1
Büyü Kuramı Dersliği / Ynt: Evrenselci Yaklaşıma Bir Girizgah
« : 21 Nisan, 2023 21:00:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Adap-ı muaşeret konusunda bir hayli dikkatli olan adam, öğrencisinin söylediklerini dikkatle, başıyla hafifçe onaylayarak dinledi. Sorusuna istinaden aldığı cevabı dinlerken ise yüzündeki ciddi ifadeyi muhafaza ediyordu. An içerisinde olumlu veya olumsuz olarak genç Ravenclaw'un düşünce akışını etkilememeyi amaçlıyordu zira. Nitekim, birlikte çalışacaklarsa bu baş başa geçirdikleri vakti, kızın düşünce yapısını öğrenmeye harcamak daha makul olacaktı. Elbette bunun bir test olduğunu söylemeye de gerek yoktu. Zaman konusunda bir hayli hassas olan profesör, haliyle, vaktini ziyan olacağı bir staj programına harcamayı da tercih etmeyecek ve uygun gördüğü takdirde stajyerini kapı dışarı edebilecek bir kişiliğe sahipti. Muhtemelen karşısındaki kız bunu bilmiyordu lakin daha önce staja kabul ettiği ilk öğrencisi Iris değildi ve örneğin bir önceki öğrencisi ile olan stajları da tamamlanmamıştı. Kumral saçlı eski stajyeriyse haliyle başarısızlığından pek kimselere söz etmemişti.
Bakışları, gözleri ve masa arasında git-gel yapan kızın sözlerini dinlerken yalnızca dikkatinin hala onun üzerinde olduğunu gösteren bazı kafa sallamalarında bulunuyor idi ciddiyetle. Yanıt verişi yerini düşünceli bir ifadeye bıraktığında ise yanında oturan öğrencisinin, ince bir gülümseme belirdi dudaklarında. "Gayet güzel Bayan Ashworth, Ravenclaw'a 2 puan," dedikten sonra bakışlarını masaya, malzemelerin üzerine çevirdi. "Patlayan kızıl mantarların hareketi algılaması, yükselen alevler ile alakalı pek tabii olabilir. Bir yandan ise barındırdıkları enerji potansiyeli, hem diğer iksir malzemelerinin karışımını kolaylaştırabilir hem de iksirin etkisini bedende uzun bir süre devam ettirebilmesini sağlayabilir." Asasıyla yandaki bir dolaptan cam bir kavanoz getirdi ve mantar saplarını süzülerek içine bıraktı usulca.
"Siğil kabuğu tozları ve semender kanı hususunda da analizinizin bir hayli makul olduğunu söylemeliyim. Arnoult'un kitabında bir ihtimal bunlar kaleme alınmış olabilir ama disiplinler arası yaklaşımını düşünecek olursak, eksik kalmış olmaları da olası. Gerçi siz bu iksiri sanırım geçmiş müfredatta öğrenmiştiniz... Neyse." Kalan malzeme artıklarını da asasıyla sakince masanın üzerinden cam kavanoza aktardı.
Masayı temizledikten sonra yeniden öğrencisinin yüzüne çevirdi bakışlarını. "Semenderler, doğdukları ateşle birlikte yaşar ve o ateşten ayrılamazlar. Bir nevi, bu etkileyici yaratıkların özüdür ateş diyebiliriz. Bu iksir içildiğinde soğuk bir hissizlik kaplar bedeni. Bu, içimizi soğutup ateşe ters bir etki ortaya çıktığını düşündürtebilir lakin elimizdeki malzemeler bizi gerçekten soğutabilecek şeyler mi? Yahut belki de bu iksir sonucu doğamız geçici olarak semendere yakınsanıyordur ve hissettiğimiz soğukluk, ateşi sönmüş bir semenderin hissettikleridir, ta ki ateşe kavuşana kadar."
Kulağı potansiyel olarak Iris'in diyeceklerinde, ortalığı toplayıp ateşten korunma iksiri dahil her şeyi kaldırmıştı. Sonrasındaysa daha köşedeki bir raftan ufak bir sandık getirmişti masanın üzerine, üzerinde sarılı parşömenler olan bir de kitap ile birlikte. Alt yarısında büyük bir re'em çizimi olan bölümün bulunduğu, kitabın iki yüz doksan birinci sayfasını aralamıştı. Sandığı açtığında ise minik bir kristal şişede kan, kurutulmuş deri, kırık boynuz parçaları ve kurutulmuş başka bazı canlı dokular yer alıyordu. Sandığın açılmasıyla birlikte deri ve ahşap kokusuyla karışık ağır, rahatsız edici bir koku yaymıştı tüm vücut parçaları masanın başındaki küçük bir alana. Kurutulmuş bir canlı kokusu. Profesörün yalnızca kaşları çatılmıştı hafifçe bu aromayı çektikten sonra ciğerlerine.
"Biliyorsunuzdur ki benim uzmanlık alanım, karanlık sanatların bir alt branşı olan savunma üzerine. Koruma tılsımları, koruyucu tılsımlar ve iksirler gibi." Öğrencisinin dikkatini tazelemek üzere kısın göz bebeklerine odaklandı bir saniyelik bir es vererek sadece. Ardından devam etti sözlerine: "Birçok canlının, olumsuz etkilere karşı kendince bazı korumaları olduğunu söyleyebiliriz. Başlı başına biz insanların narin derisi dahi bizleri kısmen soğuktan, sıcaktan ve bazı dış etkilerden koruyor. Pek tabii bazı canlıların korunmaları, örneğin ejderhaların yahut re'em'lerin... Çok daha etkileyici. Şu anda uzun bir aranın ardından yeniden re'em'ler üzerine çalışıyorum. Bu yaratıkların, karanlık sanatlara karşı korunmamızda göz ardı edilmiş lakin önemli bir kapı olduğu kanaatindeyim. Sizin ilgi alanınızı düşünürsek ise... İksirler üzerinden ilerleyeceğiz. Az önceki soruma verdiğiniz yanıt bir hayli etkileyiciydi Bayan Ashworth. Beklentilerimi yükselttiniz. Şimdiyse asıl sorumuza gelelim: Sizce, bir re'em'i, nasıl bir şekilde bizlere koruma sağlayacak bir iksir için kullanabiliriz? Lanetli etkilerden. Kısmi, spesifik; size kalmış. Ve bu süreçte nasıl zorluklar bizi bekleyecektir?"
Sorusunu sorduktan sonra ayağa kalktı ve vitrininin başına bizzat yöneldi. Rafların birinden cam, imbikvari bir alet çıkartıp çalışma masasının üzerine koydu. Ayrıca iki porselen fincan. "Cevap vermek için acele etmenize gerek yok. Dilerseniz önünüzdeki kitaptaki re'em bölümünü yahut parşömenleri inceleyebilirsiniz. Zaten bu soruyu stajınız boyunca soruyor olacağız, şu anda daha çok ilk düşüncelerinizi merak ediyorum." Ardından küçük, işlemeli bir sandık açtı ve kahve çekirdeklerinin kokusunu çekti içine memnuniyetle. Üstteki hazneye öğütülmüş kahve çekirdeklerini yerleştirdi ve asasıyla bakır su haznesinin altını ateşe verdi. Su ısınırken ise imbiğin üst haznesine doğrulttu asasını ve sıcak, sakin bir hava akımı yöneltmeye koyuldu çekirdeklerin üzerine. Taze ve kaliteli kahve çekirdeklerinin esansına bürünen sıcak hava akımı usulca odaya yayılmaya başladı. Düzenli olarak ise asasını sıcak hava akımından çekip ısınan suyu sirkülasyona geri taşımak amacıyla kullanıyordu. Odağı kahve demleme sürecinde gibi gözükse de, bakışlarını zaman zaman genç öğrencisine ve masaya yöneltip süreci takip ediyordu.[/justify]
Bakışları, gözleri ve masa arasında git-gel yapan kızın sözlerini dinlerken yalnızca dikkatinin hala onun üzerinde olduğunu gösteren bazı kafa sallamalarında bulunuyor idi ciddiyetle. Yanıt verişi yerini düşünceli bir ifadeye bıraktığında ise yanında oturan öğrencisinin, ince bir gülümseme belirdi dudaklarında. "Gayet güzel Bayan Ashworth, Ravenclaw'a 2 puan," dedikten sonra bakışlarını masaya, malzemelerin üzerine çevirdi. "Patlayan kızıl mantarların hareketi algılaması, yükselen alevler ile alakalı pek tabii olabilir. Bir yandan ise barındırdıkları enerji potansiyeli, hem diğer iksir malzemelerinin karışımını kolaylaştırabilir hem de iksirin etkisini bedende uzun bir süre devam ettirebilmesini sağlayabilir." Asasıyla yandaki bir dolaptan cam bir kavanoz getirdi ve mantar saplarını süzülerek içine bıraktı usulca.
"Siğil kabuğu tozları ve semender kanı hususunda da analizinizin bir hayli makul olduğunu söylemeliyim. Arnoult'un kitabında bir ihtimal bunlar kaleme alınmış olabilir ama disiplinler arası yaklaşımını düşünecek olursak, eksik kalmış olmaları da olası. Gerçi siz bu iksiri sanırım geçmiş müfredatta öğrenmiştiniz... Neyse." Kalan malzeme artıklarını da asasıyla sakince masanın üzerinden cam kavanoza aktardı.
Masayı temizledikten sonra yeniden öğrencisinin yüzüne çevirdi bakışlarını. "Semenderler, doğdukları ateşle birlikte yaşar ve o ateşten ayrılamazlar. Bir nevi, bu etkileyici yaratıkların özüdür ateş diyebiliriz. Bu iksir içildiğinde soğuk bir hissizlik kaplar bedeni. Bu, içimizi soğutup ateşe ters bir etki ortaya çıktığını düşündürtebilir lakin elimizdeki malzemeler bizi gerçekten soğutabilecek şeyler mi? Yahut belki de bu iksir sonucu doğamız geçici olarak semendere yakınsanıyordur ve hissettiğimiz soğukluk, ateşi sönmüş bir semenderin hissettikleridir, ta ki ateşe kavuşana kadar."
Kulağı potansiyel olarak Iris'in diyeceklerinde, ortalığı toplayıp ateşten korunma iksiri dahil her şeyi kaldırmıştı. Sonrasındaysa daha köşedeki bir raftan ufak bir sandık getirmişti masanın üzerine, üzerinde sarılı parşömenler olan bir de kitap ile birlikte. Alt yarısında büyük bir re'em çizimi olan bölümün bulunduğu, kitabın iki yüz doksan birinci sayfasını aralamıştı. Sandığı açtığında ise minik bir kristal şişede kan, kurutulmuş deri, kırık boynuz parçaları ve kurutulmuş başka bazı canlı dokular yer alıyordu. Sandığın açılmasıyla birlikte deri ve ahşap kokusuyla karışık ağır, rahatsız edici bir koku yaymıştı tüm vücut parçaları masanın başındaki küçük bir alana. Kurutulmuş bir canlı kokusu. Profesörün yalnızca kaşları çatılmıştı hafifçe bu aromayı çektikten sonra ciğerlerine.
"Biliyorsunuzdur ki benim uzmanlık alanım, karanlık sanatların bir alt branşı olan savunma üzerine. Koruma tılsımları, koruyucu tılsımlar ve iksirler gibi." Öğrencisinin dikkatini tazelemek üzere kısın göz bebeklerine odaklandı bir saniyelik bir es vererek sadece. Ardından devam etti sözlerine: "Birçok canlının, olumsuz etkilere karşı kendince bazı korumaları olduğunu söyleyebiliriz. Başlı başına biz insanların narin derisi dahi bizleri kısmen soğuktan, sıcaktan ve bazı dış etkilerden koruyor. Pek tabii bazı canlıların korunmaları, örneğin ejderhaların yahut re'em'lerin... Çok daha etkileyici. Şu anda uzun bir aranın ardından yeniden re'em'ler üzerine çalışıyorum. Bu yaratıkların, karanlık sanatlara karşı korunmamızda göz ardı edilmiş lakin önemli bir kapı olduğu kanaatindeyim. Sizin ilgi alanınızı düşünürsek ise... İksirler üzerinden ilerleyeceğiz. Az önceki soruma verdiğiniz yanıt bir hayli etkileyiciydi Bayan Ashworth. Beklentilerimi yükselttiniz. Şimdiyse asıl sorumuza gelelim: Sizce, bir re'em'i, nasıl bir şekilde bizlere koruma sağlayacak bir iksir için kullanabiliriz? Lanetli etkilerden. Kısmi, spesifik; size kalmış. Ve bu süreçte nasıl zorluklar bizi bekleyecektir?"
Sorusunu sorduktan sonra ayağa kalktı ve vitrininin başına bizzat yöneldi. Rafların birinden cam, imbikvari bir alet çıkartıp çalışma masasının üzerine koydu. Ayrıca iki porselen fincan. "Cevap vermek için acele etmenize gerek yok. Dilerseniz önünüzdeki kitaptaki re'em bölümünü yahut parşömenleri inceleyebilirsiniz. Zaten bu soruyu stajınız boyunca soruyor olacağız, şu anda daha çok ilk düşüncelerinizi merak ediyorum." Ardından küçük, işlemeli bir sandık açtı ve kahve çekirdeklerinin kokusunu çekti içine memnuniyetle. Üstteki hazneye öğütülmüş kahve çekirdeklerini yerleştirdi ve asasıyla bakır su haznesinin altını ateşe verdi. Su ısınırken ise imbiğin üst haznesine doğrulttu asasını ve sıcak, sakin bir hava akımı yöneltmeye koyuldu çekirdeklerin üzerine. Taze ve kaliteli kahve çekirdeklerinin esansına bürünen sıcak hava akımı usulca odaya yayılmaya başladı. Düzenli olarak ise asasını sıcak hava akımından çekip ısınan suyu sirkülasyona geri taşımak amacıyla kullanıyordu. Odağı kahve demleme sürecinde gibi gözükse de, bakışlarını zaman zaman genç öğrencisine ve masaya yöneltip süreci takip ediyordu.[/justify]