(gece mavisi, yıldızlı elbise, kızıl saçlar, simsiyah, yıldızlı, güllü maske)
Altın varaklı bir kapıyı açan hizmetçiye başımla teşekkür ettikten sonra içeriye daldım. Gümüşi çerçevesi olan büyük bir boy aynasında kendi yansımamı ve yıpranmış kıyafetlerimi görmemle birlikte içinde bulunduğum mekana bir kez daha ne kadar ait olmadığımı hissetmem çok sürmedi. Beni odaya getiren hizmetçiler gibi giyinmiş, yüzlerinde aynı itaatkar ifadeyi taşıyan üç tane daha hizmetçi vardı odada. Bir tanesi, aynanın arkasındaki küvetteki suyun sıcaklığını kontrol ediyordu eliyle. Diğer hizmetçiler benim odaya girmemle birlikte altın varaklı kapıyı kapattılar ve kıyafetlerimi çıkarmamı söylediler. Bende öyle yaptım. Kıyafetlerimin üzerine sinmiş sigara kokusu bir tanesinin yüzünü ekşitmesine sebep oldu. İç çamaşırlarımı çıkartırken yüzümün kızarmasını saklayamadım. Küvete girdiğimde tenimi sarıp sarmalayan sıcak su ve suyun içine katılmış, ne olduğunu asla anlayamadığım ama orada olduğunu bildiğim güzel bir yağ, bütün kaslarımı gevşetti. Sırtımı yasladığım anda bir uyuşukluk tepeden tırnağa bütün bedenimi sardı. Hizmetçiler kollarımı, saçlarımı ve bacaklarımı nazik dokunuşlarla yıkıyorlar, bunu yaparken bana bunu neredeyse hissettirmiyorlardı bile. Saçlarıma sürülen sabunun ve yağın kokusu çok güzeldi. Yıkanma faslı bittikten sonra hizmetçiler beni özenle kuruladılar ve çıplak vücudumu parfümler ve yağlarla süslediler. Pamuk kadar yumuşak havlular bedenimi küçük öpücüklerle şımartan aşıklar gibiydi. Aralarında biraz daha yaşlı görünen hizmetçi saçlarımı taramaya başlayacağı zaman engel olmak istedim, fakat kadın saçlarıma nadir bir mücevher gibi davranıyor, kızıl saçlarım kadının elindeki tarağın arasından bir su gibi sakin sakin akıyordu. Bir başka hizmetçi kaliteli olduğu görünüşünden belli olan bir korse getirdi ve ustaca bir hareketle giydirdi. Korsenin iplerini çekip vücudumu tamamen sarmalamasını sağladığında göğüslerim iyice dolgun gözüküyor, belim bir kuğunun boynu kadar narin duruyordu. Ellerimi güzel kokan kremlerle ovaladılar, yumuşacık oldu ellerim. Bir hizmetçi odanın diğer ucundaki makyaj masasına oturmamı söyledi, bende öyle yaptım. Aynada gördüğüm yansımam o kadar temizdi ki zaten açık olan ten rengim bir ton daha beyazlamış gibiydi. Yanaklarıma boyalar sürdüler, al al oldu yanaklarım. Gözlerimin çevresine siyah kalemlerle, fırçalarla bir şeyler sürdüler. Gözlerim daha büyük görünüyor, rimelin ve farın etkisiyle yeşil renkleri iyice ortaya çıkıyordu. Daha sonra dudaklarıma döndüler, kıpkırmızı bir ruj ile boyadılar dudaklarımı. Makyajım bittiğinde bambaşka bir kadın gibi duruyordum aynanın karşısında. Kendimi bir dakika kadar inceledim, şaşkınlığımı gizleyemiyordum. En sonunda elbiseye sıra geldi. Tekerlekli ahşap bir askıya giydirilmiş elbise gece mavisi rengindeydi. Kumaşı daha önce gördüğüm bir kumaş gibi değildi. Sanki gerçekten gecenin bir parçası koparılmış ve elbise şekline getirilmiş gibi duruyordu. Elbisenin etek kısmından başlayıp göğüs kısmına kadar giden ve yukarıya çıktıkça sıklaşan taşlar yıldızlar kadar parlaktı. Göğüs kısmına geldiğinde yıldızlar sıklaşıyor ve elbisenin mavi renginin üzerinde güzel desenler oluşturuyorlardı. Elbisenin iddialı sayılabilecek ama aynı zamanda abartıya kaçmayacak derecede ayarlanmış bir dekoltesi vardı. Hizmetçiler beni ellerimden tutup kaldırdılar. Bir arı kovanındaki arılar gibi uyumlu çalışıyorlardı. Birisi elbiseyi tuttu, öbürü benim içine girmemi sağladı birisi etekteki kırışıkları düzeltti, bir diğeri elbisenin sırtını bağladı derken iki üç dakika gibi kısa bir sürede beni elbisenin içine soktular ve aynanın karşısına geçirdiler. İnanılmaz güzel görünüyordum. Elbise üzerime cuk diye oturmuştu. Göğüslerimi ve belimi güzelce sarmıştı elbise. Ben giyince de kumaşta bir hareketlilik başlamıştı. Sanki elbisenin üzerindeki yıldızlar ve gece hareket ediyor gibiydi. İnce, ilk bakışta fark edilmesi zor ama orada olan ve bir kere görünce bir daha göz ardı edilemeyecek bir detaydı. Kızıl saçlarımı güzelce ördüler, daha sonra o örgüyü güzel, şık bir topuz haline getirdiler. Bir kaç tutam saç, güzel, kıvrımlı saçaklar şeklinde omuzlarıma ulaşmaya çalışan güzel detaylardı. Başımın üzerine büyük, safir taşlı, gümüş bir taç yerleştirdiler. Safirin etrafı pırlantalarla süslenmişti. Son olarak maskemi ve asamı teslim ettiler. Maskem siyahtı. Göz çevresini ve burun köprüsünü kapatan klasik bir maskeydi. Siyah taşlarla süslenmişti. Maskedeki taşlarda elbisemdeki yıldızlar gibiydi. Gecede kayan yıldızlar gibi. Son olarak maskenin sağ tarafına güzel, kırmızı bir gül tutturulmuştu. Maskeyi takınca çiçeğin rahatsız etmesinden yada düşmesinden korktum ama çiçek usta bir işçilikle tutturulmuştu, varlığını bile hissetmiyordum.
Balo salonunun önüne geldiğimizde, arabada bana eşlik eden ve neler yapmam gerektiğini bir kez daha anlatan adam dışarı çıktı ve benim için kapıyı açtı. Elini uzattı ve ben adamın elini tuttuğumda beni nazikçe arabadan çıkardı, başıyla selamladı ve arabaya binip gitti. At arabasının tıkırtısı yavaş yavaş uzaklaşırken bir heyecan, bir ürperti bütün bedenimi bir yıldırım kadar hızlıca çarptı. Girişe doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Elbise, hareketlerimi kısıtlamayacak şekilde yapılmıştı. Görevli çocuğa
"Gece." dedim. Listeye hızlıca baktı ve ismimi bulduğunda
"Hoş geldiniz." diyerek beni içeriye uğurladı. Lavanta kokularıyla bezenmiş, kırmızı mekan daha önceki ziyaretlerimden pek farklı durmasa da bir şekilde farklı da duruyordu. Kalabalığın arasına karışmaya çalıştım. İnsan denizinin arasına girersem belki görünmez olabilirdim. Görünmez olmalı ve benim gibi görünmez olmaya çabalayan bir başkasını görmeliydi gözlerim. O yüzden fıldır fıldır etrafı kolaçan ediyordum. Bir uyumsuzluk, bir rahatsızlık, ortamdaki havaya aykırı bir şey arıyordum. Maskesini çıkaran bir adam gördü gözlerim, bu aradığım uyumsuzluk ve aykırılık olsa da aradığım şey değildi tam olarak. Bakmaya devam ettim. Bir kadına çarptı gözlerim, bir rahibeye, elinde arbalet olan bir rahibeye. Bir gözümü onun üzerinde bıraktım ve devam ettim aramaya. Merdiven. Merdivenlerin orada aradığımı buldum. Beyaz gömlekli, siyah pantolonlu lacivert pelerinli bir adam. Pek endişeli duruyor, cebindeki saate yapışmış sanki elleri, kontrol etmeden duramıyor. Bakışlarımı kaldırdım ve adamı incelemeye koyuldum. Belindeki kemere iliştirilmiş parşömenler. Aradığım adam sen olabilir misin? Gözlüklerin ve hareketlerin sensin diyor. Korkuyorsun, endişelisin, arkanda seni izleyen bir gölgenin olabileceğinden korkuyorsun ve haklısın. Gece senin arkanda, gece seni gözlerine kestirdi. Gece senin için geliyor. Adamın korkak adımları onu merdivenlerden aşağıya taşıyor bir başkasının, bir vampirin yanına. Onlar bar tarafına doğru geçerken bende oraya doğru kıvrılıyorum. Sessiz adımlarım bara ulaştığımda bozuluyor, zira bir içki istiyorum. İçkim geliyor. Zoraki bir yudum alıyorum. Ağır içki kokusu ve tadı boğazımı yakıyor. Adamı gördük ve tanıdık, nerede olduğunu da biliyorum. Buralarda olması gereken ve beni tanıyacağı söylenen partnerim, umarım sende adamın nerede olduğunu biliyorsundur. İçkimi bitirip rujum ile lekelenmiş bardağı barmene verdikten sonra merdivenlere yöneliyorum. Az önceki adam ne kadar endişeli çıkmışsa bende bir o kadar rahat çıkıyorum ve merdivenlerde bekleyen görevliye yanaşıyorum.
"Gece için bir oda ayırtıldı, beni odama götürün lütfen." Görevli adam elindeki listeyi kontrol ediyor, ilk sayfada adımı bulamayınca minik bir gerginlik bedenimi sarıyor ama ikinci sayfanın ortalarında gezen parmağı adımın üzerinde duruyor ve kadife bir ses tonuyla onu takip etmemi söyleyince rahatlıyorum. Merdivenleri çıkıp odaların olduğu koridorlara geliyoruz. Uslu bir çocuk gibi adamı takip ediyorum. Birazdan başına geleceklerden habersiz çalışanın beni odama götürmesini bekliyorum. Bir iki köşeyi döndükten sonra beni bir kapının önüne getiriyor ve anahtarımı veriyor.
"Teşekkür ederim." diyorum ve içeriye giriyorum. İçeriye girer girmez de bir yaygara koparıyorum.
"Bu ne ama! Ben size demedim mi ?! Yanlış yapmışsınız! Görevli!" adam ne olduğunu anlamadan içeriye giriyor. Şaşkın gözlerle bana bakıyor. Yatağın üstündeki yastıkları gösteriyorum. Boş gözlerle yastıklara bakıyor adam. O yastıklara bakarken ben belime dikkatlice tutturulmuş, özellikle bakılmadığı sürece görülemeyecek şekilde gizlenmiş asamı çıkartıyorum ve odadaki sorunun ne olduğunu anlamaya çalışan adamın kafasına tutuyorum.
"Biraz önce merdivenlerden inen, garip gözlüklü, köstekli saatini sürekli kontrol eden ve benim gibi burada odası olan adam. Beni onun odasına götürüyorsun. Yoksa duvarlar gerçekten kanla kaplanacak."Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4