Dünya Ülkeleri > Mag Mell - Bar

Scarlet Masquerade

<< < (6/8) > >>

Maskeli Kişi:
[justify](şövalye)

Üzerinde şövalye zırhıyla baloya giriş yapmıştı böylesi şatafatlı ortamlara pek de ait olmayan oğlan. Söylentiye göre oldukça önemli insanların katıldığı bu baloda, çevresindeki çokça yetişkin figürü süzerken acaba hangilerinin "kodaman" olduğunu bir hayli merak ediyor, her duygusunu açık eden yüzündeki ifade ve gözlerinin iriliği ise bunu oldukça belirgin bir hale getiriyordu. Kafasındaki miğfer, biraz da olsa gizlilik sağlıyordu kendisine neyse ki.

Ortamdaki yoğun karanfil tütsüsünün kokusu, yaz mevsimi, içerideki kalabalık üçlüsünün birleşimi, miğferinin içerisinde rahatsız olmaya başlamasına sebep olmuştu lakin bir şövalye olarak dik, dinç ve kuvvetli durmalıydı. Duruyordu da. Küçüklüğünden beri şövalyeliği oldukça havalı bulan oğlan bugün ilk defa tamı tamına bir şövalye zırhı içerisindeydi. Kılıcının demir olmasına ebeveynleri pek izin vermemiş olsa da -gerçi hoş, sanki bu baloya katılmasına izin vermişlerdi de- artık biçim değiştirme derslerinden aldığı yetkiye dayanarak Resifors ile tahta kılıcını süt beyazına çalan, adeta özel bir demirden dövülmüş gibi gözüken bir hale getirmişti. Üstelik her bir rötuşunu iyice düşünmüş, kabzasını yakutumsu mücevherler ile bezemişti. Bu büyüsünün etkisi yakında geçer miydi bilmiyordu fakat geçse dahi kılıcının böylesine afili olması için gerekirse balo boyunca bir elinden asasını düşürmeksizin kılıcını tekrar tekrar tahta halinden süt beyazı demire çevirebilirdi. Hoş, tahta kılıcına da muazzam bir sevgi beslemekle beraber bugün, burada, tüm bu yetişkinlerin arasında bu hali çok daha makul olurdu.

Zaman akıp giderken ve güç bela birkaç sosyal interaksiyona girebilmişken çıkan aksiyon ortamı germiş, ne var ki sahneye çıkan müzisye- "Ne? Mirabelle mi?" diye şaşkın bir ses tonuyla sesli düşünmekten alıkoyamamıştı kendisini. Hogwarts'ta her daim belli bir standartta giyim içerisinde görmeye alışkın olduğu ve okul dışında vakit geçirmemiş olduğu kızı böylesi bir halde görünce neye uğradığını şaşırdı kalınlaştırmaya çalıştığı sesini gizleyemese de -ki bunu ancak birkaç yetişkinin kendisinin konuştuğunu duyunca gülmeye başlaması ve kafasındaki miğferi okşamasıyla, yani rezil olduktan sonra fark etmişti- kostümüyle yaşını ve eşgalini gizlemeye çalışan oğlan. Sesi ise... Muazzamdı... Altı senedir çok yakın olmasa da tanıdığı kızın böylesine etkileyici bir sesi olduğunu görmesi karşısında şaşkındı. Şarkı bittikten bir müddet sonraysa hala şaşkınlık içerisinde Ravenclaw'lu sınıf arkadaşını izlediğini ve eline bir şarap şişesi geçirdiğini fark etti. "Şarap?.. Bir saniye, içki içebilir miyiz ki burada?.."

Adımları, merağını gidermek amacıyla ve tanıdık bir sima görmüş olmanın heyecanıyla günün yıldızının yanına yönelmişken yaklaştığı her an daha çekimser bir ruh haline bürünmeye, adımları küçülmeye başlamıştı. Halihazırda kızla belki altı yıldır çokça muhabbeti olmuştu ama okul dışında hiçbir şey yoktu. Üstelik kendisi yetişkin gibi davranmaya çalıştığı ortamlarda gülünç konuma düşmüş bir "velet" iken çikolata saçları, yanağının tarafında muazzam bir gül şeklinde toplanmış kız gecenin yıldızı konumundaydı. Gitmemeli miydi ki acaba? Ama merak da ediyordu, belki bir ümit... Az da olsa muhabbet kurabilirdi.

Tüm tereddütlerine ve küçülen adımlarına karşın kendisini nihayetinde kendisinden uzun boylu olan kızın yanı başında, yeşil bir çift gözün meraklı bakışlarınıysa kendi üzerinde bulmuştu. Artık konuşması gerekiyordu. "Ee, şey, selam Mirabelle." Kızın aslında adını "Mirabelle"den çok "Mira" olarak duymuş olsa da bunu diyecek samimiyeti olup olmadığına güvenememişti an içerisinde. Sadece bir selam çok saçma olurdu, bir şeyler söylemeliydi ama ne?.. Yaklaşık bir iki saniyelik bir duraksamanın ardından devam etti söze: "Şey, sesinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum, bayağı hoştu." Aldığı teşekkür ve kızın tavırları, kendisini tanıdığı yönündeydi. Eh, en azından bu bir rahatlama unsuruydu, az da olsa. Konuşmaya devam mı etmeliydi? "Ben, şey..." Sorusunu sormalı mıydı ki? Sorusunu direkt sorması kaba kaçar mıydı? Belki de biraz esprili bir kılıfa sokarsa sorusunu iş yapabilirdi. Öksürdü hafifçe ve ses tonunu çekimser halinden toparlamaya çalıştı: "Leydim, bu ait olmadığımız kalabalıkta malum, yasaklı mey'e erişebilmenin sırlarını bana bahşedebilir misiniz acaba?" Karşısındaki kızın yüzünde oluşan gülümseme, iyiye delalet olsa gerekti. Dudaklarından dökülenler ise... İyi miydi? Belki gereğinden fazla iyiydi. Balo boyunca "prenses"in yanında bir şövalye olarak bulunup onu korumak?.. Miğferi yüzünü kapattığı için şu anda bir hayli mutluydu zira neşeli şaşkınlığının yüzüne yansımasının kesinlikle görülmesi bir alay konusu olurdu. Birkaç saniye sessiz kaldığını, bunun neticesinde yeşil gözlerin meraklı bir şekilde kısıtlı vizör alanından gözlerine baktığını fark etmesiyle silkelendi son bir kez ve acemice bir reveransta bulundu: "Benim için bir onurdur, leydim..."[/justify]

Dick Dickerson:
Bazılarımız hayatın anlamını bulmak için yaşamaya devam eder. Bazılarımız ise bunu buldukları için yaşar. Dick saçını geri alabilmek için yaşıyordu.

Her ne kadar kelliğin verdiği özel parlaklık gücü onu daha haşmetli kılsa da kafasındaki soğukluktan rahatsızlık duyuyordu. Koca kaba eliyle kafasını sıvazlayıp iç geçirdi. Neredeydi o sırma saçları? Doğru ya; şerefsiz eski arkadaşında, yeni patronundaydı. Nasıl da güzel anlaşıyorlardı eskiden oysa… ‘Yoksa…’ diye düşündü ‘ Başından beri gözleri seski saçlarımda mıydı?’.  Tam bu konu hakkında düşüncelere dalacakken iş yerine geldiğine fark etti. “Ayol bitse de kendi yerime gidip vegan biramı gömsem.”

Isolde’nin mekânı her zaman içini ürpertmiştir. İçeriye girdiğinde bir tarantulanın koynunda yürüyormuş gibi hissediyordu. Tek fark kıllı değildi! Biz zahmet de olmasındı. Küçük bir ürperti ile personel odasına geçti. Bu seferlik balo için klasik giydiklerinin aksine cırtlak yeşil bir takım ayarlamıştı. Baloydu bu ne de olsa, insanlar özenip geliyordu. O neden özenmesindi ki? Aslında ışıldak bir turuncu giyecekti, lakin yeşil ile kamuflaj olarak Isolde’nin gözünde çok öne çıkmayacağını düşünüyordu. Evet pek kafasını kullanmazdı. Hızlı bir şekilde üstünü değiştirip kafasını kolonyayla parlattı. Bıyıklarının da mükemmel olduğunun küçük el aynasıyla kontrol ettikten sonra yüzünde bir gülümseme ile odadan ayrıldı.

Odadan çıktığında ilk karşılaştığı kişi, yeni içeriye giren Mira olmuştu. ‘Küçük şeytan.’ diye düşündü. Kızı sevmediğinden değildi, hatta onu küçük kardeşi olarak bile gördüğü söylenebilirdi. Lakin o küçük şey onu korkutuyordu. Masum yüzünün altında lanet olasıca bir ısırgan canlı duruyordu.

Ani hareketlerden ölümüne ürken Dick ise bu hiperaktif canlı karşısında küçük kaslı bir tavşan gibi hissediyordu. “Bu önceki gün kalçamı ısırdığın için…” diyerek sessizce kıza yaklaştı ve kafasına hafifçe vurdu. Mira cin gibi kafasını 180 derece döndürüp ona baktığında ise ne b*k yediğini fark etti. Kızın üzerine atlayacağını biliyordu bilmesine de kafasını bu kadar sert ısıracağını düşünmemişti. İçinde açığa çıkan korku ile kendince küçük, sağır olmayan her insan için büyük bir çığlık kopardı ve kafasına tırmanmaya çalışan böcek gibi kızı sırtından tutup yere fırlattı. Refleks olarak oluşan artı dokuz tuvalete kaçma becerisini ise ardına kullandı.

Neden bu kadar küçük şeylerden ürktüğünü biliyordu, eskiden kendini koruyamayacak kadar cılız olduğu içindi bu korkusu. Ancak nasıl bunu nasıl aşabileceğini hala çözememişti. Ne kadar iri olursa olsun gene de içindeki korkak cılız çocuk kalmıştı.

 Yaklaşık 1 saatlik tuvalette soğuk su ile kafasındaki kızarıklığı dindirme çabası yanıt vermeye başladığında rahatlayarak kafasını kolonyaladı (dezenfekte etmek önemli) ve tuvaletten ayrıldı. O çıkana kadar insanlar toplanmıştı bile. Çeşit çeşit insanı görmenin verdiği heyecanı ile yüzü gülümsedi. Sırtını dikleştirerek çoğunluğun ondan kısa olduğu kalabalığı yararak barın arkasına geçti. Çok fazla tanımadığı insanın olduğu ortamda böyle olurdu. Az önce küçük bir kız tarafından ciyaklatılmamıştı sanki.

Barmenliği sırasında ondan içki alan birçok kişi olmuştu lakin içlerinden birkaçı özellikle ilgisini çekmişti. İlki hiç de yüzünü saklamaya çalışmayan genç bir oğlandı. Nasıl beceriyorsa kaşlarını oynatışından bile ortamdaki herkesi kendinden küçük görüyormuş gibiydi duruyordu.

İkinci ise beyazlar içerisinde hoş bir kadındı. Kadın hazırladığı içkilerden birini içtikten sonra, “Yakışıklı olduğun kadar kokteyl hazırlamada başarılı olsaymışsın seni kaçırmazmışım. Yazık oldu.” demişti. Dick bunun karşısında kaşlarını kaldırıp yüzünü ekşitmişti ‘Bu neydi şimdi? İltifat mı etti yerden yere mi vurdu?’.

 Üçüncü ise gelir gelmez, "Kafamı güzel yapacak bir şeyler koy ki burası daha çekilebilir bir yer haline gelsin." diyen şapkalı adamdı. Dick küçük bir gülümseme ile bıyıklarını düzeltti. “En sevdiğin renk nedir?” Adamın yüzünü görmeyi çok isterdi lakin şapka bütün yüzünü kapatmıştı. ‘Tanrı aşkına nasıl önünü görüyor?’  Şapkalı "Kırmızı." Dediğinde onaylarcasına kafasını salladı, “Sana o zaman güzel kan kırmızısı bir şey ayarlıyorum, hem de vegan.” dedi göz kırparak.

Anlaşılan söylenilecek yanlış bir ayrıntıydı bu ki şapkanın ardından hafif sinirli bir ses geldi. “Ben vegan değilim ki.” Dick, pek de bu ayrıntının umurunda olmadığını gösterircesine içki malzemelerini karıştırmaya başladı. “Ama ben öyleyim.” Adamın gördüğünden şüpheliydi ama gözlerini de kısmıştı, bu surat ifadesinin içkiyi çalkalarken kalçasını da aynı ritimde sallamasıyla uyuştuğu ise pek söylenemezdi. 

Adamın en büyük hatası “Affedersin ama bana ne senden!” demekti. Dickerson hayatı boyunca bu anı beklemişçesine tavana bakıp tanrıdan şans diledi. İçkiyi ışıl ışıl olan bardağa koyup şapkalının önüne ittikten sonra elinde başka bir bardak alıp parlatmaya başladı. “Bak şimdi neden vegan olmalısın biliyor musun?..” Giriş o girişti. Zaman bükücü değildi bu kel adam, lakin boş atmada (özellikle veganlık hakkında) mükemmel bir başarısı vardı. Saatler bile geçmiş olabilirdi bu yaşanırken. Bir sürü bardak pırlatmış, birçok içkiyi daha yapıp masaya bırakmıştı ama asla konuşmayı kesmemişti. Konuşmasını kesen şey ise Isolde’yi boş görmesiydi. “Neyse sen anlamışsındır şapka adam. Konuşmak hoştu arada tekrar gel!” dedikten sonra Isolde’nin favorisi olan şarabı alıp soğuk bakışlı kadının yanına doğru gitti. Tam yanına vardığında ise kafasında bir soğuklu hissetti. Bu normal kel soğukluğu değildi… Islaktı!


Maskeli Kişi:
Dışarıdan kolayca fark edilebilecek, oldukça büyük bir tereddütle girişteki görevliye yaklaştı. Tam ağzını açıp birkaç kelime söyleyeceği sırada başını vazgeçmiş bir edayla yere indirip arkasını dönmek üzere hamle etti. Elleri rahat görünmek istercesine, giydiği siyah cübbenin içine sokulmuştu ancak tavırları bu hareketiyle tam bir tezat içerisindeydi. Simsiyah bir cübbe giymiş, kukuletası maskesini bile göstermeyecek kadar sıkı sıkıya kapatılmış, kendince ruh emici kılığında bu kişi hiç de kıyafetinin hakkını veremiyordu bu yüzden. Çoktan bitmiş bile olabilir balo, bu kadar geç gelirsem tabii... Bulunduğu konumda son bir kez gözlerini yumdu sıkı sıkı. Madem hazırlandım, madem buraya kadar geldim, geç de olsa gireceğim. Hadi bakalım. Kendini ikna etmek için olduğu çok belli bu sözleri içinden geçirdikten sonra girişteki görevliye hızlı kontrol yaptırıp içeri geçti.

Balo, belli ki insanların yavaştan ayrılacağı kadar ilerlemişti çünkü tek tük de olsa birileri cisimleniyor gibiydi. Ancak tam bu sırada maskeliler arasından birinin kalabalıktan sıyrılıp yüksek sesle herkese seslendiğini duydu. İddiasına göre bakanlığın burayı basmak gibi bir amacı yoktu ve herkes bu yüzden devam edebilirdi. Bir dakika, ne olmuştu ki burada? Demek ki o gelmeden hemen önce yaşanan birtakım olaylar insanların ayrılmasına yol açmıştı.

Merak duygusuyla perçinlenmiş bir halde, biraz önceki kararsızlığından eser kalmamış, kalabalığa doğru ilerledi. Bu gece için belli ki çok farklı maskeler takınmıştı büyücüler. Yanlarından umarsızca geçerken bir yandan da bu maskelerin o kişilerin içlerinde yatan isteklerini yansıtıp yansıtmadığını merak etti. Mesela şu karga, acaba susturulmadan konuşmak mı istiyordu durmaksızın? Belli ki öyleydi çünkü kadının sesi çevresindeki bastıracak kadar gür, sözcükleri ise eziciydi.

Kuşları bu gecelik bir kenara atalım, mırıldanması eşliğinde, ilerleyişini yavaşlatıp konuşulanlara da kulak kabarttı. Bir seherbaz vardı biraz önce burada anladığı kadarıyla, birini tutuklamıştı. Konuşmanın sürdüğü gruba çaktırmadan yanaşıp sanki başından beri oradaymış gibi onaylamaya başladı duyduklarını. Uygun bir anı kollayıp Evet gerçekten de ilginç bir tutuklama anı oldu, diye atladı daha fazla bilgi alabilmek umuduyla.

Yüreğim ağzıma geldi sırayla bizi de alacak diye ama adam manyakmış zaten, Tanrı'ya asa çekmiş bir de üstüne üstlük ama yasa ihlalinden bizi de tutuklasa o seherbaz şaşırmazdım, Hararetle kendisine yanıt veren bu cadı baştan aşağı can alıcı bir kırmızıyla bulanmış, kan çukurundan çıkmış gibi görünen çatlak biriydi. Duyduğuma göre Orenda'danmış zaten. Eh, oradakilerin hep çatlak olduğunu duymuşt- Büyük bir keyif alarak yaptığı dedikoduya devam edemeden sözü cincüce kılığına girmiş ve bunu başarıyla yapmış, belki de gerçekten de cincüce olan birisi tarafından hızla kesildi. Kes sesini seni salak, Amaterusu üyelerinden olduğuna kalıbımı basarım ve yerinde olsam değil dilimi iksir şişemi bile sokmam onların işine. Yüksek sesle yaptığı ikazın ardından sesini iyice alçaltıp bir sır veriyormuşçasına eğildi grubun ortasına. Onun bu hareketiyle çevresindeki herkes de, kendi de dahildi, refleks olarak eğildiler daha iyi duymak için bu kısa boylu büyücüyü. Yaptıkları karanlık ritüellerde ne kanı kullanıyorlar Merlin bilir ve yine Merlin biliyor ya sıradakinin benimki olmasını hiç istemem. Gizemli bir edayla sözlerini bitirip bilmiş bir göz kırpışın ardından doğruldu geri. Biz Attar Hür Cemiyeti ise tamamen dürüst, yoldan sapmamış, dibine kadar aydınlık büyüleri inceleriz. Evet efendim! Yaparız bunu! Sesindeki böbürlenmeyi büyük ihtimalle sihir bakanı bile hissetti bu mesafeden diye düşündü. Sonra o uğursuzu aklına getirmesiyle gelen ürpertiyi bastırıp fırsata atlamaya karar verdi.

Ben de öyle duymuştum kesinlikle, bir arkadaşım Attar mensubu ve dünyada ondan daha büyük bir iyilik timsali düşünemiyorum, dedi hiçbir cinsiyete ait olamayacak sesiyle. Kafasını da onaylarcasına sallıyordu ancak yüzünü büsbütün kapatan kukuletası ve hiçliğe ait sesiyle bir destekçiden çok can almaya gelmiş bir yaratığı andırıyordu. Öyle de olmalıydı zaten gerçi. Bunları ve çevresindekilerin bu gerçeklerle çarpılmış yüzlerini görmezden gelerek devam etti konuşmaya büyük bir iştahla. Imperius lanetinin etkilerinden kurtulmak için heyet kurmuşlar hatta, gazetede okudum. Büyük araştırmacılar vesselam. Şüphesiz...diye noktalandırdı sözlerini.

Gruptan birkaç kişinin bilmedikleri bu yeni bilgiyle etkilendikleri yüzlerinden belliydi. Nasıl bir gruba düştüm böyle, gazete bile mi okumuyor bu salaklar,Mırıltısı tam anlaşılmasa da yakınındaki birkaçının bakışı kendisine yönelmişti. Diğerlerini bilmem ama Attar'ın araştırmalarına güvenin diyorum yani. Belki yakında şu saçma kurallar silsilesini kaldıracak bir şey gerçekleştirirler belki, kim bilir? Anlarsınız ya şu kıl, tüy problemleri yaşayan ünlü tanıdığımız bu sefer odasında şifacılar tarafından bir daha köstekli saatine bakamayacak şekilde bulunur belki Son sözlerinin bu grup tarafından kolayca anlaşılmayacağının bilincindeydi. O yüzden birkaç dakika verdi kafalarında kelimeleri birleştirebilmeleri adına. İlk anlayan, ne şaşırtıcıdır ki kan kovası kılığındaki kız oldu. Gözleri önce şaşkınlıkla sonra da bu ihtimalin verdiği keyifle büyüdü.

Yani... Yani siz şey mi diyorsunuz... diye kararsız bir tonda sordu. Tüm meraklı ve hevesli bakışlar kendisine yönelmişti şimdi. Dostlarım... Dostlarım... dedi melankolik olmasını ümit ettiği bir ses tonuyla. Attar'ların pis işler yapacağını düşünecek kadar cahil değilizdir eminim hiçbirimiz. Mantığa davet ediyorum sizi; eğer muggle'ların gözlerinin önünde büyü yapmamızı ve onların bunu asla anlamamasını sağlayan bir tılsım, bir iksir, bir büyülü eşyamız olsaydı bütün bu saçmalıklara da son verilmez miydi? Sanki en başından beri yalnızca bunu anlamaları gerekiyormuş gibi bir edayla noktaladı sözlerini. Tabii canım, çok doğru, aynen öyle mırıltıları yükseldi çevresinden. Ses tonuna yansıyan ancak başka hiçbir şekilde belli olmayan bir gülümseme yayıldı suratına. Büyük düşünün dostlarım... Büyük düşünün. Ve Attar'a güvenin. Ben öyle yapıyorum. Bu gruba sarfettiği son sözler olmuştu bunlar. Burnuna hiç iyi kokular gelmiyordu ve bu sefer metafor da değildi bu. Sanki yukarı katlarda birisi muggle gibi yemek yapmaya uğraşıyordu da onun duman kokusu geliyordu.

Ben geldiğimde birkaç kişi cisimlendi, bu da demek oluyor ki bunların enselenme ihtimali yüksek Bakanlık takibi yüzünden. Yavaştan maskemi de alıp gideyim ben. diye mırıl mırıl söylenerek kapıdan çıkıp terk etti mekanı. Belki de bu baloya maskeli olmasına rağmen niyeti açık olan bir tek o gelmişti. Sonuçta bir ruh emicinin amacını her zaman bilirdiniz. Asla size sevgi göstermeye ya da sizinle adil bir kavgaya gelmezdi. İstekleri ve yaptıkları netti. Bu ruh emici de bu gece bu baloya öyle gelmişti. Net bir amaçla, niyeti belli. İşi biten her ruh emici gibi geride bıraktığına aldırmadan da terk ediyordu ortamı yeni hedefler bulmak üzere.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 6, total 6

Kont Sati Von Richmond:
Soytarı falcının buruşuk ve boyalı parmakları son bir kez daha gitti tarot kartlarına. Aralarından bir ölüm kartı sıyrıldı isteksizce ve düştü süzülerek masaya. Mumun cılız alevi can verdi. Karanlıkta çakmak çakmak yanan bakışların yolları kesişti. Bir karartıya boyandı salon. Kısa bir sessizlik ve hemen peşi sıra yükselen Lumosla aydınlatılmış asalar...

Şaşkınlık belirtisi olduğu besbelli iniltilerin arasından ve asaların erişemediği karanlık noktalardan, Latince fısıltılar yükseldi belli belirsiz.

“Sancte Michael Archangele, defende nos in proelio, contra nequitiam et insidias diaboli esto praesidium.”

Falcı ve Kralın bulunduğu masadan bir tıkırtı duyuldu önce. Karanlığın içerisinde bir kumaşın sıyrılmasını andıran bir hışırtı işitildi peşinden de. Gizem dolu ama tehditkar gözlerden gelen bakışlar doğruldu kalabalığa yönelen...

“Imperet illi Deus, supplices deprecamur: tuque, Princeps militiae caelestis, in virtute Dei, in infernum detrude satanam aliosque spiritus malignos...”

Müzikler de mumlar gibi söneli çok olmuştu. Latince sözlerin hangi büyüyü fısıldadığını anlamaya çalışan dikkat kesilmiş kulaklar ve bu kulakların duyumsayabildiği, katıksız bir sessizliğin ortasında ritmik bir tempoyla yükselen bir takım çıtırtılar, kavrulan mobilyaların yaydığı, yanık ahşap kokusu. Eriyen vernikten düşen yapışkan bir maddenin damladığı yüzler... Asaların ışığında bir gösterinin başlama işaretini verircesine sahneyi dolduran bir sis bulutu yükseliyordu şimdi beyaz mermerden tavana.

“...qui ad perditionem animarum pervagantur in mundo. Amen!”

Tahtalardan ve yaylardan kurulu mekanizmaların sesini andırır tıkırtılar duyuldu önce. Sonra da hızla yayından fırlamış okları andıran ıslık sesleri yankılandı duvarlarda. Çığlıklar duyuldu ardı ardına koyuverilen. Birbirlerine doğrulmuş asalar, kanlar içerisinde yere yığılan büyücüler, cadılar... Pencerelerde, salona vurmakta olan cılız ay ışığını dahi çok görmüş gibi gölgeleyen karartılar belirdi. Cadı avcısı kılığındaki kadının vahşi yüzü göründü kısa bir süreliğine, sonra da kollarındaki mekanizmadan fırlayan birkaç ok daha. Cisimlenmeye başlayan büyücülerin birbirleri ardına çıkardıkları tok seslerle kaçmaya yeltendiği duyulmuştu ki, bir kilise korosunu andırır tonda salonu inleten şu sözler işitildi hep bir ağızdan söylenegelen.

“Malleus Maleficarus!”

Cisimlenme çabaları sekteye uğramaya başladı ansızın. Asalardan savrulan lanetler ve tılsımlar etkisini yitirdi bir anda. Hayretle karışık bir çaresizlik okundu yüzlerden ve hayıflanma dolu sövgüler dudaklardan. Kanatları koparılmış birer serçe gibiydi davetliler adeta, alışkın oldukları büyülerden yoksun ve avcının karşısında çırılçıplak kalmış bir av kadar aciz. Üst kattaki yangının dumanı kan kırmızısı bir renge bürünürken duvarlarla beraber, yukarıda kana bulanmış ipliklerle gerilmiş gibi duran korkutucu bir sembol yayılıyordu tavanın yüzeyine.


Maziye gömülmüş olan korkular, tekrar açığa çıkmıştı artık...
Can havliyle koşuştular dört bir yana büyücüler, cadılar. Sayılarını kestiremedikleri karartılar takip ediyordu onları. Ellerinde ay ışığında parlayan hançerler, bileklerinden fırlayan oklar, devasa arbaletler, parmaklarında dönen uzun şişler ve muhtelif kesici, delici aletlerle kuşanmış olarak ilerleyen kimi şapkalı, kimi kostümlü figürler. Soytarı falcı, haşmetli kral, cadı avcısı kılığındaki rahibe ve yine bu rahibe gibi giyinmiş  püriten kostümler içerisindeki başkaları. Parmaklarından damlayan kırmızı lekeler, yere düşenlerin kostümlerini rastgele bir kırmızıya boyamaktaydı umarsızca. Kan kokusu karışıyordu şimdi, yanık ahşaptan yayılan ise.

Bir keşmekeş, bir koşuşturma sardı içerisini şimdi. Cadı avcıları kovalıyor, asalarını kullanmaktan dahi aciz kalmış olan büyücü ve cadılar olanca güçleriyle kaçıyorlardı.

Cadı avı başlamıştı! Bakalım gelen zarlara göre kimler, cadı avcılarının hedefi olacaktı?
(Aşağıda üç kısım halinde yazılacak metinlerdeki şahısların kim olduğunu, metnin peşinden atılan zar belirleyecektir. Zarda hangi rakam gelirse, listede o rakama karşılık gelen kişi ilgili metinin muhatabı olacaktır. Eğer zarın birden fazla şekilde aynı gelmesi halinde, listedeki bir sonraki hedef seçilmiş sayılacaktır.)

1- Ronald Archibald
2- Oliver Twist
3- Aşıklar
4- Çılgın Şapkacı
5- Isolde Aideen O'Malley
6- Tanrı
7- İncili Kadın
8- Gümüş İşlemeli Siyah Maske, Üç Çift Siyah-Beyaz Kanat
9- Vampir
10- Mirabelle Starlight
11- Cwénhild Muirghéal
12- Şövalye
13- Dick Dickerson
14- Ruh Emici

O halde, Cadı Avı Piyangosu başlasın!

AV IKaçmaya çalışan büyücü ve cadılardan bir tanesi çıkışa yönelmeye çalışmış, ancak koşuşturan kalabalığın içinden sıyrılamadığı gibi kendisini barın arkasında bulmuştu sürünerek. Barın hemen öteki tarafında cadı avcısı suretindeki karartıların gezindiğini duyabiliyor ama kendisini görüp göremediklerinden emin olamıyordu. Acaba bu kişi, kim olsa beğenirdiniz?

Çıkmaz çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, Cadı Avı Piyangosu!
Rolled 1d14 : 8, total 8

AV IIDavetlilerden bir tanesi çıkışı kaplayan kalabalığı aşmaktan ümidi kesmiş bir şekilde üst kata yönlendirdi adımlarını. Merdivenleri çıktığında karşısında bulduğu asma balkonun zemini alevlerle sarılmıştı. Yanan perdeler rüzgarla birlikte savrulmakta ve bu asma balkondan geçişi bir hayli zorlu kılmaktaydı. Arkasından gelen cadı avcıları ise silahlarına davranmış, ellerinde halatlar, hançerler ve germeli yaylarla saldırmak üzere yerlerini almışlardı. Acaba bu talihsiz büyücü/cadı kim olsa gerekti?

Çıkmaz çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, Cadı Avı Piyangosu!
Rolled 1d14 : 14, total 14

AV IIIGecenin son talihlisi ise çıkış yolu olarak pencereyi tercih etmiş bir davetliydi. Sağda solda muhtelif masalar ve sandalyelere eşlik eden, birkaç cadı avcısı dikilmişti karşısına. Karanlıkta birbirlerini güçlükle görmekle beraber, üst katı kavuran yangını hisseden tabloların dehşetle dolu çığlıkları ve en güvende gördükleri tabloya doğru kaçışmaları sessizliği yırtıyor ve adımların duyulmasını güç kılıyordu. Acaba pencereyle arasına cadı avcıları girmiş olan bu talihsiz şahıs kim olacaktı?

Çıkmaz çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, Cadı Avı Piyangosu!
Rolled 1d14 : 12, total 12

Not:
1- Her üç metin için zarla belirlenen kişilerin, düştükleri durumdan nasıl kurtulmaya çalışacaklarına dair bir RP yazmaları ve bu RP’yi güncel tarihle 21.11.2021 günü, saat 23:59’a kadar göndermiş olmaları gerekmektedir.

2- Yazacağınız RP’lerde ne yaptığınızı değil, ne yapmaya çalışacağınızı yazarak düello zarı atmanız, çabalarınızın başarılı olup olmayacağını daha sonradan yazılacak olan GM metnine bırakmanız gerekmektedir.

3- Seçilen kişiler bu tarihe kadar RP'lerini atmadıkları takdirde cadı avcılarının hedefi olacak ve karakterleri bu cadı avcıları tarafından itinayla ÖLDÜRÜLECEKTİR! Zarlarınızın başarısız veya başarılı olması durumunda kaçıp kaçamadığınız veya başınıza nelerin geldiği de yine GM metninde belirtilecektir.

4- Piyangomuzun üç talihlisi dışında tüm davetliler, balodan kaçmış kabul edilecektir.

5- Mekanda bulunan tüm davetlilerin büyü yapması yahut cisimlenmesi, kestiremediğiniz bir sebepten ötürü engellenmiş durumdadır.

6- Başarılar!

Locomotor:
Cadı Avı Piyangosu Talihlileri

AV I: Lucien Vanidestine
AV II: Mirabella Yamashita
AV III: André Harris

Söz konusu kişiler dışındaki kişilerin kaçmak için bir RP yazma yükümlülüğü yoktur. Lakin herhangi bir şekilde aksiyona girmeyi yahut birilerine yardım etmeyi deneyecek olan olursa buraya kıyım amacıyla gelmiş silahlı kişilere karşı silahsız ve ana çatışma yollarından mahrum kalmış şekilde karşı koymayı deneyeceklerini unutmasınlar. Sonu ölüme kadar gidebilir, dikkatli olun. Tüm tehlikelere karşın denemede bulunmak isteyenler ise RP'lerini eylemlerini yapmış değil, yapacakmış gibi kaleme alsın ve RP'lerinin sonunda bir Düello Zarı atsınlar. Bir haftalık sürenin içerisinde gelen RP'lerdeki eylemlerin başarı miktar ve oranları, GM'lerce değerlendirmeye alınacaktır.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git