17 Nisan, 2026 08:32:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Mısır Kahvesi  (Okunma sayısı 58 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Clarence Calvin Cawthorne

  • Büyücü
  • 1. Seviye
  • İleti: 1
  • 1446 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Clarence Calvin Cawthorne
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Erhan
  • Meslek: Koleksiyoncu
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 22
  • Lanet Gücü: 2
  • Tılsım Gücü: 9
  • İksir Kabiliyeti: 10
Mısır Kahvesi
« : 15 Kasım, 2021 02:18:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kafasında şekillenen her bir düşünceyi, dinlemeye gönüllü her kulağa ulaştırmaya açtır insanoğlu. Kimi zaman hedefinin istekliliğini bile görmezden gelmeye meyillidir bu uğurda. Hele ki adına sohbet denilen bu savaşın içine birazcık içki girmişse... işte o zaman bir meyhanenin sessiz ahşap masası gelmiş geçmiş en büyük muharebe alanına dönüşebilir. Taraflar arasında vızıldayarak uçan oklar gibi yollanır her bir aklın ürettiği değerli fikirler; birbirinin savunmasını kırmak için acımasızca kınından çekilir “ama”lar, “öyleyse”ler; sağlanan her bir ortak görüşte kurulur müttefikler veya her anlaşmazlıkta ilan edilir savaşlar; bir siper bulmak ister gibi elindeki maşrapayı boğazına çevirir darbe alanlar, biraz olsun düşünüp cevap arayacak vakti kazanmak adına…

Bu tür bir savaşın içindeydi Clarence. Masanın üzeri hararetle kurulan argümanların kaç saattir sürdüğünü gösterircesine çeşitli içkilerle sırılsıklamdı. Cümleleri sonlandıran noktaları kadehleri masaya vurarak vurgulamamaya hiçbiri cesaret edemiyordu elbette, düşüncelerine yeterince inanmadıkları sanılabilirdi. Aynı doğruları savunmaya başlayanlar arasında, omuz omuza olduklarını göstermek ve düşüncelerini kutsamak için tokuşturulan kadehler de epey katkı sağlamıştı tabi bu iğrenç kokteyle. Tam da bu sebep ile birbirine karışıp masaya dökülen içkilerin ardından sesini yükseltti Clarence:

“Delisiniz siz! Çıldırmışsınız, bunun başka bir açıklaması olamaz! Boş bir tuvali bile Bennett Steen’in fırçasıyla kirletilmişine tercih ederim! Adamın fırça kullandığından bile emin değilim, çocuklar gibi parmaklarını kullanmış da olabilir, o ‘Kışı Bekleyen Adamotu’ adını verdiği rezilliği düşünsenize! Hİçbir rengi doğru tonda değil, çizgileri savsak, bir de gidip üstünü çamurla sıvamış! Herkese de çamurun tablodan taştığını iddia ediyormuş! Bu adamı övüyorsanız siz de en az onun kadar delisiniz!”

Elbette o da cümlesini bitirdiği sırada kadehi kavrayan elini masaya sertçe indirmişti. Hesabını kimsenin tutmayı başaramadığı biten kadehlerin arasına bir yenisi daha eklenmiş, son birkaç yudumu da tartışmanın hararetine kurban olmuştu. Alkolün etkisiyle kıpkırmızı olmuş yüzü, kazanmak için tüm azmine rağmen gülüyordu. Uzun ömründe edindiği bolca zevk arasında bu sohbetler onu en tatmin eden şeydi. Hele ki şu an olduğu gibi haklı olduğundan emin ise.

“Sakin ol, sakin ol, adamı övdüğüm falan yok. Sadece yeni bir akım başlatabileceğini söylüyorum, delinin teki olduğu su götürmez fakat yenilikler de hep tabuları görmeyen veya önemsemeyen böylelerinden çıkmaz mı zaten? Yaptıklarındaki potansiyeli kendisi görmese bile başkalarını tetikleyip ilham olmasını sağlayabilir; daha geçtiğimiz hafta bizim atölyedeki birkaç öğrencinin çamur ile çalıştığını gördüm, Steen gibi tuvale sürmemişlerdi tabi…” aynı tarafta olduklarını temin etmek istercesine kafasını iki yana sağlayıp güldü ve kendisine ressam diyen adama karşı gösterilen alayın bir parçası oldu. Sonrasında cümlesini ciddi bir tonda bitirdi: “buna rağmen bir tanesinin tuvalinden yeni sürülmüş toprağın kokusunu aldığıma yemin edebilirim.”

Hemfikir olmak yetmemişti, sonuna kadar savaşmak istiyordu. Vücuduna aldığı onlarca yudumdan bile daha etkili olan, fikrine gelen bir onayın sarhoş ediciliğinin verdiği özgüvenle daha da bastırdı Clarence:

“İyi çok güzel ama bu yeni bir şey değil ki! Bu tür, gerçekliğin sınırlarını zorlayan eserler hep oldu. Saraya veya Hogwarts şatosuna girebilmek için politikaya kendini kaptırmamış sanatçıların olağanüstü deneylerine şahit oldum. Hatta geçen yaz edindiğim bir şaheser var, bir gün mutlaka size göstermeliyim: McArty adında genç bir ’animalier’in imzası, enfes bir bahar tasvirinin önünde, kapısı açık kafesindeki üç küçük kuşu anlatan bir kompozisyon. Kesinlikle başarılı bir iş, ama asıl etkileyici kısmı şu: sanıyorum tuvali bir çeşit avifors büyüsü ile efsunlamış. Süreklilik içinde olmak yerine tablo her kırk yedi saniyede bir sıfırlanıyor. Her seferinde kuşlar sırayla kafeslerinden çıkıp yemyeşil ağaçların tepesine doğru uçmaya başlıyor; hemen ardından yönlerini değiştirip tablonun yüzeyine kanat çırpıyor ve pencereden çıkarmışcasına canlanıyorlar. Ne yazık ki sadece birkaç saniye sonra döngü tamamlanıyor ve varlıkları bu dünyadan silinip iki boyutlu kafeslerine geri dönüyor.”

Sözlerini bölen kimse olmaması bir yana, dinleyicilerinin gözlerine yerleşen parıltıdan umduğu etkiyi sağladığını anlamıştı memnuniyetle. Ayrıca verdiği örneğin hedefine ulaştığını da tahmin ediyordu. “Samimi düşüncem, bu deneyin henüz tamamlanmadığı yönünde. Yine de ortaya çıkan eser Steen’in boya israflarından çok daha başarılı. Eğer bu akıma öncü kabul edilecek biri varsa, o çılgın değil de McArty gibileri olmalıdır.” dedi ve elindeki bir süredir boş duran kadehi göstererek “Daha fazla çürütülmesi gereken fikrin yoksa şunları yenileyelim. Bu turu sen ısmarlarsın artık.” diye ekledi.

Omuzları dikti Clarence’ın, bir muharebeyi daha kazanmıştı. Ne var ki yıllardır sürdürdükleri bu savaşın içinde bu ne ilkti, ne de son olacaktı. Kim bilir, belki başka masalardan yeni simalar da taraf olurdu bu bitmek bilmeyen sohbetlerine. Daha gece bitmemişti ve bir sonraki turu kimin ısmarlayacağı belli olmazdı...


[spoiler]Sohbete katılmak isteyen herkesi bekliyorum. Masaya önceki sohbete ilişkin laf atabilir, veya kendiniz bir konu açabilirsiniz. (İsteğim sanat üzerine olması ama herhangi bir sohbete de hayır demem.) [/spoiler]

Çevrimdışı Arthur F. Moore

  • Hogwarts Profesörü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 41 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Arthur F. Moore
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Büyü Kuramı Profesörü
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 11
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 10
Ynt: Mısır Kahvesi
« Yanıtla #1 : 17 Kasım, 2021 04:49:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Alışılageldik standartlarının dışında, vasat kaldığını düşündüğü mekana bir dostunun muazzam ısrarları sonucu gelmiş bulunuyordu ilk defa. Atlantik'in öteki kıyısında "kokteyl" adı verilen bir akım çıkmış: "Barmen" sıfatı taşıyan kişiler, muhtelif alkollü ve alkolsüz içecekleri karıştırıp lezzetli ve daha önce keşfedilmemiş tatlar ortaya çıkartıyormuş. Buranın da sahibi bir "barmen" imiş, bunu denemesi lazımmış. Eh, daha çok dostunun hatırı için gelmişti mekana lakin merak etmiyor da değildi geldiğinde bunun nasıl bir "şey" olduğunu. Birkaç saat önce...

Muhtelif renklerde ve tadı oldukça yumuşak meşrubatları mideye hızlıca indirirken bir sorun olmadığını düşünüyordu disiplin abidesi adam. Aslında hala bir sorun olmadığını düşünüyordu ancak hiç tanımadığı insanların bulunduğu bu masaya ne zaman ve neden oturduğunu hatırlamıyordu. Hararetli bir resim tartışması dönüyordu masada, galiba bunun içindi... Ama resimden de anlamıyordu ki? Kültürsüz değildi bu konuda, içinde yetiştiği mükemmeliyetçi ailesinden mütevellit çokça şey öğrenmişti lakin en son ne zaman tuvaller ve boyalar üzerine düşünmesi gerekmişti yahut bunu istemişti? Hayır, hayır... İlgisini çekmiş olan bu olamazdı. Öyleyse neden kendisini yorum yapmaktan alıkoyamıyordu?

"En azından ikisi de neoklasisizmi savunmuyorlar! Yahu, amacı insanlara ilham olmak amacı güden insan portreleri çizmek nedir? Bir de üstelik hayata dair olumlu mesajlar, tavsiyeler falan veriyorlar kendilerince. Yemek odasına her oturuşumda 'motivasyonel' bir portrenin beni şevklendirmeye çalışmasını duymaktansa yerdeki halımın çamura bulanmasını yeğlerim!"

Tabii halihazırda Steen'in aleyhine kapanması hemen hemen kesinleşmiş konudaki söylemleri muhtelif yerlerden tepkilerle karşılaşmış ve geri adım atma ihtiyacı hissetmişti. Aklına gelen sanatta "disiplin" faktörüyse zihninde alkolle iyice yağlanmış çarkların -muhtemelen fazla alkolden tamamen birbirlerine temas edemeden, birbirini ittiremeden- dönüşünün hızlanmasına sebep olmuştu:

"Tabii sanat da nihayetinde bir disiplin işidir. Her bir çizim tekniği ve her bir tılsımın titizliği, arkasındaki disiplini yansıtmalıdır. Fransız mutfağı neden meşhurdur bilir misiniz a'dostlar? Çünkü Fransız mutfağında öyle malzemeleri dilimleyip doğrayıp atmazlar tencerenin içine. Her bir malzeme birbirinden ayrı işlemlerden geçer, her biri lezzetlerini olabilecek azami düzeyde ortaya çıkartırlar. Bir malzemeyi hafifçe, birini fazlaca kızartırlar. Bir başkası fırınlanır, öteki panelenir. Fransız aşçıların ellerindeki brokoli, St. Giles'taki ortalama bir insandan daha çok değer görüyor diyenler bile var. İşte sanat da böyledir! Çok haklısını Bay..." Kim bilir kaç vakittir aynı masada oturduğu ve sohbetin başını çeken adamın adını henüz öğrenmediğini fark edince çok bozuntuya vermeden devam etti. Söylemiş miydi sanki adını? Kaçırmıştı galiba. Neyse, yapacak bir şey yoktu. "...Öyle yani! En az üç çeşit fırça kullanılmamış, üzeri saatlerce hatta günlerce tılsımlanmamış tablo sanat değil eğlencedir! Yaşlılardan biri var bizim oralarda... Gruber, duymuşsunuzdur belki. Dört Mevsimin Valsi. İlk bakışta sıradan bir akarsu tablosu gibi gözüküyor. Ama nehrin mavisi tam olarak yirmi sekiz mavi tonunu içeriyor. Asıl mastikasıysa tılsımı. İçinde bulunulan mevsime göre tablo güneşli, yağmurlu yahut karlı oluyor! Tabii son sahibinin evinin döşemeleri, tablonun altına yağan yağmurlardan dolayı çürümüş ama sanat budur işte dostlarım! Disiplin ve titizlik!"

Ceketi çoktan sandalyesinin arkasına asılmış, üzerindeki kahverengi yeleğin altındaki üst yaka düğmesi açılmış hardal sarısı gömleğinin eteğinde, masadaki karışık alkol sentezinin taşması sonucu ufak bir kızıl leke oluşmuştu. Uzun konuşması sonucu daha da kızarmış yüzünü arkaya atmasıyla bunu fark ettiğinde asasını tembelce sallayıp lekeyi temizlemiş, halihazırda gevşetilmiş olan boyunbağını daha da gevşetmiş ve son olarak söze girmişti: "Bu seferki içkiler benden! Kokteyl denememiş olan varsa denesin, çok afili bir şeymiş..."