17 Nisan, 2026 09:03:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Samuel Raymond Boleyn

Sayfa: [1]
1
Boleyn Adası / Kuzişim gelmiş (Vol IV)
« : 02 Eylül, 2022 20:10:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir şarkı da benden gelmesin mi?
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=m6TXPNybrmk[/youtube][/spoiler]



Sonunda ergenliğe girmiş Samu ve Eady düşününüz efenim. no kuziş anymore
Tarih: 4. sınıf yazı


2
Büyük Salon / Oğlum o senin yeengen yeengenn
« : 18 Ağustos, 2022 00:22:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Başlıktan ve Samuel'in kaderinden dolayı kalan iki kişiyi tahmininize bırakıyorum....

SAMU MOOD:
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=VAD_TwPYqR8[/youtube][/spoiler]
1866 Bahar Dönemi

Büyük Salon’da ders çalışma saatlerindeyiz. Akşam yemeğinden sonra bir saatlik etüt yapıyoruz. Çok da işe yaramıyor ama, yemek yedikten sonra gelen bir çökme hissi vardır ya… Gidip yatağında uzanasın gelir, Ortak Salon’da koltuklara gömülüp keyif çıkarmak… Onun yerine sınavlar için ders çalışıyor olmak çooook sıkıcı. Kendime vakit ayıramazsam o gün benim için korkunç geçmiş demektir. Sınavlardan alacağım puan biraz strese sokuyor açıkçası. Birinciliğe oynamak istiyorum ama yanında yapmam gereken bir sür şey daha var. Bina Başkanı olmak da mesai harcatıyor. Odasında bir sıkıntısı olan direkt bana geliyor. Kavga ediyorlar, oda değiştiriyorlar birileriyle. Geçen gün Andrew diye bir çocuğun midesi bozulmuş. Tuvaletlerde bıraktığı pislikleri geçtim tamam mı? Alttan tutamıyosun bir şeyleri belki. Ama kardeşim onu geçtim… Odada birinin yatağına kusmuş, temizleyeyim derken her yere bulaştırmış. Duvarlar, halılar… Tam bir olay yeriydi. Ben gördüm, kimseye önermem. Çocukları alıp başka odalarda yer yatakları yaptırdım. O kadar acıdım ki alıcam birini koynuma yani, travma bildiğin. E hocalara da söylemek istemedik o saatte, hem de Andrew utançtan yerin dibine girmişti. Bütün okulun duymasına izin veremezdim. Çocuk daha 3. sınıf, önünde çok yol var… Neyse böyle başımda işler varken bütün derslere ilgimi veremiyorum. Charlotte da dengemi çok bozdu. Beni sadece arkadaş olarak gördüğünü söylemesinin üzerinden bir ay geçmedi sayılır. Fazla mı ciddiye almıştım, abartmış mıydım bilmiyorum ama hala gözüm onu arıyor koridorlarda. Yediremiyorum abi. Ne demek sadece arkadaş? İlk defa reddedildim de. İlk başta baya sinirlendim, ama şu anda arkadaş kalabileceğimizi düşünüyorum. Belki arkadaşlığı da bozardım hatta ilerde. Çocuk gibi Charlotte, alışık değil. Yoksa bence o da benden hoşlanıyor. Korktu sadece diye düşünüyorum.

Derken Martha oturdu karşıma. Gözlerini sonuna kadar açmış, kaş göz yapıyor bana. Etrafı kolaçan ediyor bi de. Benim dedikodu sever mahalle teyzesi arkadaşım, neler getirdin bakayım? Kafamı salladım noldu der gibi. Yaklaşmamı işaret etti. Eğildim ona doğru. “SENİNKİ VAR YA!”“Şşşş!” Hufflepuff masasına döndüm kimse duydu mu diye kontrol amaçlı. Özellikle de Charl. Gryffindor’dan birkaç bakışı üstümüze çekmiş olsak da sorun yoktu. “Bağırarak fısıldamak hala bağırmak oluyor kankam.” dedim azarlarcasına.
“Tamam tamam, seninki var ya.
"Charl mı?"dedim kaşımı kaldırarak.
"Hah, Charlotte işte ya adını unutuyorum hep. Ama ben birrr şok bir şok anlatamam Samu. Bak seni severim, Alice’ten sonra kızdım doğruya doğru ama bu sefer turnayı gözünden vuracak gibiydin. Hiç bekle-“
“Ne olmuş” Tüy kalemimi masaya vurmaya başladım sabırsızca.
“Ya bak yine hani garip bir kız diye düşünmüştüm, bir sorun vardı ama bunu da yapmazsın be. Bu da yani BOM-BA!” Ne bombası? Ne yapmış olabilir ki? Sorunu neymiş? Bakışlarımı görünce “Ah tatlım.. Keşke sana bunu ben söylemiyor olsam-“ Edward oturdu bir anda yanıma. İkinci dedikodu bombası. “Aha tamamlandı baykuş hattı. Söyle neymiş?” dedim derin bir nefes alarak. Gerildim.
“Kannnkaaa. Charlotte senin kuzenle işi pişirmiş yaa. Şok oldum, sen de şaşırmadın mı?”
Ne yapmış?
“Ne pişirmiş? Mutfakta mı?” Nasıl?
“Samu beraberlermiş işte! Sevgililer mi bilmiyorum ama gizlice buluşuyorlarmış!”
Ne demek buluş- “Onlar sevmiyor birbirini.” dedim dalgınca. Sevmiyorum, anlaşamıyorum diyordu? Yalan mı söylediler? Eadwig bana yumruk attı. İki kere hem de. Charl ile olmamı kıskanıyordu. Bu muydu aylardır çözemediğim sorunumuz? Charlotte’a kaydı gözüm. Eadwig’e döndüm sonra. İkisi de sakince parşömenleriyle ilgileniyorlardı. Çok masum gözüküyorlardı böyle. Arkamı dönünce mi bakmaya başlıyorsun Eadwig piçi? Yok abi Eadwig bana bunu yapmaz. Charlotte da dünya tatlısı bir kız. Charlotte ya. Tamam beni reddetmiş olabilir ama bunu yapmaz. "Uydurmayın." dedim kafamı sallayarak. Gözlerimi kapamıştım anlık. İnanmak istemiyorum tamam mı? "Yalan söylüyorsunuz. Kızı salayım diye yapıyorsunuz. Çok kötü taktik. Plan yaptım ben, çıkışta konuşacağım Charl'la." Fazla ses çıkarmıştım, Charlotte'ın bize döndüğünü görünce kafamı çevirdim ve sakin kalmaya çalışarak bacağımı sallamaya başladım.

"Yalancı mıyız biz şimdi?" dedi Edward alınganca.
Martha da "Ne zaman sana yanlış dedikodu getirdim? Mantıklı düşün, AÇ GÖZÜNÜ! Saplanmış sırtına bıçaklar! Kan bağın var da noldu bak, sana en büyük kazığı attı herif!"
"ŞŞŞ Sessiz olur musun? Ciddi sanacaklar." dedim etrafı kolaçan ederken.
"Bak, zaten herkes bunu konuşuyor. Kaynıyor kazan, buharlaşacaksın sen de yakında."
Yüzümü buruşturdum. Ellerimle yüzümü kapadım, ovaladım. Baş ağrısı saplandı bir anda. Hayır hayır, yok öyle bir şey. Ayağa kalktım aniden. "E gideyim ben, sorarım öyle mi diye? Charlotte doğruyu söyler." Saçmalama çok kızar iftira diye. Nasıl inanırsın falan diyecek kesin. İnanmış gibi yapmasam daha iyi. Oturdum geri. Offf. Saçlarımı yolmaya başladım. Kıkırdama sesleriyle sağıma döndüm. Bana bakıyorlar. Niye gülüyorlar ki? "Ne? Ne var?" dedim gözlerimi büyüterek. Arkasını döndü kızlar. Derken sırtıma bir kağıt atıldı, döndüm, aldım yerden. Gözümü ovalayarak gözlerim dolmasın diye uğraşıyorum. Beraber hayal etmemeye çalışıyorum ikisini. Kuzenim, aşık olduğum kız. Dokunmaya kıyamam ben bu kıza. Ne yapmış olabilirler? Açtım kağıdı. Bir kızla erkek ele ele yürüyor. Erkeğin gözlerinde kalpler var. Derken biri gelip çocuğun sırtına kılıç saplıyo. Kızla devam ediyorlar? Şaka mı lan bu? Arkamı döndüm, Eadwig tarafından geldi kesin. Kalktım bir hışımla, attım önüne kağıdı.
Yüzüne bakarak “orospu çocuğu” diye geçirdim aklımdan.

3
Lejant Alanı / Samuel R. Boleyn
« : 28 Şubat, 2022 00:08:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kronolojik sıralamazsam kaybolucaklar yakında, bir anda ileti sayılarımın da arttığını fark ettim o yüzden gerekli bi başlık.


Ödül: Okulun ilk haftası. Mira ile tanışıyoruz, kovalamaca oynuyoruz ve sonunda yanağıma bir öpücük konduruyor.

Kuzişim gelmiş (Vol III): 2. sınıf yazı. Kuzenimin başını öyle bir derde sokuyorum ki...

Kuzişim gelmiş (Vol IV): 4. sınıf yazı. Kuzenimle aramız neden bozuldu merak edenlere.

Kuzişim gelmiş (Vol I): 6. sınıfta Büyük Salon'da boş yaparken kuzenimle atışıyorum. Sonra benden Carmilla'yı "bulmama" konusunda yardım isteğini kabul ediyorum.

Kuzişim gelmiş (Vol II): Eadwig, Clayton ve Cyneric ile ormana giriyoruz. Andre bizi takip etmiş. Ormanda Carmilla'yı ararken cadı avcılarına yakalanamamız ve Carmilla'nın hayatımızı kurtarmasının üzerine seherbazların ortamı basması...

Hogsmeade Kermesi Gezisi: Geziye geldik. Çocuk gibi yemek savaşı başlattılar, Alice ile gezecektik ama Hufflepufflı kız Charlotte ile denk geline bırakamadık birbirimizi. Veya ben onu. Eadwig bana saldırdı, neden anlamadım. Kavga ettik onunla da.

1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi: Sınıfa koltuk getirdik, kuzenim de tahta oturdu. Profesör bayılınca kontrolü elime aldım ve gizemi çözdüm, çocuğa dönüşmüş adam. Uyutmaya çalışıyoruz şimdi.

Aşkistan: Kermesten sonra Charlotte'u köşe bucak aramış ama bulamamış olduğum için çok mutsuzum. Alice de kafamın etini yiyordu, patladım biraz. Sonra kız ağlamaya başlayınca olanlar oldu, bütün oklar bana döndü. Bir şekilde konuyu çevirip erkekler tuvaletine kaçtım derken Charlotte geldi içeri. Böceğini arıyormuş. Yardım edeyim dedim tabi ama onu düşüneyim derken kavga ettik biraz. Neyse sonunda baş harfimi ayakkabısına işledim.

Samuel R. Boleyn v Mirabelle Starlight: Düelloda çok uğraştım ve yeniyordum ama son anda Mira kazandı. Yine de centilmenliği kaybetmemek lazım. Rezil olmadan kapadık konuyu.

Av, Avcı ve Aslanlar: Herkesi sırayla sorguya götürürlerken beni ve Eadwig'i neden almadıklarını sorgularken Seth Carter ile karşılaştım. Adam sek karizma. Bir sürü öğüt verdi bir de siyaset konuştuk. Havalı birisi.

Bu Su Hiç Durmaz: Charlotte'a bıraktığım baş harfi işe yaradı, buldu beni bir iş için. Göl'e çağırdı. Gittik, boğuluyorduk neredeyse. Eadwig kurtardı neyse ki. Ben de Charl'ı kurtardım ama kolumdan yaralandım. Eadwig'e teşekkür edecektim ki ondan yediğim yumrukla da burnum kırıldı sanırım. Kavga da edemedim, Charlotte benim yerime götürüyordu işi. Atarlandım bıraktım kızı orada ama peşimden gelince hallettik bir şekilde.

[Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Samuel Raymond Boleyn Sorgusu: Seth Carter ile konuştuktan sonra Bakanlık'a götürülüyorum. Cornelia baya bir üzerime gelse de olabildiğinde yardımcı olmaya çalışıyorum. Zaten ben niye karşı çıkayım ki? Bir de sonunda staj ayarlayabilsem tam olucak.

Gecelerine Gün Gibi: Sorgudan döndükten sonra Charl ile beklenmedik bir temas yaşayınca ilk ne yapacağımı bilemedim. Sonradan dank etti tabi. Gece uyku girmedi gözüme, düşün dur... Dedim ki güzel bir plan yapmam lazım. Ve kızı ilk olarak pikniğe götürmeye karar verdim.

1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi: Mira ile eş olduk. Ne olacak Allah bilir.

Oğlum o senin yeengen yeengenn: Sırtımdaki bıçakları çıkarıyorum tek tek.

Need for Speed: Diagon Yolu: 6. sınıf yazı. Diana ile alışverişe geldik, sonra okuldakilerle karşılaşıp yarışmaya başladık. Sırlar dökülecek birer birer.





4
Hogwarts Bahçesi / Gecelerine Gün Gibi
« : 27 Şubat, 2022 03:47:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube] https://youtu.be/vdPTUSrNF9U[/youtube] [/spoiler]
iki şarkı ekliyorum dayanamayıp
[spoiler][youtube] https://youtu.be/6vNHHKmhZo0[/youtube] [/spoiler]

Okula girdiğimizde üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordum. Eadwig ile birlikte Büyük Salon’a doğru yürümeye başlamıştık. Alıştığım ortama geri dönmüş olmak, dışarıda var olan hayatı göz ucuyla görmüş ancak yeniden yıllardır devam ettiğim hayatıma giriş yapmak bir yandan içimi rahatlatırken bir yandan da kafamı daha çok karıştırıyordu. Burada yaşadığımı sandığım o büyük, önemli hayatın dışında aslında koskocaman bir dünya vardı. Bugün gidip gördüğüm şeyler bana bunu çok güzel göstermişti. Aslında attığım adımların orayı ne kadar da ilgilendirdiğini görmek hoşuma gitmişti ama Bayan Barthélemy beni çok zorlamıştı. Öyle ki tişörtümün sırılsıklam olduğunu hissediyordum odadan geri çıkarken. Neyseki buraya geri dönmeden önce bir süre daha beklemem gerekmişti, Eadwig’in sorgusu benden çok daha uzun sürmüştü. Öncesinde kapıları tekmelediğini anlattıkları için de konuşmak için direndiğin tahmin ediyordum.

Beklerken de Cornelia ile uzun uzun sohbet etmiştik, hatta bu yaz yanına staja gelebileceğimi söylemişti. Sonuna da “yazın orada olursa” diye eklemişti. Bu kadar belirsiz miydi işte kalma durumları yoksa kendisiyle alakalı kişisel bir durum muydu anlamamıştım. O olmazsa da staj için Seth Carter ile konuşmayı düşünüyordum. Tamam, adamın işi başından aşkındır tahmin edebiliyorum ama yine de hazır tanışıklığımız varken kullanmazsam ayıp ederim kendime. Yengem vasıtası ile girmek istemiyorum, kendi bağlantılarım ile çözeceğim bu işi.

Büyük Salon’a girdiğimizde Gryffindor masasına doğru ilerlemeyi planlıyordum ama bir anda yükselen uğultu ve bize doğru dönen kafalar ile durdurdum kendimi. Masalardan büyük gruplar halinde ayaklanarak yanımıza gelmeye başlamışlardı. Yemeklerini sükut içinde yemekte olan Profesörlerin de bakışlarının bize çevrildiğini görüyordum. İlk önce Edward ulaştı yanıma ve bana sarılarak sırtıma vurdu iki kere. “Samu, döneceğini biliyordum kardeşim.” dedi. Bu aralar çok şımardı Edward, kim yaptı merak ediyorum. “Döneceğim tabi oğlum.” dedim gülerek. Tutuklayacak değillerdi ya, bir şey yaptım sanar duyan da. Etrafımızda Mira’nın ve Eadwig’in de arkadaşlarıyla geniş bir çember oluşmaya başlamışken tek tek yaklaşanlara sarılıyor, iyi olduğumu söylüyordum. Alice, Margeret’ın arkasından çekingen adımlarla yanıma kadar gelmiş ve iyi olup olmadığımı bile sormuştu. Şaşırmıştım bu adımına, bir süre daha bana sinirli kalmasını bekliyordum. “Biraz zorladılar ama- Hop!” Üzerime atlayan Charlotte ile sözlerim yarıda kesilmişti. O kadar güçlü atlamıştı ki birkaç adım geriye gitmek ve sağ elimle arkamdaki duvara tutunmak zorunda kalmıştım. Neler olduğunu anlayamamıştım ilk başta. Bana kollarını boğacakmışçasına dolamış Charlotte, ikimizi ilk defa yan yana gören neredeyse bütün arkadaşlarım ve garipseyen gözlerle ikimize bakıp kendi arasında fısıldaşan birkaç kız grubu. Alice’in yanaklarının sinirden kızardığını görebiliyordum, Sadece üç-dört adım önümde bizi izliyordu. Etrafımı incelemekten ne Charlotte’un buna cesaret etmesini ne de yaşadığım anın güzelliğini düşünebilmiştim. Kız bana sardığı kollarını ayırmak istediğinde aptallığıma söverek kendime doğru geri çektim ve bu sefer kollarımı beline dolayarak sarıldım sıkıca. “Şimdi daha iyiyim.” dedim başımı da sağ taraftan omzuna doğru eğerken. Algılayamıyordum bu anlık duygu yoğunluğunu. Geri çekildim sonunda yavaşça. “Fazla zorladılar herhalde seni. Yine sarılırsın, bir yere gitmiyorum.” dediğinde 32 diş gülümsemiştim. Çok cesurdu ve beklenmedikti cevabı. Sarılırdım tabi, madem öyle ben hep sarılırdım.

Clayton gelip “Samu, niye almışlar seni? Ne sordular, bir daha alacaklar mı?” dediğinde herkesin de meraklı bakışlarının bize döndüğünü fark etmiştim. Düşünceli bir şekilde başımı kaşıdım. “Biliyorsunuz, Carmilla ile karşılaştığımız için yeni terör olayları hakkında önceden savunma yapabilmek istiyorlar. Bizim de vereceğimiz her bilgi çok önemliydi. Eğer gelişme yaşanırsa, tekrar gitmemiz gerekebilir evet.”  dedim sorgularla alakalı.

Bu sırada bir kızın bağırması ile sohbetimiz kesilmişti yine. “Yaaa, iyi ki sizi suçlamamışlar!” diyordu Barbara. Gülümsedim ona da olabildiğince samimi kalmaya çalışarak.

Bu şekilde bir süre daha sürdü konuşmamız, abartısız 30 kişilik bir kalabalık oluşturmuştuk ve profesörlerin de rahatsız olmaya başladığını görebiliyordum. Sonunda ben de bu konuyu böyle bir kalabalıkla konuşmaktan sıkılmış ve bunalmıştım. Charlotte da yanımda sessiz sakin bekliyordu, ona karşı sorumlu hissediyordum. “Arkadaşlar, yemekten sonra konuşalım tekrar. Bütün gün Bakanlık’taydık, acıkmışız.” dedim ve herkes dağılmaya başladığında Charlotte’un koluna dokundum bana bakması için. Heyecanlıydım, en kısa zamanda onunla uzun uzun konuşmak istiyordum ama şu an gerçekten yemek yemem gerekiyordu, sonrasında da büyük ihtimalle Gryffindor Ortak Salonunda biraz sohbet ederdik ve ben çok yorulduğum için erken uyurdum. “Yarın öğlen konuşalım mı? Tam bu kapıda buluşuruz, görmemek imkansız.” dedim. Onayladıktan sonra da masama yola koyuldum.


—-


Gece yatağımda bir sağa dönüyorum, bir sola. Hayatımda bazı önemli anlar olduğunu düşünüyorum, veya bugünkü noktada önemli günler. Nasıl bir gün yaşadığımı düşüne düşüne heyecandan gözüme uyku girmiyor. Seth Carter ile tanıştım, adam bildiğin Sihirsel Yaptırım Daire BAŞKANI! Konuşmasını düşünüyorum, bana verdiği öğütleri… Soyadımdan bahsetmişti; gurur duymamı, en azından kendimi kabullenmem gerektiğini söylüyordu. Haklı mıydı emin değilim, Boleyn dediğim anda üzerime çevrilen bakışlardan ve akıllarından geçtiğini ezbere bildiğim düşüncelerden kaçmak istiyordum. Beni tanımaları gerekiyordu, asıl benliğimi. Abi beni Boleynler bile aralarına almıyorken ben neden onları kabullenmekle uğraşıyordum ki? Bu kaderi hak etmemiştim. Yine de haklıydı Bay Carter, sonuçta ne olursa olsun bu benim yazılmış kaderimdi. Yazılanı silmek yerine kalemi elime alıp devamını getirmem gerekiyordu. Peki bunu yapabilir miyim? Hem de nasıl! Bayan Barthelemy bile kabul etti kuzenim gibi olmadığımı. Benden beklemediği şekilde davranmıştım, etkilendiğini çaktırmasa da %100 emindim beni sevdiğine. Ha, sorgu sırasında üzerime geldi mi geldi. Orası ayrı konu. Stresten alnımda, çenemde ve bıyıklarımda hissettiğim ter boncukları hala yerinde gibi geliyor. Bir suçum olmadığını bilmeme rağmen, o an bana yüklenebilme ihtimali olan bütün iftiraların yükünü hissetmiştim omuzlarımda. Hayal gücümün çok ucunda, ayrı bir dünya gibiydi yaşananlar. Bir parçası olmak da inanılmaz hoşuma gidiyordu. Şu an bütün Büyücedünya bu gelişmeleri takip ediyordu ve ben, bu konuda yardımcı olacak insanlardan biriydim. Tarif edilemez bir duygu. Okula girdiğimde, Büyük Salon’da etrafıma toplanıp neler olduğuyla ilgili biraz olsun laf almak için ağzımın içine bakan onca Hogwartslı... Onlarla aynı yollardan geçmiş olmamıza rağmen hiçbiri bu konumda değildi. Küçüklükten beri hayalini kurduğum üst noktaya doğru ilerliyor gibi hissediyordum. Kendimi gaza getirmek gibi de olmasın ama amacıma ulaştığımı her gördüğümde biraz daha egom tatmin oluyordu.

Sırf bu yaşadıklarım da değil, bugün deneyimlediğim yeni bir şey daha vardı. Charlotte’ın beni merak ettiğini görmek, ona sarılmak, kokusunu hissetmek ve endişesini fark etmek… Varlığından haberdar olmadığım farklı bir şeyler uyanmıştı o an. Tam bana koşarak sarıldığında, etraftaki gürültü ile Charlotte’un sesinin arasındaki git geli yaşamıştım ve sonunda sadece onu dinlemek istediğimi fark etmiştim. Bu hissi, belki de daha fazlasını çok hayal etmiştim şimdiye kadar. Ama hayal ettiğim bunun yanından bile geçemezdi. Kokusu, teninin sıcaklığı, göğsünün heyecanı… Hepsini yakından hissedebiliyor olmak o kadar ayrıydı ki. Ben şimdiye kadar kimseye, sarılmayı bırakacağım için üzülmemiştim.
Sanki bıraksalar o sırada bütün dünya durabilirdi benim için. Bir anda yaşadığım her şeyi başka kimseye değil, sadece Charlotte’a anlatma isteğiyle dolmuştum. Yaşadıklarımı bilsin, fikir üretsin, daha çok sarılsın, elimi tutsun… Hayal etmediğim kadar çok şey istemeye başlamıştım bir anda. Şu an yanımda olsa, bu hırbolar yerine odada sadece ikimiz olsak, sabaha kadar tek isteyeceğim şey konuşmak olacaktı. Ona günümü anlatmak, Seth Carter’ın dediklerini söyleyip fikrini almak, sorgudaki bütün ayrıntıları sadece onunla paylaşmak… Sonra da onun gününü sormak istiyordum. Çok mu merak etmişti, ne kadar endişeliydi, neler duymuştu ve ne yaşamıştı? İnanılmaz merak ediyordum hem de. Normal mi? Acaba şimdiye kadar hissetmem gereken şeyler bunlardı da ben mi sorunluydum? Bilmiyorum. Bence farklı olan Charlotte. Beni değiştirebilecek kadar kuvvetli bir enerjisi var. Değişmek istiyorum, onu bilmek, hissetmek, onun da beni duymasını istiyorum. Ve bana bugün bu karşılığı vermişti. Bana attığı bu adıma karşılık olarak ona koşabilecek kadar coşkuluydum şu an.

Aptal gibi gidip öğlen konuşalım dedim; neden bu akşam değil, yarın sabah değil de ÖĞLEN?

Biraz döndüm yatakta, doğruldum ve komidinin üzerindeki bardağı tutup su içtim. Uyku yok gibiydi bu gece. Bazı geceler ayağa kalkıp odayı turladığım olur, hatta uykum gelsin diye spor bile yaparım ama odadakiler o kadar küfrediyorlar ki olabildiğinde tutmaya çalışıyorum kendimi. Kalkıp Ortak Salon’a inmek de istemiyorum, tek başıma kafa dinlemem lazım. O yüzden sıkıştım kaldım burada. Horlama sesleri de kulağımı tırmalıyor ama Charlotte’u düşünmeye devam. Bir plan yapmam gerekiyor. Öğlene kadar güzel bir incelik ayarlasam… Artık resmi olarak da aramızda bir şey olduğunu söyleyebilir miyiz? Hala beraber avluda yürüyüşe çıkmadık veya onu Hogsmeade’de bir cafeye götürmedim ama çok daha fazlasını yaşadık bence. Üzerine bugün bütün okulun önünde üzerime atlaması bence ona bahsettiğim riski göze aldığını gösteriyor. Daha Gryffindor masasına oturamamışken bile birilerinin gelip Rillian ile aranızda ne var şeklinde sorularına maruz kalmaya başlamıştım. Onu düşünemiyordum bile. Alice’in üzerine denk gelmesi hiç iyi olmadı. Neyse, bunlar çözülür. Ama Charlotte ile resmi bir randevuya ihtiyacımız var. Yataktan kalktım hızlı bir şekilde ve terliklerimi giyerek odada tur atmaya başladım. Dedim ya, bu gece uyku yok. Çözeceğim bunu.

______

Bir sonraki gün, öğle yemeği vaktinde
—

Yerimde duramıyordum, sabaha kadar oturmuş olmama rağmen sanki içimde tükenmeyen bir enerji vardı. Büyük Salon’un kapısının önünde koridorda Charlotte’u bekliyordum. Arada geçen hayaletlere selam veriyor, yemeğe gelen alt dönemlere de laf atıyordum ama gözüm merdivenlerdeydi. Yemeği o kadar hızlı yemiştim ki kız daha buraya gelemeden kapıda dikilmeye başlamıştım bile. Merdivenlerden indiğini gördüğümde ona doğru hızlı adımlar atmaya başlayarak aramızdaki mesafeyi tamamladım. “Nasılsın? Ben süperim. Aç mısın?” Aç olmasını umuyordum.  “Bugün hava çok güzelmiş, acilen dışarı çıkmamız lazım. Görmen gereken şeyler var.” dedim ve sağına geçip yolu bir hizmetkarmış gibi gösterdikten sonra onunla beraber yürümeye başladım. Bahçeye doğru ilerlerken ne söyleyeceğimi bilemeyerek ağzımı açıp kapıyordum. Onun bir şey söylemesini bekliyor, niyeyse yanlış bir laf etmekten çok korkuyordum. Sonunda konuşmak için bir sürü cümle sıralamaya başladım. “Günün nasıl geçiyor? Derslere girdin mi? Benimki şu ana kadar çok doluydu. Bir sürü şey plan- Neyse zaten konuşuruz. Sen anlat. Ben dün pek uyuyamadım, önemli değil ama!” O konuşurken de bahçeye varmıştık. Bu saatlerde herkes yemekte olduğundan genelde birkaç kişi olsa da şimdilik yalnız kalabileceğimiz ağaçlar altında gizlenmiş bir yere ilerletiyordum onu yanından. Bir çalılığın önüne geldiğimizde ellerimle ayırarak geçmesini söyledim. İkimiz de girdiğimizde onu ortaya doğru çektim. “Samuel Raymond Boleyn ile hızlandırılmış bir güne hoşgeldiniz.” dedim ve önünde reverans yaptım. Soyadımı kullandığım için anlamlı bir şekilde biraz daha gülümsemiştim eğilirken. Elimi yana savurdum işaretimi bekleyen çocuğu çağırmak için. Ağaçların arasından çıkarak yanımıza koşup bir örtü serdikten sonra az önce olduğu yere tekrar koşmuş ve bir sepet çıkarıp piknik örtüsünün üzerine bırakmıştı. “Oturalım mı?” dedim önden geçmesi için, arından ben de yanına geçtim. Sepetin kapağını açarak içinden hazırlattığım minik atıştırmalıkları çıkarmaya başladım. Bu sırada da tanıtıyordum elimdekileri. “Başlangıç olarak menümüzde kraker kulaklı, kuru üzümlü ve kakao kaplamalı hamamböceği şekilli özel yapım atıştırmalıklarımız var. Şekilleri…” Ev cinlerinden yaratıcı bir şey istediğim için beni pişman etmişlerdi ancak yine de sanki planlıymış gibi devam edecektim. “Sarı kadar sempatik olmasalar da bir giderli var bence. Ana yemek olarak balkabaklı mantı. Denemiş miydin hiç? Değişik bir tarif. Vejetaryen usulü…” dedim gülümseyerek. “Bunları yerken de susamamak adına seveceğini düşündüğüm Lahana Suyu.” Cam şişeyi ve karton bardakları çıkarıp ikimizin önüne koydum. “Tatlısız da olmaz diyerek: Şekerli Ananas. Pudra şekeri ve ananasın kızartışmış hali, bir de özel malzemesi ile. Orası saklı kalsın, en sevdiğim basit tatlılardandır.” Ve her şeye karşılık gülümsedim. Tepkisini ölçmem gerekiyordu. Ne düşünüyordu? Hoşuna gitmiş miydi? Menü bana kalırsa pek de iç açıcı değildi. Zaten ben bu yüzden yemek yemiştim o gelmeden. Ama onun beğenmesi için özel olarak sabahtan beri mutfakta ev cinleriyle beraber mesai yapıyordum. Sabah ilk dersten önce Charlotte’un en yakın arkadaşı Eleanor’u yakalayıp en sevdiği yiyecekleri öğrenmiş ve ona göre gidip bir şeyler hazırlatmıştım. Karşılığında Başkanlar Banyosunu bir saatliğine ev cinlerine kapatma sözü vermiştim ama bunun beni ne kadar zorlayacağını o sırada umursamıyordum. “Nasıl?”

5
Hogwarts Bahçesi / Av, Avcı ve Aslanlar
« : 08 Şubat, 2022 23:14:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Son zamanlarda her yer kasvet dolu. Bir gün André, bir gün Mirabelle, bugün Profesör Lowell... Her biri Bakanlık'ta sorgulanmaya götürüldüler. Okuldaki öğrenciler arasında da, neler olduğu konusunda hararetli bir münakaşa söz konusu.  Carmilla ile karşılaştığımızdan beri doğru ile yanlış kavramını kaybettim. Ares'e işkence eden kadının aynı zamanda bizi kurtarmış olduğu gerçeği inanılmaz kafa karıştırıcı geliyor. Bazılarının Carmilla'yı savunanlara cephe almaya başladığını duydum bile, bazıları ise Carmilla'nın hepimizi kurtaracağını ve bu yolda kurbanlar verilebileceğini falan söylüyor. İnsanlar bu kadar kolay kan dökmeye tamam dememeli bana kalırsa. Başka yöntemleri olmalı, kuralları olmalı... Eğer Ares'in annesini gerçekten Carmilla öldürdüyse, onun hakkını birinin araması gerekiyor ve birinin cezasını çekmesi gerekmiyor muydu?

Etrafımda aynı konu konuşuluyordu ama sanki bilmedikleri o kadar çok şey vardı ki... Aklımdan geçenleri rahatça onlara anlatabileceğimi düşünmüyordum. Ya anlamayacaklardı, ya da anlamaları daha kötü olacaktı. "Gençler," dedim masadan kalkarken. "Sohbetinize doyum olmaz. Keşke konuşunca doğruya ulaşabiliyor olsaydık. Göreceğiz neler olacağını." dedim ve yürümeye başladım dışarıya doğru. Nereye gittiğimi soranlara da ders çalışacağımı söylemiş ve kaçmıştım ortamdan. Ders dediğim zaman beni caydırmaya çalışmaktan vazgeçerlerdi çünkü. Charlotte'u aramayı planlıyordum aslında. Onu bugün hiç görmemiştim, genelde bulunduğu noktalara göz gezdirecektim. Karşılaşırsam konuşurduk. İlk durağımız: bahçe.

Ben bizim de Eadwig ile gideceğimizi düşünüyordum aslında ancak kimse çağırmamıştı daha. Daha geçen gün Carmilla ile karşılaşmış hatta Bakanlık ile karşı karşıya kalmıştık. Karşılarına geçip şu anda arama emri olan birini savunduğumu düşününce beni neden sorgulamak istemediklerini merak etmiştim. Şu anki Daire Başkanı'nın yerinde olsam kesinlikle çağırırdım bizi. Onun da işi başından aşkın olmalı... Eadwig ile konuşuyorduk geçen, Daire Başkanının yerine Seth Carter adında birinin geçtiğini öğrenmiş amcamdan. Hakkında pek bir bilgim yoktu ancak tam da şu olaylar olurken böyle bir konuma geçmiş olmak hem tecrübesizlikten hem de yanında sadık birileri olmadığından mutlaka zor olmalıdır diye düşünüyordum. Bir gen benim gelmek istediğim noktadaydı, tanışmak isterdim.

Bahçeye çıktığımda Charlotte ile değil de şu ana kadar görmediğim bir adam durmaktaydı. Sigarasını içiyor ve soğuk havayla birlikte üflediği dumanı bahçeyi dolduruyordu. Bu aralar bakanlıktan gelen insanların okulda bulunabileceği konusunda uyarılmıştık. Bina başkanı olarak da kimsenin taşkınlık yapmaması için kontrollü olmaya dikkat ediyordum. Etrafta kimse var mı göz gezdirdim, adam yalnız duruyordu. Ne için beklediğini merak ederek, biraz da bilgi alabilmek için yanına gittim ve "Merhaba," dedim. Bana döndüğünde de başımı kısaca eğerek kendimi tanıttım. "Samuel. Çok dertli içiyorsunuz." dedim sigarayı kast ederek. "Yoğun bir gün sanırım."

6
Öğrenci Postası / Samuel R. Boleyn | Baykuşhane
« : 05 Şubat, 2022 03:28:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Nefret mektuplarınızı böyle okuyorum.

7
Hogwarts Bahçesi / Aşkistan
« : 05 Şubat, 2022 00:58:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Anlamlı bi şarkıdır kendisi, kurgu özetidir.
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=RekpipbqttE[/youtube][/spoiler]


Tarih: Kermes'ten bir hafta sonrası
-------

Biçim Değiştirme dersinin son demlerini yaşıyordum, artık oflayıp puflamaya başlamıştım kendi kendime. O kadar yüksek sesliydi ki yan koltuğumdaki Clayton dirseğime vurarak yaslandığım yerden düşmemi sağlamış ve "Tamam Boleyn, sıkılığını anladık." demişti beni tersleyerek. Boleyn denmesinden çok rahatsız olurdum, sanırım şu an şımarıkça davrandığıma dikkat çekmek için bu şekilde seslenmişti. Umursamadan kolumu tekrar koltuğun yanına dayadım ve kafamı yasladım. Canım sıkkındı, belli olacağı üzere. Neden? Bilmiyorum. Çok bastı her şey. Sıkılıyorum. Profesör'ün dersin bittiğini söylemesiyle ayaklanmam bir oldu, kapıya ilerlemeye başlayan ilk kişiydim. Umarım saygısızlık olarak algılamazdı bunu ancak acilen ortamdan uzaklaşmam gerekiyordu. Peşimden seslenildiğini duyunca derin bir nefes alarak adımlarımı yavaşlattım koridorda. "Sam, bekler misin?" diyordu Alice. Yanıma ulaşıp koluma girdiğinde kendi kendime daha ne kadar rahatsız olabileceğimi sorguluyordum. "Derste aklına bir şey takılmış gibi geldi. Ne oldu? Dün yanlış bir şey mi söyledim sana?" Dün ne oldu ki? Ha... Dün Alice ile bahçede yürümüştük biraz. Sohbet etmiştik yani, başka bir şey değil ki. Neyine alınayım? "Hayır tabii ki." dedim gülümsemeye çalışarak. Niye gülümseye çalışıyorsam? Alice çok iyi bir kız ama şu an çok darlanıyorum. Nereden çıktı zaten anlamadım ki. Bir gün Martha geldi - kendisi kızlar arasında yakın olduğum sayılı kişilerdendir, kafa kızdır - ve Alice'e bir şey olduğunu söyleyerek yardımımı istedi. Düşmüş mü ne olmuş? Gittik baktık, hastane kanadına taşınmasına yardımcı oldum ilk. İki hafta önceydi sanırım bu olay, sonra bir baktım konuşmaya başlamışız. Millet de bir şey oluyor sanıyor ama ben çok darlanıyorum yani. Zaten... "Neyin var o zaman Sam?" Sam kısaltmasından da hoşlanmam ki ben. Kolum da ağrıdı kolunu taşımaktan... Amacım saçımı düzeltmekmiş gibi davranarak kurtardığım sağ kolumla bir süre kafamda oyalanacaktım mecbur. "Bir şey yok. Sadece içimde... Bir enerji eksikliği var sanki. Anlatabiliyor muyum?" Bu söylemimle adımlarının yavaşladığını fark edince ben de yavaşladım, fazla mı sert olmuştu. Onunla alakalı değildi bu, kafam doluydu. Alice gerçekten çok tatlı bir kızdı, iyi niyetliydi ama ben böyle oyunlarla ilgilenmiyordum şu anda. Hem de... Aklımdan atamıyordum Charlotte'u.

İnanılmaz bir gün geçirmiştik. Hogsmaede, o günkü kadar güzel hiç gözükmemişti gözüme. Eadwig ile ettiğimiz kavgadan sonra mekana girmiş ve Charlotte'un iyi olup olmadığına bakmaya gitmiştim. Ağlaması durmuştu, sonra bir anda etrafta beni iyileştirmek için koşuşturmaya başladı. Buz getirdi, kafama tuttu, bıcır bıcır bir sürü şey anlattı ve bir anda keyfimi yerine getirdi. O olmasaydı bütün gün oturur kuzenim hakkında düşünerek sinir küpü olurdum ama yarım saat sürmemişti kuzenime bozukluğum. O kadar farklı, o kadar ilginç konular konuşmuştuk ki ben bir kızla böyle derin sohbetlere girebileceğimi açıkçası tahmin bile etmezdim. Evet biliyorum, saçma bir düşünce ama şu ana kadar çok kızla konuştum ama asla oturup Ev Cinlerinin kelliğiyle ilgili protestolardan, ne bileyim toplumun faydasına herhangi bir şey düşündüklerine asla rastlamadım. Bu kız melek gibi bir şeydi. Sonra da Alice gelmişti işte. Her şeyin içine bir kara kedi gibi girmeyi başarmıştı. Keşke onun hakkında böyle düşünmüyor olsam çünkü o günü beraber geçireceğimizi umması kadar doğal bir şey yoktu, bu öngörüyü ona ben vermiştim. O zamanlar durum çok farklıydı.

Sonraki günlerde de Charlotte ile konuşmayı çok denedim ama fark ettim ki bizim ne ortak arkadaşımız, ne de aynı zaman diliminde aynı yerde bulunduğumuz varmış. Bu kızla iki çift laf edebilmek için uğraştığım kadar hiçbir kızın peşinden koşmamıştım. Doğruya doğru, bu da beni biraz gaza getirdi. Hem de o gün kuzenimin yarattığı izlenimi bozmak istiyordum, bunun da hırsı vardı ama bilmiyorum... Sadece bunlar değil. Charlotte çok farklıydı. "O zaman sorun ne? Bana böyle davrandığına inanamıyorum. Martha uyarmıştı!" Bir dakika, neler oluyor ya?

Alice bir anda ağlamaya başlamış. Bir şey demedim ki bu kadar abartılacak? Durdum, koridorun ortasında kız bana bağırıyordu ben de etrafıma bakıyordum biri yardım etsin diye. Edward'ın uzaktan deli işareti yaptığını görünce bir ses çıkardım, gülmemek için kendimi tutmaya çalışmış ama başaramamıştım pek. Alice'in gözlerini daha çok belerterek ağzını açışını görünce "Alice." dedim role girerek ve anlayışlı bir şekilde omuzlarından tuttum iki yandan. "Sadece dalmışım. Ders çok sıkıcıydı tatlım. Ayrıca Martha'nın seni ne konuda uyardığını anlamıyorum. " dedim. İnanmış mıydı? Yanakları kızarıyor, gözlerimi hızlı hızlı takip ediyor gözleri. Puan veriyor... Derin bir nefes... "Pardon." Burnunu çekti ve gözlerini sildi. "Ben... Ben yanlış anladım." Güzel, ipler bende. "Ne anladın tam olarak? Martha ne diyor?" Endişelenmeye başladı, arkadaşını sattığını düşünüyor şimdi. İnkara geçiş. "H-Hiçbir şey..." "Seni uyardı mı benim hakkımda?" Kabulleniş."Yani, evet ama..." "Arkadaş olacağız güya, sen de ona inanarak benim üzerime geliyorsun şimdi?" Gözleri tekrar doluyor... "Çok iyiymiş ya, siz ikiniz devam edin bu yürüyüşe o zaman." Hoppp güm, tamamdır bu iş. Arkamı döndüm, bıraktığım enkazdan olabildiğince hızlı kaçmaya çalışarak erkekler tuvaletine daldım.



8
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Samuel Raymond Boleyn
« : 02 Şubat, 2022 01:04:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Samuel Raymond Boleyn
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Yaşıtlarına göre her zaman bir tık daha olgun davranışlar sergileyen ancak bazen ergenliğin de etkisiyle sınırlarını aşmayı seven, kendine sonsuz güvenen hatta bu konuda bazen aşırıya kaçtıından kibirli sayılabilecek seviyelere ulaşan bir karaktere sahip. Çevresiyle o kadar rahat bir şekilde iletişim kurabilir ki doğuştan kabiliyet desek yeridir. Yeni girdiği bir ortamda insanlara tanışmak ve kendini sevdirmek knusunda üzerine yoktur, bu konuda attığı adımları doğal bir yetenek ile sergiler. Bu da ona aslında çevresindekileri ilerletme ve yönlendirme olanağı sağlar, lider ruhlu olduğundan ve adımlarını atmadan önce planladığından stratejik kararlarıyla planlarını başarıya genelde kolayca ulaştırır. Kararlıdır, bir işe başladıysa sonuna kadar götürür. Enerjisi sizi inanılmaz yükseltir ancak bazen sinirlendiği noktalarda hiç tahmin edemeyeceğiniz düzeyde tepkilerle karşılaşabilirsiniz. Ar damarına basmayın yeter.
Karakterin Kısaca Geçmişi: Boleyn ailesinin varislerinden bir diğeri. Çocukluğunda yaramazlık yapmayı sevse de "uslu çocuk" sıfatıyla anılmaktan dolayı üzerinde büyük bir sorumluluk hissederek büyümüştür. Küçüklüğünden bu yana kitaplara ve edebiyata çok ilgilidir. Babalarının büyük odalarda yankılanan sesleriyle siyaset konuştukları ve kavga ettikleri zamanlardan beri yönetime, devlet düzenine ve var olan hiyerarşiye ilgisi her geçen gün artmaktadır. Bu konudaki fikirlerini her ne kadar önceleri belirtmiyor ve kendi içinde doğru yanlış yanılgısına düşüyor olsa da yaşının ilerlemesiyle birlikte artık çok daha keskin çizgiler çizmeye başlamıştır.
İstediğiniz Sınıf:  VI. sınıf
Karakterinizin SBD Sonucu:  Samuel, Hogwarts hayatının ilk yıllarından itibaren var olan sorumluluk bilincinden dolayı derslerinde oldukça başarılı bir öğrenci olmuştur. Hepsinden çok iyi puanla geçmiştir.
İstediğiniz Bina: Gryffindor
Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü:10
Lanet Gücü:1
Tılsım Gücü:10
İksir Gücü:0

Sayfa: [1]