Akşam söyleyeceği şarkıları mırıldanırken yola çıkmıştı genç kız. Bu, Hogwarts'a gitmeden önce katılabileceği son büyük etkinlikti, yapabildiğinin en iyisini, hatta daha da iyisini yapmalıydı. Akıllarda kalabilmek istiyordu ancak yarısından çoğu sarhoş, kalan yarısı da eğlenmekte olan insanların ne kadar kendini dinleyeceğini bilmiyordu. O gürültüde kendi sesi duyulur muydu ki? Duymak zorundalardı, kendisinin mükemmelliğini herkes duyup hayran kalmak zorundaydı! Bu gece için günlerdir hazırlanıyordu. Tamam, belki çok sıkı bir hazırlık yaptığı söylenemezdi evet ama sonuçta birkaç şarkı seçmiş, kendini tamamen insanlara sunabileceği bir elbise bile dikmişti. Hatta ikerken eline iğne batırmıştı bir kere.
Bilinçsiz attığı adımları tarafından bir yılını tamamlamış olduğu tavernaya getirilmişti sonunda. Henüz ziyaretçilerin gelmeye başlamadığını görünce rahatladı, hazırlanmak için vakti bol demekti bu. Kapıya yanaştığında görevli ona adını sordu. Dalga mı geçiyordu? Kaşlarını kaldıran kız önce saçlarına baktı, sonra da sürekli giydiği favori elbisesine, sonra da karşısındaki görevliye. Anlamaz bakışlarla başını yana eğdi.
"Ne demek 'adınız?' ya? Tanıyorsun beni, burada çalışıyorum?" dediğinde görevlinin hafiften bastırılan, belli belirsiz titreyen dudaklarını fark etti. Ah be, dalga geçiyordu!
"Mirabelle!" dedi, görevli listeye bakmaya devam etti.
"Mira! ...Miroş. Mirababy. Bebiş? Güzel kız? Güzellik? Melek? Tanrıça? Mükemmel tanrıça???" dese de onay alamıyordu. İç çekti.
"Of... Böcek." Isolde Hanım, Mirabelle'e böcek diye seslendiği için bu hitap şekli bazı çalışanların ağzına sakız olmuştu. Eh, pek de şikayetçi olduğu söylenemezdi. Sonuçta samimiyetlerini gösteriyordu. Yanaklarını şişirip dudaklarını büzerek sahte bir kızgınlıkla görevlinin omzuna hafif bir yumruk attı ve içeri girdi. İçeri girmesiyle kafasına bir şaplak yemesi bir oldu. Kaşlarını çatarak hışımla şaplak atan kişiye döndü. Big Man!
"Lan, Dickhead!" Resmen 'zoom' sesi çıkararak dev adamın üstüne atladı, bacaklarını boynuna sardı, karnını yüzüne yapıştırdı ve adamın parlak, pürüzsüz, yumurta gibi kafasını ısırmaya başladı. Kemirmeye başlamasıyla karnının oralardan tiz bir çığlık duydu ve ne olduğunu bile anlamadan kendini yerde buldu. Sonra da adama baktı. Kocaman, kas yuvası bir adamın fare sesi çıkartarak tuvalete koşuşunu izledi. Yüzüne yayılan sırıtışla zıplayarak kalktı ve olmayan kaslarını göstermek istercesine kollarını yukarı, başına doğru çekti.
"Mirabelle üç yüz yirmi altı, Dickhead sıfır! Hehe!" Daha fazla oyalanmamak için personel odasına gitti, yanında getirdiği güzel ve yaşadıkları döneme göre oldukça riskli elbiseyi çantasından çıkarttı. Elbisenin göğüs dekoltesi fazla abartılıydı ve halihazırda büyük göğüslere sahip olan genç kız bu elbiseyle farklı bir ortama gitse anında taşlanırdı. Kan kırmızısı elbisenin sağ kısmı dizinin altına geliyor, sol bacağına doğru ilerledikçe kısılıyordu. Belinin bitip bacağının başladığı kısımda kırmızı bir gül vardı ve elbisesinin kısa kısımları gülün dikişleriyle birbirlerine tutturulmuş, bu şekilde yırtmaçlı gibi bir görüntü oluşturulmuştu. Aşırı şatafatlı değildi evet ama dikkatleri üzerine çekebilecek kadar ilgi çekiciydi. Altına da kısa topuklu ayakkabılar giyecekti, boyu zaten uzun olduğu için sırık gibi durmak istemiyordu haliyle. Yanına hiçbir aksesuar veya o tür bir şey almamıştı. Elbisesi, ayakkabıları ve kırmızı ruju yeterliydi. Elbiseyi özenle üstüne geçirdi, ayakkabılarının kurdelesini bağladı, rujunu sürdü. Sonra da rujun üstünden mendille geçerek hafifçe sildi ve doğal durmasını sağladı. Aşırı abartılı rujlar onu yaşlı gösteriyordu. Mirabelle ise gençliğinin en güzel, en taze zamanlarında olduğunu kanıtlamak istercesine doğallığı tercih ediyordu. Cildini mahvetmemek için asla yüzüne içinde kurşun zehri bulunan o iğrenç kozmetikleri sürmezdi bir kere. Onun yerine, çok istiyorsa gider kendi yetiştirdiği bitkilerle doğal kozmetikler üretir, hatta artanını da okuldaki arkadaşlarına satarak paraya para demezdi.
Yaklaşık on beş dakikadır aynaya aşık aşık baktığını fark edince başını sallayarak kendine gelmeye çalıştı. Saçını da yapıp Isolde Hanım'ın yanına gitmesi gerekiyordu. Salık bıraktığı saçlarının küçük bir kısmını elmacık kemiklerinin hizasında, sağ tarafta topladı ve öre öre gül şekline getirdi. Az bir miktar almış olmasına rağmen o kadar kalın telli, pofuduk saçları vardı ki hiç de 'az' almış gibi durmuyordu, eh, işine de gelmişti. Çok tatlı duruyordu çünkü. Aynaya göz kırpıp öpücük gönderdikten sonra topuklarının üstünde dönerek odadan ayrıldı ve Isolde Hanım'ın odasına yöneldi. Kapının yanındaki duvara sırtını yaslamış beklerken etraftaki koşuşturmaca ve kaosu izliyordu. Arada ne yapacağını bilmeden oraya buraya giden çalışanlara fikir veriyordu,
'Şunu şuraya koysanız iyi olur, onun yerine şunu önce servis etseniz hoş olabilirdi,' gibisinden.
Sonunda Isolde Hanım odasından ayrıldı, Mirabelle'e döndü. Çenesi tutuldu, kadın tarafından incelendi kısa bir süre. Aldığı iltifatla yüzü gülerken duyduğu 'böcek' kelimesine bu seferlik aldırış etmedi. Hem, kelebekler ve uğur böcekleri de böcekti sonuçta. Aşağıdan gelen seslere bakılırsa balo başlayalı çok olmuştu ve Mirabelle'in sesiyle şenlendirmediği bir müzik çalıyordu. Kendi sesinin süslemediği hiçbir şarkıyı, müziği veya melodiyi beğenmezdi genelde, bu çalan da onlardan biriydi. Memnuniyetsizlikle yüzünü buruşturdu, bir an önce sahneye çıkıp gerçek sanat neymiş insanlara göstermek istiyordu. Güzelliğini herkese göstermeli, sesiyle herkesi cennette gibi hissettirmeliydi. Bugün bu taverna yanıp küle dönüşse bile son ana kadar kendini gösterme niyeti vardı. Beğenenleri kendine bağımlı etmek, kıskananları ise düşmana çevirip çatlatacak kadar etkilemek istiyordu. Belki de bu yüzden bu taverna onun için en uygun çalışma ortamıydı.
Patronuyla birlikte merdivenlerden aşağı adımladılar. Isolde önde, Mirabelle arkada. Ortama şöyle bir göz gezdirdi yeşil gözlü kız, maskeli balodan ziyade soytarı gösterisine gelir gibi giyinenler olmasına karşın ortama tamamen uyan, etkileyici insanlar da vardı. Gökyüzünü bedeninde taşıyan bir hanımefendi mesela. Ya da son moda, hoş bir gelinlik giymekte olan ama uyuyan bir kız... Kadın biraz gecikmiş açılış konuşmasını yaparken kızın gözleri gelen kişileri süzüyordu işte. Kadının lafı bitince yıldız ışığının parlama vakti gelmişti. Neşeli bir şekilde sahneye adımladı, insanları tatlı tatlı selamladı ve şarkılara başladı.
Önce sanki, 'ben geldim, neşeniz geldi' dermişçesine hareketli, tatlı ve mutlu bir şarkı söyledi. Tavernaya çok uyduğu söylenemezdi. Sonradan daha yavaş, kasvetli bir şarkıya döndü. Sonra kafasına gelen bütün şarkıları tek tek sıraladı... Şarkı söylerken bir yandan da gözlerinin önünde olup biten her şeyi aklına iyice kazıyordu. Gözlerini özellikle ayırmadığı bazı kişiler vardı; gelinlikli kız, yıldızlı elbise giyen hanımefendi ve kargaya benzeyen, birazcık ciyaklayan kadın. Geri kalanlar da ilgisini çekiyor olsa da bu üç kişiyi izlemesi zevkliydi. Ne kadar olduğunu bilmediği bir süre geçti, bir ara ortalardan kaybolan yıldızlı hanımefendi tekrar geldi ve maskesini çıkartıp ortalığı hafiften kızıştırdı. Eh, bu hareketi sahnedeki kızın kaşlarının çatılmasına yeterliydi, tüm ilgi kendinde olsun istiyordu ve zaten ortamdaki çoğu kişinin ilgisi kendinde değilken artık kimsenin değildi. Minik bir kaos dönerken gözlerini seherbaz olduğunu, hatta çok sık buraya uğradığını anımsadığı kızıl kadından çekmeden şarkısına devam etti.
İnsanlar ortamdan ayrılmaya başlayınca Mirabelle'in zorla düzelttiği kaşları yeniden aşağı doğru yönelmemek için zor duruyordu. 'Benimle ilgilenin,' diye geçirdi içinden, 'benim kadar mükemmel birini bu tavernadan ayrılınca bir daha göremeyeceksiniz, fırsatınız varken benimle ilgilenin!'
Ama ilgilenmiyorlardı.
Kendi kayıplarıydı.
Tekrardan sürekli müşterileri olan seherbaza bakmaya başladı. Uzun süredir buraya uğradığını görmemişti, fazla mı meşguldü acaba? Kadınla bakıştılar şarkı bitene kadar, karşısındaki kızın mükemmeliyetinin kıymetini mi anlamıştı bu seherbaz? Gözlerini, seherbazın maskesini çıkardığı için rahatlıkla görülebilen gözlerine dike dike şarkıyı tatlı tatlı söyledi ve bitirdi. Mirabelle'in şarkısı bitti, kadın da girdiği transtan çıktı. Sonra da bu seherbaz hanım, kargamsı kadının kanatlarının altında kalan vampirin yanına gitti, bir şeyler konuşuldu. Kadınlığını kullanarak kendini elde etmeye çalıştığı çok belli olan Kara Melek'tense daha saf, daha güzel, daha değerli olan şeyi; Gece'yi tercih etti vampir. Kızın yüzüne bir gülümseme yerleşti tekrardan. Güzel bir seçimdi. Yıldız ışıkları, ışığı yutan o kirli rengin sahiplerinden daha güzeldi ve güzellik her zaman, her konuda kazanırdı. İster fiziksel olsun ister başka bir şey, güzellik en iyi şeydi.
Vampir ve Gece dansa kalktı. Zaten, vampirler sadece gecede en kudretli hallerinde olmazlar mıydı? Bu kan emici varlıklar güzel yıldızlarla süslenmiş kara örtüye aitlerdi ve karşısında dans eden bu ikili de kızın aklından geçenlerden farklı değildi. Birbirleriyle ne kadar da uyumlulardı öyle! Sanki ikisinin birleşimi, ortaya mükemmeliyetin ta kendisini çıkarabilirdi. İkisine bakarken aklına gelen tüm sözleri melodili bir şekilde ortama dökmeye başladı.
Bu şarkı çıkalı -155 yıl oluyor ama siz zaten varmış gibi davranın, tamam mı?
"Thеу ѕау thеrе іѕ а wаr
Bеtwееn thе mаn аnd thе wоmаn
I’vе nеvеr fеlt lіkе thіѕ bеfоrе
Mу hеаrt knеw thаt i соuldn’t
And thеn уоu tаkе mе іn
And еvеrуthіng іn mе bеgіnѕ tо fееl lіkе I bеlоng
Lіkе еvеrуbоdу nееdѕ а hоmе
And whеn I tаkе уоur hаnd
Lіkе thе wоrld hаѕ nеvеr hеld а mаn
I knоw I саnnоt hеаl thе hurt
But I wіll hоld уоu hеrе fоrеvеr
If І саn, іf I саn..."
Sözleri bitirdiğinde gözü hanımına takıldı. Tatlı tatlı gülümsedi ve tekrar kalabalığa döndü.
"Eh, biricik konuklarımız, sevimli şarkıcınız maalesef ki yoruldu ve birkaç dakikalığına mola vermek istiyor. Müsaadenizi rica ediyor ve birazcık dinlenmek için kenara çekiliyorum. Biliyorum, sesim olmadan müzik çok boş hissettirecek sizi ama... Beni çok özlemeyin, olur mu? Hemencecik geleceğim, haydi size iyi eğlenceler can tanelerim!" dedi ve sahneden atlayarak Isolde Hanım'ın yanına pıtı pıtı adımlarla ilerledi, sevimli gülümsemesi biraz daha genişledi.
"Şarap?"Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 2, total 2