim adamın. Planladığımız gibi ilerleyecektik. Bir yağ gibi sıyrıldık masa aralarından. Şen şakrak halimi takınarak hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordum. Ortama ayak uyduruyordum, bazı tipler görünüşüme uzun uzun baktıklarında burun kıvırıp geçiyordum. Bir rahatsız ben mi varım sanki burada? Elini attığın manyak çıkar muhtemelen. Ben bir nebze olsun daha iyiyim. Her neyse… Yakın bir yere konuşlanınca hemen kulak kabarttık ve önemli bir şey yakalayıp yakalayamayacağımıza dair beklemeye koyulduk. Şans meleği falan bir şeyler dönüyordu. İçim şişmişti. Ortamın kalabalıklaşması ve gözüme çatan detaylar ile kıpırdandım oturduğum yerde. Yanımdakine dönüp büyük bir ciddiyetle “Hemen geliyorum. İzninle. Bana ihtiyacın olursa buralarda olacağım.” der demez masadan kalkmıştım. 

Her şey bir güne toplanmıştı. Masadan kalkarken aralardan dolaşan garsonlardan birinin tepsisinden bir içki kaptım. İçmeyecektim. Kalabalığa karışırken fazla dikkat çekmeye başlayan miniğin geçişini kolaylaştırmak için ayak altında olanlardan birinin üstüne içkimi pat diye döktüm bir keyifle bir yaygara koparmak için. “Aay. Elimden kaydı birdenbire. Nasıl olur böyle bir şey? İnanamıyorum. Lütfen, kusura bakmayın. Çok mu içtim ne yaptım? Peçete gibi bir şeyler bulayım ben size.” Kibar kibar konuşuyordum başta tabi. Laf kalabalığı olmaya başlayınca ve ses tonları yükselmeye başlayınca cazgırlığımı konuşturmaya karar verdim kaçıp gidene göz kırparken. “Ne demek istiyorsun sen be? O koca yağlı vücudunu taşıyamayan sen tutup bana laf mı söylüyorsun? Çekil şuradan.” dedim ve sert bir omuz attım. İncecik vücudumla kıvrılıp aralarından sıyrıldım. Olmam gereken yere dönerken arkamdan gelen seslere kulağımı kapatmıştım. Bir işin ortasındayken bu kalabalık ile uğraşmak istemiyordum. Yanımdaki de yanmasın. Bir çırpıda her şeyi halletmeye çalışıyordum bir terslik olmamasını umut ederek.


Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #16 : 31 Ekim, 2021 18:46:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Evrak çantası titreyerek içinde bulunduğu çekmeceden güç bela çıkarken çekmeceye sürtündüğü yerlerden çıkan duman korkutucuydu. Ucuz atlattım diye düşündü kadın. Çanta havada bir ok gibi uçup kadının ellerine geldiğinde beraberinde getirdiği yanık kokusu pek keyifsizdi. Eğer elleri bu tuzağa umarsızca girip yansaydı, ellerinin narin görünüp güzel kokması için emek harcayan hizmetçilerin emeklerine büyük yazık olurdu. Çantayı eline aldığında bir anlığına duraksadı. Odanın her metrekaresine ilmek ilmek tuzak işleyen bu adamlar çantayı es geçmiş olabilirler miydi? Bu konu hakkında oturup düşünecek zamanı pek varmış gibi hissetmiyordu. Temkinli ve garip gözlüklü adamın yahut ona çalışan bir adamın buraya gelme ihtimali yüksekti. Zira az önce de düşündüğü gibi bir çok tuzağı buraya düşünmeden koyan birisi, o tuzakları atlatabilecek kadar becerikli birine karşın bir alarm bir uyarı mekanizmasını da akıl edebilirdi. Risk budur. Gözlerini kapatıp elini deri çantanın içine soktuğunda alnından akan boncuk boncuk terleri hissedebiliyordu. Gerginlik ve korku yavaş yavaş bütün kaslarına sokulurken çantanın hiç bir tepki vermeyişi tüm korkusunu temizledi ve kadın derin bir nefes vererek rahatladı. İçi rahatlayınca tekrar odağını topladı ve çantadaki belgeleri incelemeye koyuldu. Bir çok parşömen, not ve iki defter buldu. Bir çok çizim, bir çok yazı. Maalesef okuduğu hiç bir şeyi anlamıyordu ancak çizimler bir takım çıkarımlar yapmasını mümkün kılıyordu. Yedi kişi, yedi hizip, bir de önemli kişi. Carmilla? diye düşündü. Latince öğrenmediği için kendisine kızdı kadın. Bir merak parçası zihninin içine bomba gibi düştü ve büyümeye başladı. Lakin devam edemedi. Zira duyduğu bir ses bütün dikkatini bambaşka bir yöne çevirdi.

“Terbiyesiz herif bir de asa mı çekiyorsun?! Amanın kurtarın!”

Bir serzenişten çok bir uyarı gibiydi tonlaması. Öyle olmasa bile buradan gitmesi gerektiğini düşünüyordu zaten. Aradığı şeyi bulmuştu, burada daha fazla kalıp yakalanma ve belgelerin yanlış ellere geçme riskini alamazdı. Notları, parşömenleri ve defterleri hızlıca çantaya geri tıktı. Çantayı da sol kolunun altına sıkıştırıp iyice sağlama aldı ve odaya geri döndü. Asasını kaldırdı ve büyülü sözleri söyledi. Ceviz ağacı komodine, yatağa ve halıya ulaşan alevler bir anda parladı. Alevler parlayınca kadının yeşil gözleri de parladı. Duman görüş açısını hızlıca kapattı. Bir iki öksürük boğazını temizlemesi için yeterli oldu. Koşar adımlarla odadan dışarı çıktı ve kapıyı arkasından kapattı. Bu odada sadece bu belgelerin olduğunu düşünmüyordu. Adamın üzerinde bile bir dünya parşömen vardı, kim bilir çekmecelerde, dolaplarda ve keşfedemediği bambaşka yerlerde neler gizliyordu. Bu odanın yok edilmesi elzemdi. Aşağıda bir dünya büyücü bulunuyordu otelin duvarlarının yangına karşı tılsımlanmamış olması durumunda o kadar büyücü bu yangını kısa sürede söndürebilirdi. Evrak çantasını aldıktan sonra ne yapacağı ona daha önceden söylenmişti. Onu buraya getiren araba, arka çıkışta bekleyecek, gece elbiseli kadını, partnerini ve çantayı alıp buradan gidecekti. Adımlarını hızlandırarak yangın yerinden uzaklaştı. Asasıyla yüzünde biriken isi sildi. Merdivenlere yaklaştığında, düz, girintisiz beyaz maskeli bir adamı ve mucidi gördü. Adam mucidi düşürmüş, karnına da bir tekmeyi yapıştırmıştı. Ayrıca az önce söylediği sözler sayesinde Cwénhild olaya müdahale edebileceği ve bir taşla iki kuş vurabileceği bir fırsatı gördü ve bunun üzerine oynadı.

Büyük bir adımla merdivenlerin başında belirdikten sonra asasını çekti ve büyülü sözleri haykırdı. "Petrificus Totalus!" Eğer başarılı bir şekilde mucidi etkisiz hale getirebilirse -ki yerde yatan savunmasız bir adamdı bu- maskesini çıkaracak ve seherbaz kimlik kartını havaya kaldırıp lafa girecekti. "Durum kontrol altında, kendisi aranan bir suçlu." daha sonra adamın maskesini çıkartıp herifi arka kapıya kadar taşıyacak çantayı ve mucidi teslim edecekti.

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 8, total 8


Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #17 : 31 Ekim, 2021 21:41:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(gümüş işlemeli siyah maske, üç çift siyah beyaz kanat)
Genç adam, gösterişli kapının biraz ilerisinde, bekleyişinin on üçüncü dakikasında sıkıntıyla nefesini verdi. Yüzündeki maskeyi şöyle bir düzeltti ve bekleyişin kaldığı yerden devam etti. On beşinci dakikada sonunda genç kızı kendisine doğru gelirken gördüğünde 'nihayet' diye geçirdi içinden.
Kız, görünüşüne oldukça özen göstermişe benziyordu, muhtemelen bu yüzden geç kalmıştı. Üzerinde altın işlemeleri olan siyah mat elbisesi üzerine tam oturmuştu ve kız tarafından zarafetle taşınıyordu. Siyah - altın rengi uyumunun mükemmel birer örneği olan aksesuarları ve ayakkabıları elbiseyi tam tamamlamış, hatta daha da göz alışı görünmesine yol açmıştı. Tüm bu görünüme uyan siyah ve altın renkli zarif maskesi, siyah kanatları ve siyah bir toka ile gevşek ama şık bir topuz yapılmış altın rengi saçları ile oldukça göz alıcıydı.
Geç kaldığım için üzgünüm, hazırlanmam biraz uzun sürdü de.. Arkadaşının özrünü dinlerken toz pembe diye düşündü genç adam. Kızın sesi her zamanki mutlu rengindeydi.
Sorun değil. dedi elindeki cep saatini cebine koyarken. Güzel görünüyorsun. Kızın gülümsemesi aldığı iltifatla beraber daha da büyümüştü. Mutlulukla parıldayan bir yüz ifadesiyle Teşekkürler! dedi. Sen de gayet şıksın. Hafifçe tebessüm etti çocuk, teşekkür eder gibi kafasını salladı. Aslında görünüşü o kadar da şık veya değişik değildi. Siyah beyaz, oldukça normal bir takım giymişti. Gümüş detaylı maskesi ve üç çift siyah beyaz kanadı olmasa oldukça normal göründüğü söylenebilirdi.
İkili, sonunda kapının ardındaki eğlenceye katılmak için ilerledi. Eh, genç adama soracak olsanız buna eğlence değil işkence derdi, ama buradaydı işte. Ailesinin ve şu an yanında olan arkadaşının sürekli ısrarları sonucu buraya gelmeyi kabul etmişti. Kapıdan içeriye girene kadar vazgeçip evine, kitaplarıyla dolu huzurlu ortamına, dönme şansı vardı ama artık çok geçti, her ne kadar henüz dışarıda olsa da yanındaki kızın içeriye girmekten vazgeçmesine izin vermeyeceğini biliyordu.
Kapının önüne geldiklerinde görevliye ters bir bakış attı, sanki bir böceğe bakıyormuş gibi. Ardından derin bir nefes aldı, yanındaki kızı göstererek Azazel. dedi soğuk bir sesle. Daha sonra elini yavaşça kendine doğrulttu ve aynı soğuk tonla tekrar konuştu. Lucifer. Görevli, gencin bakışlarından rahatsız olmuş bir şekilde listeyi inceleyip geçebileceklerini söylediğinde bakışlarını çekti genç, kıza kolunu uzattı. Normalde böyle bir şey yapmazdı ama kızın bu balodan memnun olmasını istiyordu, bu yüzden biraz daha 'kavalye' gibi davranması gerektiğini düşünmüştü. Kız mutlulukla koluna girdiğinde hafifçe tebessüm ettiyse de bu tebessüm birkaç saniye sürdü.

Salona girdiklerinde duyduğu karmaşık seslerle birlikte gelen renk dalgası biraz rahatsız edici gelmişti, ama katlanılmayacak bir şey değildi genç için. Oturacak bir yer bulduktan sonra (ki 3 çift kanatla oturmak pek de kolay olmamıştı) renkleri görmezden gelerek soğuk bakışlarıyla etraftakileri incelemeye ve içinden yargılamaya başladı. Bebek gibi görünen bir şarlatan? Acınası. Karga kılığına girmiş bir kadın? Gülünç. Bir iskeletle beraber oturan bir gelin? Oldukça tuhaf, biraz da delilik. Beyaz maskesi dışında normal görünen birisi? Diğerlerine göre kabul edilebilir. Oldukça eski giyinişli, leş gibi sigara kokan birisi? Yoldan geçen rastgele bir evsizi baloya almışlar gibi. Bir rahibe? Din denilen büyük yalana inananlar ve bunu yayanlarla dalga geçmek için güzel bir seçim.
Daldığı düşüncelerden sarışın kızın sesiyle sıyrıldı.  Sence de çok eğlenceli değil mi? Herkes çok hoş görünüyor! Sesindeki alaycı tonu engelleyemeyerek Evet diye yanıtladı kızı. Oldukça eğlenceli.
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 3, total 3

Çevrimiçi Locomotor

Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #18 : 31 Ekim, 2021 22:30:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Beyaz, düz maskeli adamın velvele girişimi oldukça başarılı olmuş gözüküyor. Asalar maalesef ki kırılmıyor fakat belden çıkıp yerde sekerek yuvarlanmaya başlıyor ki o ana kadar dikkati bu manzarada olmayan insanlar yerde yuvarlanan asayı görünce söz konusu ithama hemen ikna oluyorlar. "Vay pislik, asa mı çekiyor ha?" gibi birçok eleştiri ortama yönelirken önce meraklı ve burnunu her işe sokmayı seven insanlar müdahil olmaya çalışıyor olaya.

Bu olaylar yaşanırken kahverengi çantayla üst kattan inen kızıl saçlı cadı, yalnızca eleştirmekten çok daha fazlasını yapıyor ve adamı hemencecik yere serip paket olarak götürmeye başlıyor. Kalabalık içerisinde, yakalanan adamı, seherbazı ve çantayı hasetle süzen bazı gözler mevcut dikkatli gözler için. Nitekim asıl olaylar daha gürültülü: Her ne kadar kendi hedefleri alıkonulmuş olsa da seherbazı yuhalayan ve seherbaza tepki verenler oluyor. "Hey, lanet olası seherbazlar partiyi basmış! Bakanlık bir eğlenmemize izin vermeyecek mi? Lanet olası kadın!" Bir telaş da başlıyor ortamda: "Hay, bu partiyi de basacaklar! Lanet olası 10 kişi kanunu yüzünden balo yapamaz olduk, aşağılık muggle'lar bile bizden daha iyi partiliyorlar be!" Son tepkiler iyice yayılıyor ve kızıl saçlı seherbaz, yuhalamalar eşliğinde uğurlanıyor. Arka tarafta teslimat yapılırken adamın kendisinin de işe dahil edilmiş olması malum iki kişiyi biraz germiş olsa da takas gerçekleşiyor sorunsuzca.

Bu sırada üst kattaki yangın, henüz aşağıda etkilerini göstermiş değil lakin çok fazla da zaman kaldığı söylenemez. Şarkı devam ediyor mu meçhul. Davetliler arasında toplaşma yasağı kanunundan korkup ortamı cisimlenerek terk edenler mevcut fakat genel kalabalığın olsa olsa onda biridir diyebiliriz. Balo modu haliyle biraz olumsuz etkileniyor. Kimisiyse eğlencesine geri dönmenin derdinde. Balonun kalan ruh hali, davetlilerin ve organizatörlerin elinde. Tabii tahminen mutlak kaosa en fazla 10 dakika kalmıştır...

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #19 : 31 Ekim, 2021 22:56:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify](Vampir)

Artık kaç yaşına geldim. Bu tarz maskeli balolar, partiler, konserler için biraz geçti... Üstelik fazla düşünmeden resmi cübbemin üstüne geçirdiğim pelerin ve büyüyle uzattığım köpek dişlerim ile oluşturduğum vampir kostümüm, balodaki neredeyse 5 kişi ile pişti olduğu için mutsuz olmuştum. Siyah maskem yüzümün yarısını bile kapatmıyordu. Saçlarımla, burnumla, sakallarımla oldukça kolaydı tanınmam. Yine de ortama ayak uydurmuş sigara – bira kombosu yapıyordum bir köşede. Çevrede gençlerin koşuşmaları, sohbetler, tanıdıklar derken birileri ile konuşma isteği oluştu içimde. Yalnız zamanları severdim sevmesine ama herkes böylesine eğlenirken benim gruptan uzak olmam içimde bir rahatsızlık, bir şeyleri kaçırıyor hissi oluşturmuştu göğsümde. Kalkıp bana selam veren bakanlık çalışanlarının yanına gitmemek için zor tutuyordum kendimi. Buraya değer verdiğim bir oluşumun isteğiyle gelmiştim ve görev bilincim biraz daha fazla bastığı için yerimde bir sağa bir sola dönerek bilmem kaçıncı sigaramı bitirmiştim. O sırada inci bir maske ile yanıma gelen hanımefendi aradığım kişi olduğunu belli edercesine kargalar ve melekler hakkında bir yorumda bulundu. Elimdeki sigarayı masamın üstünde duran tablaya acele ile söndürüp hanımın elini tutup dudaklarıma götürdüm eğilerek. “İzliyoruz.” dedim gülümseyerek. Kadının koluma girmesine izin vererek sonunda salonun içinde gezebilmenin verdiği memnuniyetle adımlamaya başladım. Gülümsediğimde dişlerimin gözükmesi ile aldığım yorumla “Ne demesiniz.” dedim dalga geçercesine. “Esmer vampir, üstelik sıfır yaratıcılık. Sizin kostüm nedir böyle? Bir ressamın tablosundan çıkmış gibisiniz.” dedim en kibar tavırlarımla. Ben baloyu, çevredeki insanların eğlencesini beğenmiştim ancak yanımdaki hanımefendi biraz fazla katıydı bu duruma. Çoğunlukla çevreye iğneleyici ifadelerle bakıyor, dudağının kıvrılmasından memnun olmadığını hissettiriyordu. İstemsiz oluşan onu memnun etmeliyim düşüncesi ile boş boş konuşuyordum ben de.

Peşinde olduğumuz kişinin yakınlarına gelip konuşulanları dinlemek baya eğlenceliydi. Hayatımda oldum olası dedikoduyu sevmişimdir. Yine ve yine, yanımdaki hanım rahatsız olmuş, üfleyip püflemişti. Hatta sonra da beni orada bırakıp “hemen geleceğini” söyleyerek uzaklaşmıştı. Üzgün bir sesle nefes alıp verdim. Evet, yalnızlık. Hayatım boyunca kaçtığım ama sürekli beni bulan olgu. Yapacak bir şey yok, görevi tek başıma yapacağım. Eh artık yaşlandım, çok da eğlenceli değilimdir. Hanımefendiyi suçlamıyorum. Örgütten tanıştığı biriyle vakit geçirmek istememiş olabilir. İç cebimden çıkardığım sigarayı sarmak için kara kuzgun rumuzlu kadının yakınlarındaki bir masayı seçtim ve dediklerini dinleyerek sigaramı sardıktan sonra yalnızlığıma yaktım. Bir sonrakini de beni yalnız bırakan kadınlara yakıldı. Bir sonraki de istediklerimi yapmadan ilerlediğim mesleğim için... Tam dördüncüsünü de yakıyordum ki salonun ötesinden gelen sese döndüm tüm balodaki kişiler gibi. Bağrışmalar yine iki üç kişinin sorunuyken bir anda üst kattan inen kişiyi gördüğümde olduğum yerde dikeldim. Cwénhild? Harika gözüküyordu bu kostüm ile. İçimde yine bir şeyler alevlenirken kadının ciddi sözleri geldi kulağıma. Orada birini mi tutukluyordu gerçekten?

Arkamdaki kuzguna kafamı hafiften çevirip bakış attım. Sonra da Cwenhild’e baktım. Yerimden ayrılmamalıydım. Endişeli bir ifade ile oturduğum yerden olayı izlemek zorundaydım. Kuzgunun sorun çıkaracağını düşünürken, artık öyle bir olay olmayacaktı belli ki. Böyle bir ortamda risk alamazdı. Yine de emin olmam gerekiyordu. Cwén’in bir sorunu olursa yardım edebilmek adına elimi asama götürdüm sadece. Baloya gideceğini neden bana söylemedi ki? Cwén insanların yuhalamaları ile ortamdan uzaklaşırken bakanlığa gelen laflar ile birlikte tekrar bir kuzguna baktım. Evet, örgüt iyiydi ama bakanlık benim ilk sıramdaydı. İstemsiz bir şekilde ayağa kalkıp yeni sardığım sigarayı iç cebime attım. Salonun ortasına geçip boğazımı temizledim. "Saygı değer cadılar ve büyücüler. Bakanlık'ın partiyi basması gibi bir düşünceniz olmasın. Biz de sizin gibi eğlenmek için burada bulunuyoruz. Karşıt değiliz, birlikteyiz. Yaşananlar için seherbaz hanım adına özürlerimi sunuyorum." dedikten sonra sahnedeki hanım kızımıza dönüp "Lütfen." dedim. "Şarkınıza devam edin."

Tekrar eski yerime dönüp oturamazdım. Kuzgun benim bakanlıktan olduğumu bildiği için kaçacaktı. Bu yüzden ondan uzak bir yere geçip oturdum. Sonra cebime koyduğum sigarayı ağzıma koyup derin bir nefes çektim. Cwénhild adına ilk özür dileyişim değildi bu. İncili hanımefendi için biraz dezavantaj oluşturmuştum ancak dediğim gibi. Bakanlık ilk sıramda geliyordu. [/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 1, total 1
« Son Düzenleme: 02 Kasım, 2021 01:59:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Maskeli Kişi »

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #20 : 31 Ekim, 2021 23:54:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ah, evet yuhalayın. Sizi manyak bilim adamlarının deney malzemesi olmaktan, bir ayinde kurban edilmekten kurtardım. Tabiki yuhalayacaksınız. Asasının ucundan fışkıran ışık garip gözlükleri olan korkmuş ve yere yığılmış adama ulaştığında balo salonundaki dikkatler bir anda üzerine çevrildi. Bunun olacağını tahmin ettiğinden mütevellit kimliğini hazır etmişti. Bir ihtimal ortalığı sakinleştirmek, olayın kontrol altında olduğunu belli edebilmek için. Lakin yaptığı hamle bir satranç oyununda görünmeyen bir filin önüne konmuş bir vezir gibi patlamış, her şeyi olduğundan daha da berbat bir hale getirmişti. Bir seherbaz olduğu, görevini yerine getirdiği için halk düşmanı ilan edilmişti resmen. Öfkeli kalabalığın içinden geçerken yumruğunu sıkıyordu. Öfkesi yukarıda yanan alevler kadar canlıydı. Geçen onca yılın ardından bu tür söylemlere alışmış olması gerekiyordu ancak alışamamıştı. Kendini bilmez bir adamın dudaklarından çıkan sözcükler onu hala irite edebiliyordu. Her zaman problemi bu olmamış mıydı zaten? Çabuk sinirlenmesi, çabuk parlaması ve o parlama esnasında etrafındaki her şeyi yakıp kül etmesi değil miydi bütün hayatının bu denli problematik bir arap saçına dönüşmüş olmasının sebebi? Sessizliğini koruyarak kendini yuhalayan kalabalığın içinden geçip gitti. Bu salona girdiğinde hissettiği bütün güzel duygular sanki üzerilerine tuz ruhu dökülmüş gibi eriyip gitti. Buraya ait değilim. Bu düşünce bir kez daha zihninin odalarında yankılandı. Daha güçlü bir şekilde. Zira bu sefer bu bir düşünce olmaktan çıkıp direk gerçeğin ta kendisi haline gelmişti. Bir maskenin ardında gecenin bir parçası olarak, kendinden en uzak canlıyı taklit ederek girdiği zaman uyum sağlayabilmişti. Kendisinden başka birisi olarak toplumun bir parçası olabilmiş ve kabul görebilmişti. Lakin maskesini indirip kendi olmaya çalıştığı ilk an bütün parmaklar üzerine doğrultulmuş ve varlığı tüm dünyaya karşı işlenmiş bir suç olarak tekrar tescillenmişti. Sustu, sadece sustu. Susmaktan başka yapabileceği bir şey yoktu. Geri dönüp yaygara çıkaracak, insanların haksız olduklarını ve yaptığı şeyin onların ve onların soyundan gelenlere karşı yapılmış büyük bir hizmet olduğunu anlatacak enerjisi yoktu. Sustu. Sadece topuklularının çıkardığı sesi duymak istedi.

Araba kapıya yanaştığında kapıyı açan adamın yüzündeki şaşkınlık kadının yeşil gözlerinden kaçmadı. Sadece bir çantayla dönmüş olması gerekirken o yanında beklenmedik bir hediye daha getirmişti. Bunun iyi yahut kötü bir hediye olup olmadığını zaman gösterecekti ama eline geçen fırsatı kullanmamış olsaydı kendini iyi hissetmeyeceğini biliyordu. Zira böylesine tehlikeli işlerle uğraşan bir adamın yarın bir gün yine buna benzer bir girişimi olmayacağının garantisi yoktu. Tehlikeyi kökünden kesmek, tehlike ortaya çıkmadan onu yok etmek en mantıklı yoldu ve yaptığı şeyden dolayı pişman değildi. Tılsım Kulübündeki dostlarının bu mucit arkadaş için güzel planları olduğundan emindi. Adam önce çantayı aldı ve koltukların altındaki tılsımlı bir bölmeye dikkatlice yerleştirdi. Asasını tılsımın üzerinde gezdirdi, tılsım yeşil parlak bir ışık yayarak yandı ve anında söndü. Çanta güvene alındıktan sonra deli mucitte dikkatli bir şekilde arabaya taşındı ve uyanması durumunda problem çıkartamaması için bağlanarak sağlama alındı. Artık arabaya binme sırası ona gelmişti ki tanıdık bir ses kulaklarını çınlattı. Seth? bakışları çok hızlı bir şekilde salonun ortasında dikilmiş adama döndü. Kelimelerle dans edişini ve az önce sözcüklerle linç edilmiş kadını aynı öfkeli kalabalığın ortasında nasıl savunduğunu izledi. Şık bir cesurluk örneğiydi bu. Cwénhild'in yaptığı gibi tehlikeye bodoslama atlamıyordu Seth, tehlikeli ortamı kendi girişi için hazırlıyor, her şey yerine oturduktan sonra hamlesini yapıyordu. "Gece, gitmiyor muyuz geç kalacağız?" diye yakındı arabanın içindeki adam. Cwénhild arabanın iki basamaklı merdivenine attığı ayağını geri çekti ve cevapladı. "Ufak bir işim daha var. Siz paketi teslim edin."

At arabası gıcırtılı tekerlerini döndüre döndüre uzaklaşırken kızıl saçlı kadın balo salonuna doğru tekrar giriş yaptı. Öfkeli gözler hala üzerindeydi fakat aldırış etmiyordu. Bakışları dişleri büyüyle uzatılmış bir vampirin üzerindeydi. Sonra o vampir sahneye döndü. Onun dönüşüyle birlikte Cwénhild'te sahnedeki hanım kıza kaydırdı gözlerini. Kızım birden önüne bir duvar çıkmış gibi olduğu yerde dona kaldı. Eteğini tutan elleri daha da sıkılaştı. Göz bebekleri ıslanmaya başladı. Bir kaç damla yaşın akmaması için gösterdiği azmi çok az yerde göstermişti. Sana kızım demeye hakkım var mı? Olduğunu düşünmüyordu. Bir kaç saniye bakışları kızının üzerinde kaldı. Aylardır görmemişti onu. Uğraştığı vakalar, kendi annesinin ölümü, Alannah'ın ülkeyi terk etmesi, Gwyndolin'in yeni işi derken zaman kavramını kaybetmişti. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Kızının buklelerini, dudaklarından çıkan tınıları izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Sanki bir el sırtından onu itiverdi. Sahneye koşup ona doya doya sarılmak istedi. Olmaz, benim kızım olduğunu öğrenmek ona ne kazandırır?

Cwénhild anca Mira şarkısını bitirdiğinde kendisine gelebildi. Islanmış göz pınarlarını kurutabilmek için göz kapaklarını hızlıca açıp kapattı. Niçin makyaj yapmadığını da bu sırada tekrar anlamış oldu. Gözleri tekrar Seth'i aradı. Bir köşeye geçmiş vampiri gözleri bulduğunda ayakları anında o tarafa doğru taşıdı onu. Cebinden çıkan sigarasını yakışını izledi. Bir sigara istemek için yeltendi ama durdu. Görünüşünün üzerinde eğreti duracağını düşünüyordu. Bu hayatında ilk kez nasıl göründüğü konusunda tedirgin olduğu an olabilirdi. Yavaş adımlarla adama yaklaştı. Kıyafetindeki yıldızlar parlıyor, göz bebekleri adamın gözlerine kilitleniyordu. Parfümünün kokusu hala güçlüydü. Büyülü olmalıydı. Aralarında bir metre kadar bir mesafe kaldığında durdu. "Teşekkür ederim. Beni yalnız bırakmadığın için." Bu, sadece bugünki konuşma için edilmiş bir teşekkür değildi.

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 10, total 10
« Son Düzenleme: 02 Kasım, 2021 08:11:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Cwénhild Muirghéal »


Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #21 : 01 Kasım, 2021 02:59:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hem melek, hem de şeytan
Ağlayan ve ağlatan aynı insan, kimsin sen?
Kanayan yüreğimde dinmiyor yangınlar
Kavrulur gider mi sana aşık yürekler?

“Hah, güzel bayan... Siz bir şans meleğinden ziyade ölüm meleğini andırıyorsunuz. Ama insanların, ölümüm elinden olsun diyebileceği türden bir melek!”

Bu kralın kuşkusuz kadınlarla flört hususunda esaslı bir eğitim alması gerekiyordu. Nitekim Kara Meleğin gayriihtiyari kısılan gözleri ve yavaşça büzüşmekte olan dudakları da buna hak verircesine bir ifadeye bürümüştü yüzünü. Sanki gaipten sesler duyarcasına başını önce sağa, sonra da yukarıya doğru çevirdi siyahlar içerisindeki cadı. Hemen ardından da önüne doğru usulca eğerek kısık bir sesle söylenmeye başladı.

“Sorma! Kral zannettik, asıl soytarı bu çıktı. Neyse...”

Tam kral suretindeki adama yalancı bir tebessümle karşılık vereceği esnada, ansızın söze karışan yabancı birisi masadaki üçlünün tüm dikkatini kendisine çevirmişti. Ağzında gevelediklerinden anlaşılacağı üzere tanrı olduğunu iddia ediyor ve siyahlar içerisindeki kadınla basbayağı flört etmeye çalışıyordu. Kendini ‘Tanrı’ sanan meczuplardan birisi herhalde diye düşündü Kara Melek.

“Tanrı mı?” diye yanıtladı umursamazca. Adamın suratını kaplayan beyaz, girintiden yoksun kumaşı dikkatlice bir süzdükten sonra ise kıkırdayarak devam etti. “Ne tür bir tanrı, iç çamaşırını yüzüne giyer tatlım?”

Kralın tok kahkahası eşlik etti bu cevaba. Kadının masaya oturduğundan beri nemrut bir ifadeden gayrısını göremediği, soytarı falcının somurtkan yüzünde dahi birkaç saniyeliğine bir tebessümün kırıntılarını yakalamak mümkündü. ‘Tanrı’ sanrısındaki adamın masayı terk etmesi üzerine, başını iki yana sallayarak yeniden tarot falına çevirmişti dikkatini siyah kanatların gölgesindeki kadın.

Bir Asaların Kralı kartı açılmıştı şimdi de, baş aşağı duran bir şekilde. Peşinden ise Tılsımların Kraliçesi... Soytarı kılığındaki falcı, saçlarından bir iple sarkıtılmış olan mavi yıldızları parmaklarıyla gerisingeri toplarken kartları yorumlamaya başladı, yorgun fakat kararlı bir tonlamayla. “Bencil kralın en büyük düşmanıdır, şatafat arzulayan kraliçesi...” Buruşuk parmaklarının ufak bir hareketiyle, desteden ayrılan bir başka kart daha kondu masaya süzülerek. Baş aşağı duran bir Yıkılan Kule kartıydı bu. “Dolunay rehberidir akıntının...” dedi bu sefer de, derin bir nefes alarak. Salondaki müziğin sesi, kalabalık güruhların gürültüsü, tüm o uğultu senfonisi bir anlığına kaybediyordu adeta şiddetini, falcı konuşmaya her başladığında. “Hiçbir kaya dayanamaz, kararlı bir medcezire... Ve yine hiçbir taç uymaz, giyotine giden başlara.”

Kralın yüzü düşmüş, o haşmetli çehresi solmuştu adeta. Tabi bir maskeden ibaret olmasaydı yüzüne taktığı, bunları söylemek mümkün olabilirdi. Kara Melek ise bir boşluğa dikmişti bakışlarını. Kartlara değil ama giderek sönmekte cılız aleviyle beyaz bir kule gibi dikilmiş duran muma bakıyordu sanki. “Kule yıkıldığında...” dedi, yalnızca masadakilerin duymasını arzu ettiği bir fısıldamayla. “Enkazın en altında yine en altta olanlar kalmaz mı?” Sanki kendi kendisine konuşuyor gibiydi. Ya da, öyle sanılmasını arzu ediyordu. “Tüm mumlar söndüğünde, karanlığı aydınlıktan nasıl ayırt ederiz?”

Bir anlığına düştüğü bu dalgınlıktan saçlarını geriye doğru savurarak sıyrılmaya çalıştı. Karamsarlık dolu bir masaydı burası. Bir kehanetin öngörüsü gibiydi, rüyalarında dahi görmek istemeyeceği. Bir kaçış yolu bulabilmek umuduyla çabucak etrafına bakınırken, müziğin ve muhtelif gürültülerin mütemadiyen arttığını fark etmişti. Peşinden ise vampir kılıklı, sakalıyla kimliğini ele vermeye müsait bir adamın kendisini dinlediğini. Bakışları birkaç kez kesişmişti bu gece. Seherbazın birisinin çıkardığı yaygarayı dindirmeye çalışırken gösterdiği kontrol ise bir hayli cezbediciydi. Geceyi noktalamak için nispeten daha ılıman bir iklime sahipti masası. Nitekim yalnızdı. Anlaşılan o ki, Kara Meleğin bir çırpıda diktiği sıcak romun etkisi, kendisini yavaşça göstermekteydi.

Bir divane gibi savruk bir edayla saçlarını savurarak havalandı sandalyesinden. Yürümüyormuş da, adeta kanatlarıyla alçaktan süzülüyormuşçasına adamın masasına yaklaştı. Vampire doğru ilerledikçe arzularını celbeden bir kan kokusu adeta sinir uçlarını taciz ediyor, adamın çakmağıyla yaktığı sigaradan aheste aheste yükselen duman Kara Melek’in etrafında haleler çizerek onu kapana kıstırmış bir şekilde masaya çekiyordu. Ne seherbazı görebildi vampirin etrafında sinek misali uçuşan, ne de pençeleriyle ayırdığı kalabalıktaki gergin omuzları. Çantasına daldırdığı parmaklarıyla ahşap filtreye tutturulmuş bir sigara çıkardı güç bela. Sarhoş bir hipogrif gibi konuverdiği esnada masaya, sigarası kan kırmızı dudaklarında eğilerek, adamın az önce sigarasını yaktığı ve halen yanmakta olan çakmağına yaklaştı. Bir kıvılcım koptu çıtır çıtır kavrulan tütünlerden. Sonra da bir duman yükseldi dudaklarından balerin misali raks ederek. “Çok susamış gibisin şekerim!” dedi, maskesinin dudak ucu yukarıya doğru kıvrık halde tebessüm eden işveli yüzünü adama çevirerek. “Benim gibi masum bir meleğin kanından faydalanmak istemezsin değil mi?” Cüretkar bir şekilde bacak bacak üstüne atmış, davetkar bakışlarıyla da adamı süzmekteydi. Kulaklarında yankılanan bir takım sesler işitti peşi sıra. Aldırış etmedi hiçbirisine...

“Utanmasan, gel beni emcükle diyeceksin! Yazıklar olsun sana, aptal kız...”

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10

« Son Düzenleme: 01 Kasım, 2021 03:01:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Maskeli Kişi »

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #22 : 01 Kasım, 2021 20:53:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Vampir)

[justify]Oturup sigara içerken gözlerim tekrar geri gelmiş Cwénhild’e kilitlenmişti. Tüm güzelliği ile öylece duruyor, çevredeki insanların kınayan o şiddetli dalgalarına karşı bir kaya gibi direniyordu. Bir de bana bak. Çevredeki insanlar ne der diye kendi kendimi paralıyorum. Hayatımda yaptığım hatalar çevremi mutlu etmek adınaydı diyemem. Cwén’e delice aşık olup özel hayatımı bir türlü düzene sokamamam benim dışımda başka kimsenin hatası değil. Sorunlarımı insanların üstüne atmayı çok severdim eskiden. Şimdi değişti tüm bunlar. Her koyun kendi bacağından asılıyormuş. Bu kadının sorunu uyum sağlayamamaksa, benim sorunum da gereğinden fazla uyum sağlamak... Cwénhild benden o kadar farklı biri ki. Acaba o yüzden mi bu kadar ilgimi çekiyor diyorum. İmkansız olduğu için mi? Yalnız kalmasını istemediğim için mi? Hepsinin toplamı da olabilir. Ona olan bu yumuşak tarafım 38 senedir çözemediğim bir yapboz. Çözülememesi istiyorum ama, kızıma içinde bir annenin de olduğu aile ortamı yaratamamak çok kırıyor beni. Eksik bir erkekmişim gibi...

Sahnedeki kızın şarkısı bittiğinde, ağzımda yakmadan tuttuğum sigarayı yakmak için çıkardım çakmağımı. Gözlerimi çakmağıma çevirmiştim ama biliyordum bana doğru ilerliyordu. Onun yerine sigarama ve çakmağıma gereğinden fazla dikkat ediyordum. Yıllardır kalbimi yaktığı ateş renginde saçları gözümün görebileceği bir yerde durdu ve içimi hoş ettiren sesi ile teşekkür etti. Sesi biraz hüzünlü mü geliyordu? Bunu aştığımızı sanıyordum. Ben kendi kendime bunları düşünsem de artık alışmıştım. Tekrar cümlelere dökmek istemiyordum.

İlk seferde yanmayan çakmağımı bir daha çaktıktan sonra çıkan alev ile sigaramın ucunu yakarken içime çektim zehrini. Ateşi daha söndürememiştim ki, oturduğum masanın melankolisine güneş gibi doğan, dolgun bir hanımın sigarası aynı ateşten faydalandı. Kafamı kaldırıp kadına baktığımda hafiften gülümsedim. Oldukça samimi bir tonlama ile benim susadığımı söylediğinde de kibarca eğdim kafamı. Kara kuzgundu bu. Bakanlıktan olduğumu öğrendiğinde kaçacağını düşündüğüm kadın. Gerçekten de şaşırtıcı bir durum. Bana verilen bilgiler kadının tehlikeli olduğu ile ilgiliydi. Masama gelmesi benim için artı gibi gözükse de, madalyonun karanlık tarafını göz önünde bulundurmamak aptallık olurdu.

Sigaramı masanın üstündeki tablaya bıraktım. Kadın, masum bir meleğin kanını içmek isteyip istemediğimi sorarken nazikçe sigara tutmayan elini tutup dudaklarıma götürdüm. Minik bir buse bıraktıktan sonra “Asla.” dedim. Sesim bugün içtiğim bilmem kaçıncı sigaranın hatırına olduğundan kalın çıkmıştı. Kara tüyler içinde oturmuş, teninin en yumuşak kısımlarını beni cezbetmek için sergileyen oldukça akıllı bir kadındı. Kadınlığının farkında, gücünden emin... Korkulacak derler ya. İşte o tarz. Belki evlidir, belki de dul. İlgi çekici mi? Fazlasıyla. “Benim ne tarz bir kandan hoşlandığımı az çok öğrendiniz.” dedim tamamen aramızdaki derin konuyu kast ederek. Zaten hanımefendi de benimle flörtleşmek için burada değildi. “Siz de ağzıma layık olduğunuzun farkındasınız. Ne yazık ki, böyle riskli bir oyunu oynayacak kadar genç değilim artık.” Kadının elini bırakıp selamladım onu. “İzninizle.” dedikten sonra kül tablasındaki sigarayı daha bitmeden söndürüp ayağa kalktım. Yanıma geldiğinden beri ilk defa baktım Cwénhild’in buğulu gözlerine. Ayağa kalktığım için üstümü düzelterek kıza yaklaştıktan sonra “Asla.” dedim bir kez daha. Bu sefer onun söylediklerine cevaben. Elimin tersi ile yanağını okşayıp gözlerinin altındaki ıslaklığı parmağımla sildim. “Bir-iki kötü yorum için gözyaşı dökeceğine inanamam.” diye takıldım ona. Bu sırada sahnedeki kız bir sonraki şarkısına başladı. Cwénhild'in yüzünü okşadığım elimi geri çekip, göğsüme yakın bir şekilde tuttum. “Şanssızlıklar ile dolu bu geceyi sadece böyle güzel bir kadınla dans ederek mükemmelleştirebilirim. Ne dersin?”[/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 1, total 1
« Son Düzenleme: 02 Kasım, 2021 02:00:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Maskeli Kişi »

Çevrimdışı Mirabelle Starlight

  • Ravenclaw Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 87
  • 376 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Mirabelle Starlight
  • Güç Puanı: 38
  • uwu
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mira
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 6
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #23 : 01 Kasım, 2021 23:21:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Akşam söyleyeceği şarkıları mırıldanırken yola çıkmıştı genç kız. Bu, Hogwarts'a gitmeden önce katılabileceği son büyük etkinlikti, yapabildiğinin en iyisini, hatta daha da iyisini yapmalıydı. Akıllarda kalabilmek istiyordu ancak yarısından çoğu sarhoş, kalan yarısı da eğlenmekte olan insanların ne kadar kendini dinleyeceğini bilmiyordu. O gürültüde kendi sesi duyulur muydu ki? Duymak zorundalardı, kendisinin mükemmelliğini herkes duyup hayran kalmak zorundaydı! Bu gece için günlerdir hazırlanıyordu. Tamam, belki çok sıkı bir hazırlık yaptığı söylenemezdi evet ama sonuçta birkaç şarkı seçmiş, kendini tamamen insanlara sunabileceği bir elbise bile dikmişti. Hatta ikerken eline iğne batırmıştı bir kere.

Bilinçsiz attığı adımları tarafından bir yılını tamamlamış olduğu tavernaya getirilmişti sonunda. Henüz ziyaretçilerin gelmeye başlamadığını görünce rahatladı, hazırlanmak için vakti bol demekti bu. Kapıya yanaştığında görevli ona adını sordu. Dalga mı geçiyordu? Kaşlarını kaldıran kız önce saçlarına baktı, sonra da sürekli giydiği favori elbisesine, sonra da karşısındaki görevliye. Anlamaz bakışlarla başını yana eğdi. "Ne demek 'adınız?' ya? Tanıyorsun beni, burada çalışıyorum?" dediğinde görevlinin hafiften bastırılan, belli belirsiz titreyen dudaklarını fark etti. Ah be, dalga geçiyordu!

"Mirabelle!" dedi, görevli listeye bakmaya devam etti. "Mira! ...Miroş. Mirababy. Bebiş? Güzel kız? Güzellik? Melek? Tanrıça? Mükemmel tanrıça???" dese de onay alamıyordu. İç çekti.

"Of... Böcek." Isolde Hanım, Mirabelle'e böcek diye seslendiği için bu hitap şekli bazı çalışanların ağzına sakız olmuştu. Eh, pek de şikayetçi olduğu söylenemezdi. Sonuçta samimiyetlerini gösteriyordu. Yanaklarını şişirip dudaklarını büzerek sahte bir kızgınlıkla görevlinin omzuna hafif bir yumruk attı ve içeri girdi. İçeri girmesiyle kafasına bir şaplak yemesi bir oldu. Kaşlarını çatarak hışımla şaplak atan kişiye döndü. Big Man!

"Lan, Dickhead!" Resmen 'zoom' sesi çıkararak dev adamın üstüne atladı, bacaklarını boynuna sardı, karnını yüzüne yapıştırdı ve adamın parlak, pürüzsüz, yumurta gibi kafasını ısırmaya başladı. Kemirmeye başlamasıyla karnının oralardan tiz bir çığlık duydu ve ne olduğunu bile anlamadan kendini yerde buldu. Sonra da adama baktı. Kocaman, kas yuvası bir adamın fare sesi çıkartarak tuvalete koşuşunu izledi. Yüzüne yayılan sırıtışla zıplayarak kalktı ve olmayan kaslarını göstermek istercesine kollarını yukarı, başına doğru çekti.

"Mirabelle üç yüz yirmi altı, Dickhead sıfır! Hehe!"

Daha fazla oyalanmamak için personel odasına gitti, yanında getirdiği güzel ve yaşadıkları döneme göre oldukça riskli elbiseyi çantasından çıkarttı. Elbisenin göğüs dekoltesi fazla abartılıydı ve halihazırda büyük göğüslere sahip olan genç kız bu elbiseyle farklı bir ortama gitse anında taşlanırdı. Kan kırmızısı elbisenin sağ kısmı dizinin altına geliyor, sol bacağına doğru ilerledikçe kısılıyordu. Belinin bitip bacağının başladığı kısımda kırmızı bir gül vardı ve elbisesinin kısa kısımları gülün dikişleriyle birbirlerine tutturulmuş, bu şekilde yırtmaçlı gibi bir görüntü oluşturulmuştu. Aşırı şatafatlı değildi evet ama dikkatleri üzerine çekebilecek kadar ilgi çekiciydi. Altına da kısa topuklu ayakkabılar giyecekti, boyu zaten uzun olduğu için sırık gibi durmak istemiyordu haliyle. Yanına hiçbir aksesuar veya o tür bir şey almamıştı. Elbisesi, ayakkabıları ve kırmızı ruju yeterliydi. Elbiseyi özenle üstüne geçirdi, ayakkabılarının kurdelesini bağladı, rujunu sürdü. Sonra da rujun üstünden mendille geçerek hafifçe sildi ve doğal durmasını sağladı. Aşırı abartılı rujlar onu yaşlı gösteriyordu. Mirabelle ise gençliğinin en güzel, en taze zamanlarında olduğunu kanıtlamak istercesine doğallığı tercih ediyordu. Cildini mahvetmemek için asla yüzüne içinde kurşun zehri bulunan o iğrenç kozmetikleri sürmezdi bir kere. Onun yerine, çok istiyorsa gider kendi yetiştirdiği bitkilerle doğal kozmetikler üretir, hatta artanını da okuldaki arkadaşlarına satarak paraya para demezdi.

Yaklaşık on beş dakikadır aynaya aşık aşık baktığını fark edince başını sallayarak kendine gelmeye çalıştı. Saçını da yapıp Isolde Hanım'ın yanına gitmesi gerekiyordu. Salık bıraktığı saçlarının küçük bir kısmını elmacık kemiklerinin hizasında, sağ tarafta topladı ve öre öre gül şekline getirdi. Az bir miktar almış olmasına rağmen o kadar kalın telli, pofuduk saçları vardı ki hiç de 'az' almış gibi durmuyordu, eh, işine de gelmişti. Çok tatlı duruyordu çünkü. Aynaya göz kırpıp öpücük gönderdikten sonra topuklarının üstünde dönerek odadan ayrıldı ve Isolde Hanım'ın odasına yöneldi. Kapının yanındaki duvara sırtını yaslamış beklerken etraftaki koşuşturmaca ve kaosu izliyordu. Arada ne yapacağını bilmeden oraya buraya giden çalışanlara fikir veriyordu, 'Şunu şuraya koysanız iyi olur, onun yerine şunu önce servis etseniz hoş olabilirdi,' gibisinden.

Sonunda Isolde Hanım odasından ayrıldı, Mirabelle'e döndü. Çenesi tutuldu, kadın tarafından incelendi kısa bir süre. Aldığı iltifatla yüzü gülerken duyduğu 'böcek' kelimesine bu seferlik aldırış etmedi. Hem, kelebekler ve uğur böcekleri de böcekti sonuçta. Aşağıdan gelen seslere bakılırsa balo başlayalı çok olmuştu ve Mirabelle'in sesiyle şenlendirmediği bir müzik çalıyordu. Kendi sesinin süslemediği hiçbir şarkıyı, müziği veya melodiyi beğenmezdi genelde, bu çalan da onlardan biriydi. Memnuniyetsizlikle yüzünü buruşturdu, bir an önce sahneye çıkıp gerçek sanat neymiş insanlara göstermek istiyordu. Güzelliğini herkese göstermeli, sesiyle herkesi cennette gibi hissettirmeliydi. Bugün bu taverna yanıp küle dönüşse bile son ana kadar kendini gösterme niyeti vardı. Beğenenleri kendine bağımlı etmek, kıskananları ise düşmana çevirip çatlatacak kadar etkilemek istiyordu. Belki de bu yüzden bu taverna onun için en uygun çalışma ortamıydı.

Patronuyla birlikte merdivenlerden aşağı adımladılar. Isolde önde, Mirabelle arkada. Ortama şöyle bir göz gezdirdi yeşil gözlü kız, maskeli balodan ziyade soytarı gösterisine gelir gibi giyinenler olmasına karşın ortama tamamen uyan, etkileyici insanlar da vardı. Gökyüzünü bedeninde taşıyan bir hanımefendi mesela. Ya da son moda, hoş bir gelinlik giymekte olan ama uyuyan bir kız... Kadın biraz gecikmiş açılış konuşmasını yaparken kızın gözleri gelen kişileri süzüyordu işte. Kadının lafı bitince yıldız ışığının parlama vakti gelmişti. Neşeli bir şekilde sahneye adımladı, insanları tatlı tatlı selamladı ve şarkılara başladı.

Önce sanki, 'ben geldim, neşeniz geldi' dermişçesine hareketli, tatlı ve mutlu bir şarkı söyledi. Tavernaya çok uyduğu söylenemezdi. Sonradan daha yavaş, kasvetli bir şarkıya döndü. Sonra kafasına gelen bütün şarkıları tek tek sıraladı... Şarkı söylerken bir yandan da gözlerinin önünde olup biten her şeyi aklına iyice kazıyordu. Gözlerini özellikle ayırmadığı bazı kişiler vardı; gelinlikli kız, yıldızlı elbise giyen hanımefendi ve kargaya benzeyen, birazcık ciyaklayan kadın. Geri kalanlar da ilgisini çekiyor olsa da bu üç kişiyi izlemesi zevkliydi. Ne kadar olduğunu bilmediği bir süre geçti, bir ara ortalardan kaybolan yıldızlı hanımefendi tekrar geldi ve maskesini çıkartıp ortalığı hafiften kızıştırdı. Eh, bu hareketi sahnedeki kızın kaşlarının çatılmasına yeterliydi, tüm ilgi kendinde olsun istiyordu ve zaten ortamdaki çoğu kişinin ilgisi kendinde değilken artık kimsenin değildi. Minik bir kaos dönerken gözlerini seherbaz olduğunu, hatta çok sık buraya uğradığını anımsadığı kızıl kadından çekmeden şarkısına devam etti.

İnsanlar ortamdan ayrılmaya başlayınca Mirabelle'in zorla düzelttiği kaşları yeniden aşağı doğru yönelmemek için zor duruyordu. 'Benimle ilgilenin,' diye geçirdi içinden, 'benim kadar mükemmel birini bu tavernadan ayrılınca bir daha göremeyeceksiniz, fırsatınız varken benimle ilgilenin!'

Ama ilgilenmiyorlardı.

Kendi kayıplarıydı.

Tekrardan sürekli müşterileri olan seherbaza bakmaya başladı. Uzun süredir buraya uğradığını görmemişti, fazla mı meşguldü acaba? Kadınla bakıştılar şarkı bitene kadar, karşısındaki kızın mükemmeliyetinin kıymetini mi anlamıştı bu seherbaz? Gözlerini, seherbazın maskesini çıkardığı için rahatlıkla görülebilen gözlerine dike dike şarkıyı tatlı tatlı söyledi ve bitirdi. Mirabelle'in şarkısı bitti, kadın da girdiği transtan çıktı. Sonra da bu seherbaz hanım, kargamsı kadının kanatlarının altında kalan vampirin yanına gitti, bir şeyler konuşuldu. Kadınlığını kullanarak kendini elde etmeye çalıştığı çok belli olan Kara Melek'tense daha saf, daha güzel, daha değerli olan şeyi; Gece'yi tercih etti vampir. Kızın yüzüne bir gülümseme yerleşti tekrardan. Güzel bir seçimdi. Yıldız ışıkları, ışığı yutan o kirli rengin sahiplerinden daha güzeldi ve güzellik her zaman, her konuda kazanırdı. İster fiziksel olsun ister başka bir şey, güzellik en iyi şeydi.

Vampir ve Gece dansa kalktı. Zaten, vampirler sadece gecede en kudretli hallerinde olmazlar mıydı? Bu kan emici varlıklar güzel yıldızlarla süslenmiş kara örtüye aitlerdi ve karşısında dans eden bu ikili de kızın aklından geçenlerden farklı değildi. Birbirleriyle ne kadar da uyumlulardı öyle! Sanki ikisinin birleşimi, ortaya mükemmeliyetin ta kendisini çıkarabilirdi. İkisine bakarken aklına gelen tüm sözleri melodili bir şekilde ortama dökmeye başladı.

Bu şarkı çıkalı -155 yıl oluyor ama siz zaten varmış gibi davranın, tamam mı?

"Thеу ѕау thеrе іѕ а wаr
Bеtwееn thе mаn аnd thе wоmаn
I’vе nеvеr fеlt lіkе thіѕ bеfоrе
Mу hеаrt knеw thаt i соuldn’t
 
And thеn уоu tаkе mе іn
And еvеrуthіng іn mе bеgіnѕ tо fееl lіkе I bеlоng
Lіkе еvеrуbоdу nееdѕ а hоmе
And whеn I tаkе уоur hаnd
Lіkе thе wоrld hаѕ nеvеr hеld а mаn
I knоw I саnnоt hеаl thе hurt
But I wіll hоld уоu hеrе fоrеvеr
If І саn, іf I саn..."

Sözleri bitirdiğinde gözü hanımına takıldı. Tatlı tatlı gülümsedi ve tekrar kalabalığa döndü.

"Eh, biricik konuklarımız, sevimli şarkıcınız maalesef ki yoruldu ve birkaç dakikalığına mola vermek istiyor. Müsaadenizi rica ediyor ve birazcık dinlenmek için kenara çekiliyorum. Biliyorum, sesim olmadan müzik çok boş hissettirecek sizi ama... Beni çok özlemeyin, olur mu? Hemencecik geleceğim, haydi size iyi eğlenceler can tanelerim!" dedi ve sahneden atlayarak Isolde Hanım'ın yanına pıtı pıtı adımlarla ilerledi, sevimli gülümsemesi biraz daha genişledi.

"Şarap?"

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 2, total 2
« Son Düzenleme: 01 Kasım, 2021 23:26:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Mirabelle Starlight »
[spoiler]

[/spoiler]

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #24 : 02 Kasım, 2021 00:40:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify] Niçin bakışlarını kaçırıyorsun? Burada olduğumu bildiğini biliyorum. Niçin? Gözleri çakmağa kilitlenmiş adamın karşısında dimdik duruyor olmasına rağmen dokunsanız yıkılacak kadar güçsüz hissediyordu. Seth'in gözleri onun gözleriyle buluşmadığı her saniye daha gergin daha huysuz bir ruh hali ele geçiriyordu onu. Milyonlarca zehirli dart karşısında kendini savunmayı tercih ederdi şu an içinde bulunduğu bu duruma. Hoş nasıl bir durumda olduğunu da anlamlandıramıyordu. Aşina olmadığı düşünceler ve hisler bütün bedenini sarmalayan bir ateş çemberi gibiydi adeta. Gergin sessizlik, yanlarına yaklaşan karanlık bir melek tarafından bozulunca iyiden iyiye nevri dönmeye başladı. Bu sefer başka bir duygu karıştı hissettiği curcunaya. Önünde birleştirdiği ellerinin baş parmaklarını ovuşturuyordu gergin bir şekilde. Karışan duygu tanıdık bir duyguydu. Çocukluğundan beri abisine karşı hissettiği bir şeyin biraz daha farklı boyuta bürünmüş biraz daha yoğun bir haliydi. Kıskançlık. O kıskançlık her zaman öfkeye dönüşürdü. Bu sefer de değişmedi bu. Bir dürtü onu etkisi altına almak üzereydi. Kadının saçlarını bileklerine dolayıp kafasını duvarlara vurmak, o kafayı kıvılcımlar çıkana kadar duvarlara sürtmek istiyordu. Fakat... yapmadı. Sessizce izledi olanları. Kadının vahşi bir hayvan gibi Seth'e kur yapmasını izledi. Kadının sigarasındaki tütün alevlenirken saçlarını ateşe vermeyi geçirdi aklından. Derin mi derin bir nefes aldı. Belki de kalkıp gitmeliyim. Benim yüzümden evliliği bitti, onunla ilgilenen birisi var burada durup kafasını karıştırmamalıyım. Sözlerinin doğruluğunu biliyor olsa bile içinde bir şeyler bu sözlere inanmayı reddediyordu. Bir şeyler, onu durduğu salona mıhlamıştı ve gitmesine katiyen izin vermiyordu. Ayakları düşüncelerine itaat etmiyor, ruhu bu mekandan ayrılmayı ihtimaller arasında görmüyordu. İçgüdülerinin boyunduruğu altına girdi Cwénhild. Giydiği elbise gibi karanlık, sessiz bir gece gibi durdu sadece.

Adam kadının elini tutunca kalbinde bir hareketlenme oldu. Bir hançer sağ kapakçığından girip sol kapakçığını paramparça etti sanki. Sonra o el adamın dudaklarıyla buluşunca bütün kalbi cama dönüştü ve dönüştüğü gibi binlerce parçaya ayrılarak tuz buz oldu. Bütün parçalar göğüs kafesine dağıldı ve hepsinin kestiği eti cayır cayır yaktı canını. Yirmi beş yılın acısını mı çıkarıyorsun be adam? Seni yaktığım yangınların cezası mı bu? diye sorguladı adamın hareketlerini. Masaya koyduğu sigarayı, kadına olan bakışlarını ve kondurduğu o öpücüğü. Sorguladığı adamın hareketleri miydi, yoksa içine düştüğü bu dipsiz kuyu muydu onu bilmiyordu. Rahatsız hissediyordu, mutsuz hissediyordu, kıskanmış ve hayal kırıklığına uğramıştı. Bir insan aynı anda bu kadar şeyi nasıl hissedebiliyordu patlamadan? Yada bu yaşadığı bir patlama mıydı? Otuz yıldır bastırılan hisler artık kapatıldıkları mahzenlerden taşmışlar mıydı? Bu sorulara bir cevap bulmak istiyordu. Hepsini cevaplayacak bir cevap bulup bütün bu keşmekeşten kendisini çıkarmak istiyordu. Her zaman öyle olmuştu çünkü. Kendini bir derdin içine sokup, kendini kurtarırdı o durumdan. Fakat bu sefer bu dipsiz kuyuya kendi düşmemişti, atılmıştı ve çıkamıyordu. Seth oturduğu yerden kalktı. Kadının elini bıraktığını görünce içindeki sızı bir miktar dindi. Yavaşça ona yaklaşırken paramparça olan kalbi küt küt atıyordu. Sadece kalbinin sesini duyabiliyordu. İnsanların uğultusu, kızının söylediği şarkı, hepsi silinmişti sanki. Bir boşluğun ortasındaydı ve görebildiği tek şey maskenin ardından ona doğru bakan bir çift gözdü.

Seth'in eli yanaklarına dokunduğunda yanaklarının ısındığını ve utançtan kızardığını hissetti. Haklısın diye düşündü. Döktüğüm göz yaşlarının sebebi bunlar değil. Mira'nın sesini işitti kulakları. Kadife kadar yumuşak narin bir ses. Seçtiği şarkı, seçtiği sözler. Bir bir içine işliyordu. Sanki bu geceyi özetliyordu. Dediği gibi, hiç bir zaman böyle hissetmemişti, kalbi böyle bir şeyin mümkün olmadığını düşünüyordu. Lakin paramparçaydı o kalp, göğüs kafesine sığmıyordu. Ve evet ilk kez bir yerlere aitmiş gibi hissetmişti. Hiç bir zaman giymeyeceğini düşündüğü bir elbisenin içinde, ait olmadığından emin olduğu bir yerde ilk defa kendini bir şeyin parçasıymış gibi hissetmişti bu gece. Bir adamın kollarında. O adamın eli kendi elini buldu ve göğsüne doğru çekti. Bedeni karşı koymayı reddetti. Kendini bir anda adamın kollarının arasında buldu. Göğsünün üzerindeki eli adamın kalp atışlarını hissetti. Kulaklarına fısıldanan sözler içini ısıttı. Sanki herkes yok olmuştu. O, Seth ve kızının kadife gibi sesi. Ona daha önce binlerce kez güzel demişti. Farklı biçimlerde, farklı yerlerde. Lakin ilk kez bu sefer ulaşmıştı sözleri. Başını adamın göğsüne koydu. Kızarmış yanaklarını, ve mutluluktan sırıtan dudaklarını görmesinden utandı. Sessizce fısıldadı. "Olur." Adamın elleri kadının beline doğru inerken o da kollarını Seth'in boynuna sardı. Gözleri gözleriyle buluştu. Bir süre sadece gözlerine baktı adamın. Hiç bir şey söylemeden, hiç bir şey düşünmeden sadece gözlerine baktı. "Bundan yıllar önce, bana bir yangın olduğumu söylemiştin. Ormanlarını yakan bir yangın. Ben defalarca yaktım o ormanları, sense defalarca yeni ağaçlar diktin. Ben yakmaktan bıktım ama sen yanmaktan bıkmadın. 'Sana yaklaşanlar yanacak. Bundan kaçış yok.' Bunlar senin sözlerindi bilmem hatırlar mısın? Yanmaktan korkmuyor musun Seth? Bunca yılın ardından hala yanmaktan korkmuyor musun?

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 9, total 9
« Son Düzenleme: 02 Kasım, 2021 08:10:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Cwénhild Muirghéal »


Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #25 : 03 Kasım, 2021 22:40:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify](şövalye)

Üzerinde şövalye zırhıyla baloya giriş yapmıştı böylesi şatafatlı ortamlara pek de ait olmayan oğlan. Söylentiye göre oldukça önemli insanların katıldığı bu baloda, çevresindeki çokça yetişkin figürü süzerken acaba hangilerinin "kodaman" olduğunu bir hayli merak ediyor, her duygusunu açık eden yüzündeki ifade ve gözlerinin iriliği ise bunu oldukça belirgin bir hale getiriyordu. Kafasındaki miğfer, biraz da olsa gizlilik sağlıyordu kendisine neyse ki.

Ortamdaki yoğun karanfil tütsüsünün kokusu, yaz mevsimi, içerideki kalabalık üçlüsünün birleşimi, miğferinin içerisinde rahatsız olmaya başlamasına sebep olmuştu lakin bir şövalye olarak dik, dinç ve kuvvetli durmalıydı. Duruyordu da. Küçüklüğünden beri şövalyeliği oldukça havalı bulan oğlan bugün ilk defa tamı tamına bir şövalye zırhı içerisindeydi. Kılıcının demir olmasına ebeveynleri pek izin vermemiş olsa da -gerçi hoş, sanki bu baloya katılmasına izin vermişlerdi de- artık biçim değiştirme derslerinden aldığı yetkiye dayanarak Resifors ile tahta kılıcını süt beyazına çalan, adeta özel bir demirden dövülmüş gibi gözüken bir hale getirmişti. Üstelik her bir rötuşunu iyice düşünmüş, kabzasını yakutumsu mücevherler ile bezemişti. Bu büyüsünün etkisi yakında geçer miydi bilmiyordu fakat geçse dahi kılıcının böylesine afili olması için gerekirse balo boyunca bir elinden asasını düşürmeksizin kılıcını tekrar tekrar tahta halinden süt beyazı demire çevirebilirdi. Hoş, tahta kılıcına da muazzam bir sevgi beslemekle beraber bugün, burada, tüm bu yetişkinlerin arasında bu hali çok daha makul olurdu.

Zaman akıp giderken ve güç bela birkaç sosyal interaksiyona girebilmişken çıkan aksiyon ortamı germiş, ne var ki sahneye çıkan müzisye- "Ne? Mirabelle mi?" diye şaşkın bir ses tonuyla sesli düşünmekten alıkoyamamıştı kendisini. Hogwarts'ta her daim belli bir standartta giyim içerisinde görmeye alışkın olduğu ve okul dışında vakit geçirmemiş olduğu kızı böylesi bir halde görünce neye uğradığını şaşırdı kalınlaştırmaya çalıştığı sesini gizleyemese de -ki bunu ancak birkaç yetişkinin kendisinin konuştuğunu duyunca gülmeye başlaması ve kafasındaki miğferi okşamasıyla, yani rezil olduktan sonra fark etmişti- kostümüyle yaşını ve eşgalini gizlemeye çalışan oğlan. Sesi ise... Muazzamdı... Altı senedir çok yakın olmasa da tanıdığı kızın böylesine etkileyici bir sesi olduğunu görmesi karşısında şaşkındı. Şarkı bittikten bir müddet sonraysa hala şaşkınlık içerisinde Ravenclaw'lu sınıf arkadaşını izlediğini ve eline bir şarap şişesi geçirdiğini fark etti. "Şarap?.. Bir saniye, içki içebilir miyiz ki burada?.."

Adımları, merağını gidermek amacıyla ve tanıdık bir sima görmüş olmanın heyecanıyla günün yıldızının yanına yönelmişken yaklaştığı her an daha çekimser bir ruh haline bürünmeye, adımları küçülmeye başlamıştı. Halihazırda kızla belki altı yıldır çokça muhabbeti olmuştu ama okul dışında hiçbir şey yoktu. Üstelik kendisi yetişkin gibi davranmaya çalıştığı ortamlarda gülünç konuma düşmüş bir "velet" iken çikolata saçları, yanağının tarafında muazzam bir gül şeklinde toplanmış kız gecenin yıldızı konumundaydı. Gitmemeli miydi ki acaba? Ama merak da ediyordu, belki bir ümit... Az da olsa muhabbet kurabilirdi.

Tüm tereddütlerine ve küçülen adımlarına karşın kendisini nihayetinde kendisinden uzun boylu olan kızın yanı başında, yeşil bir çift gözün meraklı bakışlarınıysa kendi üzerinde bulmuştu. Artık konuşması gerekiyordu. "Ee, şey, selam Mirabelle." Kızın aslında adını "Mirabelle"den çok "Mira" olarak duymuş olsa da bunu diyecek samimiyeti olup olmadığına güvenememişti an içerisinde. Sadece bir selam çok saçma olurdu, bir şeyler söylemeliydi ama ne?.. Yaklaşık bir iki saniyelik bir duraksamanın ardından devam etti söze: "Şey, sesinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum, bayağı hoştu." Aldığı teşekkür ve kızın tavırları, kendisini tanıdığı yönündeydi. Eh, en azından bu bir rahatlama unsuruydu, az da olsa. Konuşmaya devam mı etmeliydi? "Ben, şey..." Sorusunu sormalı mıydı ki? Sorusunu direkt sorması kaba kaçar mıydı? Belki de biraz esprili bir kılıfa sokarsa sorusunu iş yapabilirdi. Öksürdü hafifçe ve ses tonunu çekimser halinden toparlamaya çalıştı: "Leydim, bu ait olmadığımız kalabalıkta malum, yasaklı mey'e erişebilmenin sırlarını bana bahşedebilir misiniz acaba?" Karşısındaki kızın yüzünde oluşan gülümseme, iyiye delalet olsa gerekti. Dudaklarından dökülenler ise... İyi miydi? Belki gereğinden fazla iyiydi. Balo boyunca "prenses"in yanında bir şövalye olarak bulunup onu korumak?.. Miğferi yüzünü kapattığı için şu anda bir hayli mutluydu zira neşeli şaşkınlığının yüzüne yansımasının kesinlikle görülmesi bir alay konusu olurdu. Birkaç saniye sessiz kaldığını, bunun neticesinde yeşil gözlerin meraklı bir şekilde kısıtlı vizör alanından gözlerine baktığını fark etmesiyle silkelendi son bir kez ve acemice bir reveransta bulundu: "Benim için bir onurdur, leydim..."[/justify]
« Son Düzenleme: 08 Kasım, 2021 23:14:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Maskeli Kişi »

Çevrimdışı Dick Dickerson

  • Mekan Sahibi
  • 2. Seviye
  • İleti: 3
  • 383 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Dick Dickerson
  • Güç Puanı: 6
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ard
  • Meslek: Moustache of Heaven Sahibi, Barmen
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 4
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 10
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #26 : 06 Kasım, 2021 00:19:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bazılarımız hayatın anlamını bulmak için yaşamaya devam eder. Bazılarımız ise bunu buldukları için yaşar. Dick saçını geri alabilmek için yaşıyordu.

Her ne kadar kelliğin verdiği özel parlaklık gücü onu daha haşmetli kılsa da kafasındaki soğukluktan rahatsızlık duyuyordu. Koca kaba eliyle kafasını sıvazlayıp iç geçirdi. Neredeydi o sırma saçları? Doğru ya; şerefsiz eski arkadaşında, yeni patronundaydı. Nasıl da güzel anlaşıyorlardı eskiden oysa… ‘Yoksa…’ diye düşündü ‘ Başından beri gözleri seski saçlarımda mıydı?’.  Tam bu konu hakkında düşüncelere dalacakken iş yerine geldiğine fark etti. “Ayol bitse de kendi yerime gidip vegan biramı gömsem.”

Isolde’nin mekânı her zaman içini ürpertmiştir. İçeriye girdiğinde bir tarantulanın koynunda yürüyormuş gibi hissediyordu. Tek fark kıllı değildi! Biz zahmet de olmasındı. Küçük bir ürperti ile personel odasına geçti. Bu seferlik balo için klasik giydiklerinin aksine cırtlak yeşil bir takım ayarlamıştı. Baloydu bu ne de olsa, insanlar özenip geliyordu. O neden özenmesindi ki? Aslında ışıldak bir turuncu giyecekti, lakin yeşil ile kamuflaj olarak Isolde’nin gözünde çok öne çıkmayacağını düşünüyordu. Evet pek kafasını kullanmazdı. Hızlı bir şekilde üstünü değiştirip kafasını kolonyayla parlattı. Bıyıklarının da mükemmel olduğunun küçük el aynasıyla kontrol ettikten sonra yüzünde bir gülümseme ile odadan ayrıldı.

Odadan çıktığında ilk karşılaştığı kişi, yeni içeriye giren Mira olmuştu. ‘Küçük şeytan.’ diye düşündü. Kızı sevmediğinden değildi, hatta onu küçük kardeşi olarak bile gördüğü söylenebilirdi. Lakin o küçük şey onu korkutuyordu. Masum yüzünün altında lanet olasıca bir ısırgan canlı duruyordu.

Ani hareketlerden ölümüne ürken Dick ise bu hiperaktif canlı karşısında küçük kaslı bir tavşan gibi hissediyordu. “Bu önceki gün kalçamı ısırdığın için…” diyerek sessizce kıza yaklaştı ve kafasına hafifçe vurdu. Mira cin gibi kafasını 180 derece döndürüp ona baktığında ise ne b*k yediğini fark etti. Kızın üzerine atlayacağını biliyordu bilmesine de kafasını bu kadar sert ısıracağını düşünmemişti. İçinde açığa çıkan korku ile kendince küçük, sağır olmayan her insan için büyük bir çığlık kopardı ve kafasına tırmanmaya çalışan böcek gibi kızı sırtından tutup yere fırlattı. Refleks olarak oluşan artı dokuz tuvalete kaçma becerisini ise ardına kullandı.

Neden bu kadar küçük şeylerden ürktüğünü biliyordu, eskiden kendini koruyamayacak kadar cılız olduğu içindi bu korkusu. Ancak nasıl bunu nasıl aşabileceğini hala çözememişti. Ne kadar iri olursa olsun gene de içindeki korkak cılız çocuk kalmıştı.

 Yaklaşık 1 saatlik tuvalette soğuk su ile kafasındaki kızarıklığı dindirme çabası yanıt vermeye başladığında rahatlayarak kafasını kolonyaladı (dezenfekte etmek önemli) ve tuvaletten ayrıldı. O çıkana kadar insanlar toplanmıştı bile. Çeşit çeşit insanı görmenin verdiği heyecanı ile yüzü gülümsedi. Sırtını dikleştirerek çoğunluğun ondan kısa olduğu kalabalığı yararak barın arkasına geçti. Çok fazla tanımadığı insanın olduğu ortamda böyle olurdu. Az önce küçük bir kız tarafından ciyaklatılmamıştı sanki.

Barmenliği sırasında ondan içki alan birçok kişi olmuştu lakin içlerinden birkaçı özellikle ilgisini çekmişti. İlki hiç de yüzünü saklamaya çalışmayan genç bir oğlandı. Nasıl beceriyorsa kaşlarını oynatışından bile ortamdaki herkesi kendinden küçük görüyormuş gibiydi duruyordu.

İkinci ise beyazlar içerisinde hoş bir kadındı. Kadın hazırladığı içkilerden birini içtikten sonra, “Yakışıklı olduğun kadar kokteyl hazırlamada başarılı olsaymışsın seni kaçırmazmışım. Yazık oldu.” demişti. Dick bunun karşısında kaşlarını kaldırıp yüzünü ekşitmişti ‘Bu neydi şimdi? İltifat mı etti yerden yere mi vurdu?’.

 Üçüncü ise gelir gelmez, "Kafamı güzel yapacak bir şeyler koy ki burası daha çekilebilir bir yer haline gelsin." diyen şapkalı adamdı. Dick küçük bir gülümseme ile bıyıklarını düzeltti. “En sevdiğin renk nedir?” Adamın yüzünü görmeyi çok isterdi lakin şapka bütün yüzünü kapatmıştı. ‘Tanrı aşkına nasıl önünü görüyor?’  Şapkalı "Kırmızı." Dediğinde onaylarcasına kafasını salladı, “Sana o zaman güzel kan kırmızısı bir şey ayarlıyorum, hem de vegan.” dedi göz kırparak.

Anlaşılan söylenilecek yanlış bir ayrıntıydı bu ki şapkanın ardından hafif sinirli bir ses geldi. “Ben vegan değilim ki.” Dick, pek de bu ayrıntının umurunda olmadığını gösterircesine içki malzemelerini karıştırmaya başladı. “Ama ben öyleyim.” Adamın gördüğünden şüpheliydi ama gözlerini de kısmıştı, bu surat ifadesinin içkiyi çalkalarken kalçasını da aynı ritimde sallamasıyla uyuştuğu ise pek söylenemezdi. 

Adamın en büyük hatası “Affedersin ama bana ne senden!” demekti. Dickerson hayatı boyunca bu anı beklemişçesine tavana bakıp tanrıdan şans diledi. İçkiyi ışıl ışıl olan bardağa koyup şapkalının önüne ittikten sonra elinde başka bir bardak alıp parlatmaya başladı. “Bak şimdi neden vegan olmalısın biliyor musun?..” Giriş o girişti. Zaman bükücü değildi bu kel adam, lakin boş atmada (özellikle veganlık hakkında) mükemmel bir başarısı vardı. Saatler bile geçmiş olabilirdi bu yaşanırken. Bir sürü bardak pırlatmış, birçok içkiyi daha yapıp masaya bırakmıştı ama asla konuşmayı kesmemişti. Konuşmasını kesen şey ise Isolde’yi boş görmesiydi. “Neyse sen anlamışsındır şapka adam. Konuşmak hoştu arada tekrar gel!” dedikten sonra Isolde’nin favorisi olan şarabı alıp soğuk bakışlı kadının yanına doğru gitti. Tam yanına vardığında ise kafasında bir soğuklu hissetti. Bu normal kel soğukluğu değildi… Islaktı!



Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #27 : 06 Kasım, 2021 10:37:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Dışarıdan kolayca fark edilebilecek, oldukça büyük bir tereddütle girişteki görevliye yaklaştı. Tam ağzını açıp birkaç kelime söyleyeceği sırada başını vazgeçmiş bir edayla yere indirip arkasını dönmek üzere hamle etti. Elleri rahat görünmek istercesine, giydiği siyah cübbenin içine sokulmuştu ancak tavırları bu hareketiyle tam bir tezat içerisindeydi. Simsiyah bir cübbe giymiş, kukuletası maskesini bile göstermeyecek kadar sıkı sıkıya kapatılmış, kendince ruh emici kılığında bu kişi hiç de kıyafetinin hakkını veremiyordu bu yüzden. Çoktan bitmiş bile olabilir balo, bu kadar geç gelirsem tabii... Bulunduğu konumda son bir kez gözlerini yumdu sıkı sıkı. Madem hazırlandım, madem buraya kadar geldim, geç de olsa gireceğim. Hadi bakalım. Kendini ikna etmek için olduğu çok belli bu sözleri içinden geçirdikten sonra girişteki görevliye hızlı kontrol yaptırıp içeri geçti.

Balo, belli ki insanların yavaştan ayrılacağı kadar ilerlemişti çünkü tek tük de olsa birileri cisimleniyor gibiydi. Ancak tam bu sırada maskeliler arasından birinin kalabalıktan sıyrılıp yüksek sesle herkese seslendiğini duydu. İddiasına göre bakanlığın burayı basmak gibi bir amacı yoktu ve herkes bu yüzden devam edebilirdi. Bir dakika, ne olmuştu ki burada? Demek ki o gelmeden hemen önce yaşanan birtakım olaylar insanların ayrılmasına yol açmıştı.

Merak duygusuyla perçinlenmiş bir halde, biraz önceki kararsızlığından eser kalmamış, kalabalığa doğru ilerledi. Bu gece için belli ki çok farklı maskeler takınmıştı büyücüler. Yanlarından umarsızca geçerken bir yandan da bu maskelerin o kişilerin içlerinde yatan isteklerini yansıtıp yansıtmadığını merak etti. Mesela şu karga, acaba susturulmadan konuşmak mı istiyordu durmaksızın? Belli ki öyleydi çünkü kadının sesi çevresindeki bastıracak kadar gür, sözcükleri ise eziciydi.

Kuşları bu gecelik bir kenara atalım, mırıldanması eşliğinde, ilerleyişini yavaşlatıp konuşulanlara da kulak kabarttı. Bir seherbaz vardı biraz önce burada anladığı kadarıyla, birini tutuklamıştı. Konuşmanın sürdüğü gruba çaktırmadan yanaşıp sanki başından beri oradaymış gibi onaylamaya başladı duyduklarını. Uygun bir anı kollayıp Evet gerçekten de ilginç bir tutuklama anı oldu, diye atladı daha fazla bilgi alabilmek umuduyla.

Yüreğim ağzıma geldi sırayla bizi de alacak diye ama adam manyakmış zaten, Tanrı'ya asa çekmiş bir de üstüne üstlük ama yasa ihlalinden bizi de tutuklasa o seherbaz şaşırmazdım, Hararetle kendisine yanıt veren bu cadı baştan aşağı can alıcı bir kırmızıyla bulanmış, kan çukurundan çıkmış gibi görünen çatlak biriydi. Duyduğuma göre Orenda'danmış zaten. Eh, oradakilerin hep çatlak olduğunu duymuşt- Büyük bir keyif alarak yaptığı dedikoduya devam edemeden sözü cincüce kılığına girmiş ve bunu başarıyla yapmış, belki de gerçekten de cincüce olan birisi tarafından hızla kesildi. Kes sesini seni salak, Amaterusu üyelerinden olduğuna kalıbımı basarım ve yerinde olsam değil dilimi iksir şişemi bile sokmam onların işine. Yüksek sesle yaptığı ikazın ardından sesini iyice alçaltıp bir sır veriyormuşçasına eğildi grubun ortasına. Onun bu hareketiyle çevresindeki herkes de, kendi de dahildi, refleks olarak eğildiler daha iyi duymak için bu kısa boylu büyücüyü. Yaptıkları karanlık ritüellerde ne kanı kullanıyorlar Merlin bilir ve yine Merlin biliyor ya sıradakinin benimki olmasını hiç istemem. Gizemli bir edayla sözlerini bitirip bilmiş bir göz kırpışın ardından doğruldu geri. Biz Attar Hür Cemiyeti ise tamamen dürüst, yoldan sapmamış, dibine kadar aydınlık büyüleri inceleriz. Evet efendim! Yaparız bunu! Sesindeki böbürlenmeyi büyük ihtimalle sihir bakanı bile hissetti bu mesafeden diye düşündü. Sonra o uğursuzu aklına getirmesiyle gelen ürpertiyi bastırıp fırsata atlamaya karar verdi.

Ben de öyle duymuştum kesinlikle, bir arkadaşım Attar mensubu ve dünyada ondan daha büyük bir iyilik timsali düşünemiyorum, dedi hiçbir cinsiyete ait olamayacak sesiyle. Kafasını da onaylarcasına sallıyordu ancak yüzünü büsbütün kapatan kukuletası ve hiçliğe ait sesiyle bir destekçiden çok can almaya gelmiş bir yaratığı andırıyordu. Öyle de olmalıydı zaten gerçi. Bunları ve çevresindekilerin bu gerçeklerle çarpılmış yüzlerini görmezden gelerek devam etti konuşmaya büyük bir iştahla. Imperius lanetinin etkilerinden kurtulmak için heyet kurmuşlar hatta, gazetede okudum. Büyük araştırmacılar vesselam. Şüphesiz...diye noktalandırdı sözlerini.

Gruptan birkaç kişinin bilmedikleri bu yeni bilgiyle etkilendikleri yüzlerinden belliydi. Nasıl bir gruba düştüm böyle, gazete bile mi okumuyor bu salaklar,Mırıltısı tam anlaşılmasa da yakınındaki birkaçının bakışı kendisine yönelmişti. Diğerlerini bilmem ama Attar'ın araştırmalarına güvenin diyorum yani. Belki yakında şu saçma kurallar silsilesini kaldıracak bir şey gerçekleştirirler belki, kim bilir? Anlarsınız ya şu kıl, tüy problemleri yaşayan ünlü tanıdığımız bu sefer odasında şifacılar tarafından bir daha köstekli saatine bakamayacak şekilde bulunur belki Son sözlerinin bu grup tarafından kolayca anlaşılmayacağının bilincindeydi. O yüzden birkaç dakika verdi kafalarında kelimeleri birleştirebilmeleri adına. İlk anlayan, ne şaşırtıcıdır ki kan kovası kılığındaki kız oldu. Gözleri önce şaşkınlıkla sonra da bu ihtimalin verdiği keyifle büyüdü.

Yani... Yani siz şey mi diyorsunuz... diye kararsız bir tonda sordu. Tüm meraklı ve hevesli bakışlar kendisine yönelmişti şimdi. Dostlarım... Dostlarım... dedi melankolik olmasını ümit ettiği bir ses tonuyla. Attar'ların pis işler yapacağını düşünecek kadar cahil değilizdir eminim hiçbirimiz. Mantığa davet ediyorum sizi; eğer muggle'ların gözlerinin önünde büyü yapmamızı ve onların bunu asla anlamamasını sağlayan bir tılsım, bir iksir, bir büyülü eşyamız olsaydı bütün bu saçmalıklara da son verilmez miydi? Sanki en başından beri yalnızca bunu anlamaları gerekiyormuş gibi bir edayla noktaladı sözlerini. Tabii canım, çok doğru, aynen öyle mırıltıları yükseldi çevresinden. Ses tonuna yansıyan ancak başka hiçbir şekilde belli olmayan bir gülümseme yayıldı suratına. Büyük düşünün dostlarım... Büyük düşünün. Ve Attar'a güvenin. Ben öyle yapıyorum. Bu gruba sarfettiği son sözler olmuştu bunlar. Burnuna hiç iyi kokular gelmiyordu ve bu sefer metafor da değildi bu. Sanki yukarı katlarda birisi muggle gibi yemek yapmaya uğraşıyordu da onun duman kokusu geliyordu.

Ben geldiğimde birkaç kişi cisimlendi, bu da demek oluyor ki bunların enselenme ihtimali yüksek Bakanlık takibi yüzünden. Yavaştan maskemi de alıp gideyim ben. diye mırıl mırıl söylenerek kapıdan çıkıp terk etti mekanı. Belki de bu baloya maskeli olmasına rağmen niyeti açık olan bir tek o gelmişti. Sonuçta bir ruh emicinin amacını her zaman bilirdiniz. Asla size sevgi göstermeye ya da sizinle adil bir kavgaya gelmezdi. İstekleri ve yaptıkları netti. Bu ruh emici de bu gece bu baloya öyle gelmişti. Net bir amaçla, niyeti belli. İşi biten her ruh emici gibi geride bıraktığına aldırmadan da terk ediyordu ortamı yeni hedefler bulmak üzere.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 6, total 6
« Son Düzenleme: 08 Kasım, 2021 02:49:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Maskeli Kişi »

Çevrimdışı Kont Sati Von Richmond

Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #28 : 14 Kasım, 2021 18:47:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Soytarı falcının buruşuk ve boyalı parmakları son bir kez daha gitti tarot kartlarına. Aralarından bir ölüm kartı sıyrıldı isteksizce ve düştü süzülerek masaya. Mumun cılız alevi can verdi. Karanlıkta çakmak çakmak yanan bakışların yolları kesişti. Bir karartıya boyandı salon. Kısa bir sessizlik ve hemen peşi sıra yükselen Lumosla aydınlatılmış asalar...

Şaşkınlık belirtisi olduğu besbelli iniltilerin arasından ve asaların erişemediği karanlık noktalardan, Latince fısıltılar yükseldi belli belirsiz.

“Sancte Michael Archangele, defende nos in proelio, contra nequitiam et insidias diaboli esto praesidium.”

Falcı ve Kralın bulunduğu masadan bir tıkırtı duyuldu önce. Karanlığın içerisinde bir kumaşın sıyrılmasını andıran bir hışırtı işitildi peşinden de. Gizem dolu ama tehditkar gözlerden gelen bakışlar doğruldu kalabalığa yönelen...

“Imperet illi Deus, supplices deprecamur: tuque, Princeps militiae caelestis, in virtute Dei, in infernum detrude satanam aliosque spiritus malignos...”

Müzikler de mumlar gibi söneli çok olmuştu. Latince sözlerin hangi büyüyü fısıldadığını anlamaya çalışan dikkat kesilmiş kulaklar ve bu kulakların duyumsayabildiği, katıksız bir sessizliğin ortasında ritmik bir tempoyla yükselen bir takım çıtırtılar, kavrulan mobilyaların yaydığı, yanık ahşap kokusu. Eriyen vernikten düşen yapışkan bir maddenin damladığı yüzler... Asaların ışığında bir gösterinin başlama işaretini verircesine sahneyi dolduran bir sis bulutu yükseliyordu şimdi beyaz mermerden tavana.

“...qui ad perditionem animarum pervagantur in mundo. Amen!”

Tahtalardan ve yaylardan kurulu mekanizmaların sesini andırır tıkırtılar duyuldu önce. Sonra da hızla yayından fırlamış okları andıran ıslık sesleri yankılandı duvarlarda. Çığlıklar duyuldu ardı ardına koyuverilen. Birbirlerine doğrulmuş asalar, kanlar içerisinde yere yığılan büyücüler, cadılar... Pencerelerde, salona vurmakta olan cılız ay ışığını dahi çok görmüş gibi gölgeleyen karartılar belirdi. Cadı avcısı kılığındaki kadının vahşi yüzü göründü kısa bir süreliğine, sonra da kollarındaki mekanizmadan fırlayan birkaç ok daha. Cisimlenmeye başlayan büyücülerin birbirleri ardına çıkardıkları tok seslerle kaçmaya yeltendiği duyulmuştu ki, bir kilise korosunu andırır tonda salonu inleten şu sözler işitildi hep bir ağızdan söylenegelen.

“Malleus Maleficarus!”

Cisimlenme çabaları sekteye uğramaya başladı ansızın. Asalardan savrulan lanetler ve tılsımlar etkisini yitirdi bir anda. Hayretle karışık bir çaresizlik okundu yüzlerden ve hayıflanma dolu sövgüler dudaklardan. Kanatları koparılmış birer serçe gibiydi davetliler adeta, alışkın oldukları büyülerden yoksun ve avcının karşısında çırılçıplak kalmış bir av kadar aciz. Üst kattaki yangının dumanı kan kırmızısı bir renge bürünürken duvarlarla beraber, yukarıda kana bulanmış ipliklerle gerilmiş gibi duran korkutucu bir sembol yayılıyordu tavanın yüzeyine.


Maziye gömülmüş olan korkular, tekrar açığa çıkmıştı artık...

Can havliyle koşuştular dört bir yana büyücüler, cadılar. Sayılarını kestiremedikleri karartılar takip ediyordu onları. Ellerinde ay ışığında parlayan hançerler, bileklerinden fırlayan oklar, devasa arbaletler, parmaklarında dönen uzun şişler ve muhtelif kesici, delici aletlerle kuşanmış olarak ilerleyen kimi şapkalı, kimi kostümlü figürler. Soytarı falcı, haşmetli kral, cadı avcısı kılığındaki rahibe ve yine bu rahibe gibi giyinmiş  püriten kostümler içerisindeki başkaları. Parmaklarından damlayan kırmızı lekeler, yere düşenlerin kostümlerini rastgele bir kırmızıya boyamaktaydı umarsızca. Kan kokusu karışıyordu şimdi, yanık ahşaptan yayılan ise.

Bir keşmekeş, bir koşuşturma sardı içerisini şimdi. Cadı avcıları kovalıyor, asalarını kullanmaktan dahi aciz kalmış olan büyücü ve cadılar olanca güçleriyle kaçıyorlardı.

Cadı avı başlamıştı! Bakalım gelen zarlara göre kimler, cadı avcılarının hedefi olacaktı?
(Aşağıda üç kısım halinde yazılacak metinlerdeki şahısların kim olduğunu, metnin peşinden atılan zar belirleyecektir. Zarda hangi rakam gelirse, listede o rakama karşılık gelen kişi ilgili metinin muhatabı olacaktır. Eğer zarın birden fazla şekilde aynı gelmesi halinde, listedeki bir sonraki hedef seçilmiş sayılacaktır.)

1- Ronald Archibald
2- Oliver Twist
3- Aşıklar
4- Çılgın Şapkacı
5- Isolde Aideen O'Malley
6- Tanrı
7- İncili Kadın
8- Gümüş İşlemeli Siyah Maske, Üç Çift Siyah-Beyaz Kanat
9- Vampir
10- Mirabelle Starlight
11- Cwénhild Muirghéal
12- Şövalye
13- Dick Dickerson
14- Ruh Emici


O halde, Cadı Avı Piyangosu başlasın!


AV I
Kaçmaya çalışan büyücü ve cadılardan bir tanesi çıkışa yönelmeye çalışmış, ancak koşuşturan kalabalığın içinden sıyrılamadığı gibi kendisini barın arkasında bulmuştu sürünerek. Barın hemen öteki tarafında cadı avcısı suretindeki karartıların gezindiğini duyabiliyor ama kendisini görüp göremediklerinden emin olamıyordu. Acaba bu kişi, kim olsa beğenirdiniz?

Çıkmaz çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, Cadı Avı Piyangosu!
Rolled 1d14 : 8, total 8



AV II
Davetlilerden bir tanesi çıkışı kaplayan kalabalığı aşmaktan ümidi kesmiş bir şekilde üst kata yönlendirdi adımlarını. Merdivenleri çıktığında karşısında bulduğu asma balkonun zemini alevlerle sarılmıştı. Yanan perdeler rüzgarla birlikte savrulmakta ve bu asma balkondan geçişi bir hayli zorlu kılmaktaydı. Arkasından gelen cadı avcıları ise silahlarına davranmış, ellerinde halatlar, hançerler ve germeli yaylarla saldırmak üzere yerlerini almışlardı. Acaba bu talihsiz büyücü/cadı kim olsa gerekti?

Çıkmaz çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, Cadı Avı Piyangosu!
Rolled 1d14 : 14, total 14



AV III
Gecenin son talihlisi ise çıkış yolu olarak pencereyi tercih etmiş bir davetliydi. Sağda solda muhtelif masalar ve sandalyelere eşlik eden, birkaç cadı avcısı dikilmişti karşısına. Karanlıkta birbirlerini güçlükle görmekle beraber, üst katı kavuran yangını hisseden tabloların dehşetle dolu çığlıkları ve en güvende gördükleri tabloya doğru kaçışmaları sessizliği yırtıyor ve adımların duyulmasını güç kılıyordu. Acaba pencereyle arasına cadı avcıları girmiş olan bu talihsiz şahıs kim olacaktı?

Çıkmaz çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, Cadı Avı Piyangosu!
Rolled 1d14 : 12, total 12



Not:
1- Her üç metin için zarla belirlenen kişilerin, düştükleri durumdan nasıl kurtulmaya çalışacaklarına dair bir RP yazmaları ve bu RP’yi güncel tarihle 21.11.2021 günü, saat 23:59’a kadar göndermiş olmaları gerekmektedir.

2- Yazacağınız RP’lerde ne yaptığınızı değil, ne yapmaya çalışacağınızı yazarak düello zarı atmanız, çabalarınızın başarılı olup olmayacağını daha sonradan yazılacak olan GM metnine bırakmanız gerekmektedir.

3- Seçilen kişiler bu tarihe kadar RP'lerini atmadıkları takdirde cadı avcılarının hedefi olacak ve karakterleri bu cadı avcıları tarafından itinayla ÖLDÜRÜLECEKTİR! Zarlarınızın başarısız veya başarılı olması durumunda kaçıp kaçamadığınız veya başınıza nelerin geldiği de yine GM metninde belirtilecektir.

4- Piyangomuzun üç talihlisi dışında tüm davetliler, balodan kaçmış kabul edilecektir.

5- Mekanda bulunan tüm davetlilerin büyü yapması yahut cisimlenmesi, kestiremediğiniz bir sebepten ötürü engellenmiş durumdadır.

6- Başarılar!


Çevrimiçi Locomotor

Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #29 : 14 Kasım, 2021 19:35:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cadı Avı Piyangosu Talihlileri

AV I: Lucien Vanidestine
AV II: Mirabella Yamashita
AV III: André Harris

Söz konusu kişiler dışındaki kişilerin kaçmak için bir RP yazma yükümlülüğü yoktur. Lakin herhangi bir şekilde aksiyona girmeyi yahut birilerine yardım etmeyi deneyecek olan olursa buraya kıyım amacıyla gelmiş silahlı kişilere karşı silahsız ve ana çatışma yollarından mahrum kalmış şekilde karşı koymayı deneyeceklerini unutmasınlar. Sonu ölüme kadar gidebilir, dikkatli olun. Tüm tehlikelere karşın denemede bulunmak isteyenler ise RP'lerini eylemlerini yapmış değil, yapacakmış gibi kaleme alsın ve RP'lerinin sonunda bir Düello Zarı atsınlar. Bir haftalık sürenin içerisinde gelen RP'lerdeki eylemlerin başarı miktar ve oranları, GM'lerce değerlendirmeye alınacaktır.