17 Nisan, 2026 09:11:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Scarlet Masquerade  (Okunma sayısı 786 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Isolde Aideen O'Malley

  • Mekan Sahibi
  • 7. Seviye
  • İleti: 28
  • 52 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Isolde Aideen O'Malley
  • Güç Puanı: 0
  • It's time to wine down
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Mag Mell Taverna Sahibesi
  • Cemiyet: La Fay Şifacılar Topluluğu
  • Biçim Değiştirme Gücü: 8
  • Lanet Gücü: 7
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Animagus, 2. Seviye
Scarlet Masquerade
« : 25 Ekim, 2021 23:54:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry



Ve binlerce kişi bir araya geliyor yılın bu en kanlı zamanında,
Maskelerin ardına gizlenmiş hepsinin yüzleri, sanki gerçekte hiç yapmıyorlarmış gibi
Açıkta kalan gözlerinin ardından okunabiliyor yüreklerinden geçenler yine de
Kaosa ve fani bedenlerinin dünyevi zevklere olan açlığını gizleyemiyor hiçbiri.

Ve gece yarısı çanları çaldığında sizler için açılacak kapılarımız
Kalbinizin en derinlerindeki arzuları yerine getirmek ve gecenizi ölümsüz kılmak için
Müziğin eşsiz tınısı ağır ağır sizi içine çekerken kaybolacak yaşamın beyhude telaşı
Kadife duvarlar kızıl ağlarken biliyorlar kim katili masumiyetin
Bir hande eşliğinde yaşarken kendini bilmezliktir günahların en esası

Mag Mell’de geçireceğiniz bir gece bedeldir adeta Marihuana’ya



[spoiler]

Kapıdan içeri adım atar atmaz lavanta esanslı bir tütsü kokusu karşılıyor misafirini ancak ilk defa soluyana oldukça ağır gelebilen bu kokuya alışmak hiç de zor değil, biraz zaman geçirince hafifliyor ve nahoş bir neşe katıyor insanın ruh haline. İçerisi biri sanki zaten loş bir aydınlatma sağlayan mumların ışığını özellikle kısmış gibi oldukça karanlık, dolayısıyla ilk bakışta bar haricinde barda bulunan nimetlerin farkına varılması mümkün değil. Tahta zeminden ilerleyip barmenin tavsiyesi kokteyllerden birinin tadına baktıktan sonra bambaşka bir güzelliğe bürünüyor mekân. Barın çaprazında daima birilerinin fal baktığı otantik bir köşe bulunmakta, üstelik tavernaya ilk defa gelenlerden herhangi bir ücret alınmadığı da biliniyor.

Mekân hakkındaki önemli detaylardan biri de kırmızının koyu tonlarının pek çok yerde kullanılmış olması, özellikle duvarlardaki portrelerin gözlerinin kan renginde olması buranın sahibinin vampir olup olmadığı sorusunun sorulmasına neden olmakta. Duvarlarda içinde çeşitli objeler bulunan vitrinler dayalı, bazılarının içinde neye ait olduğu anlaşılmayan bir kafatası gibi ilginç şeyler varken, bazılarının içinde pahalı olduğu her halinden belli olan mücevherler sergilenmekte. Fakat şimdiye kadar çalmaya cesaret edenin çıkmadığı da bir gerçek.

Kendi kendilerine çalmaları için büyülenmiş enstrümanlar bir köşede çalarken bazı günler ise onların kasvetli şarkılarının yerini alan okul çağındaki bir genç kızın meleksi sesini duymak mümkün. İçerideki masa sayısının bilinmediği gibi hangi masanın misafirlerin karşısına ne çıkaracağı bilinmemektedir. Bir keresinde bir müşteri oturduğu anda koltuğun patladığını iddia etmiş, hatta Merlin ve onuru üzerine defalarca yemin etmiştir. Ancak bu olay yaşandığı sırala olağanüstü derecede alkollü olduğu için kimse ona inanmamıştır.
[/spoiler]

Notlar:
1- Herkesin atacağı RP'yi aşağıdaki ek seçenekler alanında bulunan "Maske Takıp Gönder" butonuna basarak göndermesini rica ediyoruz.
2- RP'lerinizin başına oyuncular gizli olsa da tipin akılda kalması açısından önemli bir rol oynayacağından karakterinizi dışarıdan tanımlayan, (kızıl saç, mücevher, göz rengi vb.) kendine has özelliklerin ön planda çıktığı akılda kalıcı bir betimleme eklemelisiniz.
3- Herkesin RP sonunda bir zar (Düello Zarı) atması ve nedenini sorgulamaması gerekmektedir (:
« Son Düzenleme: 27 Ekim, 2021 01:07:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Isolde Aideen O'Malley »

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #1 : 27 Ekim, 2021 02:29:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Küçül de Cebe Gir Kostümlü Adam Olacak Çocuk)

Balo salonunun loş ortamına içinde bulunduğum beşikle ve elimde küçük bir biberonla girdiğimde dikkatleri üzerime çekebildiğim pek söylenemezdi. Bir metrenin yarısına birkaç arşın kalan boyumla, yüzümdeki ihtiyar keşiş maskesiyle, kahverengi uyku tulumum ve kahverengi biberonumla bir misafirin kaybolan bebeğinden farksız gibiydim. Ama kostümümün asıl numarası görünüşünde değil, pavorosta iksiri sayesinde oktavlarını bir hayli genişlettiğim ses tellerimde yatıyordu. Böylece iri bir bebekten hallice bedenimden çıkan ihtiyar sesimle görenleri, daha doğrusu duyanları şaşkına uğrattığım söylenebilirdi.

Loş ışıkta ve sürekli yer değiştirip duran, bir görünüp bir kaybolan masaların tekinsizliğinden kaçınarak toplu halde, ayakta içkilerini yudumlayan kalabalık güruhlardan birisine yanaşma gayesiyle beşiğimi yanlarına doğru sürdüm. Papatya elbiseli bir kadına ufaktan kur yaptığım birkaç güzel sözden sonra, bu güzel giyimli beyefendi ve hanımefendilerin dikkatini çekecek bir sohbete koyulmam çok da zor olmadı. "Bakanlığın hürriyetçi politikaları göz önünde bulundurmaması, toplumsal geçirgenliğin opak olduğu günümüz konjonktüründe son derece kuvvetli reaksiyonlara sebebiyet verebilir. Özellikle marjinal faydayı sağlamak adına geçirilen son vergi yasaları, bakanlığın afaki söylemleriyle basbayağı bir tezat oluşturtmakta ve çıkması muhtemel bir toplumsal krizin tezahürünü cümle aleme göstermektedir azizim!" Bir kadınla konuşmaya başladıktan kısa bir süre sonra konuyu bir şekilde ve istemsizce politikaya, hatta yerel seçimlere filan getirmem pek doğru bir yöntem değildi açıkçası.

Nihayet kuruyan dudaklarımı ıslatmak amacıyla emzirmeye başladığım biberonun kahverengi camından beni dinleyenlerin bakışlarını süzebilmem mümkündü. Sohbetimin ilgilerini çektiği aşikardı. Bu bebek görünümündeki bir ihtiyar misali ettiğim boyumdan büyük, beylik laflarım, anlaşılan bu asilzade takımı kalabalığın ilgisini çekmiş gözüküyordu.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 6, total 6
« Son Düzenleme: 27 Ekim, 2021 05:15:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Maskeli Kişi »

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #2 : 27 Ekim, 2021 04:05:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sevdim dedin, hiç sevmedin, sen kimleri mahvettin
Kara Melek
Sen bu hayat oyununda zalim bir yürek
Sen mutluluk masalında kara bir melek

"Davetli listesinde yazmaması normal hayatım. Gümüş turna kostümümü son anda değiştirdim. Benim kalibremde bir kostüm değildi. O salak terzinin diktiği ipek kaftan olsa giymem artık!"

"Ama pek saygıdeğer hanımefendi! Listede yazan kostümünüzle gelmeniz gerekiyordu. Biliyorsunuz ki isminizi sorma gibi bir yetkimiz..."

"Eeh! Başlatma yetkine. O pespaye kostümü giyip tavuk gibi gezecek halim yoktu ya gece boyunca! Hem, sen benim kim olduğumu bilmiyorsun anlaşılan şekerim. Bilsen, zaten sözümü ikiletmez, kırmızı halı olur serilirdin altıma!"

"Ah! Çok şakacısınız bayan... Bayan siyah... Karga?..."

"Ne kargası aptal! Kara bir melek kostümü bu. İki tane kanat gördün diye o kart kuşlara mı benzettin beni!?"

Vestiyerin başında patlayan bir adet yelpazenin tok sesiyle sırada bekleyen konukların şaşkın bakışları da, kapının önünde tartışan ikiliye dönmüştü şimdi. Böyle kaba bir hareketle dikkat çekmek istemeyen siyahlar içerisindeki kadın, yelpazesini tekrar kendine doğru çektiği esnada, küt saçlarının yüzünün her iki yanına düşen perçemlerini savuran bir hareketle başını geriye doğru atıp bambaşka bir üslupla konuşmaya devam etti.

"Bak tatlım! Şimdi o davetli listesindeki gümüş turnanın üstünü çizip, kara melek yazıyorsun ve beni içeriye alıyorsun. Bunca yolu senin ebleh sıfatını seyretmek için gelmedim." Öfkelenmekten kaynaklandığı pek belli bir tebessüm kondurmuştu dudaklarına. Bir an duraksayıp, sanki davetli sırasının arkalarından gelen bir takım fısıltılara kulak kabartmış gibi geriye doğru çevirdi başını. Ardından kendi kendine söylenerek yüzünü yine görevli adama doğru döndü sabırsızca. "Kavalye vardı da biz şey yapmadık san- Neyse...."

Kadının kendi kendine konuşur tavrından çekinen adamcağız, çaresiz bir şekilde isim değişikliğini gerçekleştirip nihayet içeri davet edebildi kara melek kod adıyla bilinen bu huysuz cadıyı. Dirseklerine ince birer iple tutturulmuş görkemli kanatlarıyla, ışıldayan tüyleri özenle taranmış bol kesim elbisesiyle ve bir gösteri sanatçısı misali attığı kuğu gibi adımlarıyla varlığını belli ediyordu girdiği salonda. Bir kuzgunun kanatlarını andırır perçemlerini sabit tutan, ince, tel bir taç vardı saçlarında. Tam ortasında ise gümüşi tonlarda, salonun loş ışıklarının bile parıldamasına mani olamadığı, hilal şeklinde bir ay sembolü. Perçemlerinin çevrelediği suratını ise birbirinden zıt iki yüzü olan bir maske örtmekteydi. Trajedi ve komedinin birleşimi; namı diğer “Thalia and Melpomene” maskesi. Yine de tüm o zarafetine karşın, belki de hafif kilolu olmasından ötürü, görevlinin söylediğinin aksine bir kargadan ziyade simsiyah bir hipogrifi andırmaktaydı. Ya da kendisine yönelmiş o haset dolu bakışların sahipleri böyle söylüyordu.

Koku alma duyularına hücum eden lavanta aromasını duyumsayıp kendinden geçerken kısa bir süreliğine, etrafa şöyle bir göz gezdirdi kara melek kostümlü olduğunu iddia eden kadın. Tüm o curcunaya ve estetik tasarımına rağmen, hafif karanlık bir atmosfere sahip olan bu salonun kendi tarzını yansıtmadığına çok çabuk kanaat getirmişçesine, huzursuzca yüzünü ekşitti. Pistte dans etmeye çalışanların basiretsiz girişimleri, onun gibi bir yeteneğin huzurunda hakaret niteliğindeydi. Kendi kendine çalan enstrümanlar, iç gıcıklayıcı bir melodinin uyumsuz, serkeş notalarıyla zehirliyordu atmosferi. Duvarlardaki tabloları süsleyen kanlı tonlar, içini hepten karartıyordu her bakmaya tenezzül ettiğinde. Sarhoşluğun esaretine kapılmak, belki bir nebze çekilebilir kılardı bu geceyi. Maskelerin ardındaki sıkıcı benlikleri keşfe çıkmadan evvel, birkaç yudum alıp kendisini yatıştırmak maksadıyla bara doğru ilerlediği esnada; kuytu bir köşede, saray soytarısı kostümüyle tarot falı bakmakta olan rengarenk giyimli bir falcı, sebepsizce gözüne takılmıştı.

Çabucak bir içki edindi kendisine. Sonra da yörüngesini falcının masasına doğru çizmiş bir gezegen misali, yavaş yavaş adımlamaya başladı ahşap zemini. Frenk üzümünden rom dolu kadehinde gezdirirken parmaklarını, usulca yaklaşmıştı çoktan bu soytarı kılıklı kahine. "Hah!" dedi kendi kendine sessizce söylenerek. "En azından dürüst bir şarlatan... Değil mi şekerim?" Falcının kartlarını yaydığı, havada süzülmekte olan oval masanın hemen yanına yanaştı. Soytarının tam karşısında, kral kostümü içerisinde olduğu besbelli bir adam oturmaktaydı. Yüzünde haşmetli bir kralın çehresini andırır bir maske, başında ise altın kaplama bir taç. Satranç figürlerini andırıyordu oturduğu yerden. Gölgeli bakışları ise pürdikkat masaya serilmiş olan kartlardaydı.

Falcının boyalı, buruşuk parmakları bir kart daha çekti desteden. Asılan adam kartı, masadaki yegane ışık kaynağı olan mumun cılız alevini titreterek eklenmişti şimdi diğer kartların arasına. Kara Melek, dudaklarına manidar bir tebessüm kondurdu. Masanın kenarında ansızın beliren bir sandalyeye iliştiği esnada, gayet işveli bir tavırla konuşmaya başladı. "Kralımın bu gece bir şans meleğine ihtiyacı var galiba..."

Kinayeli bir dokundurmayla ettiği besbelli bu sözleri, adeta destekliyor gibiydi çift yüzlü maskesi. Nitekim maskenin gülen tarafı krala, ağlayan kısmı ise soytarıya dönüktü.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 2, total 2
« Son Düzenleme: 27 Ekim, 2021 05:40:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Maskeli Kişi »

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #3 : 27 Ekim, 2021 14:52:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Girintisiz, düz, beyaz maskeli adam)

Bu uğursuz gece, mavimsi bir karanlığa ev sahipliği yapıyordu. Şatafatlı kapının dışarısında açan çiçekler gelen davetlileri karşılıyorlar, saatin 12'ye vurduğunu belirten çan sesi yankılanıyordu. Girişin önündeki genç adam bir sağa, bir sola bakınıyor sanki birinlerini bekliyor gibi görünüyordu. Yüzündeki beyaz maskenin altından ifadeleri belli olmasa da şüpheli hareketleri vardı. Gölgelere saklanmış, fazla çevreye gözükmek istemiyor gibiydi. Balo salonunun dış duvarına sırtını dayamış, bacağını endişe ile titretiyor, bir oturup bir kalkıyordu. Cebinden köstekli saatini çıkarıyor, omuzlarını iç çektiğini belli eden bir şekilde hareket ettirdikten sonra cebine tekrar koyuyordu. Bir süre kapının yanından davetlileri inceledi. Her gelen kostüme tek tek bakıp kendi kafasından yorumluyor, eleştiriye boğuyordu. Peki kendisi ne giymişti derseniz, sadece beyaz bir maske takmıştı. Dışarıdan bembeyaz ve girintisiz görünen bu maske, içeriden tam bir görüş verecek şekilde büyülenmişti. Bu tarz kostümler, kıyafet giyme etkinlikleri hoşuna gitse de konu kendi kıyafeti olunca hem kolaya kaçmayı, hem de bir kaç tabuyu yıkmayı eğlenceli buluyordu. "Tanrı" diye kaydetmişti kendisini listeye. İnsanların ne düşüneceğini merak ederek... Bir nevi deney yapmak istemişti. Çevresi dolu ama kendisi yalnız olan adamın eğlence anlayışı buydu işte. İnsanların damarına basmak. Tekrar iç çekti aradığını bulamayınca. Siyahtan başka renkte saçlı bir kadın bir de adam arıyordu davetliler arasında. Aradığı şekillerde saçları bulamayınca çömeldiği yerden kalkıp içeriye girmek için sıra olmuş davetiyelilerin arasına karıştı. Düzgün sıra oluşturmadıkları için de bir çoğunun önüne geçme cürretinde bulundu. Çevredeki insanlar zenginlerdi. Beyaz maskeli adam şöyle bir bakış ile anlamıştı kıyafetlerin kalitelerini. Bazılarının cebindeki ağırlık belliydi, bazılarının takıları. Bu baloda bulunmak istemişti ancak bir görev için bulunmak kendisine fazla tersti. Her zaman istediği bir durumdu bu, kolaya kaçtığı için bir türlü gerçekleştirememişti. Şuan bile yapmak isteyip istemediğinden emin değildi. Üstelik ikinci görevini de hatırladığında midesinde bir ağırlık hissetti. İkinci görevi yapmayı hiç istemiyordu. Tekrar iç çekti önündeki siyah giyimli kadının vestiyerdeki adamla kavga etmesini dinlerken. Kafası orada değil gibiydi zaten. Bambaşka düşünceler, araçlar, hisler yürütüyordu onu. İnsanların fısıltıları hayal meyal kulağına geldiğinde siyahlı kadına odaklanabildi. Balıketli, fazla gürültülü bir kadındı bu. Kavalyesinin olmamasından bahsediyordu sabırsız bir şekilde. Kara melek diye listeye yazılıp devam etti sıradan. Beyaz maskeli adam ise arkasından listeyi tutan çalışanın yanına geldi.

"Tanrı."

Sesi normalden daha kalın çıkmıştı maskenin büyüsünün etkisiyle. Çalışanın bakışları bu kelimeyi duyunca beyaz maskeyi kınadı. Hiçbir şey söylemedi Tanrı. Sadece durup adamın bakışlarının tadını çıkardı. Maskenin arkasından belki sırıtıyordu da. Muggle ortamlarında böyle bir hareket belki felaket getirirdi. Büyücedünyada işler çok da öyle yürümüyordu. Bu yüzden çalışan listeye dönüp bu kelimeyi buldu ve Tanrı'ya içeri girmesi için izin verdi. Tanrı, balo ortamına doğru ilerledi hiçbir söz etmeden. Biraz da muzipliği, maske dışında günlük kıyafetlerle gelmiş olmasıydı. Çoğunlukla giydiği kıyafetlerden tek farkı yıkanmış olmaları olabilirdi. Muggle'lar yine bu hareketi ile onu taşlayabilirlerdi. Pis kokulu varlıklar yıkanmayı günah sayıyorlardı. Tanrı'larının yıkandığını bilmeleri ne kadar üzerdi onları kim bilir?

Tavernanın iç tarafı onu pek de şaşırtmamıştı. Buraya ilk gelişi değildi, ancak son gelişi olacaktı. Katilin olay yerine tekrar gelmesi gibi bir durumu gerçekleştirmeyeceğini tembihlemişti kendisine. Duvarların bordo renkleri, ortamdaki lavanta kokusu, loş ışıklandırma ve çeşitli zengin işi ıvır zıvır. Tanrı için boş işlerdi bunlar. O daha çok insanlarla uğraşırdı. Onların aklı ile oynardı. Barın yanından geçerken içen kişilere baktı sadece. Kendisinden beklenmeyecek bir şekilde alkol olayını sevmez, kafa bulmasına neden olacak bir madde kullanmazdı. Kullananların durumundan yararlanmak ise... Ah! En sevdiği şeylerden biriydi. Dönüp tekrar girişe baktı. Aradığı saçlara sahip kimsenin halen teşrif etmediğine emin olunca çevreyi turlamaya başladı. Çeşitli soytarılıklar, büyülü ıvır zıvırlar, hiç ilgisini çekmeyen müzikler derken vestiyerdeki çalışanlarla kavga eden "kara kartal" takıldı gözüne. Bir yanında bir soytarı, bir yanında kral. Dünyevi işler diye geçirdi kendi kendine, yine de aradığı kişiler gelene kadar oyalanacak biri lazımdı Tanrı'ya. Zaten insanları kullanıp atardı çoğunlukla.

Fal bakılan yere, kendisine kara melek diyen kadının yanına doğru önlendirdi kendinden emin adımlarını. Kadının işveli cümlesine yetişebilmiş, uzaktan da olsa kral ile konuştuğunu duymuştu. Bu yüzden her zamanki tatlı dilliliği ve utanmazlığı ile kraldan önce lafa atladı. "Hanımefendi." dedikten sonra kibarca eğildi kadının önünde. Buralı değildi Tanrı. Yine de yaşadığı yılların sonunda biraz da olsa taklit edebiliyordu gelenekleri. "Tanrı varken, neden kralı tercih edesiniz ki?" diyerek uzattı elini kadına. "Akşamın ilerleyen vakitlerinde aranızdan ayrılacağım, o zamana kadar benle dans ediniz. Hem, şans meleklerinin yeri yanımdır. Öyle değil mi?"

Masanın üstündeki asılan adam kartı şu geçirilecek 10 dakikayı yansıtıyor olabilir miydi?

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 4, total 4

Çevrimdışı Ronald Archibald

  • Büyücü
  • 1. Seviye
  • İleti: 1
  • 1287 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Ronald Archibald
  • Güç Puanı: 1
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: mehrisena
  • Meslek: Barmen / Quidditch Oyuncusu
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 4
  • Tılsım Gücü: 7
  • İksir Kabiliyeti: 15
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #4 : 27 Ekim, 2021 16:27:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Salona adımımı atar atmaz yüzüme çarpan o ağır kokuyla küçük bir öksürük krizine kapıldım. Normalde derman duman olan saçlarımı tarayıp, yapış yapış bi şey ile havalı bir şekilde sola doğru yapıştırmıştım. Öksürük krizi esnasında yüzümden uzaklaştırırım maskemi tekrar gözlerime doğru getirdim. Mat siyah, oldukça elegant bir maskeydi. Yüzüme sabitleyebileceğim bir şey seçmemiş olmamın nedeni açıktı. Dostum ben tanınmak için yaşıyorum. Bu mekanda ki herkesin Quidditch kariyerinin başındaki Ronald Archibald’ın burada olduğunu bilmesini istiyordum. Bir gün çok ünlü olduğumda burada benimle oldukları için böbürlenerek birbirlerine anlatacakları hikayelere ihtiyaçları vardı. Kim bilir belki bir kaçı benimle takılma şerefine bile erişebilirdi. Şöyle bi etrafa göz gezdirdim maskemin ardından. Artık koku rahatsız etmezken bara doğru ilerledim. Merlin aşkına, bar tenderın benim beşte birim kadar iyi içki hazırlayabileceğini umarak yola koyuldum. Loş ışığada gözüm artık iyice alışmıştı.

Barda bana uzatılan içkiyi şöyle bir koklayıp yudumladım. Evet kesinlikle ben beş isem ki öyleyim bu da üç falan olabilirdi. Tamam tamam, dört. İçkimi yudumlarken mekana göz atmaya devam ediyordum. Buraya ilk kez geliyordum ve bu yoğun kırmızının ortasında olmak sanki tekrardan Gryffindor ortak salonunda olmak gibiydi hatta daha fazlası. Kırmızı aptal şeytan kostümünü giymediğim için kendime minnet duydum. Dekorun arasında kaybolmak isteyeceğim en son şey olurdu. Etrafta gezinen insanların tuhaf kostümlerine baktım, keşke yanımda alay edecek bir kaç tanıdık olsaydı. Gerçi muhtemelen burada kimliklerini gizleyerek gezinirlerdi. Bu düşünceyle maskemi tutuğum kolumu biraz rahatlatmak amacıyla indirdim ve içkimi yudumlamaya devam ettim. Burada herkes böyle sır gibi kimliğini saklarken, kurulan muhabbetlere ne kadar güven olurdu ki! Ama işte burada tek başıma, yüzümde maskem olmadan tüm cesaretimle var oluyordum. Muhteşem, yakışıklı ve yetenekli Ronny! Yani hangi konularda yetenekli olduğumu gösterebilirim elbette. Sadece gözüme güzel bir kostüm kestirene kadar biraz burada içkimin tadını çıkartıyorum.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8
« Son Düzenleme: 27 Ekim, 2021 17:17:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Kont Sati Von Richmond »

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #5 : 27 Ekim, 2021 17:19:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Daha önce buraya gelmediği için pişman olabilirdi lakin böyle duygulara sahip biri değildi. Bu geceki kostümü ise karakteriyle büyük bir tezat oluşturuyordu. Amacı eğlenmek ya da kendini göstermek değildi. Üzerine fazla düşünmediği kostümü, siyah eski bir pantolon ve gömlekten oluşuyor, zayıf bedenini saklamak adına üzerine attığı kahverengi ceket ise etrafa ağır bir sigara kokusu yayıyordu. Bu geceki adı Oliver Twist idi.

İçinde bulunduğu kalabalık arasında, sakin bir köşe bulmaya çalışırken, büyük bir sarsıntı eşliğinde üzerine dökülen konyak ile dikkatini karşısındaki tombul adama verdi. Yanakları al al olmuş adamın partiye oldukça erken başladığı her halinden belliydi.

“Su içsen beynine bu tonikten daha yararlıdır! Sana hareket ve sağlıklı gıda lazım.”

“Hığk!”

Adamın konuşmaya mecali yoktu ve hıçkırıklarını zor bastırıyordu. Oliver, şişkonun elini yakalayarak bağırdı.

“Şu ellere bak! Bir erkeğin eli böyle mi olur? Kendinden utanmalısın!”

“Hığ… elimde değil. Hığk! Be-bö-nim ailemde hö-hörkeş şişmandır!”

Adamın üzerine kusma ihtimali git gide artıyordu ve bu saçma sohbeti daha fazla uzatma niyetinde değildi.

“Seni lanet olası obur seni, çekil önümden. Ağız kokundan sarhoş oldum resmen.”

İnsan kalabalığının içinden sıyrılarak, çok göreceği ve az görüneceği bir alan bulma arayışına devam etti. Buraya geliş sebebi belliydi ve kendine hakim olmalıydı. Önüne geleni haşlayarak dikkat çekmek işine gelmezdi. Kısa bir gözlemden sonra baloya katılan insanların, maskelerine rağmen, buraya geliş sebeplerini az buçuk kestirebiliyordu. Kimisi kendini içkinin kollarına bırakmış, kimisi sosyal çevresini genişletmek için yalakalık peşinde ve kimisi ise sinsi sinsi gölgelerden insanları gözetlemekteydi. O anki yaşadığı aydınlanma ile mekanın ortasına doğru ilerledi ve boş masadan kaptığı yarı dolu bardak ile kendini bir sohbetin içine attı. Gözlemlediği hiçbir karakter gibi olmayacaktı. Onun amacı hepsi olmaktı.

Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5


Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #6 : 27 Ekim, 2021 19:05:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(tehlikeli rahibe)

Simsiyah elbisesi ve şapkasının karanlığı yalnızca eteğinin beyaz ön kısmı ve beyaz boyun detaylarıyla kırılan kadın, iç dünyasını sarmalayan puslu bulutlardan hallice gri gözleriyle çevresini süzüyordu sakince, suratında alaycı bir gülümsemeyle. Sol koltuğunun altında bir adet incil, sağ elinde ise oldukça iyi durumda, adeta bu kostüm için yeni yapılmış gibi duran, koyu kahve bir arbalet vardı kadının. Püritanların engizisyoncuları vardıysa şayet, kostümünden daha bile siyah olan küt saçları omuzlarına gelmeden biten figür, tam olarak bu güruha mensuptu.

Bu balo için oldukça fazla hazırlık yaptığı her halinden belli olan püritan, elindeki tetikli yay sebebiyle cilalı ahşap zeminde ilerlerken birçok gözün üzerine dikildiğini hissediyordu. Büyücülük gündeminin damarına basan cüretkar kostümüyle bu, pek de şaşırtıcı olmasa gerekti. Laf, yayılıyordu...

Antisosyal birisi değildi tehlikeli rahibe ancak gözlem yapması gerekiyordu ilerleyen saatlerde. Üzerinde tonla gözün olmasını, vücut hatlarını çekici bulan her erkeğin aklına estikçe kendisini bir av olarak nitelendirmesini ve özelliksiz tiplerin hiçbir yere varmayan boş sohbetlerini çekmeyi istemiyordu. Dikkatleri üzerine çekmeyi bu kadar istemiyorduysa madem ne diye özenmişti ki kostümünün detaylarına bu denli? Belki alışkanlık, belki alaycılık...

Nitekim, balo salonunun gözlerden uzak ve atraksiyondan uzak köşelerine yönelmişti adımları. Lakin köşeler bile kapılmaya başlanmıştı. Gözüne kestirdiği yegane noktanın, muggle dünyasından oldukça tanıdık bir tip tarafından mesken edinildiğini gördüğünde o tarafa yöneldi. Belki makul bir sohbet sonrası alana ortak çıkabilirdi. Yüzündeki alaycı gülümsemeyi hiç bozmadı söze girerken, karşısındaki kostüm de satir saçarken gerek yoktu ki tavrını bozmaya. Yaklaşmasıyla bir sigara kokusu, mekandaki ağır tütsüleri bastırmaya ve burun deliklerine nüfuz etmeye başlamıştı. Alaycı gülümsemesi iyice genişlemişti bu hadise sebebiyle:

"Sinmiş, eski sigara kokusuna kadar düşünmüşsünüz... Hoş, çocuk işçiler biraz daha 'öteki' dünyanın problemi diyebiliriz. Bu baloda, böylesine büyük bir baloda bu problemleri tema edinen bir kostüm giymeniz... Cesurca olmuş..."

Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 6, total 6

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #7 : 27 Ekim, 2021 23:12:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(beş gözlü parşömen tüccarı)

Beyaz gömlek ve siyah pantolonumun üzerine lacivert, kaliteli bir kumaştan pelerin geçirmiş, belimdeki kemere iliştirdiğim devasa parşömen rulolarını gömleğimin muhtelif konumlarından yükselecek şekilde yerleştirmiş bir şekilde balo alanına pansiyon katından inerek giriş yaptım sakince. Mekanın görevlilerinden almıştım erkenden anahtarımı. Buraya bir iş için gelmiştim ve nasıl göründüğümden nasıl adıma attığıma, nasıl konuştuğuma kadar her şeyin bir önemi vardı. İkna edici olmalıydım; daha önemlisiyse yeterince kudretli, yeterince heybetli, yeterince tehlikeli... Belimde özellikle iki asa görünürde tutuyordum ki dikkat eden kişiler bir durup düşünsün karanlık ihtimalleri... İnsanlar ufacık bir ipucundan dünyaları yaratmayı seviyor, uzun hayatımda bunu çok iyi öğrendim. Nitekim hiçbir söz, kişinin ilk izleniminden daha inandırıcı, daha gerçekçi olamazdı. Konuşmama gerek yoktu, onlara görmek istediklerini gösterecektim, ikna olacaklardı.

Sol gözümün üzerinde takılı olan mekanizmadaki üç altın çerçeveli lensten ortadakine geçtim ve kızıl renklerle bezeli şatafatlı ortamı süzmeye başladım. Muhataplarımı tanımıyordum, onlar beni bulacaklardı lakin önceden piyasayı yoklamaktan zarar gelmezdi. Garip, düz beyaz maskeli bir tip; Karanlık Orman'dan kaçıp baloya gelmiş bir kuş gibi görünen bir kadın, yüzünü gizlemeye pek çalışmamış tipler falan... Belki de söz konusu olan maskeli balo olunca, verilecek mesaj biraz zayıflıyordur... Bunu düşünecek vaktim mi vardı sanki... Meşgul bir insanım ben. Artık neyse ne... Belimdeki ve saat başı yudumlamam gereken bej matarayı kontrol ettim ortama giriş yapmadan evvel son bir defa, ardından da yine altın kaplama, cübbemin içine zincirli olan saatimi. Evet, matara doluydu ve yerindeydi. Elli yedi de dakikam vardı. Tam bir adım daha attığımdaysa tekrar durup sağ cebimdeki anahtarı kontrol ettim. İyi bari, kapının üzerinde unutmamışım. Bir saniye, elli altı dakikam mı vardı, elli yedi mi? Merdivenlerde bir adım daha atıp tekrar kontrol ettim saatimi. "Artık elli altı..." diye mırıldandım. "Belki de kendimi garantiye alıp elli beş dakikada bir içmeliyim..." Hay, çok fazla oyalandım, birileri bakıp ne yapıyor bu tip merdivenlerde durup durup diyecek... İneyim aşağı oyalanmadan; vakit, şov vakti...

Balo salonuna iner inmez bir "potansiyel iş arkadaşı"m bulmuş gibi görünüyor beni. "Ah, aziz dostum... Biliyorum yoğunsun ama işini baloya da getirmene gerek yoktu sanki, ha? Sana bir brendi ısmarlayayım, hem belki 'yoğun iş'inin detaylarını paylaşmak istersin; ilerleme kat ettiğinizi duydum..." Böyle mi oluyordu bu işler şimdi? Yalnız çok erken geldi, acaba merdivendeki endişeli hallerimi görmüş müdür? Endişelenmemeliyim... Burada saygı duyulması gereken kişi benim, evet ben... Yüzüme özgüvenli bir gülümseme takındım ve iki azı dişi muhtemelen bir tılsımla büyütülmüş, kırmızı hatlı siyah pelerininin kalbinin üzerine denk gelen kısmından tahta bir kazığın yarısı dışarı uzanan, avlanmış vampir kostümlü adamı yanıtladım: "Ah, tabii, bar tarafına geçelim. Ama fazla uzaklaşmayalım, biliyorsunuzdur, burada beni görmek isteyebilecek birçok 'aziz dost'um var, bulamama durumu olmasın..." Evet, kendimi ağırdan güzel sattım. Karşımdaki adamın gülümsemesi bir an donuklaşmış olsa da itiraz edemedi tabii, kozuma saygı duyuyor demek bu. Güzel... Bakalım gece boyunca tüm muhataplarımı bir şekilde halledebilecek miyim?..

Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 6, total 6

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #8 : 28 Ekim, 2021 14:12:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(gece mavisi, yıldızlı elbise, kızıl saçlar, simsiyah, yıldızlı, güllü maske)

Altın varaklı bir kapıyı açan hizmetçiye başımla teşekkür ettikten sonra içeriye daldım. Gümüşi çerçevesi olan büyük bir boy aynasında kendi yansımamı ve yıpranmış kıyafetlerimi görmemle birlikte içinde bulunduğum mekana bir kez daha ne kadar ait olmadığımı hissetmem çok sürmedi. Beni odaya getiren hizmetçiler gibi giyinmiş, yüzlerinde aynı itaatkar ifadeyi taşıyan üç tane daha hizmetçi vardı odada. Bir tanesi, aynanın arkasındaki küvetteki suyun sıcaklığını kontrol ediyordu eliyle. Diğer hizmetçiler benim odaya girmemle birlikte altın varaklı kapıyı kapattılar ve kıyafetlerimi çıkarmamı söylediler. Bende öyle yaptım. Kıyafetlerimin üzerine sinmiş sigara kokusu bir tanesinin yüzünü ekşitmesine sebep oldu. İç çamaşırlarımı çıkartırken yüzümün kızarmasını saklayamadım. Küvete girdiğimde tenimi sarıp sarmalayan sıcak su ve suyun içine katılmış, ne olduğunu asla anlayamadığım ama orada olduğunu bildiğim güzel bir yağ, bütün kaslarımı gevşetti. Sırtımı yasladığım anda bir uyuşukluk tepeden tırnağa bütün bedenimi sardı. Hizmetçiler kollarımı, saçlarımı ve bacaklarımı nazik dokunuşlarla yıkıyorlar, bunu yaparken bana bunu neredeyse hissettirmiyorlardı bile. Saçlarıma sürülen sabunun ve yağın kokusu çok güzeldi. Yıkanma faslı bittikten sonra hizmetçiler beni özenle kuruladılar ve çıplak vücudumu parfümler ve yağlarla süslediler. Pamuk kadar yumuşak havlular bedenimi küçük öpücüklerle şımartan aşıklar gibiydi. Aralarında biraz daha yaşlı görünen hizmetçi saçlarımı taramaya başlayacağı zaman engel olmak istedim, fakat kadın saçlarıma nadir bir mücevher gibi davranıyor, kızıl saçlarım kadının elindeki tarağın arasından bir su gibi sakin sakin akıyordu. Bir başka hizmetçi kaliteli olduğu görünüşünden belli olan bir korse getirdi ve ustaca bir hareketle giydirdi. Korsenin iplerini çekip vücudumu tamamen sarmalamasını sağladığında göğüslerim iyice dolgun gözüküyor, belim bir kuğunun boynu kadar narin duruyordu. Ellerimi güzel kokan kremlerle ovaladılar, yumuşacık oldu ellerim. Bir hizmetçi odanın diğer ucundaki makyaj masasına oturmamı söyledi, bende öyle yaptım. Aynada gördüğüm yansımam o kadar temizdi ki zaten açık olan ten rengim bir ton daha beyazlamış gibiydi. Yanaklarıma boyalar sürdüler, al al oldu yanaklarım. Gözlerimin çevresine siyah kalemlerle, fırçalarla bir şeyler sürdüler. Gözlerim daha büyük görünüyor, rimelin ve farın etkisiyle yeşil renkleri iyice ortaya çıkıyordu. Daha sonra dudaklarıma döndüler, kıpkırmızı bir ruj ile boyadılar dudaklarımı. Makyajım bittiğinde bambaşka bir kadın gibi duruyordum aynanın karşısında. Kendimi bir dakika kadar inceledim, şaşkınlığımı gizleyemiyordum. En sonunda elbiseye sıra geldi. Tekerlekli ahşap bir askıya giydirilmiş elbise gece mavisi rengindeydi. Kumaşı daha önce gördüğüm bir kumaş gibi değildi. Sanki gerçekten gecenin bir parçası koparılmış ve elbise şekline getirilmiş gibi duruyordu. Elbisenin etek kısmından başlayıp göğüs kısmına kadar giden ve yukarıya çıktıkça sıklaşan taşlar yıldızlar kadar parlaktı. Göğüs kısmına geldiğinde yıldızlar sıklaşıyor ve elbisenin mavi renginin üzerinde güzel desenler oluşturuyorlardı. Elbisenin iddialı sayılabilecek ama aynı zamanda abartıya kaçmayacak derecede ayarlanmış bir dekoltesi vardı. Hizmetçiler beni ellerimden tutup kaldırdılar. Bir arı kovanındaki arılar gibi uyumlu çalışıyorlardı. Birisi elbiseyi tuttu, öbürü benim içine girmemi sağladı birisi etekteki kırışıkları düzeltti, bir diğeri elbisenin sırtını bağladı derken iki üç dakika gibi kısa bir sürede beni elbisenin içine soktular ve aynanın karşısına geçirdiler. İnanılmaz güzel görünüyordum. Elbise üzerime cuk diye oturmuştu. Göğüslerimi ve belimi güzelce sarmıştı elbise. Ben giyince de kumaşta bir hareketlilik başlamıştı. Sanki elbisenin üzerindeki yıldızlar ve gece hareket ediyor gibiydi. İnce, ilk bakışta fark edilmesi zor ama orada olan ve bir kere görünce bir daha göz ardı edilemeyecek bir detaydı. Kızıl saçlarımı güzelce ördüler, daha sonra o örgüyü güzel, şık bir topuz haline getirdiler. Bir kaç tutam saç, güzel, kıvrımlı saçaklar şeklinde omuzlarıma ulaşmaya çalışan güzel detaylardı. Başımın üzerine büyük, safir taşlı, gümüş bir taç yerleştirdiler. Safirin etrafı pırlantalarla süslenmişti. Son olarak maskemi ve asamı teslim ettiler. Maskem siyahtı. Göz çevresini ve burun köprüsünü kapatan klasik bir maskeydi. Siyah taşlarla süslenmişti. Maskedeki taşlarda elbisemdeki yıldızlar gibiydi. Gecede kayan yıldızlar gibi. Son olarak maskenin sağ tarafına güzel, kırmızı bir gül tutturulmuştu. Maskeyi takınca çiçeğin rahatsız etmesinden yada düşmesinden korktum ama çiçek usta bir işçilikle tutturulmuştu, varlığını bile hissetmiyordum.

Balo salonunun önüne geldiğimizde, arabada bana eşlik eden ve neler yapmam gerektiğini bir kez daha anlatan adam dışarı çıktı ve benim için kapıyı açtı. Elini uzattı ve ben adamın elini tuttuğumda beni nazikçe arabadan çıkardı, başıyla selamladı ve arabaya binip gitti. At arabasının tıkırtısı yavaş yavaş uzaklaşırken bir heyecan, bir ürperti bütün bedenimi bir yıldırım kadar hızlıca çarptı. Girişe doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Elbise, hareketlerimi kısıtlamayacak şekilde yapılmıştı. Görevli çocuğa "Gece." dedim. Listeye hızlıca baktı ve ismimi bulduğunda "Hoş geldiniz." diyerek beni içeriye uğurladı. Lavanta kokularıyla bezenmiş, kırmızı mekan daha önceki ziyaretlerimden pek farklı durmasa da bir şekilde farklı da duruyordu. Kalabalığın arasına karışmaya çalıştım. İnsan denizinin arasına girersem belki görünmez olabilirdim. Görünmez olmalı ve benim gibi görünmez olmaya çabalayan bir başkasını görmeliydi gözlerim. O yüzden fıldır fıldır etrafı kolaçan ediyordum. Bir uyumsuzluk, bir rahatsızlık, ortamdaki havaya aykırı bir şey arıyordum. Maskesini çıkaran bir adam gördü gözlerim, bu aradığım uyumsuzluk ve aykırılık olsa da aradığım şey değildi tam olarak. Bakmaya devam ettim. Bir kadına çarptı gözlerim, bir rahibeye, elinde arbalet olan bir rahibeye. Bir gözümü onun üzerinde bıraktım ve devam ettim aramaya. Merdiven. Merdivenlerin orada aradığımı buldum. Beyaz gömlekli, siyah pantolonlu lacivert pelerinli bir adam. Pek endişeli duruyor, cebindeki saate yapışmış sanki elleri, kontrol etmeden duramıyor. Bakışlarımı kaldırdım ve adamı incelemeye koyuldum. Belindeki kemere iliştirilmiş parşömenler. Aradığım adam sen olabilir misin? Gözlüklerin ve hareketlerin sensin diyor. Korkuyorsun, endişelisin, arkanda seni izleyen bir gölgenin olabileceğinden korkuyorsun ve haklısın. Gece senin arkanda, gece seni gözlerine kestirdi. Gece senin için geliyor. Adamın korkak adımları onu merdivenlerden aşağıya taşıyor bir başkasının, bir vampirin yanına. Onlar bar tarafına doğru geçerken bende oraya doğru kıvrılıyorum. Sessiz adımlarım bara ulaştığımda bozuluyor, zira bir içki istiyorum. İçkim geliyor. Zoraki bir yudum alıyorum. Ağır içki kokusu ve tadı boğazımı yakıyor. Adamı gördük ve tanıdık, nerede olduğunu da biliyorum. Buralarda olması gereken ve beni tanıyacağı söylenen partnerim, umarım sende adamın nerede olduğunu biliyorsundur. İçkimi bitirip rujum ile lekelenmiş bardağı barmene verdikten sonra merdivenlere yöneliyorum. Az önceki adam ne kadar endişeli çıkmışsa bende bir o kadar rahat çıkıyorum ve merdivenlerde bekleyen görevliye yanaşıyorum. "Gece için bir oda ayırtıldı, beni odama götürün lütfen." Görevli adam elindeki listeyi kontrol ediyor, ilk sayfada adımı bulamayınca minik bir gerginlik bedenimi sarıyor ama ikinci sayfanın ortalarında gezen parmağı adımın üzerinde duruyor ve kadife bir ses tonuyla onu takip etmemi söyleyince rahatlıyorum. Merdivenleri çıkıp odaların olduğu koridorlara geliyoruz. Uslu bir çocuk gibi adamı takip ediyorum. Birazdan başına geleceklerden habersiz çalışanın beni odama götürmesini bekliyorum. Bir iki köşeyi döndükten sonra beni bir kapının önüne getiriyor ve anahtarımı veriyor. "Teşekkür ederim." diyorum ve içeriye giriyorum. İçeriye girer girmez de bir yaygara koparıyorum. "Bu ne ama! Ben size demedim mi ?! Yanlış yapmışsınız! Görevli!" adam ne olduğunu anlamadan içeriye giriyor. Şaşkın gözlerle bana bakıyor. Yatağın üstündeki yastıkları gösteriyorum. Boş gözlerle yastıklara bakıyor adam. O yastıklara bakarken ben belime dikkatlice tutturulmuş, özellikle bakılmadığı sürece görülemeyecek şekilde gizlenmiş asamı çıkartıyorum ve odadaki sorunun ne olduğunu anlamaya çalışan adamın kafasına tutuyorum. "Biraz önce merdivenlerden inen, garip gözlüklü, köstekli saatini sürekli kontrol eden ve benim gibi burada odası olan adam. Beni onun odasına götürüyorsun. Yoksa duvarlar gerçekten kanla kaplanacak."
Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4

Çevrimiçi Locomotor

Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #9 : 28 Ekim, 2021 22:45:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Neye uğradığını şaşıran adam dehşet içerisinde kekeliyor uzunca bir süre. Yaklaşık bir altı saniyenin sonunda ancak girebiliyor söze: "Ta-Ta-Tabii efendim... Lütfen b-bir şey yapmayın..." diyor ve şakağına dayanan bir asa değil, bir hançermiş misali fazla uzaklaşmadan ancak asaya değmekten de imtina ederek kapıya yöneliyor korku içerisinde. Odadan çıkınca sağdaki ilk koridora dönüyor, ardından soldan ikinci kapının önünde duruyor. "L-Leydi Baal'a söylemeyin lütfen..." diyerek belindeki anahtarlıktan bakır bir anahtar çıkartıp karşısındaki kimliği belirsiz, şık kumaşlara bezenmiş kadına uzattığında ise son bir yakarış beliriyor kahverengi gözlerinde: "Anahtarı i-işiniz bitince geri verebilir misiniz lütfen?.."


Mekanın Taverna kısmında başlığı açabilirsiniz. Partnerinizle içeri girişinizi kısaca yazıp GM güncellemesi bekleyebilirsiniz. Dilerseniz her aşamada ikiniz de RP yazabilirsiniz lakin akıcılığı arttırmak adına bir kişi RP, GM güncellemesi, öteki kişi RP, GM güncellemesi gibi ilerleyebiliriz de. Size kalmış.

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #10 : 29 Ekim, 2021 08:02:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Aşıklar)
Son model ve çıktığı gibi bu yılın en popüleri haline gelen ihtişamlı gelinliğinin eteklerini tek eliyle tutan genç leydinin diğer eli biricik hayat arkadaşının ‘kemikli’ elleri tarafından sarmalanmıştı. Kabarık, prenses model eteği yürümesini zorlaştırıyordu uzunluğundan dolayı, ilginçtir ki beyazlar içindeki hanımefendi yürürken çıkan tek ses kumaşların birbirine sürtünürken çıkarttığı sesti. Omuzları açık, kollarında göğsüne bağlı, dantel ve tüllerden yapılma ince kolluklar, göğsünün ortasındaysa akuamarin taşından bir dekor... Boynundan aşağı dökülen görkemli inci kolyeler, topuz yapılmış açık renkli saçlarının altından görünen kulaklarındaki inci küpeler, bileklerinde seti tamamlayan inci ve altın bilezikler... Tamamıyla yeni bir gelin olduğu aşikardı. Olabildiğince sıradan tutulmaya çalışıldığı belli olan dantelli ve parlak taşlı maskesi de kombini tamamlıyordu beyazlığıyla. Yanındaki beyefendi ise klasik bir damatlık giymişti işte, hiçbir özelliği yoktu. Siyah, her yerde görebileceğiniz bir takım elbise giymişti. Maskesi bile yoktu, tamamen sıradandı. Ah, bekleyin, sol göğsünün cebinde bir kırmızı örümcek zambağı vardı. O kadar da sıradan değilmiş.

El ele tutuşan çift, kapıdaki görevlinin yanına ulaştılar. Listeyi tutan çalışan, ikisini fark ettiğinde bakışları değişmiş, ikisine bakmaya başlamıştı açık kalan ağzıyla. Kız anlamaz bir tavırla başını eğdi. Bir sorun mu vardı ki? Görevli, sorgulayan bakışlarla damada bakmakla meşguldü. Dur, tabii ya! Elbette maskesi olmadığı için böyle şaşırmıştı bu kişi! Gelin hiç bozuntuya vermeden eteğini tutan elini gevşeterek eteği bıraktı, partnerini gösterdi.

“Adem...” sonra da eli kendine döndü. “...ve Havva.”

Görevli şaşkınlığın etkisinden hala çıkamamış bir şekilde listeyi hızlı hızlı karıştırdı ve ikisinin isimlerini buldu. Başını ‘içeri geçebilirsiniz’ anlamında çabuk bir tavırla salladığında acelesi olduğu için böyle davrandığını düşündü genç çift. Sakin adımlarla içeri ilerlemektelerken elinde listesi olan çalışan arkalarından bakmaya devam ediyor, kızın yanındaki damatlık giymiş olan bu iskeletin nasıl kendi kendine yürüyüp etrafa bakınabildiğini sorguluyordu.

Gelin ve damat, hoş buldukları bir köşeye kuruluverdi. Buradan içerideki neredeyse herkesi görebilir, olan biteni rahatlıkla izleyebilirlerdi. Gelinin içinde bir huzursuzluk kol gezdiği için kendilerini soyutlamışlardı her zaman olduğu gibi. Hiçbir şeye dokunmak yoktu. Hiçbir şeyi yemek ya da içmek yoktu. Hiç kimseyle konuşmak yoktu. Sadece eve gitme vakitleri gelene kadar karşılarında oynanan tiyatroyu izlemeli ve eve gitmelilerdi. Öyle de yapacaklardı. Çiçeği burnunda yeni gelin, başını biricik eşinin omzuna yasladı ve gözlerini etrafta gezdirmeye başladı.

İri bir bebek, elinde biberonuyla bir güruha karışarak bir şeyler konuşuyordu. Etrafındaki insanların ilgisini çekmiş gibiydi. Sonrasındaysa içeri bir karga... Yok, kara bir melek girdi. Kızın önceden kullanmayı düşündüğü maskelerden biri vardı yüzünde. Etkileyici bir seçim olduğunu düşündü kız, çok etkileyici. Kadın, falcının yanına gitti. Bir kral, bir soytarı, bir falcı ve bir melek. İlginç bir tabloydu açıkçası. Yanlarına bir de Tanrı ulaştı. Cidden ilginçti, tüm gece sıkılacağını düşünen beyaz zambağı biraz eğlendirebilirdi belki bu beşli. Arkadan içeriye kendinden büyük ama yine de genç olduğu belli olan bir çocuk girdi. Elinde maske vardı ancak takmıyordu, aynı kendi eşi gibi belki o da maskeden rahatsız olan hassas biriydi. Siyah pantolonlu, sıradan giyimli birine takıldı gözü, içki içiyordu. Şimdilik hiçbir ilginçliği olmasa da nedense onu dikizleyesi vardı ama yapmadı. Bakınmaya devam etti. Bir rahibe görmüştü şimdi de, elindeki arbaletin süs amaçlı olduğunu ümit ederek birkaç saniye daha inceleyişin ardından belinde iki asası olan bir adama döndü. Adam da aynı kendi gibi etrafa bakınıyordu, ne arıyordu acaba? Son olarak gözlerini yıldızlı bir elbise giymekte olan hanımefendiye çevirdi. Etkileyici bir güzelliği olduğu gerçeğini kimse reddedemezdi, maskesi olsa bile kesinlikle çekiciliğinden zerre ödün vermemişti. Kadın ortamdan ayrılana kadar kızın gözleri onu takip etti, sonra da kapandılar. Mavi gözler etrafa bakmıyor olsa da, gözleri bile olmayan eşinin kendinden daha iyi bir iş çıkaracağına adı kadar emindi.

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 1, total 1
« Son Düzenleme: 29 Ekim, 2021 15:46:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Maskeli Kişi »

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #11 : 29 Ekim, 2021 14:34:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Çılgın Şapkacı)

Devasa şapkası gözlerine kadar indirilmiş olmasına rağmen kollarını kavuşturarak sırasını beklemekte olan Şapkacı'nın gözlerinin önünden çeşit çeşit, sürüyle insan geçiyordu. Ama kim olağanüstü içkileriyle nam salmış Mag Mell'in önünde günün en tüyler ürpertici saatlerini harcayacak bir bir uğraş bulur da, biri karanlığın merkezi haline gelmiş kadifemsi binaya doğru ilerleyen, diğeri ise güneşin terk ettiği doğuya doğru akıp giden ve resmi geçit yapar gibi ayın doğduğu yerde oluşan gümüşi ve siyah çizgilerin ötesindeki kapıya ulaşmaya çalışan bu alay karşısında afallamazdı ki?

Şapkacı da elinde kabına yapıştırılmış gibi duran bir fincan çay, asırlar boyu bir ırmağı gözleyip nöbet tutmakla görevlendirilen putperest bir köylü gibi oturmuş, bu alayı seyrediyordu - ama bunların yakın bir zamanda azalacağına dair bir beklentisi yoktu. Azalmalarını da hiç istemezdi doğrusu, çünkü içeri girer girmez şu anda yalnızca uzaktan seyretmekle yetindiği saçma ve yaratıcılıktan yoksun (yüzünde gümüş maske var diye kendine Tanrı diyenlerle Havva'yla Adem zamanında gelinlik var sananlar arasında) kostümlerin sahipleriyle bizzat konuşmak zorunda kalacaktı; verdiği izlenimin aksine kavgadan kaçmaya çalışacak bir yanı da yoktu. Bu izlenimlerin her biri pek kısa sürmesine rağmen, Şapkacı bir kere sinirini bozan insanlara eninde sonunda fikirlerini açar ve akıl sağlıklarında bir gelişme olmasını dilediğini ifade etmekten de asla geri kalmazdı. İşte böylece, Tanrı'nın ona bahşetmeyi unuttuğu sabrın bir ödülü olarak ona gösterilmeyen iyi niyetle kısır bir döngüye giriyordu.

Bir zamanlar, şairin teki halka açık bir yerde bir taburenin üzerine oturup gelen geçen insanlara bakarak derin düşüncelere dalar ve ilham gelmesini beklermiş. Şapkacı da, kalabalık bir yerde, taburenin üzerine oturduğunu hayal etmişti (beklemekten bacakları uyuşmuştu), ama şair olmadığı için mümkün olduğu kadar az düşünüyor ve etrafı seyretmekle yetiniyordu.

Ne var ki, kalabalığı sarmalayan içeri girme ve 'eğlenmeye' başlama (ya da onları bu kadar strese sokan her neyse) telaşı sıranın hızla azalmasına yol açmıştı; ayrıca, Şapkacı kendi kendine insanları eleştirmekle o kadar meşguldü ki her yaklaştığında sırasını başka birine verme planını unutmuş, dalgınca kızıl buklelerini çekiştirene kadar zaman algısından kopmuştu. "Hay-"

"Şapkacı," dedi yenilmiş bir tonlamayla.

İçeri girer girmez onu sarmalayan curcunada öyle bir çekicilik vardı ki, kafasındaki eylemlerinin mantığını eleştiren sesin onu terk etmesi, bu şansı hayatı boyunca belki de bir daha elde edemeyeceğini düşünmesine yol açmış, fırsat bu fırsattır diyerek bara doğru hamle etmişti.

Ani kararının beraberinde getirdiği dikkatsizlikten midir nedir, daha yolu yarılayamadan önüne çıkan aptal ve bir o kadar da nezaketten yoksun bir konuk ile çarpışmış; beraberinde gelen bir kızgınlık etkisi ve hemen ardından kostümle ilgili yanlış tahmin bulunulması sinirin tepesine çıkmasına neden olmuştu.

Çarpmanın etkisiyle büyük kırmızı şapkası düşen şapkacının gözleri açıktı - kocaman açılmıştı - ve ona bakarken öfkeden köpürüyordu. Net bir şekilde görülüyordu; cayır cayır yanan bir maviyle yeşilin karışımıydı, üzerindeki donuk perde karşısındakinin iliklerini dondurmuştu; ama onun yüzünü ya da bedenini seçemiyordu çünkü salondaki ışık, sanki kasıtlı olarak tam da lanet insanları görmenizi engellemek üzere kurulmuştu.

"Şapkacı!" diye gürledi. "Çılgın Şapkacı! Lanet şapkası ve lanet papyonuyla!"

Şapkasını düzeltir düzeltmez arasına karıştığı kalabalığın belli bir kesimi de (söz konusu kalabalık binlerce kişiden olunca bu kesim bile direniş başlatmaya yeterdi) benzer şekilde düşünmüş olacaktı ki insanlar (ve olağandışı kostümlerine rağmen insanlıktan çıkamayanlar) siyah renkli şık bar tezgahıyla, üzerinde siyah renkli tabloların olduğu siyah renkli kadifemsi duvarın etrafını sarmış, barmene hamle ediyor ve ıslık olması amaçlanmış tuhaf sesler çıkarıyorlardı. Barın arkasındaki kişi, beklenilen önemli şahsiyet her kimse onun tam zıddıyla bağdaşacak görüntüsünden beklenmeyecek bir zarafet ve hızla içkileri yetiştiriyor, birkaç saniyede bir duraklayarak pala bıyığını çekiştirmeyi ihmal etmiyordu. İçinde bulunduğu durumdan hiç hoşnut değildi, zira etrafını saran düzensiz ve para kokan kalabalık, ona bakıp göz göze gelmelerinden cesaret alarak seslerini yükseltiyor, suratlarını ekşitiyor, giderek güçlenen bir şekilde isteklerini sıralıyor ve ne hikmetse bir dolu iltifatta bulunuyorlardı.

Öfkeli kalabalıklar her zaman Şapkacı'nın dikkatini ve ilgisini çekerdi; ancak o anlığına gözleri barmenin loş ışıkta parlayan keline takılmış, Tanrı'nın saçtan kıstığını bıyığa yükleyip yüklemediğini merak etmeye engel olamamıştı. Böylece güruhun bira içerek, pipo tüttürerek, kendi kendine şarkılar söyleyerek, alaycı bir şekilde ağlayıp inleyerek ve attıkları her adımda önlerine çıkanı zorla kendine katanları geçen kısmının arasından sıyrılarak barın yanındaki taburelere doğru ilerledi; bir suratla karşılaşmayı beklerken kırmızı şapkasının tepesiyle bakışan herkes önünden çekiliyordu.

"Kafamı güzel yapacak bir şeyler koy ki burası daha çekilebilir bir yer haline gelsin."

Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 3, total 3

Çevrimdışı Isolde Aideen O'Malley

  • Mekan Sahibi
  • 7. Seviye
  • İleti: 28
  • 52 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Isolde Aideen O'Malley
  • Güç Puanı: 0
  • It's time to wine down
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Mag Mell Taverna Sahibesi
  • Cemiyet: La Fay Şifacılar Topluluğu
  • Biçim Değiştirme Gücü: 8
  • Lanet Gücü: 7
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Animagus, 2. Seviye
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #12 : 31 Ekim, 2021 00:03:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Siyah desenlerin kadifeye benzer duvarlarda dans ettiği odada, aynaların arasındaki duvara yaslanmış kocaman abanoz bir saat duruyordu. Sarkacı donuk, ağır, tekdüze bir çınlamayla bir yandan öbür yana sallanıyordu; yelkovan, yüzeydeki devimini tamamlayıp zamanı gösterdiğinde saatin pirinçten ciğerlerinden berrak, acılı ve fazlasıyla müzikal bir ses duyuluyordu; ama bu ses öyle tuhaf, öyle belirgindi ki orkestranın çalgıcıları çaldıkları salonun bir köşesinde işlerine bir anlığına ara verip sese kulak kabartmak zorunda kalıyordu; bu yüzden valsçılar dans esnasındaki dönüşlerini çaresizce sürdürüyor, neşeli topluluğun keyfi bir süreliğine kaçıyordu; saatin çanları çaldıkça en yakında olanların benzinin attığı, kapının yanında bekleyenlerin teslim olmuşçasına gözlerini kapattığı, küçük beyinlerinden taşmakta olan telaşın tekinsiz ellerine kendilerini bıraktığı görülüyordu.

Her saat başı tekrarlayan bu melodinin mucidiyse duvarla birleşmek üzere tasarlanmış gibi gözüken siyah elbisesinin son detaylarıyla uğraşmaktaydı. Diğerlerinin aksine ses onu rahatsız ediyor gibi görünmüyordu; aksine, saniyelerin tıkırtıları kulağını doldurdukça, içeride devam eden şamataya sızmakta olan karanlığı sezinledikçe kırmızı elmaslarla çevrili maskesinin ardında kaybolan yüzü bir gülümsemeyle aydınlanıyor, yaydığı enerjinin bütün mekânı çevrelemiş olduğu düşüncesi kendinden tuhaf bir tatmin duymasını sağlıyordu. Hafızalara kazınacak türden bir gece olacağından emindi, nihayetinde tarih kitaplarını besleyecek türden bir keşmekeş eksik olmazdı zat-ı muhteremin bulunduğu yerde.

Binayı inleten çan seslerinin sonuncusu duyulduğunda hazırlıklarını tamamlamıştı sonunda, Isolde’nin emin olduğu başka bir konu varsa o, bu gece kusursuzluk denilen şey et ve kemiğe bürünüp tavernayı ziyarete gelecek olsaydı kendisinin bedaat-ı harikalığının yanına bile yaklaşamayacağıydı. Yüzüne gülümsemeye yakın, cezbedici bir ifade oturtmuştu; aslında “Büyük girişi” için balonun kendisinden daha çok kafa yormuştu kırmızıların kadını, istediği şey orada bulunan herkesi kendine hayran bırakmaktı ve hatta düşman kesilecek kadar hasetten çatlamalarını sağlamaktı. Sırf bu yüzden bir göz boyama büyüsü üzerinde çalışmayı düşünmüş ancak sonrasında bir avuç aptalı etkilemek için o kadar emek sarf etmeye gerek olmadığına kanaat getirmişti; cazibesi tek başına yeterliydi, gerisinin lüzumu yoktu.

Odanın kapısının dışında kırmızılara bürünmüş genç bir kız bekliyordu kendisini; yeşilin en can alıcı tonundaki gözlerinde okunan heyecan parıltılarına tezat, oldukça sakin bir duruşu vardı. Kuzguni saçlı kadın, bir eliyle kızın çenesini tuttu ve düzeltilecek bir hata bulmak adına baştan aşağı süzdü kendisini ancak yaşına göre oldukça cesur göğüs dekoltesine rağmen tam istediği gibi olmuştu: kusursuz.

-Nefis görünüyorsun, böcek.

Adımlarını bara inen merdivenlere çevirdi, Olması gerekenden fazla rahat hissetmesi onun için her şeyi kolaylaştırıyor, adımlarını tüy gibi bir hafiflikte atarken yaklaştıkça şiddeti artan müzik sesi ile tanrının huzuruna ulaşmış gibi hissediyordu; nihayet basamakların sonuncusuna ulaştığında dudaklarının arasından sakince nefesini verdi.

Kadife salondaki abanoz saatin çan sesi yankılandı. Sonra bir anlığına, saatin sesinden başka her şey durdu, her şey sessizleşti. Ama sesin yankıları uzaklaşınca -uzun bir an sürmüştü- telaşlı bakışlar merdivene doğru yükseldi. Odayı inleten orkestra bırakmıştı çalmayı, tüm salon sessizliğe gömülürken hiçbir konuk sesli nefes almayı bile göze alamadı; çünkü gece ilerlemişti ve kan rengindeki camlardan daha kızıl bir ışık süzülüyordu; kara örtülerin karanlığı ürkütücüydü; abanoz saatin, daha uzakta eğlenenlerin uzaktan katlandıkları boğuk sesi, kara halıya adımını atana daha ağır bir şekilde ulaşıyordu. Yakutlarla bezenmiş maskesinin ardından kalabalığı süzdü gece mavisi gözleriyle, pek çoğunun kostümü takdire şayan bir yaratıcılıkla seçilmişti: Gece, Tanrı, Adem ve Havva… Biri, Kitâb-ı Mukaddes’ten önlerine çıkan ilk kelimeyi seçme fikrini bulmuş ve diğerleri de ona ayak uydurmuş gibi hissettirmişti gördüğü manzara.

-Mag Mell Taverna’ya hoş geldiniz. Gecikmemi hoş görürsünüz umarım, gecenizi unutulmaz kılmak için son ana kadar çalışmayı vazife edinmiş bulunmaktayım. İzninizle sizlere meleksi sesiyle ruhunuzu mest edecek genç yıldızımızı takdim edeceğim. Ve müzik…

Bir parmak şaklatması ve enstrümanlar tekrar çalmaya başlar, genç kız sahneye doğru ilerlerken Isolde’nin aklında yalnızca yaklaşması kaçınılmaz olan o kaos vardı…
[/justify]
« Son Düzenleme: 31 Ekim, 2021 00:53:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Isolde Aideen O'Malley »

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #13 : 31 Ekim, 2021 08:17:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(beş gözlü parşömen tüccarı)

"Orada yapılan çalışmaların skalasını en iyi sizin bilmeniz lazım aslında, bir adı-ağza alınmayan olarak..."

Kendi kendine çalan enstrümanların yarattığı atmosfer, genç bir kız sesinin eşliğiyle daha da kuvvetlenmişti. İş konuştuğum çokça müşteri vardı ve teklifler havada uçuşuyordu "ürün"üm için. Arada istemsizce genç kızın sesine kulak veriyor, bünyemi sarmalayan stresten bir nebze dahi olsa arınabiliyordum. Lakin lacivert pelerinimin sol iç kısmından aldığım bir his ansızın tüm stresimin, hatta çok daha fazlasının tüm bedenimi kaplamasına vesile oldu. Altın köstekli saatimi çıkarttım ve evet, yanılmamıştım... Alnımda birkaç damla terin yoktan var olduğuna yemin edebilirdim. Soğukkanlılığım pek kalmış mıydı bilemem ama bir zerre bile varsa ona tutunarak müsaade istedim ortamdan ve salonda dikkat çekmeyecek azami hızda adımlarla odama doğru ilerlemeye başladım...

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 4, total 4

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Scarlet Masquerade
« Yanıtla #14 : 31 Ekim, 2021 16:42:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Girintisiz, düz, beyaz maskeli adam)

Teklifine cevap alamadığında Tanrı kendini geri çekmesini de bilen bir delikanlıydı. Sessizce selamını tekrar verip uzaklaştı kara meleğin yanından. Kendisi kaybeder diye düşündü. Zaten aradığı insanlar gelene kadar vakit geçirmek amacıylaydı. Şimdi ise şöyle bir ortama baktığında aradığı kişilerin boy göstermiş olduğunu fark etmişti. Beyaz maskesi üst kattan aşağıya inen, çantasında bir sürü parşömen olan adama döndü. Adamın aşağı inmesi ile kızıl saçlı bir kadın -kostümünü oturup saatlerce izleyebilirdi- yukarı ilerledi. Tanrı’nın baloya geldiğinden beri kafasında dönüp duran planlar yavaş yavaş zamanlarını açığa vurmaya başlamıştı. Genç adam bunları gördüğü gibi harekete geçmek yerine sakince tam tersi yöne, lavaboya doğru ilerledi. Evet, önemli bir görevdi kızıl saçlı kadınla olan ancak başka bir planın da parçasıydı Tanrı. Asla tek boyutlu olmamıştı.

Mekanın sahibi Bayan O’Malley balodaki sesleri azaltıp konuşmaya başladığında tuvaletlerin oradan mekanın arka taraflarına doğru geçmiş, arka kapıya ulaşmıştı. Üstünde “Sadece Personeller” yazan kapının kurallarını çiğneyerek açtıktan sonra beyaz maskeli kafasını uzattı gecenin karanlığına. Kararlaştırıldığı gibi dokuzlu gruplara ayrılmış irili ufaklı insan grupları birbirlerinin çok da yakınlarında değillerdi bakanlığı üstlerine çekmemeleri adına. Eliyle gelmelerini işaret etti Tanrı onlara. 1.10 boyundaki kostümlü varlıklar ile, insan boyutlarındaki kostümlü kişiler sırayla içeri girdiler Tanrı onlara kapıyı açmışken. Kendisinden beklenmedik bir şekilde sessizce hallediyordu işleri. Geçen kişilerin söylediklerine karşılık vermiyor, daha çok iki görevi de aynı anda halledip işini kolaylaştırmanın yolunu düşünüyordu. Kolay yollar iyidir. Öyle iyidir ki, boşu boşuna çok fazla iş yapmazsın. Tek zor tarafı, akıllı bir şekilde baştan düşünülmeleri gereklidir. Tanrı ise pek planlı biri değildi. Düşünmeyi, hayal kurmayı severdi ama o kadar. İşleri gerçekleştirmek konu olunca hiç istekli olmuyor, ilgisini çabucak kaybediyor... Hatta bazen de böyle kolay yollar düşünüp planı olduğundan farklı bir hale getiriyordu. Üstelik sonunu bildiği şeyler değil, her zaman değişkenler ilgisini çekerdi. İçeri 20-30 kişiyi aldıktan sonra biraz olduğu yerde bekledi. Herkes söylenilen yere yerleştiğinde tekrar balo salonuna döndü. Müzik tekrardan yükselmiş, herkes sohbet etmeye başlamıştı. Balo salonunu tekrar taradı ancak kızıl saçlı kadını göremedi. Kafasını yukarıya, üst katlardaki odalara çıkan merdivenin sonuna kaldırdı. Hala yukarıda olmalıydı. Birazdan çıkacak kargaşada yukarı kimsenin çıkmadığına emin olması gerekiyordu. Bunu tek başına yapamazdı. Birini mi tembihlemeliydi? Merdivenlerin yanında duran göbekli, sarhoş palyaçoya söylemek için hareketlenecekken bir grup insanın içindeki parşomenli adamın gruptan ayrıldığını fark etti. Oysa ki önce satışın gerçekleşmesini istemişti. Bu şekilde hem parayı hem de parşomeni halledebilecekti. İşte planın değişkeni gerçekleşiyordu. Tanrının gözükmeyen gözleri parıldadı. Yüzü heyecanla doldu. Kendi kendine ingiliz aksanını çalışarak odalara çıkan merdivenlere yetişmeden adam ile kesişecek açıda yürümeye başladı. Bara yakınlaştığında eline bir bardak viski aldı. Alkolün tadını oldum olası sevmemişti.

Son 3 saniye...

Son 2 saniye...

Son 1 saniye...

Ve...

PAT!

Tanrı tüm gücü ile parşömen satıcısına omuz atıp adamın gerisin geri düşmesini sağladı. En abartılı ingiliz aksanı taklidi ile “Önüne baksana be adam!” diye bağırdı adama! Öyle bağırdı ki tüm balo salonunda yankılandı sesi. Bilerek hem kendi üstüne, hem de parşomen satıcısının üstüne dökmüştü elindeki viskiyi. “Kostümümü rezil ettin! Seni lanet olası sıçan!” Tanrı’nın çıkardığı bu kaos ortamı hem balo için yapılmış olan planın başlamasına vesile olacaktı, hem de kızıl saçlı kadına zaman kazandıracaktı. Yeterince ses çıkarabilirse kadın olanları duyabilirdi. Ancak tüm bunların yanında çok daha eğlenceli bir şey yapacaktı. Yerdeki adamın belinde iki asa duruyordu. “Terbiyesiz herif bir de asa mı çekiyorsun?! Amanın kurtarın!” diye bağırarak karnına -aslında asalara- bir tekme geçirdi! Bu şekilde asalar eğer çok esnek değillerse kırılacaklardı. Kaşla göz arasında da yerlere saçılmış olan parşömenlerden o en önemlisini bulabilirse... Olması gereken yere, cebine atacaktı. Çevredeki insanların olaya müdahil olması işlerini her zaman daha kolaylaştırmıştı. Bu yüzden de olabildikçe mağdur rolüne yatacaktı.

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 6, total 6