Anlamlı bi şarkıdır kendisi, kurgu özetidir.
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=RekpipbqttE[/youtube][/spoiler]
Tarih: Kermes'ten bir hafta sonrası
-------
Biçim Değiştirme dersinin son demlerini yaşıyordum, artık oflayıp puflamaya başlamıştım kendi kendime. O kadar yüksek sesliydi ki yan koltuğumdaki Clayton dirseğime vurarak yaslandığım yerden düşmemi sağlamış ve
"Tamam Boleyn, sıkılığını anladık." demişti beni tersleyerek. Boleyn denmesinden çok rahatsız olurdum, sanırım şu an şımarıkça davrandığıma dikkat çekmek için bu şekilde seslenmişti. Umursamadan kolumu tekrar koltuğun yanına dayadım ve kafamı yasladım. Canım sıkkındı, belli olacağı üzere. Neden? Bilmiyorum. Çok bastı her şey. Sıkılıyorum. Profesör'ün dersin bittiğini söylemesiyle ayaklanmam bir oldu, kapıya ilerlemeye başlayan ilk kişiydim. Umarım saygısızlık olarak algılamazdı bunu ancak acilen ortamdan uzaklaşmam gerekiyordu. Peşimden seslenildiğini duyunca derin bir nefes alarak adımlarımı yavaşlattım koridorda.
"Sam, bekler misin?" diyordu Alice. Yanıma ulaşıp koluma girdiğinde kendi kendime daha ne kadar rahatsız olabileceğimi sorguluyordum.
"Derste aklına bir şey takılmış gibi geldi. Ne oldu? Dün yanlış bir şey mi söyledim sana?" Dün ne oldu ki? Ha... Dün Alice ile bahçede yürümüştük biraz. Sohbet etmiştik yani, başka bir şey değil ki. Neyine alınayım?
"Hayır tabii ki." dedim gülümsemeye çalışarak. Niye gülümseye çalışıyorsam? Alice çok iyi bir kız ama şu an çok darlanıyorum. Nereden çıktı zaten anlamadım ki. Bir gün Martha geldi - kendisi kızlar arasında yakın olduğum sayılı kişilerdendir, kafa kızdır - ve Alice'e bir şey olduğunu söyleyerek yardımımı istedi. Düşmüş mü ne olmuş? Gittik baktık, hastane kanadına taşınmasına yardımcı oldum ilk. İki hafta önceydi sanırım bu olay, sonra bir baktım konuşmaya başlamışız. Millet de bir şey oluyor sanıyor ama ben çok darlanıyorum yani. Zaten...
"Neyin var o zaman Sam?" Sam kısaltmasından da hoşlanmam ki ben. Kolum da ağrıdı kolunu taşımaktan... Amacım saçımı düzeltmekmiş gibi davranarak kurtardığım sağ kolumla bir süre kafamda oyalanacaktım mecbur.
"Bir şey yok. Sadece içimde... Bir enerji eksikliği var sanki. Anlatabiliyor muyum?" Bu söylemimle adımlarının yavaşladığını fark edince ben de yavaşladım, fazla mı sert olmuştu. Onunla alakalı değildi bu, kafam doluydu. Alice gerçekten çok tatlı bir kızdı, iyi niyetliydi ama ben böyle oyunlarla ilgilenmiyordum şu anda. Hem de... Aklımdan atamıyordum Charlotte'u.
İnanılmaz bir gün geçirmiştik. Hogsmaede, o günkü kadar güzel hiç gözükmemişti gözüme. Eadwig ile ettiğimiz kavgadan sonra mekana girmiş ve Charlotte'un iyi olup olmadığına bakmaya gitmiştim. Ağlaması durmuştu, sonra bir anda etrafta beni iyileştirmek için koşuşturmaya başladı. Buz getirdi, kafama tuttu, bıcır bıcır bir sürü şey anlattı ve bir anda keyfimi yerine getirdi. O olmasaydı bütün gün oturur kuzenim hakkında düşünerek sinir küpü olurdum ama yarım saat sürmemişti kuzenime bozukluğum. O kadar farklı, o kadar ilginç konular konuşmuştuk ki ben bir kızla böyle derin sohbetlere girebileceğimi açıkçası tahmin bile etmezdim. Evet biliyorum, saçma bir düşünce ama şu ana kadar çok kızla konuştum ama asla oturup Ev Cinlerinin kelliğiyle ilgili protestolardan, ne bileyim toplumun faydasına herhangi bir şey düşündüklerine asla rastlamadım. Bu kız melek gibi bir şeydi. Sonra da Alice gelmişti işte. Her şeyin içine bir kara kedi gibi girmeyi başarmıştı. Keşke onun hakkında böyle düşünmüyor olsam çünkü o günü beraber geçireceğimizi umması kadar doğal bir şey yoktu, bu öngörüyü ona ben vermiştim. O zamanlar durum çok farklıydı.
Sonraki günlerde de Charlotte ile konuşmayı çok denedim ama fark ettim ki bizim ne ortak arkadaşımız, ne de aynı zaman diliminde aynı yerde bulunduğumuz varmış. Bu kızla iki çift laf edebilmek için uğraştığım kadar hiçbir kızın peşinden koşmamıştım. Doğruya doğru, bu da beni biraz gaza getirdi. Hem de o gün kuzenimin yarattığı izlenimi bozmak istiyordum, bunun da hırsı vardı ama bilmiyorum... Sadece bunlar değil. Charlotte çok farklıydı.
"O zaman sorun ne? Bana böyle davrandığına inanamıyorum. Martha uyarmıştı!" Bir dakika, neler oluyor ya?
Alice bir anda ağlamaya başlamış. Bir şey demedim ki bu kadar abartılacak? Durdum, koridorun ortasında kız bana bağırıyordu ben de etrafıma bakıyordum biri yardım etsin diye. Edward'ın uzaktan deli işareti yaptığını görünce bir ses çıkardım, gülmemek için kendimi tutmaya çalışmış ama başaramamıştım pek. Alice'in gözlerini daha çok belerterek ağzını açışını görünce
"Alice." dedim role girerek ve anlayışlı bir şekilde omuzlarından tuttum iki yandan.
"Sadece dalmışım. Ders çok sıkıcıydı tatlım. Ayrıca Martha'nın seni ne konuda uyardığını anlamıyorum. " dedim. İnanmış mıydı? Yanakları kızarıyor, gözlerimi hızlı hızlı takip ediyor gözleri. Puan veriyor... Derin bir nefes...
"Pardon." Burnunu çekti ve gözlerini sildi.
"Ben... Ben yanlış anladım." Güzel, ipler bende.
"Ne anladın tam olarak? Martha ne diyor?" Endişelenmeye başladı, arkadaşını sattığını düşünüyor şimdi. İnkara geçiş.
"H-Hiçbir şey..." "Seni uyardı mı benim hakkımda?" Kabulleniş.
"Yani, evet ama..." "Arkadaş olacağız güya, sen de ona inanarak benim üzerime geliyorsun şimdi?" Gözleri tekrar doluyor...
"Çok iyiymiş ya, siz ikiniz devam edin bu yürüyüşe o zaman." Hoppp güm, tamamdır bu iş. Arkamı döndüm, bıraktığım enkazdan olabildiğince hızlı kaçmaya çalışarak erkekler tuvaletine daldım.