17 Nisan, 2026 09:31:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Arthur F. Moore

Sayfa: [1] 2
1
Büyü Kuramı Dersliği / Ynt: Evrenselci Yaklaşıma Bir Girizgah
« : 21 Nisan, 2023 21:00:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Adap-ı muaşeret konusunda bir hayli dikkatli olan adam, öğrencisinin söylediklerini dikkatle, başıyla hafifçe onaylayarak dinledi. Sorusuna istinaden aldığı cevabı dinlerken ise yüzündeki ciddi ifadeyi muhafaza ediyordu. An içerisinde olumlu veya olumsuz olarak genç Ravenclaw'un düşünce akışını etkilememeyi amaçlıyordu zira. Nitekim, birlikte çalışacaklarsa bu baş başa geçirdikleri vakti, kızın düşünce yapısını öğrenmeye harcamak daha makul olacaktı. Elbette bunun bir test olduğunu söylemeye de gerek yoktu. Zaman konusunda bir hayli hassas olan profesör, haliyle, vaktini ziyan olacağı bir staj programına harcamayı da tercih etmeyecek ve uygun gördüğü takdirde stajyerini kapı dışarı edebilecek bir kişiliğe sahipti. Muhtemelen karşısındaki kız bunu bilmiyordu lakin daha önce staja kabul ettiği ilk öğrencisi Iris değildi ve örneğin bir önceki öğrencisi ile olan stajları da tamamlanmamıştı. Kumral saçlı eski stajyeriyse haliyle başarısızlığından pek kimselere söz etmemişti.

Bakışları, gözleri ve masa arasında git-gel yapan kızın sözlerini dinlerken yalnızca dikkatinin hala onun üzerinde olduğunu gösteren bazı kafa sallamalarında bulunuyor idi ciddiyetle. Yanıt verişi yerini düşünceli bir ifadeye bıraktığında ise yanında oturan öğrencisinin, ince bir gülümseme belirdi dudaklarında. "Gayet güzel Bayan Ashworth, Ravenclaw'a 2 puan," dedikten sonra bakışlarını masaya, malzemelerin üzerine çevirdi. "Patlayan kızıl mantarların hareketi algılaması, yükselen alevler ile alakalı pek tabii olabilir. Bir yandan ise barındırdıkları enerji potansiyeli, hem diğer iksir malzemelerinin karışımını kolaylaştırabilir hem de iksirin etkisini bedende uzun bir süre devam ettirebilmesini sağlayabilir." Asasıyla yandaki bir dolaptan cam bir kavanoz getirdi ve mantar saplarını süzülerek içine bıraktı usulca.

"Siğil kabuğu tozları ve semender kanı hususunda da analizinizin bir hayli makul olduğunu söylemeliyim. Arnoult'un kitabında bir ihtimal bunlar kaleme alınmış olabilir ama disiplinler arası yaklaşımını düşünecek olursak, eksik kalmış olmaları da olası. Gerçi siz bu iksiri sanırım geçmiş müfredatta öğrenmiştiniz... Neyse." Kalan malzeme artıklarını da asasıyla sakince masanın üzerinden cam kavanoza aktardı.

Masayı temizledikten sonra yeniden öğrencisinin yüzüne çevirdi bakışlarını. "Semenderler, doğdukları ateşle birlikte yaşar ve o ateşten ayrılamazlar. Bir nevi, bu etkileyici yaratıkların özüdür ateş diyebiliriz. Bu iksir içildiğinde soğuk bir hissizlik kaplar bedeni. Bu, içimizi soğutup ateşe ters bir etki ortaya çıktığını düşündürtebilir lakin elimizdeki malzemeler bizi gerçekten soğutabilecek şeyler mi? Yahut belki de bu iksir sonucu doğamız geçici olarak semendere yakınsanıyordur ve hissettiğimiz soğukluk, ateşi sönmüş bir semenderin hissettikleridir, ta ki ateşe kavuşana kadar."

Kulağı potansiyel olarak Iris'in diyeceklerinde, ortalığı toplayıp ateşten korunma iksiri dahil her şeyi kaldırmıştı. Sonrasındaysa daha köşedeki bir raftan ufak bir sandık getirmişti masanın üzerine, üzerinde sarılı parşömenler olan bir de kitap ile birlikte. Alt yarısında büyük bir re'em çizimi olan bölümün bulunduğu, kitabın iki yüz doksan birinci sayfasını aralamıştı. Sandığı açtığında ise minik bir kristal şişede kan, kurutulmuş deri, kırık boynuz parçaları ve kurutulmuş başka bazı canlı dokular yer alıyordu. Sandığın açılmasıyla birlikte deri ve ahşap kokusuyla karışık ağır, rahatsız edici bir koku yaymıştı tüm vücut parçaları masanın başındaki küçük bir alana. Kurutulmuş bir canlı kokusu. Profesörün yalnızca kaşları çatılmıştı hafifçe bu aromayı çektikten sonra ciğerlerine.

"Biliyorsunuzdur ki benim uzmanlık alanım, karanlık sanatların bir alt branşı olan savunma üzerine. Koruma tılsımları, koruyucu tılsımlar ve iksirler gibi." Öğrencisinin dikkatini tazelemek üzere kısın göz bebeklerine odaklandı bir saniyelik bir es vererek sadece. Ardından devam etti sözlerine: "Birçok canlının, olumsuz etkilere karşı kendince bazı korumaları olduğunu söyleyebiliriz. Başlı başına biz insanların narin derisi dahi bizleri kısmen soğuktan, sıcaktan ve bazı dış etkilerden koruyor. Pek tabii bazı canlıların korunmaları, örneğin ejderhaların yahut re'em'lerin... Çok daha etkileyici. Şu anda uzun bir aranın ardından yeniden re'em'ler üzerine çalışıyorum. Bu yaratıkların, karanlık sanatlara karşı korunmamızda göz ardı edilmiş lakin önemli bir kapı olduğu kanaatindeyim. Sizin ilgi alanınızı düşünürsek ise... İksirler üzerinden ilerleyeceğiz. Az önceki soruma verdiğiniz yanıt bir hayli etkileyiciydi Bayan Ashworth. Beklentilerimi yükselttiniz. Şimdiyse asıl sorumuza gelelim: Sizce, bir re'em'i, nasıl bir şekilde bizlere koruma sağlayacak bir iksir için kullanabiliriz? Lanetli etkilerden. Kısmi, spesifik; size kalmış. Ve bu süreçte nasıl zorluklar bizi bekleyecektir?"

Sorusunu sorduktan sonra ayağa kalktı ve vitrininin başına bizzat yöneldi. Rafların birinden cam, imbikvari bir alet çıkartıp çalışma masasının üzerine koydu. Ayrıca iki porselen fincan. "Cevap vermek için acele etmenize gerek yok. Dilerseniz önünüzdeki kitaptaki re'em bölümünü yahut parşömenleri inceleyebilirsiniz. Zaten bu soruyu stajınız boyunca soruyor olacağız, şu anda daha çok ilk düşüncelerinizi merak ediyorum." Ardından küçük, işlemeli bir sandık açtı ve kahve çekirdeklerinin kokusunu çekti içine memnuniyetle. Üstteki hazneye öğütülmüş kahve çekirdeklerini yerleştirdi ve asasıyla bakır su haznesinin altını ateşe verdi. Su ısınırken ise imbiğin üst haznesine doğrulttu asasını ve sıcak, sakin bir hava akımı yöneltmeye koyuldu çekirdeklerin üzerine. Taze ve kaliteli kahve çekirdeklerinin esansına bürünen sıcak hava akımı usulca odaya yayılmaya başladı. Düzenli olarak ise asasını sıcak hava akımından çekip ısınan suyu sirkülasyona geri taşımak amacıyla kullanıyordu. Odağı kahve demleme sürecinde gibi gözükse de, bakışlarını zaman zaman genç öğrencisine ve masaya yöneltip süreci takip ediyordu.[/justify]

2
Büyü Kuramı Dersliği / Evrenselci Yaklaşıma Bir Girizgah
« : 25 Mart, 2023 16:39:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gözüne takılan ve bir süredir izlediği, ofisinin yan tarafındaki masanın üzerinde duran bronz imbiği, sağındaki şişelerle konumlarını değiştirmek suretiyle biraz sağa doğru iteledi koyu saçlı adam. Dönem arasında görev tanımının değişmesinden ötürü yeni taşındığı ofisine hala tam anlamıyla alışamamış, bu sebeple çalışma düzenine dair de hala ufak değişiklikler yapmaktaydı sürekli. Aslında eşyaları eski ofisindekilerle aynıydı ancak değişen oda ölçütlerinden ötürü hala tam alışamamıştı yeni düzenine.

Karanlık sanatlar üzerine inter-disipliner bir çalışma yaklaşımı benimsemiş adamın üzerinde deneylerini icra etmek amacıyla kullandığı, tik ağacından yapılma ikinci masasının üzeri bugün, iksir teçhizatıyla kaplıydı. Tik ağacı masanın, odanın kalanına hakim olan maun mobilyalar arasında pek estetik durduğu söylenemezdi aslında. Lakin pragmatik bir adamdı Arthur Moore, deneyler sıklıkla ufak kazalara yol açabilirdi ve deney ortamındaki nesnelerin fiziksel dayanıklılığı da üzerlerindeki koruma tılsımlarına yakın bir önem taşırdı nezdince.

Çalışma masasının üzerinde iksir üretim gereçleri ve çoğunluğu Almanca kaleme alınmış parşömenler dışında içerisinde mavi renkli bir sıvı bulunan bir şişe, yanındaysa bu şişenin içindeki iksirin elde edilmesinde kullanılmış olan kızıl renkli patlayan mantarların artık sapları, biri boş, biri dolu iki viyal bordo semender kanı ve havan içerisinde bir miktar dibi kalmış, bej renkli siğil kabuğu tozu mevcuttu. İmbiğini koyduğu yeni yerden ise kısmen memnun bir ifadeyle başını sallamış ve kahverengi yeleğinin iç cebinden platin, sarı altın, beyaz altın ve pembe altın kullanılarak üretilmiş, zenginlik dönemlerinden kalma köstekli saatini çıkartıp kontrol etti. Bir iki dakika içerisinde misafirinin gelmesini bekliyordu. Çalışma masasının başına ikinci bir sandalyeyi asasının ufak bir hareketiyle usulca çekti, stajyerini ve yapacaklarını düşünmeye koyuldu.



Misafiri, bir önceki yılın okul birincisi Iris Ashworth idi. Kağıt üzerinde neredeyse mükemmel bir not kaydı ve kusursuz bir sicili vardı. Elbette bir önceki yıl cadı avcıları tarafından kaçırılmış olan genç André'yi kurtarmak amacıyla sayısız okul ve bakanlık kuralını çiğneyen güruhun içerisinde olduğu göz önüne alınmazsa... Tabii okul yönetimi ve bakanlık bu olayın üzerini kapatıp öğrencilerin başını derde sokmamayı tercih ettiğinden ötürü sicili yalnızca "kağıt üzerinde" tertemiz denilebilirdi. Kendisiyle çalışmak istediğini söylediğinde şaşırmıştı bir miktar zira kendi derslerinde bile özellikle iksirlere yatkın ve ilgili olduğu göze çarpıyordu genç Ravenclaw'un. Profesör Solaris'in ise iksirler konusunda kendinden çok daha büyük bir usta olduğu kanaatindeydi. İyi mi anlaşamıyorlardı acaba? Belki de zamanında kendisinin olduğu gibi kararsız bir durumdaydı geleceğine dair. Elini çenesine götürdü. Sebebi her ne idiyse zaten önemli olan detayların zamanla kendini göstereceğine ve bu noktada nasıl bir rehberlik yapabileceğine kanaat getirebileceğini düşünürken ise düşünceleri, kapıdan gelen ses ile bölündü. "Buyurun," diye seslendi kapının öteki tarafındaki misafirine, tok bir ses tonuyla başını kapıdan yana çevirirken.

"Hoş geldiniz Bayan Ashworth," dedi yüzünce ince bir gülümseme ile. "Buyurun, oturun," diye yanındaki çivit mavisi kadife kaplama sandalyeyi işaret etti. Koyu saçlı cadının yerleşmesiyle de konuşmaya başladı: "İYBS senenizde birlikte çalışmak istemeniz açıkçası beni biraz şaşırttı demeliyim, Bayan Ashworth. Zira birlikte çalışacaksak sizden makul bir özveri bekliyorum. Lakin bu özveriyi ne yazık ki derslerinizden ayırmanız gerekecek ve bu, dönem sonu ortalamanızı olumsuz yönde etkileyecektir." Kaşlarını kaldırıp karşısındaki kıza baktı ve ardından "Tabii bunun pek tabii bilincinde olarak bu çalışmayı yapmak istemeniz etkileyici."

Karşısındaki öğrencisine kulaklarını verdikten sonra söze girdi tekrardan: "Pekala, fazla uzatmadan girizgahımızı yapalım..." Bakışlarını masaya çevirdi, ardından sağ eliyle sağında duran masanın üzerindekileri kolunu açmak suretiyle işaret ederek mavi gözlerine odaklandı stajyerinin: "Bu masada gördüğünüz malzeme kalıntıları, malum etkili malum bir iksirin yapımından kalma. Peki sizce bu malum malzemeler arasındaki hangi spesifik komponent, bu iksirin ana etkisini sağlayan etken malzemedir? N'için?" Göz temasını koruyarak öğrencisinin yanıtını beklemeye koyuldu.

3
Yetişkin Postası / Arthur Ferdinand Moore | Baykuşhane
« : 04 Nisan, 2022 00:20:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

~
Arthur Ferdinand Moore'un posta kutusudur.
Hogwarts öğrencileri çarşambaları 16.00-18.00 ve 19.00-21.00 arası ofis saatlerimde ulaşabilirler.

4
Karanlık Sanatlar Dersliği / Kara Büyüler Üzerine Bir Sohbet
« : 16 Mart, 2022 00:53:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ocak, 1866

[justify]"...Eğer vaktiniz varsa size birkaç soru sorabilir miyim? Carmilla hakkında yani…"

Kıvırcık saçlı oğlanın ders bitiminde kendisine gelmesini pek beklediği söylenemezdi. Özellikle dövüşünden sonraki bitkinliği ve derse ilgisizliği ile.

"Belki de öncesinde dersi dinlemeniz sizin adınıza daha olumlu olurdu, Bay Caldecott," diyerek karşısındaki genci süzdü iki saniye boyunca. Yeterince suçluluk hissettirdiğine kanaat getirmesiyle birlikte tekrar söze girdi: "Ancak konuşabiliriz pek tabii. Herkes sınıftan ayrılınca ofisime geçebiliriz." Sonrasında nazik bir el hareketiyle duvar kenarındaki boşlamış bir ön sırayı işaret etti.

Kahverengi ceketinin iç cebine zincirli olan platin köstekli saati çıkartıp kontrol etti bir an, sonrasında diğer öğrencilerin potansiyel sorularını cevaplamak için kürsüsünün başında beklemeye koyuldu. Birkaç selam, bir iki ufak soru ve çokça bekleyişin ardından sınıf boşalmıştı nihayetinde. Odada kalan tek kişiye döndü: "Buyurun, Bay Caldecott. Beni takip edin. Yaklaşık yirmi üç dakika kadar müsaitim. Fakat konuşmamızın bundan uzun süreceğini düşünmüyorum zaten." Her daim zaman konusunda hassas bir insan olan Arthur, kendisine karşı olunmasını beklediği dakikliği çevresindekilere de gösterirdi. Belki bu söylediğinin bir anlamı olmayacaktı ancak karşısındaki kişinin olası bir uzun sohbet senaryosunda durumu son anda öğrenmek zorunda kalmasındansa bu bilginin ışığında plan yapmasına imkan sunması en doğru olan olurdu.

Ofisinin kapısına vardıklarında asasını önce kapının sağ üst köşesinde üç farklı noktaya dokundurmuş ve sonrasında anahtar deliğine mırıldanmıştı kendisini aralayacak sihirli sözleri. Gül ağacından kapı geriye doğru yöneldiğinde gözükmeye başlayan iç mekan için oldukça klasik bir ofis olduğu söylenilebilirdi. Zengin olanlarından. Ceviz ağacından yapılma ve oldukça iyi durumda gözüken mobilyalar baskındı odada. Hepsinin ise ilginç bir ortak özelliği vardı: Üzerlerindeki minik L.W. işlemeleri.

Duvarlar oldukça kalabalıktı: Zira pencereler ve ek bir kapı haricinde üzerinde tek bir toz zerresi olmaksızın farklı dillerden kitaplarla -çoğunlukla Almanca- neredeyse tamamen dolu olan orta boylu bir kitaplık, iki de vitrin kaplıyordu duvar alanını. Vitrinlerin birinde muhtelif cam yahut kristalden yapılma ve kaliteli oldukları görünümlerinden belli olan içki şişeleri doluydu. Raflardaki bazı şişeler boştu ve boş olan şişelerin tümünün yanında muhtelif notlar yahut fotoğraflar sergilenmekteydi. Öteki bir vitrinde ise muhtelif ahşap, metal, deri, cam ve kristal işlemeli antika izlenimi veren eşyalar mevcuttu. Muhtemelen en dikkat çekici olanı, koyu kahverengi ve üzerinde minimal açık renkli işlemeler olan bir silindir şapka idi. Bu şapka, durduğu yerde agresiflik intibası yaratan bir şekilde sürekli olarak sallanıyordu zira. Altında serili olan mor kadife örtü sebebiyle bu sallantılar odada bir ses yaratmıyordu.

Oldukça düzenli ve adeta yeni temizlenmiş gibi duran masanın başına geçip kendisi gibi koyu saçlı oğlana masasının diğer tarafındaki geniş, cilalı ve üzerinde deri oturma alanı olan; oldukça rahat görünümlü ahşap bir sandalyeyi işaret etti: "Oturabilirsiniz, Bay Caldecott." Bu sırada asasını sallayarak vitrinlerin birinden bir şişe ve kumaş kaplama bir kutu getirdi mavi cübbeli oğlanın önündeki sehpanın üzerine. Şişeden kristal kadehe sarı renkli; limon, zencefil ve baharat kokulu, Britanya'da pek bilinmeyen bir sıvı dökülürken kumaş kaplama kutu açıldı ve içerisindeki çikolatalar kendilerini gösterdiler.

"Bugün derste işlediğimiz konu, pek iç açıcı olanlardan biri değildi. Özellikle 'özel' durumunuzu göz önüne alırsak. Buyurun, biraz kendinize gelmenize yardımcı olur." Bir an aklına bir şey gelmişçesine duraksadı ve sonrasında sözlerine devam etti: "Carmilla hakkında konuşmak istediğinizi söylemiştiniz. Tam olarak ne hakkında konuşmak istiyordunuz? Akademik bir çerçevede mi yoksa malum gece yaşananlarla mı alakalı?" Sözlerini bitirmesiyle ela gözlerini, kaşları yarı çatık bir şekilde karşısındaki gencin gözlerine dikti ve söyleyeceklerini beklemeye koyuldu.[/justify]

5
Büyüceşura / Ynt: 17 Ocak 1866 Tarihli Carmilla/Cwénhild Muirghéal Duruşması
« : 03 Mart, 2022 01:02:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hogwarts'taki öğrencilerinden biri olan Ares'in yanında vasisi olarak bulunuyordu geniş mahkeme salonunda koyu saçlı adam. Üzerinde siyah ceketi, gömleğinin ceketin altından gözükecek bölümü kapatan lacivert fuları ve fularıyla aynı desene sahip lacivert bir cep mendili vardı bugün. Öğrencisinin bugün üzerine yüklenileceğini öngörmek pek güç değildi. Bu sebeple oğlan farkında mıydı bilincinde bile değildi ancak ufak bir jest ile, giyimiyle desteklemek istemişti genç kuzgunu.

Savunma tarafındaki Alexander Turner isimli adamın soru yağmuruysa bunu destekler nitelikteydi. Elini kaldırarak Yargıç Boleyn'den müsaade istedi ve araya girdi: "Vasisi olduğum Bay Caldecott'ın beyanına skeptik yaklaşmakta elbette haklısınız Bay Turner fakat günümüzde fiziksel yaraların basit bir tılsımla dahi iyileştirilebileceğini iyi bilmeniz gerekir. Bu yaranın sizce bir lanet sonucu olmaması mümkün müdür günümüzde bile bu vaziyetteyken? Sizden bir yetişkin ve bir Hogwarts profesörü olarak henüz reşit olmayan öğrencime karşı sorgulama yaparken amacınız haklı veya haksız olsun tutarsız sorular ile kendisinin travmalarının üzerine gitmemenizi ve savunma görevinizi düsturu ile icra etmenizi rica edeceğim."

Sözlerini bitirdikten sonra saçları bukleli kadınla ve diğer yargıçlarla kısa bir göz teması kurarak başıyla ince bir selam verdi, yerine geri yerleşti. Bu sıkıntılı zamanlarda her ne kadar zamanında belasını aramış olursa olsun öğrencisinin daha fazla yıpranmasına ve kırılma ihtimalinin oluşmasına müsaade etmeyecekti.

6
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Duyuruları
« : 24 Şubat, 2022 22:42:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi Puan Tablosu
Franziska Strömm: 18 Puan
Eadwig Alger Boleyn: 22 Puan
Mirabelle Starlight: 20 Puan
Théodore Reuben Chapdelaine: 12 Puan
Aethelwulf Ares Caldecott: 22 Puan
Rebecca Olineaux: 18 Puan
Regina Alexandrovna Romanovna: 12 Puan
Lilith Louvremont: 20 Puan
Iris Ashworth: 21 Puan
Sophie Catherine Lorence: 19 Puan
Michael Throd Sigurðsson: 13 Puan


Toplam Bina Puanları
Gryffindor: 18 Puan
Hufflepuff: 25 Puan
Ravenclaw: 84 Puan
Slytherin: 71 Puan

7
Karanlık Sanatlar Dersliği / 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Duyuruları
« : 24 Şubat, 2022 22:20:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu başlık altına dersle alakalı duyurular ve ders sonu puanları girilecektir.

8
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 23:13:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sophia'nın söz almasının ardından sakince başını sallayarak onayladı kızı: "Evet, barbarca denilebilir sanırım. Tesadüftür ki kan büyüleriyle özdeşleşen isimler de tarih kitaplarına genellikle barbar olarak işlenmiştir. Dilersen bir şişe iç, dövüşmene gerek yok. Hissiyatı deneyimlemene yardımcı olur. Ama sadece gözlemleyebilirsin de." Lorence soyismini biliyordu, bu kızın ve birkaçının daha dövüşmek istemeyebileceğini de. Sıkıntı değildi zira yeşil cübbeli kız, bu dileğini olabilecek en doğru kelimelerle; muhtemelen gelecekte olacağı politikacı, asilzade misali ifade etmişti. Birçok ifade şekli kendisini de sinirlendirebilirdi ancak bu üslup, bunu beceremeyecek olan diğerlerine de açık bir kapı bırakmıştı. Karşı çıksa kendisinin "kötü adam" olacağı argümanlar karşısında müsaade etti bu talebe.

Üstelik bu sınıfta dövüşmek isteyecek sayısız ergen yahut hormonlarını dizginleyebilse de hissiyatı merak edecek birey vardı. Önemli olan herkesin bu güce bir şekilde şahit olmasıydı. Kan büyülerinin ve kara büyünün yol açabildiği yıkımı...

Sınıfına bu sırada geç kalan Michael'ı görmesiyle ölümden beter bakışlar yönlendirdi oğlana. Oğlan ilk lanetini savuşturmuştu hazırlığıyla. Fakat Arthur'un aklında başka şeyler vardı. Rahatlayan porsuğa beklemediği bir anda ikinci bir büyü gönderdi. Korkutucu yeşil ışıklar. Ancak zararsızından. Korku ile mesajını verdiğini umarak söze girdi: "Sigurðsson, dersime geç kalma lütfen. Uygulamalı aşamaya katılmana bu sebeple müsaade etmeyeceğim. İzleyebilirsin. Konumuz kan büyüleri," diyerek oğlanı bilgilendirdi sert bir sesle.

Franziska, Lilith'i kullanarak Mirabelle'e karşı korkunç bir hareket çekmişti lakin aynı anda iki rakip edinmek birkaç saniye içerisinde iyi bir fikir olmadığını göstermeye başlamıştı yeşil cübbeli kız linç edilirken. Dövüş kanlıydı, vahşiydi. Sınıfın diğer bir köşesinde, cam kenarında Rebecca, rakibi Iris'in ilk hamlesinden kaçınmış ve elde ettiği avantajla kolunu tutmuştu rakibinin ama Iris kendisini kavrayan elden sıyrılarak kafasında kurduğu planı başarıyla uygulamayı başarmıştı. Altlarındaki platform, ikilinin birbirlerine uyguladığı güçten ötürü çatlamıştı. Herkes kanın kendilerine verdiği kudretle güçlerini, çevikliklerini arşa yükseltmişti. Onların biraz ötesindeyse belki de kanın potansiyelini olağanca haşmetiyle ortaya koyan ikiliden Slytherin bina başkanı, Ravenclaw'lu mevkidaşının kafasını yere çakmış, ahşap platform toz duman olurken gövdesini Ares'in bacaklarına kaptırarak sınıfın kenarındaki duvara yapışmıştı arkasındaki taşları çatlatarak. Fakat bu epik dövüş, Eadwig'in lehine ilerliyordu.

Oldukça vurdulu kırdılı geçen dövüşleri, yüzündeki ciddiyet bir an bile bozulmadan izleyen adam asasıyla dövüşlerin arkalarında bıraktığı enkazları temizliyor, sınıfı gözlemliyordu bir yandan da. Makul bir sürenin geçtiğine kanaat getirdiğinde öğrencilerin bünyelerindeki kanlar kuvvetlerini yitirmeden sınıfa seslendi: "Bu kadarı yeterli!" Gür sesiyle dikkatleri topladıktan sonra öğrencilere üstlerini başlarını, gömleklerinin yakalarını düzeltmeleri için bir müddet süre tanıdı. "Dileyen buradan su alabilir," diyerek asasıyla ofisine çıkan yüksek kapıdan birkaç sürahi su çağırdı yanına.

"Herkes kendine geldiyse... Dersimize geçelim tekrardan. Az önce bizzat şahit olduğunuz üzere doğru canlıdan alınan birkaç damla kan, hiçbir ek hazırlığa gerek olmaksızın sizi korkutucu kaslı birer canavara çeviriyor. Muggle mitolojilerinde yer alan mitik bazı kahraman ve tanrıların da bu tip metotlara başvuran büyücüler olduğunu ileri süren çokça tarihi kaynak mevcut. Ve bu metotlardan birine bizzat şahit oldunuz..." Slaytları ilerlettiğinde kızıl saçlı bir cadı portresi belirdi tahtada. "Tabii kan ile elde edilebilecek güçlerin kapsamı oldukça geniş. Özel bir kan içmek, iksirler ve benzeri bir metot... Ancak bunların iki başkasıysa vampirizm ve kan büyüleridir. Vampirizm, insan kanı içmek suretiyle kişinin ömrünü uzatması demek ve bu gördüğünüz netameli kadın, Carmilla, 196 yaşına kadar yaşadı. Ve ölümü ecelden değildi: Şu anda birçoğunuzun ebeveynlerinin mensup olduğu, muhtemelen sizlerden de katılmanızı bekledikleri altı hizip tarafından alt edildi. En azından yazılı tarihe göre."

Sınıfa çöken karamsar havayı sezebiliyordu. Ancak öğrencilerin gerçekleri öğrenmesi gerekiyordu. Sınıfın karşısına, ana kürsüsüne ilerledi tok adımlarla ve kaşlarını çatarak söze girdi: "Kara büyüye dair en ufak bir deneyiminiz olmadan az önce nasıl güçlü olduğunuzu, hiç kavga etmemiş olanlarınızın bile ne denli kudretli hale geldiğini gördünüz. Şimdi elindeki kan ile ne yapabileceğini bilen bir büyücünün elde edebileceklerini düşünün." Sesi gürleşti. "Bayan Lorence, dövüşlerden önce söyledi, hepiniz duydunuz. Bu barbarca dedi! Belki az önceki eylemleriniz sizin barbar olduğunuz anlamına gelmez ama gücün arkasında bıraktığı yıkımı, sınıfı az önce ne hale getirdiğinizi düşünün!"

Sesi yumuşadı tekrar sözlerine devam ederken: ...ve dikkatli olun. Carmilla veya değil, gerçek veya hayal... Tehlikeleri bilin, kendinizi tehlikeye atmayın. Risk almayın. Cezbedici veya kudretli, tabuları icra etmeyin. Zira tabuları icra edenlerin ömrü uzun yahut destansı, kesinlikle güvende olmadı. Ne icra edenler ne de üzerlerinde icra edilenler için... Dersimiz bitmiştir, geldiğiniz için teşekkürler. Soruları olan varsa yanıma gelebilir, yoksa da çıkabilirsiniz..."



1- Derse, 22 Şubat saat 23.59'a kadar son aşama RP'si yazabilirsiniz. Ondan sonra dersi kilitleyeceğim. Katılımınız için teşekkürler.

2- Ders puanlamaları, son RP'lerin de girilmesinden sonra olabildiğince hızlı bir şekilde ilan edilecektir.

9
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 20:43:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Büyülerinden her daim orijinal kaçış yolları görüyor olması bir zaman zaman gurur verici, bazense dehşete düşürücüydü. İkinci kategoriye giren bir ana şahit olduktan sonra mavi cübbeli malum kıza yalnızca kafasını sallayarak karşılık vermişti.

Derse başladığı noktada ilk olarak pijamalı kıza söz verdi ve cevabını dinledikten sonra kafasını salladı. "Biraz daha spesifik cevaplar bekliyorum arkadaşlar. Teknik olarak haksız sayılmazsın ama... Slytherin'e 1 puan." Cevabını veren kıza baktığında ise iki parmağını şakaklarına götürmüştü. Yine mi?... "Strömm, bu okulun bazı kuralları var biliyorsun... Bu sebeple Slytherin'den 3 puan kırıyorum. Umarım bir noktada binana ve kendine karşı daha sorumlu olursun..."

Eadwig'in cevabını duyuncaysa yüzünde bir gülümseme belirdi, kısık bir sesle güldü bir saniyeliğine. "Biraz zorlasan binebilirsin Boleyn, haklısın, ama özellikle bir Re'em'e binmeyi denemeni hiç tavsiye etmem. Slytherin'e 2 puan."

Ders başlamadan kendisini dehşete düşüren kız söz aldığındaysa gülümsemesini korumaya devam etti. "Evet, nadideler. Ayrıca sevimlilik göreceli bir konsept ama kabul edeceğim. Sorularına gelecek olursak ise... Güzel gözlemler. Belki de 'kapışacaksınız' ama önce dersimize devam edelim. Ravenclaw'a 1 puan."

Ravenclaw'un bir diğer bina başkanından gelen cevap da göğsünün kabarmasına sebep olmuştu: "Çok güzel bir gözlem, Caldecott. Dersimizin konusu bu değil ancak orijinal bir noktaya değindin. Ravenclaw'a 3 puan daha."

Lilith'in cevabıysa kızın dudaklarından dökülen çoğu söz gibi ürpertici bir hava içeriyordu. Biraz duraksadı ama sonrasında dudaklarına ince bir gülümseme yerleştirdi: "İki konuda da haklı olabilirsin... Güzel cevaplar. Ravenclaw'a 2 puan daha."

Iris ise son cevabı vermiş ve turnayı gözünden vurmuştu. Yüzündeki gülümseme genişledi: "Çok güzel, Ashworth. Söylediklerinde haklısın. Üstelik..." Aletin üzerindeki sayfayı değiştirerek sınıfın gördüğü görseli güncelledi: Kan. "Dersimizin konusu da tam olarak bu. Ravenclaw'a 4 puan daha." Sonrasında ufak bir yorum ekledi: "Ravenclaw'lar bugün formunda."

Bir iki cevabın daha dışında kalan çoğu kişi ya verecek bir cevap bulamıyor, ya cevaplamaya tenezzül etmiyor yahut hala uykuyla boğuşuyordu kendisine bakıyor olsalar bile. Ama yapacak bir şey yoktu, bu tip sorular ve ufak puanlarla sınıfın katılımını yüksek tutmaya çalışsa da herkese aynı metotlar yardımcı olmayabilirdi.

"Birçoğunuz oldukça güzel cevaplar verdiniz öncelikle, hepinizi tebrik ederim. Bugünse malum, Yasak Orman dedikoldularını duymayan, hatta..." İğneli bir tonda sözlerine devam etti: "Yaşamayan kalmadı neredeyse..."

"Kan, büyücülük dünyası için oldum olası en güçlü materyallerden biri olmuştur. İksirlerde, eski ritüellerde, lanetlerde; hatta bazen bizzat kendi başına bile işlevsel ve kuvvetli bir araç oldu. Carmilla Sanguina'nın da -her ne kadar şu ankinin bir taklitçi olduğuna inansam da- kan büyüsü icra etme kabiliyetleri vardı. Bugün ise kanın gücüne bizzat şahit olacaksınız..."

Asasını kaldırdı, sınıfın önündeki kürsüsünün arkasından ufacık şişelerle dolu bir sandığı kendisine doğru çekti. "Re'em kanı. Piyasada bulması bir hayli zor ancak karanlık büyüleri ciddiye almanız, küçümsememeniz için bu derste kullanmaya değeceğini düşünüyorum. Merak etmeyin, tek boynuzlu kanı gibi içmesi bir tabu değildir. Şimdi herkes bu şişelerden birer tane alsın, sizleri eşleştirelim ve kan büyülerinin gücünü çevredeki platformlarda bizzat deneyimleyin..."

[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=-cZ7ndjhhps[/youtube][/spoiler]



1- Arkadaşlar, dersimiz Smackdown. Güreş. Mewzu. Kawga. İstediğiniz gibi çift olabilirsiniz, NPC partner de bulabilirsiniz. Kanları için, platformlara geçin ve birbirinize istediğiniz gibi dalın. Kandan dolayı gücünüz ve dayanıklılığınız arşa çıkacak. Kırıp dökmekten korkmayın, Arthur arkanızı/kırdıklarınızı tamir eder. Aranızda dövüş koreografilerine karar verebilir yahut RP'lerinizin verine önce zar atıp sonra editleme ile zar sonuçlarınıza göre karar verebilirsiniz içeriklere.

2- 45 dakikanız var arkadaşlar.

10
Karanlık Sanatlar Dersliği / 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 19:55:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ocak - 1866



Çarşamba sabahı yelkovan saniye kolunun her bir turuyla, akrep ise yelkovanın her bir adımıyla milim milim dokuza yaklaşırken derslikte önce renkli ışık huzmeleri, sonrasındaysa birer birer öğrenciler beliriyordu. Zira artık alışılageldiği üzere koyu saçlı adam, sınıfına giren her bir öğrencinin üzerine sersemletme, asasızlaştırma, gıdıklama gibi muhtelif lanetlerden bir tanesini gönderiyor ve öğrencilerinden kendilerini savunmalarını bekliyordu alternatif bir günaydınlaşma mahiyetinde. Aksiyonlu, eğitici ve bünyeyi uyku mahmurluğundan şu veya bu şekilde arındırıcı. Lanetlerin ise hedeflerine doğru ne zaman yola çıkacağı belirsizdi kürsüsünün başındaki profesörün asasından: Belki hedef öğrenci sınıfın avlusundayken, belki çantasından eşyalarını çıkartırken, belkiyse sınıfın kapısını araladığı ilk anda... Kendisini savunmayı başaranlara "Güzel", "Başarılı", "Aferin," misali tepkiler verirken başarısız olanlara da "Daha dikkatli olman lazım", "Asa hareketlerin yeterince temiz değil," gibi yapıcı ufak eleştirilerde bulunuyordu.

Tabii bu kuraldan ufak bir kesim muaf idi. Zira yalnızca korunma tılsımlarını bilen altıncı sınıflar değil, sınıfı fark etmeksizin muhtelif sınıflardan öğrenciler de davetliydi bugünkü derse ve bu sebeple o kişilerin üzerine daha çok bu disiplinle alakalı ufak bir ön gösterim mahiyetinde zararsız yeşil kıvılcımlar gönderiyordu.

Sınıfın muhtelif kenarlarında cam işçiliği şahane olan tılsımlı eşyalar, mercekler ve iksir şişeleri raflara, vitrinlere dizilmiş vaziyetteydi. Kürsünün başında bir saniye bile şaşmayan işlemeli, şık, meşe ağacından bir duvar saati asılıydı. Giriş kapısıyla sıraların başladığı yer arasında ise ders notlarını sınıfın önündeki tahtaya büyükçe gösterebilecek mercekli bir mekanizma mevcuttu kurulu vaziyette. Ancak tüm bunlar sıradan, alışılageldik detaylardı. Asıl dikkat çekici olan unsurlar; sınıfın genişliği, sıraların çokluğu ve kenarlarda bulunan ve varlıklarının sebebi muamma olan düz, ahşap platformlardı.

Kahverengi ceketinin iç cebinden çıkarttığı platin köstekli saati kontrol etti şık giyimli adam ve hem elindeki hem de arkasında, tepesinde asılı olan saatlerin tam olarak 9'u göstermesiyle son giren öğrenciden sonra açık kalan kapıyı asasının sert bir hareketiyle kapatıp sınıfta yankılanan tok adımlarla ilerlemeye başladı sınıfın ortasına doğru: "Herkese günaydın. Bugünkü derslikle ve öğrenci kitlesiyle alakalı eminim ki birkaçınızın aklında muhtelif soru işaretleri vardır," diyerek süzdü sınıfı kısa bir süre, birkaç göz temasında bulundu ve sınıfın arka tarafındaki mercekli mekanizmanın yanındaki ikinci kürsüye ulaştığında sözlerine devam etti: "Bugün, geçtiğimiz haftalarda birçoğunuzun duyduğu, ailelerinden endişe dolu mektuplar almasına sebep olan bir mevzuyu konuşacağız ve bunları öğrenmek için belli bir sınıfta olmanız gerektiğini düşünmüyorum."

Mekanik bir kolun çekilmesi sonucu büyülü bir ışık kaynağından, karanlık ayna mekanizmalarının arasında ilerleyen ışıltılar yola çıktı ve sınıfın karşısındaki kara tahtada ejderha, tek boynuzlu at ve re'em görselleri belirdi. "Tahtada gördüğünüz bu yaratıkların ortak özelliklerini ve bu derste neler işleyebileceğimizi bana söyleyebilecek olan var mı?" diyerek sözü sınıfa bıraktı ve öğrencilerden gelecek cevapları beklemeye koyuldu. Derse, vakit kaybedilmeden başlanmıştı.



1- Kendinizi savunabilip savunamadığınız tamamen size kalmış.
2- Sorduğum soruya cevap vermek zorunda değilsiniz ancak sıradan yahut orijinal cevaplarınıza açığım.
3- Dersten alacağınız bina puanları, dersteki başarınızdan ziyade RP'lerinizde karakterinizi yansıtış şeklinize bağlı olacaktır. Ama sınıf ile interaksiyonlarınız, derse katabilecekleriniz de gözümde ek puan olabilir.
4- Haylazlık yapmak isteyenler RP'lerinin altında Öğrenci Görev/Düello zarı atabilirler. Zar sonuçlarına göre ufaktan o anları GM'leyebilirim. Bu zar başarınızı etkilemek zorunda değil, yakalanıp yakalanmadığınızı da etkileyebilir.
5- Bir sonraki profesör metni, bu RP'den 35 dakika sonra paylaşılacaktır. Bu sebeple 30 dakika içerisinde RP'nizi yetiştiremezseniz sonraki profesör metnini beklemek isteyebilirsiniz. (Erken salıyorum RP'yi, 36 dakika diyelim.)
6- Dersin ilk RP'sinde de kasıtlı olarak geç kalabilirsiniz ama ilk RP'ye yetişemeyenleriniz geç kalmış bir şekilde yazarlarsa sevinirim. (Uyarı: Profesör Moore'un en rahatsız olduğu şeylerden biri geç kalınmasıdır)
7- RP'lerinizi uzun yazmanıza gerek yok, ortamı ilk defa verdiğim için bu metin uzun oldu ama 50-100 kelime bile yazıp geçebilirsiniz. Rahatınıza bakın.

11
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Paul Wilson v Eurus M. Soleil
« : 07 Şubat, 2022 21:30:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Ağlamaya devam edeceksen buyur ama kendini uluorta küçük düşürmeyip özel bir yerde yapmanı öneririm Starlight," dedi kısık fakat tok bir sesle sert mizaçlı adam. Duygusal destek konusunda en başarılı insan sayılmazdı fakat kendisini daha fazla rezil etmesini istemezdi kızın. Hem de sözlerinin devamı için dikkat çekici bir giriş olduğunu düşünüyordu.

"Hanginizin bu rezillikleri başlattığı umurumda bile değil. İkiniz de medeni hanımefendilere yakışmayacak; kendinizin, binanızın ve okulunuzun itibarını zedeleyecek şekilde davranıyorsunuz." Ciddi bakışları bir an bile yumuşamamış, iki kızın dağılmasını bekler bakışlarla gözlerini iki çift göz arasında düzenli olarak gezdirmeye başlamıştı.

12
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Paul Wilson v Eurus M. Soleil
« : 07 Şubat, 2022 21:04:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Arthur, öğrencilerinin mücadelesini dikkatli bir şekilde izliyor, eğlencenin yanı sıra kabiliyetlerini analiz ediyordu. Mimblewimble uygulandığında Paul'e yüzüne ince bir gülümseme gelmişti, yaratıcı ve etkili bir büyüydü düello için. Sessiz büyüleri ise bu dönem öğretmişti Paul'un sınıfına ve gencin başarılı tepkisi karşısında ince gülümsemesi daha da genişlemişti.

Fakat mutluluğu fazla sürmedi. İki öğrencinin oldukça ahlaksız hale gelen atışmasını görünce doğruldu ayağa. O sıradaysa Mirabelle kendisine yardımcı olmuş, kızın üzerine atlamıştı. Ansızın başlayan didişmeleri özellikle misafirlerin yanında... Hayır... Kimse olmasa dahi ortamda yanlıştı. Bir an sinirle hardal sarısı fularını düzeltti ve ikilinin yanına ulaştı didişirlerken tok adımlarla. Ufak bir asa hareketiyle ayırdı ikiliyi: "Starlight, Strömm; kendinizden utanmalısınız. Bu kadar mücadele etmek istiyorsanız düelloda birbirinizin karşısına gelin yahut müsabaka yokken kulüpte antrenman maçı yapın! Ravenclaw ve Slytherin'den 5'er puan kırıyorum."

13
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 05 Şubat, 2022 04:38:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir önceki hafta Ravenclaw'lardan Caldecott, Yasak Orman'da saldırıya uğramıştı. Vücudunu ve yüzünü kapsayan yaranınsa bir kesme tılsımı olduğu kesin olmasa da kuvvetle muhtemeldi. Carmilla... Oğlanın Carmilla'nın saldırısına uğradığını iddia etmiş olması ilk duyuşta katiyen inandırıcı gelmiyordu kulağa fakat yalnızca dikkat çekmek için böyle bir yalan uydurması pek olası değildi tanıdığı kadarıyla kendisini. Bir noktada konuşmak iyi olabilirdi lakin şimdi sırası değildi. Henüz travmasını atlatmamışken ne kadar az konusu açılırsa mevzuların o kadar iyiydi. Bu da, gerçekten konuşması gerekenlerle konuşması demekti sadece. Carmilla veya değil, bir öğrenci Yasak Orman'ın yasak topraklarına adım atmış ve saldırıya uğramıştı. Orman yaratıklarıyla Hogwarts arasında belli anlaşmalar vardı pek tabii ve böyle bir olayın yaşanmış olması yaratık olsun, sihirli yaratık kaçakçıları olsun yahut son zamanlarda namı iyicene büyüyen kızıl saçlı cadı olsun her türlü sıkıntılıydı.

Bu sebeple Hogwarts da boş durmamış, profesörleri düzenli olarak Yasak Orman sınırlarında nöbet tutmaya başlamıştı. Hogwarts'ın koruma büyülerini zaten bilindik hiçbir kuvvet aşamazdı lakin o koruma büyülerinin alanından öğrencilerin çıkmaması icap ederdi. En azından bakanlığın bölgedeki araştırmaları sonuçlanana, daha doğrusu tehlike olmadığı veyahut kalmadığı kesinleşene kadar. Bugünse sıra Arthur'daydı. Üzerinde gecenin karanlığında dikkat çekmeyecek füme bir palto ve birkaç minik koruma tılsımı vardı insanın içini donduracak bu İskoçya soğuğuna karşı. Caldecott'a olanlardan sonra gerçi aklı selim bir öğrenci belasını arar mıydı muamma lakin belasını arayacak türden kişiler de yok değildi bu türlü türlü insan dolu şatoda pek tabii.

Sert mizaçlı adam da düşünceliydi bu gece. Gerçi böylesi bir günde düşünceli olmamak mümkün müydü? İç karartıcı bir karanlık perdesinin altında; bir yanı iki metreden daha derinleri görülemeyecek bir orman, öteki yanı gece saatlerinde dolaşmanın yasak olduğu okul arazisiyken çevredeki en büyük hareketlilik, tepedeki bulutların on beş dakikada bir yahut iki santimlik ilerleyişiydi. Tüm geceyi burada geçirecek profesörün düşünmekten başka yapacak bir şey yoktu. Üstelik karanlık büyülerle tüm uğraşısının paranoya haline gelerek canlandığı bu zihin için gündemdeki son olaylar sonsuz, bitmek bilmez bir düşünce konusuydu. Arada bir asasıyla taşlardan sandalye yapıp dinleniyor, arada bir turluyordu. Tüm bu esnada ise düşünüyordu. Cadı avcılarının, büyücülerin büyü yapma kabiliyetlerini o karanlık gecede nasıl ellerinden aldıkları muammaydı. Carmilla adının yüz yıl sonra böylesine fısıldanmaya başlamış olması iç karartıcıydı. Bir öğrencinin Karanlık Orman'da karanlık büyücü saldırısına uğramış olması endişe vericiydi.

Düşünce treni önce bir ışık, sonrasında yükselen gümbürtü ile bölündü tel tel beyazları bulunan koyu saçlı adamın. Tepeden inen bir yıldırım yoktu lakin ormandan yükselen ışığın bir şimşeğe ait olduğu belliydi. Karanlık sanatlar profesörü olan bu adam içinse kaynağı tahmin etmek güç değildi: Yıldırım laneti. Ağaçların arasında bir kişi bir yere yahut çok daha büyük ihtimalle başka bir kişiye kullansa bu laneti tam olarak böyle gözükürdü zira. Bu büyü, çatışma demekti. Seherbazlar? Avcılar? Carmilla? Fark etmezdi. Önce asasının bir hareketiyle kuzeyi göstertecek bir hareket yaptı ve yönü zihnine not edip ilerlemeye başladı ışığın kaynağına doğru. Hızlı adımlarla.

Yaklaştı, yaklaştı ve sonunda bazı konuşmalar işitmeye başladı. Bir kadın sesi? İnanmak ve umut gibi birkaç kelimeyi seçebildi yalnızca. Sesler bir öğrenciye ait olmak için fazla olgundu. Kaçakçılar içinse de garip kelime tercihleri içeriyordu. Asasını ayaklarına yöneltti ve bir Quietus ile sessizleştirdi adımlarını. Yakınlaştığı vakit bir ergen oğlan sesi işitiyordu. Boleyn'lerden biri? Eadwig. Okulun güvenliğine laf ediyordu ve çok geçmeden buna sebep olan manzara da belirgin hale gelmişti. Üç öğrenci, hayır beş; dört yetişkin ki giyimlerine ve duruşlarına göre seherbaz olabilirlerdi ve kızıl saçlı bir Carmilla şüphelisi... Öğrenciler Carmilla'yı savunuyordu cadı avcılarının okula ulaşacağını ima ederek. Nasıl yani? Imperius laneti olabilir miydi? Ancak bu kadının öğrencilere Imperius yapıp onları kontrol etmeye zihnini ayırmasındansa seherbazlarla savaşması daha makul olurdu, tam odağıyla... Lakin öğrencilerinin böyle safsatalar zikretmesi ve Carmilla savunması henüz ikinci yılında dahi olsa gurur duyduğu profesörlük makamına, bu şatoya, kültürüne bir hakaretti; daha önemlisi, kendi canlarını tehlikeye atmaktı. Ortaya çıktı.

"Öncelikle herkese merhabalar. Bay Boleyn, Bay Boleyn ve Bay Harris. Ve diğer herkes, pek tabii..." Bakışlarını özellikle yan taraftaki çalılıkta saklanan figürlere yöneltmedi. Cübbelerinin eteklerinden öğrenci oldukları belli oluyordu zira. Gerçi saklanabiliyorlar mıydı buradaki gözlerden muamma ama... Yine de gözden uzak olmalarının zararı olmazdı. Kendisinin şato tarafından geliyor olmasıyla beraber Eadwig'in de bastıra bastıra Carmilla olduğunu söylediği ve savunduğu kadın seherbazlar ile aralarında kalıyordu. Önceliklerini doğru belirlemesi gerekiyordu. Birinci olarak öğrencileri. Carmilla'yı dahi savunsalar tek bir öğrenci daha zarar göremezdi. Onları kurtarmalıydı. İkinci olarak seherbazlara yardımcı olabilirdi bu muhtemelen taklitçi olan cadının yakalanması için. Yerlerdeki arbaletler ise apayrı devasa bir sorundu ve en azından ölülerdi. O, eldeki krizler çözümlenince ilgilenilecek bir durumdu. Öğrencilerini ve Hogwarts'ın namını koruyacaktı. Öğrencileri korumak istiyorsa ise önce güvenlerini kazanmalıydı. Gerçi kumral saçlı porsuğun herhangi bir tarafı tutabilecek hali pek yok gibiydi ama... Boleyn kuzenlerini ikna etmesi önem teşkil ediyordu.

Gözlerin kendi üzerine dönmüş olması bir avantajdı. "Öncelikle baylar, üçünüz de Hogwarts korumalarının bir hayli dışındasınız. İçerisinde bulunduğumuz Karanlık Orman'a 'Yasak Orman' diye söz etmemizin sebebinin aşikar olduğunu düşünürdüm: Yasak olması, tehlikeli olması, cadı yahut cadı avcısı tehlikeli kişilerin..." kızıl saçlı cadıya metanetini kaybettirmesi ve öğrencilere savunulacak bir yanı olmadığını göstermesi ümidiyle -ki kontrolünü yitirmese de istediğini lafını çarparak elde etmiş olacaktı- ...ve özellikle Carmilla olduğunu iddia eden tehlikeli ve dengesiz kızıl saçlı cadıların size dokunamaması için koyduğumuz ve bu ortamdaki, saçlarında tek bir tel dahi beyaz olmayan kimsenin büyü bilgisinin idrak etmeye yetmeyeceği koruma tılsımlarının sınırları dahilinde kalmanız için... Yasak. Orman. Sözlerinin ağırlık yaratması için bir anlığına öğrencileriyle göz teması kurdu, fikri önemli olanlarla, asası hala kızıl saçlı cadıya dönükken, sonra tekrar söze girdi: "Cezanızı dönünce konuşacağız baylar lakin umarım okulumuzun güvenliğinin tüm Britanya'yı yahut tüm dünyayı kapsamadığı gibi, ormanın bu kadar derinlerini de kapsamadığını idrak etmişsinizdir ve kendinizi korumaya almak istersiniz." Sözlerini bitirip sol elini açtı öğrencilerine davetkar bir şekilde ve seherbazlara döndü ufak bir reveransla: "Size yardımcı olmayı dilerdim lakin takdir edersiniz ki önceliğim öğrencilerimizin güvenliği. Buradaki arkadaşlar utanarak kabul etsem de benim gözetimimden kaçmışlar. Eh, elinizdeki olası 'rehine' krizinin yükünü üzerinizden kaldırmış oluyorum en azından," dedi ve asasını hızlıca oynattı. Hizipler Carmilla'yı alt ettiler, zaten birleşimleri bu yüzdendi. Karşısındaki kızıl cadının o netamesiz cadı olacağına zerre inanmıyordu bu sebeple. Tabii bu nama sahip birisi güçsüz de olamazdı. Büyüsü bu kadına karşı değildi. Öğrencilerinin üzerineydi. İkna faslı başarılı yahut başarısız, sonlanmıştı. Mantıklı olduğunu düşündüğü şey buydu ve bunu yapacaktı. "Carpe Retractum!" Eğer başarılı olabilirse üç öğrenciyi de kendi arkasına, bu tehlikeli taklitçiden uzağa ve belli bir ölçüde güvenceye çekebilmiş olacaktı. İstesinler yahut istemesinler...

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 9, total 9
Talih 1d10 : 10, total 10

14
Birleşik Krallık / Ynt: Yakılanların anısına
« : 09 Aralık, 2021 02:12:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir malikaneden hallice hastaneye olan ziyaretlerinden birini daha sonlandırmıştı sert mizaçlı adam. Geçen haftalarda yaşanan olaylar sonucu buraya düşen dostlarından birisi hala taburcu olamamıştı nükseden psikolojik sorunları sebebiyle. Şimdiyse ziyareti sonrası, bakanlığın inanmayı reddettiği bilgilerinin ışığında bir gezintiye çıkmıştı Londra sokaklarında, son haftalarda birkaç gece yaptığı gibi.

Gecenin ilerleyen saatlerinde görüş kısıtlıydı ve temizlik yüzü göremeyen sokaklara çöken tüyler ürpertici soğuk sis, zerre iç açıcı değildi süet ayakkabılarının tabanları tok takırtılar ile yankılanırken yürüyen adam için. Her şeyin yaşandığı o mekana gidiyordu yine, inceleme yapmak üzere. Dışarıdan bakan biri, tüm bu disiplin ve arzusuyla ölü bilinen öğrencilerin başına gelenlerin izini süren zatın bir kahramanlık abidesi olduğunu söyleyebilirdi belki; fakat ikinci yılındaki profesörün içinde bulunduğu ruh halinin, cesaretle zerre alakası yoktu: Korkuyordu.

O lanetli olay mahalline ister cadı avcısı, ister büyücü, ister sihirli bir yaratık; ne olursa olsun dalmış ve balodaki tüm büyücülerin büyü yapabilme kabiliyetini ellerinden almıştı. Karanlık sanatlar uzmanlık alanıydı Profesör Moore'un; bu alan üzerine tüm gençliğini vermiş, nüfuzlu ailesinin tüm kaynaklarını bu alandaki araştırmaları üzerine heba etmişti. Çokça korkutucu şey okumuş, duymuş, şahit olmuştu karanlık sanatlar üzerine. Mag Mell adı verilen menhus mekanda ise şimdiye değin belki de görüp görebileceği en karanlık sanat icra edilmiş olabilirdi.

Rotasında silüeti seçilebilecek kadar yakın olan malikane, sisleri yaran bir sokak lambasına doğru ilerlerken karşısında, kaldırımın kenarında sabit duran bir kadın figürü çekti dikkatini. Adımları yanaştıkçaysa dikkatini bir şey daha çekti: Çiçekler. Sokağın bu köşesinde bir anıtla karşılamayı beklemiyordu kahverengi saçlarında yaşına göre çokça kır tel bulunan adam. Merakına yenik düştü, incelemek üzere yaklaştı beklenmedik sokak mabedine. Önce tanımadığı kadına nezaketen ince bir baş selamı verdi, sonrasında hafifçe eğilerek belirgin birkaç nota göz attı:

"Frank Jones... Yirmi sekiz yaşında bir ressamdı. Belki arzuladığı, hak ettiği kıymeti yaşarken göremedi ama Steen gibi yaratıcı bir fırçası vardı. Hogsmeade'de bazı tablolarına sahip mekanlar var. İncelemek isteyenler olursa bu notu buraya bırakayım. Bir ümit bu dünyaya bıraktıkları layığı olan değeri görür..."

Sarı ve kaliteli kağıda yazılmış notu usulca aldığı yere iliştirirken yeşil tonlarındaki bir parşömene yazılmış bir not daha çekti dikkatini:

"Brigitte Blanche; hayatımın aşkı, mutluluğu, ilhamı... Minik Andrew'a sana söz veriyorum ki olabilecek en iyi şekilde bakacağım, gözün arkada kalmasın."

Bu notu da ait olduğu ilk yere nazikçe yerleştirmeye meyil etti. Fakat titremeye başlayan elleri bir hayli zorlaştırmıştı işini. Brigitte... Koskoca dünyada gerçekten de Brigitte mi kurban gitmişti vahşi militanların terörüne? Gözleri dolmaya başladı, dizlerini ıslak taş kaldırımla buluşmaktan zor kurtararak doğruldu tekrardan ayağa. Yıllar öncesinden yarım kalmış özlemiyle sesi ilk anda çatlayarak yükseldi dudaklarından: "Brigitte Jones... Eskiden aşık olduğum kadındı. Aptallık ettim, kendisini kaybettim. Şimdiyse ölümünün üzerinden kaç hafta geçmiş ve bunu adını bile bilmediğim muhtemel kocasının notundan öğreniyorum. Hayat bazen biraz fazla acımasız..." Nemlenmiş gözlerini kürk mantolu kadına, sağ eliniyse önündeki mabede çevirerek devam etti sözlerine: "Burada... Siz de değer verdiğiniz birisini mi kaybettiniz?"

15
Moustache of Heaven - Drinkery / Ynt: Mısır Kahvesi
« : 17 Kasım, 2021 04:49:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Alışılageldik standartlarının dışında, vasat kaldığını düşündüğü mekana bir dostunun muazzam ısrarları sonucu gelmiş bulunuyordu ilk defa. Atlantik'in öteki kıyısında "kokteyl" adı verilen bir akım çıkmış: "Barmen" sıfatı taşıyan kişiler, muhtelif alkollü ve alkolsüz içecekleri karıştırıp lezzetli ve daha önce keşfedilmemiş tatlar ortaya çıkartıyormuş. Buranın da sahibi bir "barmen" imiş, bunu denemesi lazımmış. Eh, daha çok dostunun hatırı için gelmişti mekana lakin merak etmiyor da değildi geldiğinde bunun nasıl bir "şey" olduğunu. Birkaç saat önce...

Muhtelif renklerde ve tadı oldukça yumuşak meşrubatları mideye hızlıca indirirken bir sorun olmadığını düşünüyordu disiplin abidesi adam. Aslında hala bir sorun olmadığını düşünüyordu ancak hiç tanımadığı insanların bulunduğu bu masaya ne zaman ve neden oturduğunu hatırlamıyordu. Hararetli bir resim tartışması dönüyordu masada, galiba bunun içindi... Ama resimden de anlamıyordu ki? Kültürsüz değildi bu konuda, içinde yetiştiği mükemmeliyetçi ailesinden mütevellit çokça şey öğrenmişti lakin en son ne zaman tuvaller ve boyalar üzerine düşünmesi gerekmişti yahut bunu istemişti? Hayır, hayır... İlgisini çekmiş olan bu olamazdı. Öyleyse neden kendisini yorum yapmaktan alıkoyamıyordu?

"En azından ikisi de neoklasisizmi savunmuyorlar! Yahu, amacı insanlara ilham olmak amacı güden insan portreleri çizmek nedir? Bir de üstelik hayata dair olumlu mesajlar, tavsiyeler falan veriyorlar kendilerince. Yemek odasına her oturuşumda 'motivasyonel' bir portrenin beni şevklendirmeye çalışmasını duymaktansa yerdeki halımın çamura bulanmasını yeğlerim!"

Tabii halihazırda Steen'in aleyhine kapanması hemen hemen kesinleşmiş konudaki söylemleri muhtelif yerlerden tepkilerle karşılaşmış ve geri adım atma ihtiyacı hissetmişti. Aklına gelen sanatta "disiplin" faktörüyse zihninde alkolle iyice yağlanmış çarkların -muhtemelen fazla alkolden tamamen birbirlerine temas edemeden, birbirini ittiremeden- dönüşünün hızlanmasına sebep olmuştu:

"Tabii sanat da nihayetinde bir disiplin işidir. Her bir çizim tekniği ve her bir tılsımın titizliği, arkasındaki disiplini yansıtmalıdır. Fransız mutfağı neden meşhurdur bilir misiniz a'dostlar? Çünkü Fransız mutfağında öyle malzemeleri dilimleyip doğrayıp atmazlar tencerenin içine. Her bir malzeme birbirinden ayrı işlemlerden geçer, her biri lezzetlerini olabilecek azami düzeyde ortaya çıkartırlar. Bir malzemeyi hafifçe, birini fazlaca kızartırlar. Bir başkası fırınlanır, öteki panelenir. Fransız aşçıların ellerindeki brokoli, St. Giles'taki ortalama bir insandan daha çok değer görüyor diyenler bile var. İşte sanat da böyledir! Çok haklısını Bay..." Kim bilir kaç vakittir aynı masada oturduğu ve sohbetin başını çeken adamın adını henüz öğrenmediğini fark edince çok bozuntuya vermeden devam etti. Söylemiş miydi sanki adını? Kaçırmıştı galiba. Neyse, yapacak bir şey yoktu. "...Öyle yani! En az üç çeşit fırça kullanılmamış, üzeri saatlerce hatta günlerce tılsımlanmamış tablo sanat değil eğlencedir! Yaşlılardan biri var bizim oralarda... Gruber, duymuşsunuzdur belki. Dört Mevsimin Valsi. İlk bakışta sıradan bir akarsu tablosu gibi gözüküyor. Ama nehrin mavisi tam olarak yirmi sekiz mavi tonunu içeriyor. Asıl mastikasıysa tılsımı. İçinde bulunulan mevsime göre tablo güneşli, yağmurlu yahut karlı oluyor! Tabii son sahibinin evinin döşemeleri, tablonun altına yağan yağmurlardan dolayı çürümüş ama sanat budur işte dostlarım! Disiplin ve titizlik!"

Ceketi çoktan sandalyesinin arkasına asılmış, üzerindeki kahverengi yeleğin altındaki üst yaka düğmesi açılmış hardal sarısı gömleğinin eteğinde, masadaki karışık alkol sentezinin taşması sonucu ufak bir kızıl leke oluşmuştu. Uzun konuşması sonucu daha da kızarmış yüzünü arkaya atmasıyla bunu fark ettiğinde asasını tembelce sallayıp lekeyi temizlemiş, halihazırda gevşetilmiş olan boyunbağını daha da gevşetmiş ve son olarak söze girmişti: "Bu seferki içkiler benden! Kokteyl denememiş olan varsa denesin, çok afili bir şeymiş..."

Sayfa: [1] 2